1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

İskandinav Mitolojisi

Konusu 'Mitoloji' forumundadır ve Kassandra tarafından 9 Mart 2008 başlatılmıştır.

  1. Kassandra

    Kassandra Usta

    Katılım:
    11 Eylül 2007
    Mesajlar:
    645
    Beğenileri:
    3
    Ödül Puanları:
    620
    Meslek:
    sıfatsız zamirsiz zarfsız....
    Yer:
    kendimi arıyorken olmaktan korktuğum yerdeyim evde
    Banka:
    25 ÇTL
    Nors veya İskandinav mitolojisi, İskandinav insanlarının Hristiyanlık öncesi dinleri, inanışları ve efsaneleridir. M.Ö. 1000 yıl sonrasında, birçok avrupa ülkesinde Indo-Avrupa dili konuşuluyordu. M.Ö. ilk bin yılın ortalarında Alman kabileleri Güney İskandinavya ve Kuzey Almanya bölgesinde yaşamışlardı. Onların yayılmaları ve ilerlemeleri MÖ2.y.y. 'la kadar devam etti. Bu yüzden İskandinav ve Alman mitolojileri aynı temeller üzerindedir ve bir çok ortak noktaları vardır.Snorri Sturluson'un Eddası (1179-1241) bu efsanelerin çoğunu içerir. Mitolojinin yaratılış detaylarını çok çeşitli kaynaklara dayanarak sadece Snorri kaleme almıştır.

    Başlangıçta boşluk vardı (Ginnungagup). Dünya daha var olmadan önce 11 nehir akan Niffleheim'da ölüm var oldu. Niflheim'ın güneyinde başka bir sıcak dünya daha oluştu; Muspell; Devlerin koruduğu yer. Devler buraya Stur yani Siyah dediler. Niflheim'ın nehirleri donmuştu. Bu nehirlere Ginnungagup dendi. Günün birinde Muspell'deki kıvılcımlar nehirlerin üzerine düştü ve nehirleri eritti. Erimiş nehirlerden oluşan damlacıklar Ymir'i şekillendirdi.Ve Ymir'in terinden diğer dişi ve erkek devler oluştu.

    Yaratılış efsanesinin bir başka versiyonu daha vardır:

    Eriyen damlalar en ilkel inek şeklini aldılar. Audhumla; sütüyle Ymir'i besleyen inek. Audhumla aynı zamanda tuz parçalarını yalayarak bu bloklara ilk insan şeklini verir. İlk insan Buri. Buri'nin, bir devin kızı olan Bolthor ile evli bir oğlu vardır; Bor. Bolthor'u Odin,Vili ve Ve birleşerek Bor'a uygun bir biçimde yarattılar.Ve şeklinden dolayı Ymir'i öldürdüler.Ve sonra iki tane ağaç yarattılar. Düşünen, nefes alan, duyan ve de görebilen iki ağaç... Bu ağaçlar insan ırkının ilk modelleriydi. Erkeğe Askr (ash tree => Kül ağacı), dişiye de Embla (Sarmaşık) dediler. Ardından Asgard'ı yarattılar. Tanrıların meskenini. Snorri diğer bir çok versiyonda kader ağacı Yggdrassil'den bahseder. Onun ne kadar ihtişamlı olduğunu, dünyanın merkezinde nasıl görkemli bir şekilde yükseldiğini tasvir eder. Ağacın altındaki kader feminen formu olarak tasvir edilir. Ve insan hayatının buradan başladığı düşünülür.

    Bazı versiyonlarda da Tanrıların büyük meclisinin burada toplanıp kararlar aldığından bahsedilir. Bu ağaç üç köklüdür; Bu köklerden biri cehenneme kadar uzanır, diğeri devler ülkesine gider ve sonuncu kök de insanların dünyasına gider. Bütün dünyanın mutluluğu bu ilk ağaca bağlıydı. İskandinav tanrıları iki grupta toplanır; Aesir ve Vanir tanrıları. Aesir'in en önemli tanrıları; Odin, Thor ve bazende Tyr, Vanir'de ki önemli tanrılar ise Njord, Frey ve Freya dır. Vanir; Zenginlik , verimlilik ve doğurganlığı simgeler. Doğurganlığı sembolize eden toprak ve denizle sembolleştirilmiştir Vanir. Aesir; Diğer bütün değerlerle sembolleştirilmiştir. Odin bir büyücüdür, tanrıların şefidir ve tüm kahramanların başıdır. Thor, çekicin tanrısıdır ve havaya hükmeder. Bir çok hikayede bu ikili barış içinde yaşarlar ve birbirlerine yardım ederler. En önemli mitolojik hikayeler uzak geçmişte bir zamanda , Vanir ve Aesir arasında çok vahşi bir savaşın çıktığından bahseder. Bazı bilginler bu savaşın Alman ırkının diğer ırklarla karşılaşmasının bir yansıması olarak görürler. Georges Dumezil ve Jan De Vries, tanrılar arasındaki savaş ve bölünmenin Indo-Avrupa mitolojisinin bir parçası olduğunu ortaya çıkardılar.

    Bilinen üçlü; sihirsel güçleri adilce kullanan Odin ve Thor tarafından yaratılmıştı.Tyr savaş tanrısı ve Vanir bolluk tanrısı beraberce hiyerarşiyi bozguna uğratmışlardı. İskandinav mitolojisinde Odin ve Thor arasındaki çelişki, bütün tanrılık statülerinin Vanir'de kalmasıyla başladı. Aesir'e bir kadın olan Gullveig'i (Altın sarhoşu) göndererek yalvardılar. Daha sonra da savaş çıktı. Her iki tarafta tükendikten sonra, iki taraf kendi grup üyelerini değiş tokuş etti. Vanir Njord ve oğlu Frey'i ,Aesir ise Mimir ve Hoenir'i verdi. Bu geçici barış tüm tanrıların toplanarak Kvasir' i yaratmalarıyla kutlandı. Kvasir barış ve mutluluğun sembolü daha sonra kurban edildi. Ve kanından tanrılar için bir içki yaratıldı. Böylece Kvasir Tanrıları sarhoş eden ve ozanlara ilham veren bir içecek olmuştu.

    Önemli bir başka mitolojik efsane de Balder ve Loki'yi anlatır. Odin'in oğullarından Balder burada akıl, sevgi ve bilginin tanrısı olarak karşımıza çıkar. Cennette Glitnir denilen bir yeri korumaktadır. Her türlü anlaşmazlıkta bütün tanrılar onun adaletine güvendiklerinden ona gelirler ve burada Balder'in adaleti sağlaması beklenir.Ve Balder adaleti yerine getirir. Loki Aesir tarafından evlat edinilmiş bir devdir. Loki ve Odin aralarında bir dostluk antlaşması yapmışlardı.Bir gece Balder kendi ölümü hakkında çok rahatsız edici bir rüya görür.Annesi Frigg, su, ateş,doğadaki bütün elementlere ,kuşlara ,canavarlara ,toprak ve taşlara, Balder'a zarar vermemeleri için yemin ettirir.Böylece Balder Ölümsüz olur. Bundan sonra Aesir Balder'ı ortalarına alıp onunla eğlenmeye başlar. Ona küçük ok, taş vs. şeyler atarlar. Bu yeminden dolayı Balder sadakatsizliklle karşı karşıya kalmıştır. Loki bu dramayı görünce merak eder ve kadın kılığında Frigg'in yanına giderek ona neler olduğunu sorar. Frigg de ona yeminden bahseder ve yeminin içine katılmayan tek şeyin ökse otu olduğunu da sözlerine ekler. Bunu duyan Loki hemen Aesir'e sunulmak üzere ökse otu getirir. Bunu kör tanrı Hoder'e kendi isteği ile verecek ve böylelikle Balder'a acı çektirme oyununa o da katılabilecektir. Balder'a ökse otundan yapılmış ok atılır ve Balder ölür. Aesir bu olayın suçlusundan intikam almak ister ama bulundukları yerin kutsallığından dolayı bunu yapamazlar. Balder Hel'e gidecektir,yani tüm ölülerin gittiği yere çünkü o bir savaşçı değil ve bir savaşta ölmemiştir dolayısıyla da kahramanların yeri olan Valhalla'ya gidemez. Balder Hel'den ancak Odin onun çıkmasına izin verdiğinde ve aynı zamanda yaşayan ve ölü olan her canlının onun için göz yaşı döktüğü zaman çıkabilecektir. Aksi takdirde sonsuza dek orada kalmaya mahkum olacaktır. Bu kehanet üzerine Aesir bütün dünyaya elçiler yollar.Doğaya, insanlığa, tanrılara ve onlara Balder için göz yaşı dökmelerini emreder. Bunu tüm yaşayanlar kabul eder. Tabii ki Devlerin kraliçesi Thork (kılık değiştirmiş Loki) hariç. Ve ağlamamak için de kesin kararlıdır. Aesir Thork'un Loki olduğunu farkettiğinde ,onun bu şeytanca oyunlarına son vermesi için zincire vurur.

    Kehanete göre Loki bir gün bir şekilde zincirlerini kıracak ve bu bütün şeytanların canavarların ve devlerin tanrılara karşı olan büyük savaş Ragnarok'ta kaybedeceğinin işareti olacaktır.Ragnarok'ta Odin kurt Fenrir tarafından yenilir. Daha sonra da Fenrir Odin'in oğluVidar tarafından öldürülür. Bu olaydan sonra tanrılar arasındaki korkunç savaşlar başlar. Tanrı Heimdall ve Loki karşı karşıya gelip birbirlerini öldürene kadar savaşırlar. Ve daha sonra Dünya bir ateşle yok edilir. Evren denizin dibine batmaya başlar. Bu son tekrar doğuşla kendini devam etirir. Dünya denizden tekrar yükselir, yeşillenir, bitkilerle dolup taşar. Aesir'in ölü oğulları Asgard'a geri döner ve atalarının yolunu izlerler.
     
  2. dderya
    Ayyaş

    dderya kOkOşŞ Süper Moderatör

    Katılım:
    29 Temmuz 2013
    Mesajlar:
    11.320
    Beğenileri:
    7.513
    Ödül Puanları:
    11.080
    Cinsiyet:
    Bayan
    Meslek:
    Öğrenci
    Yer:
    izmir :)
    Banka:
    216 ÇTL
    Kelt Mitolojisi

    Kelt mitolojisi en yalın tanımıyla, Kelt politeizminin mitolojisidir. Kelt politeizmi Demir Çağı keltlerinin diniydi. Demir Çağı'ndaki diğer Avrupalılar gibi, erken dönem Keltleri de politeistik mitoloji ve dini yapıyı benimsemişlerdi. Kelt insanlarının içinde, Roma ile yakın iletişimi olan Galyalıların ve İber Yarımadasındaki Keltlerin mitolojileri Roma İmparatorluğu altında devam edememiş, daha sonra ise bu insanlar Hristiyan olmuş ve Kelt(ik) dillerini de kaybetmişlerdir. İronik bir şekilde, bu insanların inanç ve geleneklerine dair bilgiler çeşitli Roma ve Hristiyan kaynakları sayesinde bugüne kadar ulaşmıştır. Bir başka açıdan ise, kendi politik veya lenguistik (dilsel) kimliklerini korumuş olan Keltler Demir Çağı'ndaki atalarının mitolojilerinin en azından artakalan küçük bir kısmını iletebilmişlerdir. Bu iletilebilmiş kısım genellikle Orta Çağ'da kaydedilmiş, yazılmıştır.

