1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

İslam Filozofları

Konusu 'Edebiyat / Kitap' forumundadır ve ZeyNoO tarafından 19 Aralık 2011 başlatılmıştır.

  1. ZeyNoO
    Melek

    ZeyNoO ٠•●♥ KuŞ YüreKLi ♥●•٠ AdminE

    Katılım:
    5 Ağustos 2008
    Mesajlar:
    58.480
    Beğenileri:
    5.784
    Ödül Puanları:
    12.080
    Cinsiyet:
    Bayan
    Meslek:
    Muhasebe
    Yer:
    ❤ Şehr-i İstanbul ❤
    Banka:
    3.064 ÇTL
    İSLAM FİLOZOFLARI
    Ebu Bekir Er-Razi

    [​IMG]
    Asıl adı Muhammed bin Zekeriya olan ebu Bekir el Razi Rey kentinde İS 864 yılında doğmuş ve yine aynı kentte İS 925 yılında ölmüştür. Fizik, felsefe, tıp, kimya alanlarında eserler vermiştir.

    Türk ve Acem olduğu konusunda tartışmalar olan Ebu Bekir El Razi, doğduğu şehir olan Rey'de felsefe, matematik, doğa bilimleri ve astonomi eğitimi yaptıktan sonra Bağdat ve başka İslam şehirlerinde öğrenimini tamamladı. Daha sonradan da tıp öğrenimi gördü. Rey ve Bağdat hastanelerinde başhekim olarak çalışan Razi'nin eserlerinin neredeyse hepsi Latinceye çevrilmiştir. Tıp alanında yazdığı el-Havi adlı ansiklopedi 17. yüzyıla kadar en önemli başvuru kaynağı olmuştur.

    İlk göz ameliyatı, sülfirik asidin keşfi, alkol ve tıpta kullanımı, su çiçeği ve kızamığın ilmi esaslarla birbirinden ayrılması, modern kimya ile kimya mühendisliğinin arasındaki geçişin kurulması, allerjik astım üzerine yazılan ilk makale gibi bir çok çalışmayla tanınır.

    Ebu Bekir el Razi'nin önemi İslam dünyası içinde ilk defa doğa felsefesini savunan kişi olmasıdır. İS 750 yılından sonra Türk ve Pers kültürlerinin katılmasıyla kozmopolit bir hal alan İslam her alanda ilerleme kaydetmeye başlanmıştır. Bu dönemde birçok İslam şehrinde büyük kütüphaneler kurulmuştur. Bunlar aynı zamanda araştırma merkezleridir. Antik çağa ait birçok kitabın çevirileri yapılmıştır.


    Antik çağda Thales'le başlayıp gelişen doğa felsefesinin İskenderiye kütüphanesinin yakılmasıyla kesintiye uğramasından sonra İslam uygarlığı içinde tekrar doğuşu Ebu Bekir el Razi ile olmuştur. Bunun yanı sıra Aristoteles ve idealizm felsefesinin takipçisi Farabi'ye ve idealizm ve doğa felsefesini birleştirmeye çalışan İbn-i Sina'yı önemli isimler arasında sayabiliriz.

    Ebu Bekir el Razi İslam içindeki önemli akımlarla çatışmaya girmiş ve İslam uygarlığı içinde thales benzeri bir gelenek kuramamıştır. Daha sonraları Moğol istilası ve Haçlı seferlerinin sonucu olarak bu gelişme durmuştur. Bilhassa Moğol istilası bu elde edilen gelişmelere büyük darbe vurmuştur. Sadece Sivas kütüphanesinin yakılmasında 250.000 kitap yok olmuştur.

