1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

İş Görüşmesi Sözlüğü

Konusu 'Kariyer' forumundadır ve e-PaCk tarafından 3 Nisan 2009 başlatılmıştır.

  1. e-PaCk

    e-PaCk Forum Gururu

    Katılım:
    12 Ekim 2008
    Mesajlar:
    2.481
    Beğenileri:
    44
    Ödül Puanları:
    1.880
    Banka:
    331 ÇTL
    İş aramaya mı başladınız? Raconu ve lisanı çok farklı olan bir aleme girmeye hazırlanın.

    İlk adımda bir özgeçmiş yazmanız gerekecek. Ama hikâyenizi, öyle arkadaşınızla konuşur gibi kağıda aktarabileceğinizi sanıyorsanız çok yanılıyorsunuz. Özgeçmişin kendine has bir jargonu vardır. Önce onu öğreneceksiniz.

    Diyelim ki, iki yıllık uzmansınız. Yaptığınız da faturaları kontrol ederek bilgisayara girmek. Arada sırada da aylık raporlara data sağlamak. Özgeçmişinizde görevinizi şöyle tarif edeceksiniz: “Şirketin mali kayıtlarını tutmak ve finansal stratejilerinin oluşturulmasında rol oynamak.” Vay be! Demek siz ayrılsanız, o şirket iki günde topu atacak…

    Sadece iş arayanlar mı? Şirketler de aynı yolun yolcusudur; onlar da kendi raconlarını keserler. Görüşmede şirketlerini ve pozisyonu size öyle bir anlatırlar ki, hayallerinizin işini gökte ararken bir plazada bulduğunuzu zannedersiniz. Ama kazın ayağı öyle değildir.

    Ben de adayları bu tür seraplara karşı uyarmak istedim ve yemedim içmedim, iş görüşmelerinde şirketlerin kullandığı klişe cümleleri dilimize tercüme ettim. İşte o süslü cümleler ve Türkçe mealleri.

    Size bir pozisyon değil bir kariyer teklif ediyoruz.
    Bizde maaşlar oldukça düşüktür. Ama genel müdür olana kadar dişinizi sıkarsanız rahata kavuşursunuz.

    Bu şirkette resmi giyinmenize gerek yoktur. Biz, serbestliğin yaratıcılığı kamçıladığına inanırız.
    Şirketi üç ay önce kurduk. Henüz yağlı bir müşteri kapamadık. Zaten ofisimize, yani bu apartman dairesine, müşteri gelmez. Bu yüzden saç, sakal, giyim bizim için önemli değildir…

    İşe alacağımız yöneticinin liderlik özelliklerine sahip olması gerekiyor.
    Müdürlerimizde gür ses ve kalın bilek gibi yetkinlikler ararız. Yönetici dediğin koridorda yürüdü mü şirketi sarsabilmelidir. Biz disipline ve makama değer veririz.

    Bu pozisyona alınacak kişi, yazılı ve sözlü iletişimde iyi olmalı.
    Yazılı iletişim: Şirkette doğru dürüst İngilizce bilen ve Powerpoint kullanabilen kimse yok. Yazı yazmayı da pek sevmeyiz. Bu yüzden mektup, sunum ve tercüme gibi işlerin tümünden siz sorumlu olacaksınız. Sözlü iletişim: Müdürlerin söylediklerini iyi dinlemenizi ve tekrara gerek duymadan, bir seferde anlamanızı bekliyoruz.

    Çok dinamik bir iş ortamımız vardır.
    Kimsenin sizi eğitmeye zamanı olmayacak. İlk günden itibaren kendinizi bir cin pazarının ortasında bulacaksınız. Zaten bizde “oryantasyon,” sekreterin size tuvaletin ve yemekhanenin yerini göstermesi anlamına gelir.

    Şirket içi rekabeti teşvik ederiz. Böylece performansın artacağına inanıyoruz.
    Şirkette herkes birbirinin gözünü oymaya çalışır. Patrona yakın duranlar ve torpil getirenler pozisyonları kapar. Şirket içi entrikalarını iyi bilmiyorsanız burada tutunamazsınız.

    Bu şirkette esnek zaman uygulaması vardır.
    Bizde ofis zangoçları çok prim yapar. Akşam sekizden önce işten çıkanlar ise terfinin “T”sini bile göremezler. Resmi ve dini bayramlarda, olmadı, hafta sonlarında ofise gelmeniz artı puan kazandırır.