    Galya dilinde yazılmış materyallerin azlığı nedeniyle pagan Keltlerde okuma yazmanın pek yaygın olmadığı düşünülmektedir, her ne kadar Galya dilinin Yunan, Latin ve Kuzey İtalik alfabelerini kullanan bir yazı(lı) çeşidi de kullanılmış olsa da. Sezar Galyalılarda okuma yazmanın var olduğu belirtse de, bu halkın din adamları olan druidlerin dini öneme sahip çeşitli parçaları (ayetleri) yazarak kaydetmelerinin yasak olduğunu da belirtmiştir. (Sezar, De Bello Gallico 6.14)

    Roma fethettiği yerlerde druidlerin gücünü bozmakla kalmadı, yaygın bir kitabe alışkanlığı getirdi; hatta Galya (bugünkü Fransa), Britanya ve diğer eskiden (veya hâlâ) Keltik konuşulan bölgelerde keşfedilmiş tanrılara dair kitabelerin çoğunluğunun Romalıların fethinden sonra yapıldığı ortaya çıkmıştır.

    İrlanda ve bugünkü Galler'in bölümlerinde yaşayan erken dönemdeki Keltler ise kısa yazınları (çoğunlukla kişi isimleri) kaydetmek için Ogham alfabesini kullanmışlarsa da, Romalılar tarafından fethedilmemiş bölgelerde Hristiyanlık'ın gelişine ve yayılışına kadar daha sofistike yazınlar mevcut değildi. Aslında, bu yörelerin çoğu mitini ilk kaydedenler Hristiyan rahiplerdir, fakat pek tabii ki bu kayıtlarda çoğu orijinal dini anlamlar bulunmaz.

    Kelt dini konusundaki kaynaklardan birisi de Keltler tarafından yapılmış veya Keltlere bağlı tapınaklardan geriye kalanlardır. Fakat burada şöyle bir sorun çıkmaktadır; bulguların da gösterdiği gibi heykellerden, motif ve figürlere kadar bulunan şeylerin çoğu Greko-Romen gelenekten esinlenmiştir bu nedenle özgün Kelt kültür ve mitine dair sağlam çıkarımlar yapmak zorlaşır. Yazınsal verilerin azlığı da ikonografiyi tanımlamak ve açıklamak için yeterli düzeyde değildir.

    Sezar'ın Commentarii de bello Gallico`sunda Galya'nın Keltik tanrılarını konu alan bir metin vardır. Burada Sezar Galya'da tapılan beş baş tanrıyı zikreder (dönemin geleneğini takip ederek bu tanrıların Roma mitolojisindeki en denk figürlerinin isimleri ile) ve rollerini açıklar. Mercury içlerinden en önemlisidir ve birçok farklı temsili keşfedilmiştir. Mercury tüm sanatların yaratıcısı, kaynağı ve gezginler ile tüccarların koruyucusu olarak görülür. Ayrıca kâr ve ticaret konusunda da en büyük güç onundur. Galya'da bu tanrıdan sonra gelen dört tanrı ise (yine Roma'daki en denk tanrıların isimleriyle) Apollo, Mars, Jupiter ve Minerva'dır. Bu tanrılar konusunda Keltler de diğer topluluk ve kültürlerdekine benzer inançlara sahipti: Apollo hastalıkları def eder, Minerva yetenekleri arttırır, Jupier göklere hükmeder ve Mars savaşı, savaşçılığı etkilerdi. Bu beşine ilaveten, Galyalıların kökenlerini Dis Pater'e bağladıklarını belirtir.

    Dönemin tipik bir Romalısı olarak Sezar da bu tanrıların orijinal Keltik isimlerini yazmaktansa onları kendisinin denk veya eşit gördüğü Roma tanrılarının isimleriyle yazmıştır. Ayrıca ortaya koyduğu titiz küçük şemada yer alan denk tanrı ve görev/roller yaygın yazından biraz ilgisizdir. Yine de, tüm kısıtlamalarına rağmen, Sezar'ın küçük listesi kesin bir gözlem oluşunun yanı sıra faydalıdır da. Onun tanımlamaları var olan sözlü gelenek ile dengeli biçimde harmanlandığında kişi rahatlıkla bu tanrılarının rollerinin ve çevrelerinin ayrılığını hatırlayabilir.

    Kelt mitolojisi kendi içinde birkaç farklı alt gruba ayrılabilir. Bunların çoğu ile Keltik dillerinin dallarıyla denklik kurulabilir:

    * Antik Keltler

    * Antik Galya ve İngiltere tanrıları

    * Godelik

    * İrlanda mitolojisi

    * Mitolojik döngü
    * Ulster döngü
    * Fenian döngü
    * Tarihi döngü

    * İskoçya mitolojisi
    * Manx mitolojisi

    * Adasal Britonik

    * Galler mitolojisi
    * Korniş mitoloji
    * Briton mitolojisi

    Antik Keltlerin Tanrıları

    Her ne kadar, en yaygın olduğu zamanda, Kelt dünyası Batı ve Orta Avrupa'nın çoğunu kaplıyorduysa da, herhangi bir politik birlik veya belirli kültürel etkinin merkezi bir kaynağı vardır. Antik Keltlerin homojen olmayan bir kültürel çeşitlilik yaşadıkları söylenebilir. Sonuç itibariyle, her ne kadar bazı belirli motifler (örneğing tanrı Lugh) Kelt dünyasının her tarafına nüfuz etmiş olsa da, Kelt dininin uygulama ve kaidelerinde büyük bir çeşitlilik vardı; uygulama ve kaideler her yerel grupta farklılık arz etmekteydi. Roma mitolojisindeki denkleri ile birlikte, toplamda 300'den fazla tanrıya dair bilgi içeren kitabeler bugüne kadar gelmiştir. Fakat çoğu genii locorum, yerel veya kabilesel tanrılar, sadece küçük bir kısmı yaygın olarak tapınılan daha genel tanrılardır.

    Bu antik tanrıların görev ve doğaları hakkında isimlerinden, kitabelerinin bulunduğu yerlerden, ikonografilerinden, onlarla denk olduğu düşünülmüş/yazılmış Roma tanrılarından ve daha sonra Kelt mitolojisinde yer almış benzer figürlerden bilgi edinilebilir.

    İrlanda Tanrıları

    En eski mit parçaları İrlanda'dan, erken dönem Orta Çağ'da yazılmış yazmalardandır. Bunlar Hristiyanlar tarafından kaleme alındığı için, karakterlerin önceden sahip olduğu ilahi doğaları belirsizdir. Temel mit iki ilahi ırk olan Tuatha Dé Danann ve Fomoriler arasındaki bir savaş hakkındadır. Bu mit Cath Maige Tuireadh (Mag Tuireadh Savaşı) metninin temelini oluşturmaktadır.

    Galler Tanrıları

    Britanya'daki tanrılara dair bilgiler, Hristiyan bakış açısı nedeniyle karartılmış bir şekilde de olsa, Galler yazmalarından gelmiştir. Burada iki temel tanrılar grubu Dôn'un çocukları ve Llyr'in çocuklarıdır. Fakat bu grupların görevleri arasındaki farklılık ve ayrılık tam olarak belli değildir.

    Dagda

    Görünüşe göre Kelt panteonunun en önemi ve baş tanrısı Dagda'dır. İsminin anlamı "İyi Tanrı"dır ki burada iyi ahlâki anlamda değil de, her şeyde iyi olmak veya bir başka değişle her şeyde (yani en) güçlü olmak anlamındadır. Dagda bir baba figürüdür, kabilenin koruyucusudur ve temel tanrıdır ki diğer eril Kelt tanrıları onun bazı değişikliklere uğramış formlarındandır. Kelt tanrıları genellikle herhangi bir şeyle belirlenmiş, ilişkilendirilmemiş karakterlerdi ve bu nedenle belki de düzgün bir panteondan çok bir kabile gibi görülmelidirler. Bir açıdan tüm Kelt tanrı ve tanrıçaları Yunanlı tanrı Apollo gibidirler, yani hiçbir belirli şeyin tanrısı olarak yalınca tanımlanamazlar.


    Morrígan

    Morrígan, antik İrlandalı Keltlerin, üçlü (üçe ayrılmış) savaş tanrıçasıydı. Bütün olarak (üç parçası beraber) Morrigu olaak anılırdı, fakat parçalarına da Nemhain, Macha ve Badh denirdi. Bunların her biri savaşın bir yönünü temsil etmekteydi. Çoğunlukla bir karga veya kuzgun olarak görünürdü, fakat birçok farklı formu da alabilirdi, inek, kurt ve yılanbalığı dahil.

    Belenus

    Belenus daha çok bölgesel bir tanrıydı ve çoğunlukla kuzey İtalya ve Galik Akdeniz sahili boyunca ona tapınılırdı. Her şeyden öte bir tarım tanrısıydı. Ayrıca onunla özdeşleşmiş Beltaine isimli büyük bir festival (bayram) da mevcuttu.

    Onun gerçekten bir tanrı olarak tapınılıp tapınılmadığına dair hâlâ tartışmalar vardır. İsmi "parlak ve parlayan" gibi bir anlama sahiptir ve bazılarına göre 'o' sadece Beltaine bayramında yakılan büyük ateşleri temsil etmekteydi.

    Lúgh/Lug
    Tanrı Lug'un Kelt dininde büyük bir alana nüfuz etmiş olduğu adının Galya'dan İrlanda'ya kadar Kelt dünyasının birçok bölgesinde anılmasından bellidir. Kelt mitlerine Lug genç bir adam olarak görünür. Mızrak ve sapan silahlarıdır. İrlanda'da Lughnasa (modern İrlanda dili ile lúnasa) isimli onun onuruna yapılan bir festival (bayram) bulunmaktadır.

    Sezar'ın Roma mitolojisindeki Merkür'e denk gördüğü Lugh görünüm açısından ve detaylar yönünden Merkür ile birebir aynı sayılmasa da benzerdir. Merkür'den farklı olarak bir eşi de bulunur; Maia vey Rosmerta.

    Diğer Tanrılar

    Keltlerin taptığı ama bugün isimleri haricinde haklarında pek bir şey bilinmeyen birçok tanrı vardır. Bunlara Dagda'nın kızı tanrıça Brigit (veya Brigid), doğa tanrıçaları Tailtiu ve Macha ve at tanrıça Epona dahildir. Ayrıca, Cu Roi ve Goibniu gibi eril tanrılar da bunlara dahildir.