    Bu dönemde İslam uygarlığının en önemli başarısı Budistlerden aldıkları rakamlarla antik dönem eserlerden elde ettikleri geometriyi sentezleyerek analitik geometri ve cebiri geliştirmeleridir. İspanya'daki endülüs uygarlığı aracılığıyla bilhassa İbn-i Rüşd ve diğer bilim adamlarının eserlerinin Latinceye çevrilmesi Bertrand Russell'in deyimiyle Avrupa uygarlığının doğuşu olmuştur. Tahran yakınlarında kurulan Razi Enstitüsü onun adına kurulmuştur ve doğumu olan 27 Ağustos günü her yıl İran'da tıp bayramı olarak kutlanır.
     
  2. ZeyNoO
    Melek

    ZeyNoO ٠•●♥ KuŞ YüreKLi ♥●•٠ AdminE

    Katılım:
    5 Ağustos 2008
    Mesajlar:
    58.480
    Beğenileri:
    5.784
    Ödül Puanları:
    12.080
    Cinsiyet:
    Bayan
    Meslek:
    Muhasebe
    Yer:
    ❤ Şehr-i İstanbul ❤
    Banka:
    3.064 ÇTL
    El-Kindi

    [​IMG]
    Kısaltılmış adıyla Kindi veya tam adıyla Ebū-Yūsuf Ya'kūb ibn Ishāk el-Kindī. Ortaçağ Avrupası'nda ‘Alchindus' adıyla tanınan, ilk islam filozofudur. Platon, Aristoteles ve Plotinos'un görüşlerinin bir sentezini yapmıştır. Felsefenin yönteminin kanıtlama, kanıtlamanın hedefinin maddeye biçim kazandıran özleri bilmek, felsefenin amacının ise Tanrı'ya erişmek olduğunu öne süren El-Kindi'ye göre, felsefi bilginin ilk basamağı akılyürütmedir. İnsanın akılyürütme yoluyla adım adım basitten bileşiğe ve en yetkin olana doğru yükseldiğini öne süren filozof, varlığa akılcı bir açıdan yaklaştığı için, Tanrı'nın özüne ait sıfatları inkar etmiştir. Tanrı'nın sıfatlarının ancak olumsuz bir biçimde bilinebileceğini savunan el-Kindi'ye göre, Tanrı mutlak bir'dir. Mutlak varlık olması sebebiyle, Mutlak Bir'in şekli, niteliği, niceliği, maddesi yoktur ve O göreli bir varlık değildir.

    Soylu bir ailenin çocuğu olarak Küfe'de doğmuştur. Dedesi Eş'as, Güney Arabistan'ın en büyük kabilelerinden biri olan Kinde'nin hükümdarıydı. Müslüman olduktan sonra kabilesinin ileri gelenleriyle Küfe'ye yerleşmişti. Babası İshak b. es-Sabbah yıllarca Küfe valiliği yaptı.

    Küçük yaşta babasını yitiren Kindi, çocukluk ve gençlik yıllarını Küfe ve Basra'da geçirerek geleneksel temel eğitimden sonra dil ve edebiyat alanında eğitim gördü. Halife Me'mun'un 830′da kurduğu Beytü'l-hikme'deki bilginler topluluğu arasında yer aldı. Mutezili devlet yöneticilerinden destek gören Kindi Ehl-i Sünnet yanlısı Mütevekkil-Alellah'ın iktidarında saraydan uzak kaldı.


    Kindi felsefeden tıbba, matematikten astronomiye, ilahiyattan siyasete, psikolojiden diyalektiğe, astrolojiden kehanete ve optikten kimyaya kadar yirmi ayrı dalda eser vererek sayıları 277′yi bulan bir külliyat oluşturmuştur.

    Akla büyük bir yer veren Meşşai felsefe akımını ilk başlatan da Kindi'dir. 17 eseri Latince'ye, 4′ü İbranice'ye tercüme edilmiştir. Ayrıca izafiyet teorisini bulan ilk kişidir. Mekan ve hareketin izafi olduğunu, zamanın cisim ve hareketten ayrı düşünülemeyeceğini söylemiştir. Yavaş dediğimiz şey, uzun zaman içinde belli bir mesafenin kat edilmesidir. Hızlılık ise kısa zaman içinde aynı mesafeninkat edilmesidir.