    Klâsik organizasyon şemalarının dar kalıplarına sıkışıp kalmayız. Matris yapılanmanın daha verimli olduğunu düşünüyoruz.
    Alınacak “elemanın” ne iş yapacağı ve organizasyonda kimin altında olacağı gibi konularda üst yönetim fikir birliğine varamadı. Bütün müdürler, bu kişinin kendisine bağlı olmasını istiyor. İşi kabul ederseniz, herkesin size patronluk taslamasına hazır olun.

    Bu pozisyondaki kişinin çok yönlü olmasını bekliyoruz.
    Geçen ay, değişik bölümlerden üç kişiyi işten çıkardık. Onların işleri tepeleme birikti. Hepsinin işini öğrenmeniz gerekecek.

    Biz, her çalışanın inisiyatif kullanmasını teşvik ederiz.
    Bizde iş tanımları yoktur. Her şey günlük politikalarla idare edilir. Bir sorunla karşılaştığınızda “ofiste tek başına” olacaksınız. Risk alır da çuvallarsanız, bunu aleyhinize kullanma hakkımız saklıdır.

    Çalışan memnuniyetini ön plânda tutarız. Bizden kimse ayrılmaz.
    Piyasada adımız pek iyi anılmaz, bu yüzden de şimdiye kadar hiç kimseye dışarıdan teklif gelmedi.

    Bizde hiyerarşi yoktur. Müdür-uzman gibi ayrımlar yapmayız.
    Sorumluluklarınız ve çalışma saatleriniz müdür, maaş ve yan gelirleriniz uzman seviyesinde olacak.

    Bu pozisyondaki kişinin kendisini müşteri memnuniyetine adaması gerekecek.
    Son yıllarda şirkete telefon edip, mektup gönderen müşterilerin sayısı arttı. Onlarla cebelleşmekten kendi işimizi yapamaz olduk. Kıl müşterilerle görüşüp, bizimle muhatap etmeden, şikâyetlerini bir şekilde idare edeceksiniz.

    Diğer adaylarla olan görüşmeler sürüyor. Hepsini değerlendirip bir karara varacağız.
    Rapor edeceğiniz müdür, toplantısı uzadığı için, bu görüşmeye benim girmemi istedi. Konuyla ilgili en ufak bir fikrim yok. Zaten duyduğuma göre, Genel Müdür Yardımcısı, kankisinin kızını almaya karar vermiş bile...

    Referanslarınızı arayabilir miyiz?
    Eğer baba bir torpiliniz varsa, açık açık söyleyin de yanlış yapmayalım.

    Demem o ki; nasıl mükemmel insan yoksa, mükemmel şirket de yoktur. Beklentilerinizi hayallere değil gerçeklere bağlayın.
    Bir iki püf noktasına bakalım mı? Söz, sizi sıkmayacağım…
    Görüşmecinin verdiği bilgilerle yetinmeyin. Benzer deneyimleri olan kişilerle görüşün. Varsa, o şirkette çalışan tanıdıklarınıza danışın. Ne demiş Hoca Nasreddin: “Bana hekim değil, damdan düşen birini getirin.”
    Şirket ismine, şık bir ofise, etrafta salınan yakışıklı adamlara ve hoş hanımlara kanmayın. İsimler yanıltır, görüntü aldatır. Kendinizi, işe başladıktan iki ay sonra, “İçi beni yakar, dışı başkalarını” özdeyişine konu mankeni yapmayın…
    Bilirim, biz utangaç bir ırkın ahvadıyız; ama bu, sıkılganlığın ne yeri ne de zamanı. Aklınıza gelen her şeyi sorun. Hatta, ortamı germeden, görüşmeciyi sıkıştırın. Eğer yakın çalışacağınız kişi, soru soruyorsunuz diye size tepki gösteriyorsa, düşünün işi kabul ettiğinizde neler yapmaz…
    Her anlama gelecek, lâf olsun torba dolsun sözleri satın almayın. Bir şeyi anlamadıysanız, görüşmeciden, sözlerini açmasını rica edin. Örnek vermesini isteyin.
    Bir Fransız atasözü, “İyi hesap, iyi dostluk sağlar” der (miş) -Ben kim Fransızca kim. Çaldık işte birinden- Bütün ayrıntıları işin başında konuşun ki sonra: “Yapma be! Sen elma mı demek istemiştin, yahu ben onu armut anlamıştım.” olmasın.

    Ve unutmayın; mutsuzluk denilen illetin ilacı erken teşhistir…
     

Sayfayı Paylaş