    Tanrıçaların Kelt mitolojisinde Greko-Romen mitolojiden farklı bir yeri vardır; ilahi eş olarak tanrıları tamamlarlar. Bu kıtasal ikonografide de sık sık görülür. Eril eşlerini tamamlayıcı yönleri dışında bu tanrıçalar bereket ve mevsimsel döngü ile de ilişkilidir. Belirli, isimlendirilmiş tanrıçalar ile matres veya matronae arasında belirgin bir ayrım yapmak mümkün değildir. Ayrıca tanrıça ve matronaenin ilişkilendirilmiş olduğu belirli bölgeler vardır ve bu yerlerin genel olarak koruyucusudur.

    Zoomorfizm

    Kelto-Romen ikonografi yoğun biçimde hayvan betimlemesi içerir. Sıklıkla zoomorfik ve antropomorfik formların kombinasyonundan oluşan ilah betimlemeleri görülebilir. Belki de en sık betimlenen ve en tanınmış (boğa kaynaklı) boynuzlu tanrı imgesi dışında da çok çeşitli betimlemeler mevcuttur.

    Encyclopedia of Religion, Second Edition, Thomson Gale, s.1478 - 1500, Celtic Religion
     
  3. dderya
    Ayyaş

    dderya kOkOşŞ Süper Moderatör

    Katılım:
    29 Temmuz 2013
    Mesajlar:
    11.320
    Beğenileri:
    7.513
    Ödül Puanları:
    11.080
    Cinsiyet:
    Bayan
    Meslek:
    Öğrenci
    Yer:
    izmir :)
    Banka:
    216 ÇTL
    Loki

    İskandinav mitinde anlatılan Loki, gerçekten de şeytanidir. Yok etme arzusuyla hareket eden ve tanrıların düşmanı olan bir simadır. Dünyanın düzenine son verecek savaş sırasında, bu düzeni yok etmek isteyen güçlerin safında yer alacaktır. Loki, doğal olarak Hıristiyan mitlerindeki şeytan ile belli birtakım benzerlikler sergilemektedir. Bu yüzden, şeytan hakkındaki Hıristiyan mitleri, daha yakın dönem İskandinav bakış açısı üzerinde etkili olmuş olabilirler. Bu bakımdan Idunn'un devler tarafından kaçırılmasının anlatıldığı öyküde belki biraz oyunbozanlık yapıyor olsa da, içine düştüğü sıkıntılı durum onu öyle davranmaya zorlamıştır. başka zamanlardaki davranışları ise şeytani olmaktan ziyade haylazcadır. kimileyin önemli birtakım sonuçlar doğurabilen, fitne fücur işlerle uğraşır.

    Snorri, Skaldskaparmal şiirinde "Altına niçin Sif'in saçları denir?" diye sorar ve sorduğu soruyu yine kendisi yanıtlar. Bir gün Loki Sif'in saçlarını keser. Bunu til laevisi yapar. Sif'in kocası Thor buna çok sinirlenir ve onun üzerine yürür. Köşeye sıkışan Loki, hemen son derece hünerli zanaatçılar olan cücelere gidip sif için altın saçlar yaptıracağına söz verir. Bu saçlar Sif'in kafa derisinden adeta ilk saçları gibi doğal yollarla çıkacaklardır. Böylece, Loki cücelere altın saç, bir gemi (Skidbladnir) ve bir de mızrak (Gungnir) ısmarlar. Loki, sonuçtan öylesine etkilenir ki, Eitri adında zanaatçı bir biraderi olan Brokk adlı cüceyle düşüncesizce bir bahse tutuşut. Üzerine bahse girdikleri şeyse, Eitri'nin birbirleriyle aynı güzellikte üç farklı şey yapamayacağıdır. Eitri hiç vakit kaybetmeden işe koyulur. Ocağa bir yaban domuzu postu koyar ve kardeşi Brokk'tan ocağın ateşini, kendisi dur diyene dek körüklemesini ister. Brokk ateşi körüklemeye başlar. Eitri'nin dışarı çıkmasıyla birlikte içeri giren bir sinek Brokk'un koluna konar ve onu ısırmaya başlar. Brokk hiç oralı olmaz. Eitri geri dönüp ocağı açar ve içinden en karanlık geceleri dahi aydınlatabilecek parlaklıkta altından kılları olan bir yaban domuzu çıkarır. Ardından, Eitri ocağa bu kez bir külçe altın koyar ve kardeşi Brokk'u yine ateşi körükleme işiyle görevlendirir. Aynı sinek yine ortaya çıkar ve bu kez Brokk'u boynundan ısırır. Brokk ısırığa aldırmaz ve işine devam eder. Eitri geri dönüp ocaktan bu kez Draupnir denen altın bir yüzük çıkarır. Her dokuz gecede bir, bu yüzükten ağırlığınca sekiz yüzük daha peyda olur. Üçüncü kez işe koyulduğunda ise ocağa demir koyar. Bu kez sinek Brokk'u göz kapağından ısırır. Brokk, gözüne damlayan kanı silmek için ateşi körükleme işini bir anlığına boşlar. Eitri geri döndüğünde ona az kalsın işi berbat ediyordun diye çıkışır.Yine de ocaktan ham demir değil, bir çekiç çıkarır. Sinek işe karıştığı için çekicin sapı çok kısa olmuştur. Ama çekiç, bu haliyle, hedefinden asla şaşmayan ve onu atan ele geri dönebilen ve sapının küçüklüğünden ötürü gömleğin cebine dahi sığabilen muhteşem bir silaha dönüşmüştür. Snorri açıkça söylemez ama sineğin kılık değiştirmiş Loki olduğuna hiç kuşku yoktur.

    Peki, bu durumda bahsi kimin kazandığına nasıl karar verilecektir? Odin, Thor, Freyr hakemlik yapar. Loki, mızrağı Odin'e, altın saçları Thor'a, gemiyi ise Freyr'e verir. Ardından, sıra Brokk'a gelir. Brokk, yüzüğü Odin'e, yaban domuzunu Freyr'e, çekici ise Thor'a verir. Tanrılar, kendilerini devlerden koruyabilecek bir silah aradıkları için, çekicin bu hazinelerden en değerlisi olduğuna karar verirler. Loki bahsi kaybetmiştir, dolayısıyla kellesini de kaybetmesi gerekmektedir. Böylece kendi hayatını satın almaya çalışır ama Brokk her defasında "kesinlikle olmaz" der.


    Loki bir yolunu bulup oradan kaçar. Ama Thor onu yakalayıp cücelere teslim eder. Brokk tam onun kellesini kesmeye hazırlanırken, kanunlara riayet etmeyi pek seven tanrının aklına birden ilham gelir: Kellesini kaybetse bile boynu yine ona kalacaktır. Bu yüzden Brokk, muhtemelen ilerde boşboğazın teki olmasın diye, onun kafasını kesmek yerine ağzını diker.

    Snorri'nin de belirttiği gibi, bu öykünün İskandinav mitlerinin oluşturduğu ardışık dizi içerisinde anlaşılır hale gelen yapısal bir amacı vardır: Tanrıların büyük hazinelerinin nasıl ortaya çıktığını açıklamak. Bu öykünün nereye kadar Viking Çağı mitlerinin özgün bir parçası olduğu bilinmemektedir. Öyküde Loki'nin herhangi bir tanrısal niteliği yoktur. Sahip olduğu tek doğa üstü nitelik, diğer yaratıkların kılığına girebilmesini sağlayan şekil değiştiriciliğidir; ama İskandinav mitlerinde bunu ölümlü insanlar bile yapabilmekteydiler.

    Snorri'nin Loki hakkında anlattığı öykülerden bir diğeri de Thor'un dev kral Utgard-Loki'nin sarayına yaptığı uzun ve maceralı yolculuk hakkındadır. Loki, bu öyküde, deyim yerindeyse daha mülayim bir halet-i ruhiyeye sahiptir. Aslında Thor'un böylesi bir ziyaret çin yola çıkmasının belirli bir sebebi yoktur.Yoldaşları ise Loki ve yolculuğa daha sonra dahil olan Thialfi'dir. Üç kafadar, Skrymir adındaki bir devle yaşadıkları beklenmedik bir maceranın ardından, Utgard-Loki'nin onları hilebazlığıyla aciz durumda bırakacağı sarayına varırlar.. Utgard-Loki, kendi tutsakları ile farklı alanlarda yarışmaları için onlara meydan okur. Herkesten hızlı koşabildiği için, Thialfi atletizmi seçer. Ama yerel şampiyon Hugi onu kolayca alt eder. Zira Hugi aslında "düşünce" demektir ve düşünce her şeyden hızlıdır. Thor, yarıştığı üç müsabakada da sonuncu olur. İlk olarak boynuzdan su içme müsabakasına katılır. Boynuzun içindekileri içmeye çalışır, ama perişan halde başarısız olur. İlerde, o boynuzun bir ucunun denize çıktığını öğrenecektir. Boynuzdan aldığı yudumlar, deniz suyunun biraz çekilmesine sebep olmuştur, ama hepsi o kadar. İkinci müsabaka ise biraz aptalcadır. Thor'un, Utgard-Loki'nin koca kedisini kaldırabilmesi gerekir. Ama bunu bir türlü başaramaz zira o hayvan aslında kedi kılığına girmiş Dünya Yılanı Iormungard'ın ta kendisidir. Iormungard o kadar uzundur ki, onu hiç kimse, hatta Thor tek başına bile kaldıramaz. Üçüncü müsabaka için Thor güreş tutmayı önerir. Dev, onunla alay edip güreşsin diye karşısına yaşlı bir kadın olan Elli'yi çıkarır. Kadın, Thor'un sırtını yere getirir, zira Elli nihayetinde en güçlü olanı bile devirebilecek 'ihtiyarlık' anlamına gelmektedir.

    Loki ise bir yemek yeme müsabakasına katılır. Yemeği herkesten daha hızlı yiyeceğine dair bahse girer. Utgard-Loki, onun karşısına kim olduğu bilinmeyen Logi diye birini çıkarır. iki yarışmacı masaya otururlar ve ortalarına içi dolu, tahtadan bir et teknesi getirirler. Kurt gibi acıkmış olan iki rakip hemen yemeği yemeye koyulurlar. Teknenin kenarlarından başlayıp ortaya doğru ilerlerler, ve ortada karşı karşıya gelirler. Loki tüm etleri kemiklerine kadar yemiştir. Oysa Logi, etleri, kemikleri ve hatta et teknesinin bir bölümünü bile yemiştir. "Ve genel kanı, Loki'nin yarışmayı kaybettiği yönündedir." Tanrılar, daha sonraları, Logi'nin aslında doğadaki tüm öğelerin en doymak bilmezi olan ateş anlamına geldiğini fark edeceklerdir.