    El-Kindi kriptoloji biliminde Jül Sezar tarafından bulunan ve uygulanan tek alfabeli yerine koyma şifreleme yöntemini geliştirerek frekans analizini bulan kişidir.
     
  3. ZeyNoO
    Melek

    ZeyNoO ٠•●♥ KuŞ YüreKLi ♥●•٠ AdminE

    Katılım:
    5 Ağustos 2008
    Mesajlar:
    58.480
    Beğenileri:
    5.784
    Ödül Puanları:
    12.080
    Cinsiyet:
    Bayan
    Meslek:
    Muhasebe
    Yer:
    ❤ Şehr-i İstanbul ❤
    Banka:
    3.064 ÇTL
    Farabi

    [​IMG]
    870 yılında Türkistan'da Siderya (Seyhun) nehri ile Aris'in birleştiği yerde kurulmuş olan eski bir yerleşim merkezi Farab'da doğmuştur. Babası Mehmed bir kale komutanıydı. Farabi hakkında sağlam ve detaylı bilgi pek yoktur ne yazık ki. Zaten filozof, bilgin ve sanatkar olarak yaşadığı yıllarda bugün tanındığı kadar tanınmıyordu. Hakkında bilgi veren kaynaklar kendisinden 150-200 yıl sonra yazıldığı için, güvenilir değiller. Efsanelerle süslenerek anlatılan bir ilim ve sanat adamıdır. Ebu Nasrı Farabi, Aristo'nun bütün eserlerini açıkladığı ve incelediği için Ustad-ı Sani, Hace-i Sani, Muallim-i Sani gibi sıfatlar almıştır. Bunlardan başka Ebu Nasri Farabi-i Türki, Hakim Farabi gibi isimlerle de anılır. Asıl adı Ebu Nasr Muhammed bin Muhammed bin Turhan bin Uzlug'dır. Batı kaynaklarında adı ‘Alpharbius ya da Alphartabi' olarak geçmiştir.

    İlk öğrenimini doğduğu yerde yapan Farabi, gençliğinde Türkistan'dan göç ederek bir süre İran'da dolaştı. Daha sonra o zamanın ilim ve sanat merkezi olan Bağdat'a gelerek yüksek öğrenimini burada tamamladı. Böylece anadili olan Türkçe'den başka Farsça ve Arapça'yı hristiyan hocalardan ilim dili olan Latince ve Eski Yunanca'yı öğrendi. Çağının ünlü bilginlerinden Ebu Bişr bin Yunus'tan Mantık, Ebu Bekr Ibn el Sarrac'dan dilbilgisi dersleri aldı. Bundan sonra Harran Üniversitesi'ne giderek felsefe çalışmaları yaptı ve burada Yuhna bin Haylan'dan Mantık bilgisini ilerletti. Aristo üzerindeki çalışmalarını burada yaptı. Bağdat'a döndükten bir süre sonra Mısır'a gitti. 941 yılında Mısır'dan Halep'e gelerek Emir SeyfüddevIe Hemedani'nin sarayında bulundu. Zamanının devlet adamlarından saygı gördü. Mütevazi bir hayat süren Farabi, Emir'in teklif ettiği yüksek maaşı kabul etmeyerek, Dört Dirhem'lik küçük bir ücretle yaşamayı yeğledi. Mısır'da kaldığı sürece Türk kıyafeti ile dolaşırdı ve Türkçe konuşurdu.

    Eski Yunanlı filozof ve bilim adamlarının eserlerinin Arapça'ya çevrilerek öğrenilmesi Farabi ile başlamıştır. Önce Abbasiler, sonra endülüs medeniyeti içinde yetişen islam bilginleri bunları batıya tanıtmıştır. Ortaçağ avrupası bu filozofu Arap dilinden, özellikle Kurtuba'lı İbn-i rüşd'den öğrendi. Batılı bilginler İbn-i Rüşd'ü öğrenmek isterken Farabi'yi okumak zorunda kaldılar.


