İskilip tepsi kebabı

Suskun

V.I.P
V.I.P
Katılım
16 Mrt 2009
Mesajlar
23,140
Beğeniler
322
Şehir
Türkiye
#1
İskilip tepsi kebabı, İskilip’te özellikle esnafın, malzemesi kasaplarca hazırlanarak taş fırınlarda yapılan yöresel bir kebaptır.

Evlerden ziyade esnaf arasında toplanılarak sırayla yapılır. Esnafın öğle yemeğidir.




İskilip kasap esnafının geleneksel "tepsi kebabı" vakti zamanında esnafın öğle yemeği için ara sıra yaptırdığı bir kebap türüdür. Bu kebabın en fazla yapıldığı zamanlar yaz aylarıdır. Tepsi kebabının kısa adı "kasap tepsisi" denilen kenarı kıvrımlı ince saç tepside kebabın hazırlanmasıdır.

Çapı 40 cm kadar olan kasap tepsisi içerisine ilk evvela keçi (seyis) eti ve bilhassa kaburga (iyevü) kemiklerinden oluşan pirzolar düvülerek konulurdu. Sonra aralarına iç yağı doğranırdı. Aralara bolca sarımsak ve acı yeşil biber döşenirdi. Üzerine sote doğranmış domatesler yerleştirilir ve tuz ekilirdi. Öylece kasaplar haline en yakındaki ekmekçi fırınına gönderilerek fırına sürdürülürdü.

Yarım saat kadar pişme süresinden sonra "okkalık" denilen fırın ekmegi ile birlikte dükkana götürülür ve afiyetle yenilirdi. O zamanlar esnaflar sıkça bu tepsi kebabına kısaca "tepsi" ismi vererek kasaplara sipariş ederler ve misafirlerile birlikte bu "tepsiyi" yerlerdi. "Kasap tepsisi" lezzet bakımından emsali bulunmaz bir pirzola ağırlı kebap idi. Arkasından karpuzu da keserlerdi.. Tepsinin başındaki insanlar kapış, kapış tepsiyi yirlerdi. Ondan sonra da bir nalçapa (maşraba) "yülük suyunu" (Yivlik suyu) içerlerdi. Milletin ağzında yağ donardı..

Atalarımız ne demiş o zamanlar? "Ye yağlı eti, iç soğuk suyu kana kana donarsa donsun ağzında, ye tatlıyı emme sakın içme suyu yüreğin yanarsa yansın bağrında"......

Eskiden suni yemlerle hayvan besleme işi olmadığı için "tepsi" içine bolca doğranan "iç yağı" kimseyi rahatsız etmezdi. Bundan 40- 50 sene evveline dayanan "kasap tepsisi" yiyip de şimdi bunun lezzetini ömrü vefa edip de bilmeyen yoktur! Eskiden kasap dükkanına bir müşteri gelince "yağsız et" satan kasap makbul kabul edilmezdi. Müşteri kasaba derdi ki; "Hısım, yavan et verme bana, yağ doğra içine" derdi. Eskiden fıhare (fakir) kimseler yağsız (yavan et) yerdi. Yağlı et makbul idi.

Çünkü o devirde keçi davarı yaylada yayılır ve iç yağında dahi "trans yağı" denilen kollestrol çoğgaltıcı yağ bulunmazdı. Bütün hayvanların gerek et yağları, gerekse tereyağları omega-3 denilen maddece çok zengindi. İç yağının en makbülü ise hayvanın bağırsakarından çözülen içyağından ziyade böbrek yagğı (bödelek yağı) daha makbüldü. İç yağının kavrulmasıyla "kahırdak yağı" yapılır ve yemeklerde kullanırdı. Şimdiki sentetik yağlara o zaman kimse itibar etmezdi.
 

Benzer konular

Top