    Loki'nin bu yönü -bir tanrı gibi davranmayan eğlence düşkünü kişiliği- elbette hesaba katılmalıdır ama ben onun daha karanlık ve güçlü olan yanının daha önemli olduğu kanısındayım. Ne yazık ki bu tanrının maceralarını anlatmış olan -ki bir zamanlar mutlaka vardılar- mitler hakkında bugün pek az şey biliyoruz. Bildiklerimiz ise çeşitlilik gösteriyor ve onun hakkında yalnızca bir taslak oluşturabilmemize izin veriyor. Söz gelimi, dünyanın sonu geldiğinde Loki ile gizemli tanrı Heimdall arasında hortlayacak kan davası ya da kavga hakkındaki öykülere yapılan göndermeler oldukça kafa karıştırıcıdır. Bu mit hakkında İzlandalı şair Ulf Uggason tarafından MS 1000 yılında kaleme alınmış olan Husdrapa şiirinde önemli bir dize yer almaktadır. Snorri, Ulf'un bu şiirde söz konusu öykü hakkında pek çok şey yazmış olduğunu dile getirir, ama bize kalanların ne anlama geldiği tam bir muammadır;

    Tanrıların şanlı muhafızı, hikmetiyle göze çarpan,
    Gitmek için Sigastein'a, çıktı yola Farbauti'nin kurnaz oğluyla.
    Sekiz anadan doğduğu halde akillikte tek olan,
    İşte ilk o sahip oldu parlak hafnyra'ya.

    Bu şiirde de yapılan göndermeleri yine dinleyicinin tespit etmesi gerekmektedir. Heimdal tanrılara giden yolların bekçisi, muhafızıdır. Dünyanın sonu geldiğinde düşman kuvvetlerin yaklaştığını bildirmek için borusunu üfleyecektir. Heimdall, tuhaf bir doğum olayıyla aynı zamanda sekiz anneye doğmuş olan kişidir. Farbauti'nin oğlu diye anılan kişi ise Loki'den başkası değildir. Böylece her nasılsa Loki ve Heimdall birlikte Singastein'a hafnyra toplamaya giderler. Bu tuhaf bir sözcüktür, kelimesi kelimesine çevirecek olursak, "deniz böbreği" gibi bir anlamı vardır ve buradan ne olduğu tahmin edilebilir. Snori Skaldskaparmal'da buna bir yanıt verir aslında. "Heimdall... Singanstein'a gider. Bu onun Brisingamen için Loki ile dövüştüğü zamandı... Her ikisi de fok kılığına girmişti." Singanstein'ın okyanus ortasındaki kayalıklar olduğu aşikardır. Tanrılar da bu yüzden fok kılığına girmişlerdir. Brisingamen'in ne olduğu ise gayet iyi bilinmektedir. Bu bir ara Freyia'nın sahip olduğu meşhur ve fevkalade bir altın gerdanlıktır. Nispeten yakın tarihli bir metne göre, bu gerdanlık dört cüce tarafından yapılmıştır. Ona sahip olmayı çok isteyen tanrıça, sırayla dört cüceyle yatmış ve karşılığında gerdanlığı almıştır. Bu tam da Freyia'nın kalkışacağı türden bir davranıştır. Bu öykü hakkında bundan daha fazlasını bilmiyoruz. Tek bildiğimiz dünyanın sonu yaklaştığında Loki'nin Heimdall'ı bulacağı ve bu ezeli düşmanların ölesiye çarpışacağıdır.
     
  4. dderya
    Ayyaş

    dderya kOkOşŞ Süper Moderatör

    Katılım:
    29 Temmuz 2013
    Mesajlar:
    11.320
    Beğenileri:
    7.513
    Ödül Puanları:
    11.080
    Cinsiyet:
    Bayan
    Meslek:
    Öğrenci
    Yer:
    izmir :)
    Banka:
    216 ÇTL
    Valhalla

    Valhalla, İskandinav MitolojisindeValhöll (Katledilmişlerin Salonu) Odin 'in yönettiği salon.Asgard'da bulunmaktadır.Valkyrieler savaş alanlarında ölmüş kahramanları buraya getirir.
    Bu çok geniş salonun 540 kapısı vardır. Çatı kirişleri mızraktır, çatı kalkanlardan oluşmuştur. Batı kapısında bir kurt vardır ve üzerinde bir kartal dolaşır.
    Ragnarok geldiğinde her kapıdan omuz omuza ilerleyen 800 savaşçı çıkacaktır.
     
  5. dderya
    Ayyaş

    dderya kOkOşŞ Süper Moderatör

    Katılım:
    29 Temmuz 2013
    Mesajlar:
    11.320
    Beğenileri:
    7.513
    Ödül Puanları:
    11.080
    Cinsiyet:
    Bayan
    Meslek:
    Öğrenci
    Yer:
    izmir :)
    Banka:
    216 ÇTL
    Şiir Tanrıçası Gunnlod

    İskandinav mitolojisinde Suttung'un kızı Gunnlod şiir tanrıçası olarak bilinirdi ve sesinin güzelliğiyle ün salmıştı. Öyle duygulu ve tutkuyla şarkı söylerdi ki dinleyenler gözyaşlarına boğulurdu.

    Suttung kızına saplantı derecesinde tutkundu ve herkesten kıskanırdı. Akrabaları dışında kimsenin görmesine izin verilmeyen Gunnlod'un kalbini kazanmak isteyen bir çok hayranı eli boş dönmek zorunda kaldı. Yine de içi rahat etmeyen Suttung, kızını damıtıldıktan sonra yerin altında üç kazanda saklanan kutsal iksiri (mead: mayalandırılmış bal ve su ile yapılan alkollü içki) korumakla görevlendirdi. Mitolojik kaynaklar buradaki içkinin Gunnlod'un rahmini simgelediğini söyler.

    Ne var ki işler plana uygun gitmedi. Üç gün üç gece kızı baştan çıkarmaya çalışan Odin sonunda iksiri (Gunnlod'un bekaretini) çalmayı başardı. Bilge kan da denilen bu sıvı ölümsüzlüğün ve büyünün anahtarını barındırıyordu ve Odin'i en büyük Tanrı yaptı. Hikayelere bakılırsa Gunnlod iksiri Odin'e isteyerek vermiştir.
    Alıntıdır
     
  6. dderya
    Ayyaş

    dderya kOkOşŞ Süper Moderatör

    Katılım:
    29 Temmuz 2013
    Mesajlar:
    11.320
    Beğenileri:
    7.513
    Ödül Puanları:
    11.080
    Cinsiyet:
    Bayan
    Meslek:
    Öğrenci
    Yer:
    izmir :)
    Banka:
    216 ÇTL
    Taliesin



    Druid öğretisinin sembolik anlatımına ve halka aktarılışına en güzel örnek kuşkusuz Taliesin ( Güzel Yüz ) öyküsüdür. Taliesin aynı zamanda ilk bardlardan ve Kelt şairlerinden biri olarak kabul edilir.


    Gwerang’ın oğlu genç Gwion büyücü tanrıça Cerridwen tarafından bir kazana göz kulak olmakla görevlendirilir. Bu kazanın içinde büyücünün , oğlu Afagddu için hazırladığı büyülü bir karışım kaynamaktadır , çünkü Afagddu çok çirkindir ve annesi bu büyü ile onu güzelleştirmek istemektedir. Bu arada kazandan sıçrayan üç damla , Gwion’un parmağına damlar ve Gwion da bunu yalar.


    Gwion elini ağzına götürür götürmez bütün gizemler aydınlanır , geçmişin , şimdinin ve geleceğin bilgisine sahip olur . Bu arada Gwion bir başka gerçeği daha öğrenir ; Cerridwen onu öldürmek istemektedir , çünkü büyücünün hazırladığı büyülü iksirde kullanmak istediği bileşenlerin içinde kendisi de vardır.


    Bunu farkeden Gwion hemen kaçar , Cerridwen ise onu yaşlı bir büyücü kılığında kovalar. Artık kendi de iksirden dolayı bir büyücü olmuş olan Gwion hemen bir tavşan şekline bürünür , Cerridwen ise bir tazı olur. Gwion nehirde bir balığa dönüşür , Cerridwen ise bir susamuru olur. Kovalamaca daha sonra göklerde devam eder . En sonunda Gwion bir buğday tanesine dönüşür , Cerridwen ise bir kara tavuk olur ve buğday tanesini yer.


    Dokuz ay sonra Cerridwen bütün çocuklardan çok daha güzel bir çocuk dünyaya getirir. Büyücü bu çocuğu deri bir torbanın içine koyar ve Beltaine bayramından iki gün önce dalgalara bırakır.


    Galler ülkesinin kuzeyinde Gwyddno’nun oğlu ve kral Maelgwyn’in yeğeni Elphin’in attığı ağlara takılan bebek Elphin tarafından kurtarılır. Elphin ona Taliesin ( Güzel Yüz) adını verir.


    Aradan yıllar geçer . Elphin amcası Maelgwyn tarafından hapsedilir. Artık bir yetişkin olan Taliesin Elphin’i kurtarmak için harekete geçer ve ve kurtarmayı başarır. Şiir’in son dizeleri şöyledir :


    “ Dokuz ay boyunca Büyücü Cerridwen’in karnındaydım

    Aslında küçük Gwion’dum

    Şimdi Taliesin oldum”


    Bu öykü de daha önce Tuân Mac Cairill öyküsünde gördüğümüz metamorfoz sembolizmi de yer almaktadır.


    Öyküyü dikkatle incelersek, Cerridwen, oğullarını başka bir deyişle erginlenmeye, inisye olmaya gelenleri “güzelleştirmektedir”, daha farklı bir deyişle eğitim işini üstlenmiş bir druidestir.


    Gwion’un iksirden aldıktan bütün gizemleri görmesi ve geçirdiği metamorfozlar da inisiyasyon aşamalarıdır. Bütün ezoterik öğretilerde olduğu gibi Gwion da yeni bir isimle yeniden doğmuştur.


    Buradaki metamorfozlar da ilginçtir. Kelt takviminde sırasıyla , tavşan av zamanı olan sonbaharı; balık yağmurları ile kışı ; kuş göçlerle ilkbaharı ve buğday da ekin ile yaz mevsimini sembolize etmektedir.