    Farabi'nin eserlerinin yüzyıllarca Avrupa'da tanınmasının nedeni budur. Bütün ortaçağ boyunca Avrupa'da böylesine tanınan, hatta XX. yüzyılda bile hakkında araştırmalar yapılan, eserleri yayınlanan Farabi, 950 yılında Şam'da öldü ve Babüssagir'e gömüldü. Cenaze namazını Emir Seyfüddevle'nin kıldığı biliniyor.

    Filozof Farabi
    Doktor ve filozof olmasına rağmen, onun bütün sıfatları felsefeyle ilgili yönü için kullanılmaktadır. Felsefeyi öğrendikten sonra, görüşlerini Aristo felsefesi doğrultusunda geliştirdi ve bunları bir temele oturtarak kendine özgü bir okul kurdu. Olgun eserler yazmaya koyuldu. Psikoloji, metafizik, mantık, zeka, madde, zaman, vahdet, boşluk, mesafe ve sayı gibi kavramlarla ilgili görüşler ileri sürdü. İyi bir matematikçi oluşuyla da ünlüdür.

    Felsefeye mantık yolundan girerek metafizik üzerinde durdu. Din ile felsefenin ayrılmaz bir bütün olduğunu gördükten sonra islam felsefesinin kurucusu oldu. Farabi'ye göre din ile felsefe arasındaki uyuşmazlık temelde değil, dışta kalan yorumlarla düşüncelerin değerlendirilmesindeki farklılıktan ileri gelir. Böylece mantık ve kavramcılığı geliştirdiğinden, bu etki ile Kelam gibi İslami bilim dalları kanıtlarını mantıktan almaya başlamıştır. Bu yoldan hareket eden Farabi, o zamanki ilim dallarını ikiye ayırır. Ona göre mantık, metafizik gibi ilimler teorik; ahlak, siyaset, matematik, musiki ise ameli yani pratik ilimdir.

    Eserlerinin sayısı yetmişe yakındır. Yazılarını tenha yerlerde, su kıyılarında, ağaç altında yazdığı, eserlerindeki boşlukların, defterlere yazmayıp kağıtlara not etmesinden, daha sonra bunların bir bölümünün kaybolmasından ileri geldiği söylenir. En tanınmış alanları Ed-Talimü's Sani ile İhsanü'l-Ulüm'dur. Sonuncusu ise Doğu dünyasında yazılmış ilk ansiklopedik eserdir.
     
  4. ZeyNoO
    Melek

    ZeyNoO ٠•●♥ KuŞ YüreKLi ♥●•٠ AdminE

    Katılım:
    5 Ağustos 2008
    Mesajlar:
    58.480
    Beğenileri:
    5.784
    Ödül Puanları:
    12.080
    Cinsiyet:
    Bayan
    Meslek:
    Muhasebe
    Yer:
    ❤ Şehr-i İstanbul ❤
    Banka:
    3.064 ÇTL
    Gazzali

    [​IMG]
    Ebu Hamid İbn Mehmed ibn Mehmed Gazzali, zamanının en ünlü kelamcısı, eleştirmeni ve imancı filozofuydu. Şafii mezhebindedir. Horasan'daki Tus kentinde, 1058′de doğdu. Oradan Nişabur'a öğrenime gitti. Genç yaşında büyük bir yetenek olduğunu gösterdi. Kelam ve felsefedeki derin bilgisi, Selçukluların büyük veziri Nizamül Mülk'ün dikkatini çekti. Nizamül Mülk, Bağdat'ta kurmuş olduğu Nizamiye Medresesi'nin yönetimini ona verdi. Gazzali o zaman 33 yaşındaydı ve oldukça büyük bir ün kazanmıştı. Birkaç sene sonra hacca gitmek için görevini bıraktı. Dönüşte zaman zaman Kudüs, Şam, İskenderiye'de araştırmalar ve çalışmalar yaptı. İskenderiye'den Mağribe giderek Murabitin hükümdarı Yusuf bin Taşfin'i ziyaret ettiği söylenir. Yusuf'un ölümünden sonra yeniden Kudüs'e döndü ve orada inziva hayatı yaşamaya başladı. Bu sırada pek çok eser yazdı. Bu eserlerin genel konusu islamiyetin diğer dinlere üstünlüğü, dinin felsefeye üstünlüğünü savunmadır.