    -Alıntı-
     
  7. dderya
    Ayyaş

    dderya kOkOşŞ Süper Moderatör

    Katılım:
    29 Temmuz 2013
    Mesajlar:
    11.320
    Beğenileri:
    7.513
    Ödül Puanları:
    11.080
    Cinsiyet:
    Bayan
    Meslek:
    Öğrenci
    Yer:
    izmir :)
    Banka:
    216 ÇTL
    İskandinav Efsaneleri

    Danimarka, İsveç, Norveç ve İzlanda gibi İskandinav ülkelerinde yaşayan halkların atalarının ku şaktan kuşağa aktardığı zengin bir öykü ve masal dağarcığı vardır. Saga denen ve kahramanların, haydutların, hayaletlerin, canavar ların, deniz krallarının, köylülerin, cücelerin aşk ve serüvenlerinin anlatıldığı bu öykülerin yanı sıra, bir de İskandinavya'da tapılan tanrılara ilişkin efsaneler vardır.
    Eski zamanlarda aralarında İngiliz ve Al man halklarının ataları da olmak üzere, çeşitli halklar değişik adlar altında aynı tanrılara tapıyordu. Ne var ki, İngiltere ve Almanya'da bu efsanelerden günümüze yalnızca bölük pörçük öyküler kalmıştır. Hıristiyanlık'ın İskandinavya'ya, özellikle uzak İzlanda Adası' na girmesinin gecikmesi ve ancak 1100'den sonra kurumlaşması, efsanelerin, anlatıla anlatıla belleklere iyice yerleşmesine yol açtı. İskandinav tanrılarıyla ilgili öyküler eski İz landa edebiyatı örneklerini içeren Edda adlı iki kitapta ayrıntılı ve eksiksiz bir biçimde yer almaktadır.
    İskandinav Tanrıları
    İskandinav tanrıları insana benzemekle birlik te dev boyutluydu. Bu tanrılar, yer, uyur, doğar, ölür, sever, nefret eder, korkar ve kederlenirdi. Arkadan vurmayı kınar, başarılı olduğu kadar başarısızlık da gösterebilir, sa vaşta yenilebilirlerdi.
    İçlerinde en başta gelenler Aesir tanrılarıy dı. Gökyüzünde Asgardr denen gizemli bir yerde yaşarlardı. Baş tanrı Odin'di; tüm tanrıların ve insanların babası, gökyüzünün efendisi, ölüler dünyasının kralıydı. Büyük sarayı Valhalla'da, ölen savaşçıları yargılardı. Şairlere esin veren oydu. Büyücülükte ustay dı. Odin, ak sakalı, gökyüzü gibi renk değişti ren peleriniyle, görmüş geçirmiş, yaşlı bir adam olarak resmedilirdi. Yalnızca tek gözü vardı, çünkü öbürünü, tanrı Münir'in bilgelik kuyusuna, akıl karşılığı kurban vermişti. Odin' in ayaklarının dibinde iki kurt yata;, bir omzunda Düşünce öbüründe Bellek adlı iki kuzgun tünerdi. Sekiz ayaklı, güçlü atı Sleip-nir, rüzgârdan daha hızlı koşar, suda yüzer, havada uçardı. Karısı bereket tanrıçası Frigg' di. Odin'in başka tanrıçalarla ya da ölümlü kadınlarla aşk ilişkilerini anlatan öyküler de vardı.
    Odin'in sayısı belirsiz oğullarından en güç lüsü kızıl sakallı Thor'du. Kendisine güç veren sihirli bir kemer takar, ellerine demir eldivenler giyer, çekicini vurmasıyla şimşek ler yağdırır, arabasının tekerlekleri döndük çe, gök gürültüsü oluşurdu. Kötü devlere karşı savaşan tanrıların ve insanların önderiy di. Devler ülkesinde birçok savaş ve serüven yaşayan Thor'un karısı altın saçlı, hasat ve aile tanrıçası Sif'ti. Önemli tanrıların üçüncü sü savaşan erkeklerin koruyucusu savaş tanrı sı Tyr'di.
    Odin'in erkek kardeşi Loki de önemli olduğu kadar ilginç bir tanrıydı. Başlangıçta ateş tanrısı olan Loki, Edda'da. tanrıların bazen dostu, bazen düşmanı olarak anlatılır. Düzenbazlığı ve huysuzluğu yüzünden pek sevilmezse de, kurnazlığı zaman zaman işe yarardı. Canı istediği zaman biçim değiştire rek insan ya da hayvan kılığına girebilirdi. Cinsiyetini değiştirdiği de olurdu. Loki'nin canavar ruhlu üç çocuğu vardı: Ölüm tanrıçası Hel, Tyr'in sağ elini ısırıp kopardıktan sonra tanrıların zincire vurduğu korkunç kurt Fenrir ve denizin derinliklerinde yaşayan, kuyruğuyla fırtınalar çıkaran yılan Jörmungand.
    Loki'nin yaptığı en büyük kötülük, Odin'in oğlu, çok sevilen genç gün ışığı tanrısı Balder' in ölümüne neden olmasıydı. Annesi Frigg, tüm yaratıklardan ona zarar vermemeleri için söz almış, ama ökseotunu gözden kaçırmıştı. Loki sonradan ökseotundan bir ok yaptı ve bu Balder'in ölümüne neden oldu. Tüm canlılar Balder için yas tuttu ve öfkeli tanrılar Loki'yi sonsuza kadar bir kayaya zincire vurarak cezalandırdılar.
    Öbürlerine göre daha az önemli tanrılar arasında bilge Mimir, gözcü Heimdall, deniz tanrısı Njörd, gençlik tanrıçası Idun ve şarkıcı Bragi sayılabilir. Njörd'un iki çocuğu yaşam tanrısı Freyr ve aşk tanrıçası Freyja'ydı. Gün ve gece, Ay ve Güneş, ateş ve rüzgâr, gündoğumu ve günbatımı, kar ve sis tanrıları ya da tanrıçalarından başka, ayaz ve dağ devleri, mağarada yaşayan cüceler, cinler, geceleri evlerin çatılarında gezen düşsel yara tıklar ve rüzgârda uluyan ruhlar vardı.
    Yaratılış ve Dünyanın Sonu
    Hemen hemen tüm uluslar gibi İskandinavyalılar'ın da dünyanın yaratılışını anlatan öykü leri vardır. Bu öykülere göre başlangıçtaki boşluk ve kargaşadan sonra, önce tanrılar yaratıldı; sonra koca bir devin gövdesinden dünya oluştu. Devin, dünyanın köşelerinde duran dört güçlü cücenin omuzlarında taşınan kafatası gökyüzüydü. Dünya yassıydı ve dünyayı kuşatan okyanusun dibinde yılan Jör mungand yaşıyordu.
    Dünya, büyük dişbudak ağacı Yggdrasil'in üzerinde duruyordu. Bu ağacın en üst dalları Asgardr'a değiyor, yeraltındaki kökleri Mimir' in kuyusundan ya da insanların yazgılarını belirleyen Nornlar'ın pınarından sulanıyordu. İnsan ırkı, tanrıların ağaç kütüklerinden biçimlendirdiği Askr ve Embla'dan türemişti.
    Ragnarök, yani "tanrıların alacakaranlığı" dünyanın sonuna ilişkin bir öyküydü. Loki ve kurt Fenrir zincirlerinden kurtulacak, devler Asgardr'a saldıracak, ölüm gemisi dehşet salacak, Jörmungand yılanı denizden çıkacak, dağlar titreyecekti. Tanrılar ve düşmanları arasındaki son savaşta, herkes birbirini öldü rerek yok olacak, tüm dünya ve üzerindeki insanlar ateşte yanacaktı. Ne var ki, bu mutlak son değildi. Bir süre sonra yeni bir çağ başlayacak, Balder dirilecek ve eski dünyanın küllerinden yeni bir dünya oluşacaktı (bak. Efsane ve Mitler).

    Alıntıdır...
     
  8. dderya
    Ayyaş

    dderya kOkOşŞ Süper Moderatör

    Katılım:
    29 Temmuz 2013
    Mesajlar:
    11.320
    Beğenileri:
    7.513
    Ödül Puanları:
    11.080
    Cinsiyet:
    Bayan
    Meslek:
    Öğrenci
    Yer:
    izmir :)
    Banka:
    216 ÇTL
    Odin'in Armağanı: Runik Alfabe

    İskandinav geleneği Runik alfabenin keşfini "Her şeyin Babası" Odin'e ilham, kahinlik, gizli iletişim ve bilgeliğin efendisi ve daha meşum bir açıdan, dönüm noktalarının tanrısı, asılmış adamlar ve ölüye borçludur. Odin'in Dünya Ağacı'nın köklerindeki Mimir Kuyusu'nu arayışı hikayenin başlangıcını belirler. Kuyu, kolektif bilinçdışının klasik bir sembolüdür, bütün yaşam köklerini besleyen, bilgi ve kaderin temelini oluşturan enerjiler ve güçler havuzudur. Aynı zamanda Tanrıça'nın antik gizemleri ile ilgili dişil bir semboldür. Odin'in kuyunun derinliklerine dalışı, bir içsel tefekkür sürecini, hakikat ve anlam arayışını sembolize eder. Derin bir eğitsel ve ilham verici bir hikaye ve Mimir'in Kuyusu'ndaki sularından çekmek isteyenler için Runik alfabenin bilgeliğine önemli bir giriş yoludur.

    Aşağıdaki hikaye Orta Çağ İzlanda edebiyatı kaynaklarına dayanılarak verilmiştir.

    İşte Odin'in nasıl Herkesin Babası, tanrıların en bilgesi olduğunun hikayesi. Yggdrasil, büyük Dünya Külü, evrenin merkezinde, dokuz dünyayı kucaklayarak durmaktadır. Bu dünyaların en üstte olanları, Asgard, dorukta duran Aesir olarak bilinen yüce tanrıların evi; Ljossalfheim, hafif cinlerin yurdu ve Vanaheim, Vanir olarak bilinen doğurganlık tanrılarının evleridir. Ortada Midgard durur, "insanın doğruluğun içinde yaşadığı" Orta Dünya bulunur. Bu, Asgard'a Bifrost gökkuşağı köprüsü ile bağlıdır. Kuzeyde, Niflheim, daimi dolu ve buzun vatanı; güneyde ise hiddetli ateşin diyarı bulunur.

    Bazıları der ki; Jotunheim, düşman kaya ve buz devlerinin memleketi, Midgard'ın doğusundadır ve Vanaheim batısındadır. Başkaları da der ki; Vanaheim yukarıdadır ve Niflheim dünyanın altındadır, gölgeler diyarının içindedir. Yerkürenin içinde çalışan küçük insanların iki dünyası bir gibidir; Onlar Nidavellir, cüceler yurdu ve Svartalfheim, karanlık cinlerin evidirler. Tüm dünyaların altında sis örtülü Hel vardır. Bazıları buna Nilfheim'ın kalesi der. Duvarları yüksek, kapıları yasaktır.

    Kutsal ağacın üç kocaman kökü dünyalara nüfuz eder. Bu köklerden ilki, Asgard'daki Urd Kuyusu'na dalar. Orada Norn'lar tanrıların ve insanların kaderlerini örerler. İkinci kök, devlerin kalesinin berisinde, ilham sularının ileriye doğru coştuğu Mimir nehrine nüfuz eder. Üçüncü kök ise, Hel'deki Hvergelmir'e düşer; burada cesetleri yeyip yutan korkunç ejder Nidgehogg yaşar.

    Yggdrasil tüm dünyaları birbirine bağlayan eksendir. Koruyucu ağaç olarak bilinen bu eksen, tüm yaşamı destekler ve devam ettirir. Bilinen bir başlangıcı ya da sonu yoktur. Yggdrasil var idi ve halen var ve sonsuza dek de var olacaktır. Tanrıların alacakaranlığında, Regnaroc savaşı yapılacağı zaman, ölmek pek çok diğer tanrılar ile beraber Odin'in de kaderine yazılmıştır. Fakat Ygddrasil hayatta kalacaktır ve ondan yeni dünyalar ortaya çıkacaktır. Büyük ağacın kendisi üç Norn tarafından korunmaktadır. Bunlar Urd (kader), Verdandi (ihtiyaç) ve Skud (var olmak)'tır. Onlar ağaca bakar ve sularlar.

    Odin seyahatine, Asgard'dan aşağıya, Yggdrasil'in köklerine doğru başlar. Onun dev kirişleri arasından sonunda Mimir'e giden yolu buldu. Şimdi Mimir Kuyusu'nun suları başka bir şeyle mukayese edilemez bir armağan taşımaktadırlar, çünkü onlar oradan su içen kişiye bilgelik iksirini bahşederler. Yalnız başına Odin Mimir'e yaklaştı ve kuyudan içip içemeyeceğini sordu.

    Mimri kuyunun koruyucusu idi ve onun güçlerini biliyordu. Odin'den sudan bir kerelik çekişe karşılık tanrının gözlerinden birini istedi. Odin, tereddüt etmeden, gözünü yuvasından kopararak razı oldu ve kıymetli sıvıya karşılık olarak verdi. Kuyudan çokça içti ve aradığı bilgeliği elde etti. Ancak çetin sınavı henüz tamamlanmamıştı.

    Odin hemen ne yapmak durumunda olduğunu gördü ve yukarıya ağacın içine doğru uzanıp bir dal kopardı ve dala bir mızrak şeklini verdi. Odin, kendisini Dünya Ağacı'ndan baş aşağı dokuz acı veren gün ve gece süresince asarken, bu mızrak ile kendisini yaralamayı seçti. Kuyuda yarı boğulurken, onun derinliklerinde Runik alfabeyi aradı.
    Sonunda, dokuzuncu günde, Odin onları gizlice gözetledi ve işkence görmüş eliyle onları kavradı ve bir zafer narası ile yukarıya çekti. Runik alfabenin bilgeliğini kazanmıştı. Her şeyin bilgisi artık onundu, bu sebeple orada galdr (harflerden sözcük yapımını ve sihir formüller)'in en güçlüsünü öğrendi. Bu sebeple Odin, tek-gözlü tanrı ve dar ağacının tanrısı, sihir ve gizem ustası ve geçmiş, şimdiki zaman ve geleceğin tümünü bir anda bilebilecek olan olarak tanındı. Tek gözünü verişi Odin'in kurbanı idi, fedakarlığı idi; Midgard'ın yaşayanlarına ya da en azından "onlardan istifade edebileceklere" Runik alfabenin bilgeliğini sunmak ise Odin'in armağanı oldu. Odin'in arayışı İskandinav edebiyatının en büyük mitolojik temalarından biridir ve Dünya Ağacı'ndaki çilenin Çarmıha Geriliş ve diğer antik Avrasyalı efsanelerdeki sembolik ölüm ve yeniden doğumlar ile benzerliği vardır. Büyük tanrının inisiyasyon riti, Buda'nın Bodhi Ağacı'nın altında uyanışı, bir aydınlanışa -bu durumda Minir Kuyusu'nun gizemlerine ve Runik alfabesinin sırlarına açılır. Öyle ki Runik alfabenin efendisi tapınışlı ibadete davet etmek yerine örnekle öğretir.

    Odin'in üç bölümden oluşan ritüelik ölümü (yaralanmak, asılmak, boğulmak) ve bir gözünü feda edişi, göreceğimiz gibi, bir görüş biçiminden diğerine sembolik bir geçişi temsil eder; alelade görüşten kahince sezgiye. Bu runik inisiyasyonun gizemli yoludur. Bizlere, tabii ki, bir gözümüzü kör edişimiz tavsiye edilmemektedir! Runik kehanette bulunan da, Odin gibi, "daha yüksek" sembolik bir farkındalık biçimi, sezgi ve iç görü ile hayalinde canlandırmak için kendisinin her günkü sıradan "görünüşünü" feda eder. Efsanenin hakiki anlamı budur.
    Odin bu sebeple, çoğu runik kehanette bulunanların mitolojik prototipidir. O, önden giden ve bu tür bilgiyi elde edişin düzenini oturtmuş olandır. Bu işlev, eski İskandinav ve Germen dünyalarındaki Odin ile ilgili gizem tarikatlarında hemen hemen kesin olarak yansıtılmıştır. Burada "Korkunç Kişi" sözel ve sihirsel sanatların koruyucusu olarak durur. Odin, aynı zamanda, bir anlamda, Norn'ların (kader tanrıçalarının) bilgeliğinin insan dünyasına akışını kanalize eden olarak da tanınır. Runik canlanışın anahtar bir figürü olan Edred Thorsson'un dediği gibi; "Bir tanrı ya da tanrılar ile doğrudan iletişime geçmek -kehanetin tümüyle ilgili olduğu şey budur... "Rune" harfleri, aslen tanrı Odhinn (Woden)'in armağanı olan, onun aracılığı ile mesajların bir geçerlilik seviyesinden diğerine, bir dünyadan diğer bir dünyaya gönderilebileceği" bir çeşit geleneksel kodlardır.

    Aslında, Runik harflerle kehanette bulunmak "kehanete veya peygamberliğe" (mantic) ait bir sanattır. Runik işaretlerin ve onların anlamlarının etkileşimli bir süreçte aktif unsurlar haline dönüştüğü, geleceği tahmin etmek tekniğidir. Runik işaretler kendilerini seyrederek kontamplasyon yapan Rune kahinlerine kendilerini bütünüyle sunarlar. Bunun için, rune harflerini ortaya dökmek, Kader Ağı'nın bakış penceresinden içeriye dikkatle bakmak girişimidir. Ve Rune harfleri kaderin yollarının göz önüne serilimini çarpıcı bir şekilde yansıtmaktan daha fazlasını yaparlar. Sezgiyi ve psişik becerileri geliştirmeye ve genişletmeye yardımcı olurlar. Böylece runik harflerin kullanıcısının alırlığı artar. Maddesel gerçeği yaratan ve onun altında yatan latif enerji akışlarının daha fazla alırlığı sağlanır. Runik danışmanın içini dolduran bu latif enerji akışları, kendisine danışanları da etkiler ve onları kendi dönüşüm sanatlarında güçlendirir.

    Kadim Viking İrfanı - Paul Rhys Mountfort
     
  9. dderya
    Ayyaş

    dderya kOkOşŞ Süper Moderatör

    Katılım:
    29 Temmuz 2013
    Mesajlar:
    11.320
    Beğenileri:
    7.513
    Ödül Puanları:
    11.080
    Cinsiyet:
    Bayan
    Meslek:
    Öğrenci
    Yer:
    izmir :)
    Banka:
    216 ÇTL
    Odin Gizemlerinin 9 Dünyası

    Odin’in kişiliğiyle ilgili olarak tatmin edici bir bilgiye ulaşmak zordur. Gerçekten de o İskandinav Gizemleri’nin temelini atan kişiyse, büyük bir ihtimalle budistik bir Doğu okulunun inisiyesiydi. Odin kelimesinin etimolojisi onun Woden, Wotan, Woutan ve Odinn kelimelerinden gelebileceğini göstermektedir. Bu kelimeler “ağaç” veya “rüzgar” anlamlarında kullanılmıştır. Yorulmaz anlam kaşifi Godfrey Higgins bu konuda bir sürü ilginç keşifte bulunmuştur: “Buradan anlıyoruz ki kuzey tanrısı
    Woden, tamul dilinde Buda anlamına gelmektedir. (Sir Willam Jones da Buda’nın Woden olduğuna inanır) Bu Woden kelimesinin güney değil, kuzey Hindistan’ gelmiş olduğu kuşku götürmez bir gerçektir. Tamiller (veya Tamullar) Dravidian ırkın bir koludur. Bu ırklar gününüzde Güney Hindistan ile Seylan civarında yaşamaktadır. Woden’ın ismi yoluyla Kuzey Hindistan’daki Aryan kültürün kadim kaynağıyla bağlantılı olması çok ilginçtir. Higgins düşüncelerine şöyle devam eder: “Suriye dilinde Odin, Adonis’tir. Fakat Suriye ve Puşto dillerinde (aynı şekilde Tamul dilinde) O sesi bir artikeldi. Bu durumda Odin, Dn, Dun veya Don olacaktır. Bu sefer de Don kelimesinin bilgelik veya bilgi anlamına geldiğini görüyoruz. Böylece bir kez daha bilgi ağacı veya bilgi bahçesi veyahut Adonis’in bahçesi ile tekrar karşılaşıyoruz.” (Bkz. Anacalpypsis) Woden kelimesi hem ağaç, hem rüzgâr anlamına geldiği için, bu sembolik isimde O-Don’da (E-Don, E-Den) büyüyen bilgi ağacıyla ilişki görmek büyük bir hayal gücü gerektirmiyor.
    Odin Gizemleri’nin kurulma tarihi belirsizdir; bazı yazarlar bu gizemlerin İsa’dan önceki ilk asırda, diğerleri ise İsa’dan sonraki ilk asırda kurulduğunu ileri sürmektedir. Robert Mocoy, bu gizemlerin kökeniyle ilgili aşağıdaki şu bilgiyi vermektedir: “Kuzeyli tarihi kaynaklara baktığımız zaman Hıristiyanlığın ilk yüzyılında bir Asya kavmi olan Aser’in şefi Sigge, Hazar denizi ve Kafkaslar’dan Kuzey Avrupa’ya göç etmiştir. Kuzeybatı yolunu takip ederek Karadeniz’den Rusya’ya geçmiş, efsaneye göre, Rusya’da oğullarından birini, tıpkı Saksonlara ve Franklara yaptığı gibi lider olarak koymuştur. Daha sonra Cimbria’dan Danimarka’ya geçmiş, Danimarka onun beşinci oğlu Skiold’u yöneticisi kabul etmiş, oradan İsveç’e geçmiş, İsveç’te Gylf bu harika yabancıya biat edip onun gizemlerine inisiye olarak yönetici olmuştur. Kısa bir süre sonra burada en yüksek yönetici olmuş, imparatorluğunun başkenti Sigtuna’yı inşa etmiş, yeni yasalar çıkarmış, kutsal gizem okullarını kurmuştur. Kendine Odin ismini almış ve on iki Drottar’dan (Druidler?) oluşan bir rahip meclisi kurmuştur. Bu rahipler gizli tapıncı yönetmiş, adalet işlerine bakmış, peygamberlik yaparak gelecekten haber vermişlerdir. Bu gizli okulların ritüelleri Balder’in ölümünü kutlamıştır. Bu festival Tanrıların ve insanların onun ölümü için tuttukları yası ve onun dirilişini anar.”(General History of Freemasonry)
    Tarihsel Odin, ölümünden sonra tanrılaştırılmış, onun şahsiyeti bilgelik tanrısı mitolojik Odin’le birbirine karışmıştır. Odinizm kadim İskandinav panteonun yüce yıldırım tanrısı Thor tapıncını yerleştirmiştir. Efsaneye göre Kral Odin’ingömülü olduğu höyük, Upsala’daki büyük tapınağın yakınlarından hâlâ görülebilir bir yerdedir.
    Odin gizemlerini yöneten on iki Drottar, belli ki Odin’in on iki kutsal ve söylenmez ismini kişileştirmektedir. Odin Gizemlerinin ritüelleri, benimsemiş oldukları Yunan, Pers ve Brahmin gizemlerine benzer. Zodyak burçlarını simgeleyen Drottarlar sanatların ve bilimlerin koruyucularıdır. Bunları ancak inisiyasyon sınavından geçmiş olanlara açıklarlar. Birçok pagan kült gibi Odin Gizem Okulları da Hıristiyanlık tarafından yok edilmiştir, fakat asıl yok oluş nedenleri rahipler kastının yozlaşmasıdır.