    Gazzali, yaşamının sonlarına doğru inzivasını bozdu ve Nişabur'a döndü. Bağdat medresesinin yönetimini yeniden üstlendir. Bir süre yeniden öğretim hayatına girdi. Fakat bu uzun sürmedi ve Kudüs'e dönerek orada mutasavvıflar için bir tekke kurdu. 1111′de ölünceye dek bu inzivada kaldı. Gazzali'nin yaşamı ve düşüncelerinin gelişimi konusundaki bilgiyi kendisinin yazdığı El-Munkiz'den öğreniyoruz. Felsefe tarihinde bu tarzda hayatıtla eseri arasındaki sık bağlantıyı gösteren pek az örnek vardır. Bunun için yalnız Saint Augustin'in Confessions'u ile Descartes'in discours'unu gösterebiliriz.

    Gazali'nin asıl katkısı din, felsefe ve tasavvufta yatmaktadır. Çok sayıda Müslüman filozof, Neoplantonik felsefe dahil, Yunan felsefesinin çeşitli bakış açılarını izlemekte ve geliştirmektedir. Birkaç islami öğretiyle uyuşmazlığa yol açmaktaydı. Öte yandan, tasavvuf hareketi, İslam'ın namaz ve görevlerinin zorunlu yerine getirilmesinden kaçınmak gibi aşırı tenasüpleri üstlenmekteydi. Şüphe götürmez alimliği ve kişisel mistik deneyimini esas alarak, Gazali hem felsefede hem de tasavvufta bu eğilimleri düzeltmeye çabaladı. İbni Sina'ya karşı dinin doğrularını savundu.


    Gazzali, Eşariliğe büyük bir hamle vermiş ve kelamın en büyük üstatlarından sayılmıştır. En büyük esiri altı ciltlik nakli ilimler ansiklopedisi ve önemli kelam kitaplarından biri olan İhya'dır. Meşşai felsefesini özetlemeyen Makasid-ül-felasife ile bu felsefeye karşı yapılan şiddetli saldırı içeren Tefahüt-ül-felasife ve mantığa dair risaleni burada anmalıyız.

    Gazzali, El-Munkiz'de bir dostunun sorularına yanıt vermek için çeşitli doktrinler arasında gerçekle hatayı ayırmanın güçlüklerini, 20 yaşından beri gerçek bilgiye ulaşmak için yaptığı mücadeleleri anlatıyor. Bütün dinsel ve felsefi doktrinleri sırayla inceledikten sonra sonunda her şeyden şüphe ederek mutlak septisizme ulaşıyor.

    Bizi çok kere çelişkili hükümlere sevk eden zekadan ve idrak galatlarıyla aldanan duygulardan şüphe ediyor. Akıl da ona güven vermiyor. Zira onun prensipleri kesin olan hiçbir şey ifade etmez. Uyanıklık halinde gerek duyuların idraki gerek zeka ile doğru zannettiğimiz şey ancak içinde bulunduğumuz hale göre doğrudur. Başkasının varolmayacağından emin miyiz? Örneğin uyanıklık halimizin uykudaki halimize oranı bu halin uyanıklığa oranının aynısı olabilir. O durumda aklımızla doğru sandığımız bu yeni hal gerçekte rüyadan ibaret olabilir.