    dokuz-254x300.jpg

    ODİN GİZEMLERİNİN DOKUZ DÜNYASI
    Nordik Gizemleri dokuz oda veya dehlizde irşat edilir ve adaylar odaları sırayla kat ederdi. Bu inisiyasyon odaları Drottarların evreni böldükleri şu dokuz dünyayı temsil ederdir:

    (1) Asgard, Tanrıların Semavi Dünyası;

    (2) Alf-heim, Güzel Elflerin ve Ruhların yaşadığı ışık âlemi;
    (3) Nifl-heim, kuzeydeki Soğuk ve Karanlıklar âlemi;
    (4) Jotun-Heim, doğudaki Devler âlemi;
    (5) Midgard, orta dünya, insanlar âlemi;
    (6) Vana-heim, batıdaki Vaneler âlemi;
    (7) Muspells-heim, güneydeki Ateş âlemi;
    (8) Svart-alfa-heim, yeraltındaki hilebaz Elflerin karanlık âlemi;
    (9) Hel-heim, evrenin en altındaki soğuk, ölüler âlemi.

    İnsanların yaşadığı Midgard dışındaki bütün bu âlemlerin duyular tarafından algılanamaz olduğuna inanılırdı. Fakat inisinasyon töreni sırasında adayın –rahiplerin gizli gücüyle dünyevi kabuğundan kurtulan– ruhu, bu çeşitli âlemlerin sakinleri arasında dolaşırdı. İskandinavların dokuz âlemi ile Eleusis Gizemleri inisiyelerinin yenilenme ritüelleri sırasında geçtikleri dokuz küre veya plan arasında hiç kuşkusuz yakın bir ilişki bulunmaktadır.


    Mitoloji, bir gizem okulunun hemen her zaman hem ritüeli hem de sembolizmidir. Kısaca dile getirilirse, Odin Gizemlerinin temelini oluşturan kutsal dram aşağıdaki gibidir:
    Bütün her şeyin yaratıcısı görünmez, mutlak Yaratıcı Büyük Baba’dır. Onun doğadaki naibi tek gözlü Odin’dir. Odin’e, tıpkı Quetzalcoatl gibi, Yüce Tanrılık onuru verilmiştir. Drottarlara göre evren nefesiyle kırağı yaratan dev Ymir’in bedeninden çıkmıştır. Ymir, yaradılış öncesi buz ve ateş devlerinin sürekli olarak kar ve ateş attığı büyük uçurum Ginnungagap’ın sislerinden oluşmuştur. Üçtanrı –Odin, Vili ve Ve– Ymir’i öldürüp onun her bir parçasından doğanın farklı bir yanını oluşturarak dünyayı kurmuşlardır. Odin düzeni tesis ettikten sonra bir dağın tepesine Asgard adında harika bir saray yaptırmıştır. Burada on iki Aesir (tanrı), ölümlü insanın sınırlılığından çok uzakta birlikte yaşamışlardır. Ayrıca aynı dağda kahramanca ölenlerin her gün dövüşüp yiyip içtikleri bir yer olan Valhalla vardır. Bu kahramanların yaraları her gece iyileşir ve yedikleri yaban domuzu onlar ne kadar hızla tüketirlerse tüketsin kendini yeniler.
    Güzel Balder –İskandinav İsa– Odin’in sevgili oğludur. Balder savaşçı değildir, onun nazik ve güzel yapısı tanrıların kalplerine neşe ve huzur getirmiş, biri hariç bütün tanrılar onu sevmiştir. İsa’nın on iki havarisi arasında Yahuda’nın olması gibi, on iki tanrıdan biri olan Loki kötülüğün kişileşmesidir. Loki kör kader tanrısı Höthr’ün Balder’i bir ökseotu okuyla vurmasına neden olmuştur. Balder’ın ölümüyle birlikte diğer tanrıların hayatından neşe ve ışık uçmuştur. Kalbi kırık tanrılar bu sonsuz hayat ve gençlik ruhunu yeniden diriltecek bir yöntem bulmak için bir araya gelmişler, böylece gizem okullarını inşa etmişlerdir.
    Odin Gizemleri, yerin altında, mağara ve dehlizlerde bulunan ve gizemlerin dokuz âlemini temsilen sayısı dokuz olan odalarda irşat edilirdi. Kabul edilmek isteyen adaya Balder’ı ölümden diriltme görevi verilirdi. Aday her ne kadar farkında olmasa da aslında Balder rolünü oynamaktadır. O kendini bir seyyah olarak görür; içinden geçtiği mahzenler doğanın planlarını ve âlemlerini, onu inisiye eden rahipler ise güneş, ay ve yıldızları temsil ederlerdi.
    Üç yüce inisiyatör –Yüce, Yüceye Denk ve En Yüce– mason locasının Üstadı Muhterem, Kalfa and Çıraklarına tekabül eder. İnisiye karmaşık dehlizlerde saatlerce dolaştıktan sonra, Gizemlere katılan bütün inisiyelerin prototipi olan Güzel Balder heykelinin huzuruna götürülür. Bu figür kalkanlarla kaplı büyük bir odanın ortasında durur. Odanın ortasında gezegenleri sembolize eden yedi çiçekli bir bitki durur. Aesir, yani Bilgelik evini temsil eden bu odada neofit keskin bir kılıcın altında gizlilik ve saflık yemini eder. İnsan kafatasından yapılmış bir kaptan kutsanmış bir içecek içer ve onu yolundan çevirmek için tasarlanmış bütün işkencelerden ve sınavlardan başarıyla geçmiş olarak nihayet Bilgeliğin kişileştirilmesi olan Odin gizeminin perdesini açmaya hak kazanır. Balder adına ona tarikatın kutsal yüzüğü verilir ve yeni doğan olarak selamlanır; ona ölümün kapılarından geçmeden öldüğü ve yeniden dirildiği anlatılır.
    Richard Wagner’in ölümsüz kompozisyonu Der Ring Des Nibelungen, Odin kültünün Gizem ritüellerine dayanır. Büyük besteci orijinal hikâyeden ayrılma konusunda çok özgür davransa da, dünyanın sahip olduğu müzikal dram tetralojilerinin en muhteşemi olduğu söylenen bu müzikal dramın, ona ilham veren İskandinav destanının gücünü ve ihtişamını çarpıcı bir biçimde yakalayıp koruduğu söylenir. Bu opera Das Rheingold adlı perdeyle başlar, Die Walküre ve Siegfried ile aksiyon devam eder ve tüyleri ürperten doruk Gotterdammerung“Tanrıların Alacakaranlığı” ile son bulur.


    alıntıdır.
     
  10. dderya
    Ayyaş

    dderya kOkOşŞ Süper Moderatör

    Katılım:
    29 Temmuz 2013
    Mesajlar:
    11.320
    Beğenileri:
    7.513
    Ödül Puanları:
    11.080
    Cinsiyet:
    Bayan
    Meslek:
    Öğrenci
    Yer:
    izmir :)
    Banka:
    216 ÇTL
    Njáls saga

    Njáls saga ("Brennu-Njáls saga" ya da "Njáll'ın Yanışının Öyküsü" olarak da bilinir) İzlandasagalarının en ünlülerinden biridir. İzlandalılar tarafından sıklıkla "Njála" olarak kısaltılır. Ayrıca "Sagaların kraliçesi" olarak anıldığı da olur.
    Bu epik İzlanda şiiri, pek çok kan davasının seyrini konu alır. Yazarının İzlanda'nın en güney kesimlerinde bir yerde yaşadığına inanılır. Haklı olarak, gelmiş geçmiş en iyi İzlanda sagası olarak ün salmıştır. Ana konusunun genişliği ve metindeki kaynaklara yapılan zekice imalar, yazarın iyi eğitim almış kültürlü biri olduğunu düşündürmektedir.
    Olaylar 960 ve 1020 yılları arasında vukuu bulurlar. 999 yılındaki İzlanda'nın Hıristiyanlaşması ve 1014 yılında, Dublin'deki Clontarf Savaşı da Njáls sagada detaylı bir biçimde anlatılmaktaddır.
    Eser bilinen tarihi doğrulayıp günümüzde de yerleri bulunabilen yerlerden basetse de, bilginler hâlâ metinde anlatılan yerler ya da olaylar arasında efsanevî, aslında yaşanmamış olaylar ile hikâye anlatıcılığı sanatına dair kanıtlar aramaktadırlar. Sagada olayların başlamasına neden olan temel olay, Njáll'ın çiftlik evine saldırılması ve yakılmasıdır. Bu olayın gerçekliği, yapılan arkeolojik kazılarla da ispatlanmış, söz konusu bölgede yanık bir yapının kalıntılarına rastlanmıştır.
    Sagada ayrıca İzlanda Milletler Topluluğu'nun kan davalarını çözebilmek için uyguladığı yöntemlerden de bahseder. Ünü İzlanda'nın dışına kadar yayılan eser, Brian Boru'nun ölümünün ve Clontarf Savaşı'nın pek de somut tarihe dayanmayan betimlemelerini de içerir.
    "Njál" isminin kökeni Galiçyaca "Niall"dir ve günümüzde de İngilizcede "Neil" olarak geçmektedir.

    Hrútur ve Hallgerður
    İlk bölüm Hrútur Herjólfsson ve Unnur'ün nişanlanmalarından boşanmalarının çirkin mirasına kadar geçen süreyi kapsar. Norveç'teki yiğitliklerinden ötürü onurlandırılan Hrútur, sonraki evliliğini yaşlanmakta olan Ana Kraliçe Gunhildr'in aşığı olarak yok eder. İzlanda'da bir karısı olduğunu reddedince, evliliğini tamamlama yetisi elinden alınarak lanetlenir. Unnur ondan boşandıktan sonra, Unnur'un babasıyla dövüştükten sonra aldığı çeyizi elinde tutmaya devam eder. İzlanda yasalarına göre bu davranış haksızlık olarak değerlendirilmektedir.
    İlk bölüm, Hrútur'ün anlayışını, güzel yeğeni hakkında "Hırsızların gözlerinin aile içine nasıl girdiğini bilmiyorum" şeklinde yorum yapmasıyla açıklar. Hallgerður adlı bu yeğenden ilk iki evliliği süresince bahsedilir. Hallgerður’ün iki eşi de onu kendi kızı gibi büyüten ama aslında öz babası olmayan, aşırı sevgi gösterip duygusuz ve yabanî olan babasının baltasıyla ölürler. Hallgerður, ilk ölümde babasını kışkırtmıştır ama her ne kadar ikinci kocası aralarındaki bir kavga yüzünden ölse de bu ölümü içine sindirememiştir. Aile bağlarına rağmen Þjóstólfur'ü öldürerek ölümün intikamını alan ise Hrútur olur.

    Gunnar ve Njal
    Gunnar Hámundarson ve Njáll Þorgeirsson (Njal) arasında geçen hikâyedir. Gunnar fiziksel olarak göze çarpacak derecede üstün yetenekli bir adamken, Njal ise müthiş zeki biridir ve Gunnar'ın yakın arkadaşıdır. Gunnar, Unnur'ün Hrútur'e karşı çeyiz şikayetini çözmek mecburiyetinde kalınca, Njal ne yapması gerektiğine dair ona bazı tavsiyelerde bulunur. Becerikli bazı hilelerle, Gunnar, Hrútur'ün evi üzerinde hukukî işlemler uygulamaya başlar.
    Gunnar Althing'e gider ve burada Hallgerður'ü görür. İkisi de birbirlerine aşık olurlar ve Hrútur'ün, Hallgerður'ün karakterine dair uyarıları ile Njal'ın şüphelerine rağmen nişanlanırlar.
    Hrútur ve Njal, Hallgerður Njal’ın eşi Bergþóra ile çatışmaya başladığında iyice tanınmışlardır. Hallgerður, Njal'ın evinde yaşayanları öldürerek pek çok karakterin aklını çalar. Ame cesaretsiz, ürkek Bergþóra kanının intikamını alır. Her cinayetin ardından, kocaları kurbanların durumlarına göre maddi ödemeler yapmaktadırlar. Beşinci kurban Þórður Freedmansson, Njalsson'ların; Þráinn Sigfússon'un, Gunnar’ın amcası ve Hallgerður'ün damadı'nın manevî babası, katillerle işbirliği yapar. Kan davası bitip maddî ödemeler yapıldığında Þráinn'in cinayetteki varlığı daha sonra zıtlaşmalara neden olur.

    Gunnar'ın kan davaları
    Hallgerður, aşıklarından birini, Otkell adında huysuz bir adamın evini soymak için kullanır. Gunnar anîden para ödemelerinin yapılmasını rica eder, ama teklifi kabul edilmez. Kendini, Njal'ın yardımıyla kazandığı bir hukuk mücadelesinin ortasında bulur. Hallgerður'ü de hırsızlık konusunda azarlarken ona bir tokat atar.
    Bu olayı, Otkell'in kazayla Gunnar'ı yaralaması takip eder. Bu yaralanmayı hakaretler takip eder ve Gunnar istemese de intikamını almak zorunda kalır. Erkek kardeşi Kolskeggur'ün geciken yardımıyla, Otkell ve yandaşlarını öldürür.
    Njal'ın etkisiyle yeni bir ödeme düzenlenir ve Gunnar'ın ünü yayılır. Njal, Gunnar'ı bu kötü şöhretin onu bir kiralık katil gibi cinayetler üzerne kurulu bir kariyere iteceği konusunda uyarır.
    Daha sonra, Gunnar, Starkaður adlı bir adamın at üzerine dövüş yapma teklifini kabul eder. Dövüş esnasında, Starkaður hile yapar ve Gunnar kendini yepyeni bir kavganın içinde bulur. Njal onları uzlaştırmaya çalışır ama Þórgeir Starkaðsson onu reddeder. Gunnar, iki erkek kardeşiyşe bir seyahatteyken Starkaður ve adamları tarafından pusuya düşürülür. Dövüş esnasında on dört saldırgan ile Gunnar'ın erkek kardeşi Hjörtur ölür.
    Unnur’ün oğlu, Mörður Valgarðsson Gunnar'dan nefret etmekte ve onu son derece kıskanmaktadır. Njal'ın Gunnar'a dair bir kehanetini öğrenir. Njal, Gunnar'ın aynı aileden iki kişiyi öldürmesi hâlinde kendisinin de öleceğini söylemiştir. Ödeme anlaşmasına göre borcu ödenmeyen bazı alacaklıları kışkırtarak Gunnar'ın üzerine salan Mörður, amacına ulaşır. Gunnar dövüşü kazanmıştır, aama aynı aileden ikinci kişiyi de öldürür. Bunu takip eden hesaplaşma Gunnar ile Kolskeggur'ün İzlanda'yı üç yıllığına terk etmelerini gerektirir.
    İzlanda'ya en azından mülteci olarak geri dönmek için bazı düzenlemeler yapılır. Ama Gunnar evinden ayrıldığından beri anayurdunu çok özlemekte, İzlanda'nın güzellikleri tarafından adeta büyülenmektedir ve yasalara karşı gelmek pahasına yurdunu terk etmeyi reddeder. Ayrıldığından beri düşmanları dışında hiçbir şeyin değişmediğini, Mörður de dahil olmak üzere tüm düşmanlarının intikam hırsıyla yanıp tutuştuklarını görür. Boyun eklemi kırılana dek kendi evinde saklanır. Hallgerður, Gunnar'ın boynunu tedavi etmek için saç tellerini vermeyi reddederek kalıcı bir alçaklık ve ihanette bulunur. Bunu, daha önce Gunnar'ın ona attığı tokatın intikamını almak için yapmıştır. Gunnar'ın düşmanları, Mörður’ün onu evin içindeyken ateşe verme yönündeki teklifine karşı gelirler ve bunun çok onursuz bir davranış olduğunu ileri sürerler. Ama sonunda Gunnar'ı çıkarmak için çatıyı yıkarlar. Njal’ın oğlu Skarp-Héðinn, yeni bir heesaplaşma ayarlanmadan önce, intikam alma konusunda bazen Hogni Gunnarsson'u desteklemiştir.

    Kári ve Njalsson'lar
    İskandinav hükümdarları iki büyük keşif gezisine özellikle saygı gösterirler: Þráinn Sigfússon'un ve Njal'ın iki küçük oğlununki. Bunların her ikisi de büyük bir saygı, onur ve kıvançla, ayrıca dostlarla geri dönmüştür. Þráinn kötü niyetli hain Hrappur'la gelir. Njal aralarındaki anlaşmazlıkların onları sadece onursuzluğa ittiğini, kaybettiklerini itibarlarını halkın önünde geri kazanmaları gerektiğini söyler. Þráinn anlaşma yapmayı reddeder ve Hallgerður de dahil olmak üzere hizmetkarları ona hakaret edip onurunu kırarlar.
    Sıradaki, saganın en dramatik dövüşüdür. Njalsson'lar ve Kári, Þráinn ve hizmetkarlarını pusuya düşürmeye çalışırlar. Aralarında buzdan bir köprü vardır. Skarphéðinn erkek kardeşlerine teişip onları geçer, nehre atlar ve Þráinn'i buzda kaydırarak boynunu vurup kafasını keser. Aralarında Hrapp'ın da olduğu dört adam bu dövüşte öldürülür.
    Þráinn’in erkek kardeşi Ketill, Njal’ın kızı ile evlidir ve ikisi, diğerlerinin arasında bir anlaşmaya varılmasına neden olurlar. İleride yaşanması olası çekişmeleri durdurabilmek için, Njal, Þráinn'in oğlu Höskuldur'ü evlat edinir. Höskuldur, Njal’ın evinde sevgiyle yetiştirilir ve ondan hiçbir şey esirgenmez. Artık tamamen büyüdüğünde, Njal onun şef olarak iyi bir iş ve Hildigunn adında uygun bir eş bulmasını sağlar.
    Bunun ardından saga, milattan sonra 999 yılında İzlanda'da dinin değişip Hıristiyanlığın gelmesini anlatmaya başlar.
    Höskuldur ve Flosi; Yanış

    Mörður Valgarðsson, artık Höskuldur'ü başarılı bir reis olabilecek düzeyde bulmaktadır, zira bir reis olarak verimliliği düşmektedir. Njalsson'lar ile Höskuldur'ü birbirlerine düşürür ve ebedî düşmanlar olmalarını sağlar. Mörður ve Kári, kışkırtmalardan çabucak etkilenirler ve onu tarlasını ekerken öldürürler. Bir karakterin dediği gibi, “Höskuldur, nedensizlikten çok daha boşu boşuna öldürüldü; herkes onun yasını tutuyor; ama manevî babası Njal'dan fazla kimse üzülmüyor”.

    Flosi, Höskuldur’ün karısının amcası, güçlü reislerden de yardım alarak katillerden intikamını alır. Hildigunn tarafından sadece kanı yerde bırakmamaya zorlanmıştır. Njalsson'lar kendilerini Althing'de, yardım için yalvarırken bulurlar.
    Herkes Althing'i terk eder ve planın açığa çıkarılması için kehanetlerle bazı belirtiler hazırlar. Yüz adam Njal'ın evine çullanır. Njal, oğullarının evlerini koruyabileceklerini ve bu doğrultuda bir plan yapmalarını önerir. Diğerleri de bunun saçma ve aptalca bir düşünce olduğunu düşünseler de çaresiz kabul ederler. Flosi ve adamları binayı ateşe verir.
    Şimdi hem masumlar, hem de suçlular alevlerle kuşatılmışlardır. Flosi masumların dışarı çıkmasına izin verir ama Njal, Bergþóra ve torunları Þórður, suçlularla ölmek için içeride kalılar. Helgi de dışarıya çıkmaya izni olmadığı hâlde böyle bir girişimde bulunduğu için öldürülür. En sonunda on bir kişi ölür, ama dumanların görüşü kısıtlamasından faydalanıp kaçan Kári bu on bir kişinin arasında değildir. Flosi, Kári'nin bu yangının intikamını almak için geri döneceğini biliyordur.
    Saga, bu hazin yangınla son bulur.
    Alıntıdır(vikipedi)
     

Sayfayı Paylaş