    Bununla birlikte Gazzali, felsefeye yöntem olarak kullandığı bu şüphecilikten geri dönüyor. Fakat bu dönüş, Descartes'te olduğu gibi aklın zaferi ile sonuçlanmıyor. Gerçeği hararetle ararken kelamcıların, Batınilerin, filozofların, mutasavvıfların doktrinlerini derinden derine tahlil ediyor. Onların gerçeğe ulaşmak konusundaki yetersizliklerini açıklıyor. Bu tahliller arasında en önemlisi Gazzali'nin akla dayanan disiplinleri yani riyaziyet mantık, doğa bilimleri ve felsefeyi eleştirisidir. Varılan sonuç şudur; bunlardan hiçbiri, mutlak gerçeğe ulaşmak için kesin bir yol göstermiyor. Bunlardan örneğin riyaziyet, mantık ve felsefeye ilişkin bazı eleştirilerini görelim.

    Matematik Konusu

    Matematik, ispatın basit ve açık vetirelerle mümkün olduğunu kabul ettiği için tabiatın bütün karmaşıklığını ve akılla açıklaması mümkün olmayan sırlarını reddetmeye varıyor. Bunun için matematikle uğraşan insanların zaruri olarak mutlak ve inan sahasını terketmeleri gerekli oluyor.

    Mantık Konusu

    Mantık, herhangi bir şeyi ispata yarayan bir araçtır. Bu araç aynı fikrin hem lehinde hem aleyhinde kullanılabilir. Kelamcılar ve filozoflar birbirlerini reddetmek için aynı aleti kullanıyorlar. Eğer obje olarak gerçeği göstermeye yeterli olsaydı, yalnızca tek bir amaca hizmet etmeliydi.

    Felsefede, Gazali matematik ve asıl bilimlerin yaklaşımını tamamen doğru olarak onayladı. Bununla beraber, Aristotelesçi mantığın tekniklerini ve Neoplatonik yöntemleri benimsemiş ve bu araçları, Aristotelesçi ve aşırı usçuluğun negatif etkilerini azaltmak için o zaman hüküm süren Neoplatonik felsefe kuraklığının kusur ve eksikliklerini açıkça ortaya koymak için kullandı. Farabi gibi bazı Müslüman filozofların tersine, mutlak ve sonsuzu kavramak için aklın yetersizliğini savundu. Usun hakikate ulaşması olanaksızdı ve izafi olanın gözlemlenmesi ile sınırlıydı. Birkaç müslüman filozof, aynı zamanda evrenin boşlukta sonlu; fakat zamanda sonsuz olduğunu savunmuşlardır. Gazali, sonsuz bir zamanın sonsuz bir boşluk ile ilişkili olduğunu iddia etmiştir. düşünce açıklığı ve iddia gücüyle, us ile dini inanç arasında bir denge yaratabildi ve bunların ardışık kürelerini sırasıyla sonsuz ve sonlu olarak tanımladı.

    Dinde, özellikle mistisizmde, tasavvufun yaklaşımını aşırılıklarını temizlemiş ve geleneksel dinin otoritesini yeniden yerleştirmiştir. Yine de, mutlak hakikate ulaşmak için gerekli yol olduğunu iddia ettiği gerçek tasavvufun önemini vurguladı.

    Felsefe konusunda Gazzali'nin itirazları daha esaslıdır. Bunlardan yalnız El-Munkiz'de değil, daha birçok eserinde uzun uzadıya açıklar. Bu itirazlara özellikle makasid-ül-felasife ve Tehafüt-ül-felasife adlı kitaplarını ayırmış olup bu eserlerden ikincisi batıda çok tanınmıştır. Birinci Kitapta Gazzali, filozofların kuramlarını açıklıyor ve asıllarını gösteriyor. İkincisinde onları kendi doktrini bakımından eleştiriyor. Makasıd 12. yüzyılda Gundissalvi tarafından Latince'ye çevriliyor.

    Gazzali, duyuların ve zekanın eleştirisini yaptıktan sonra akli bilgi derecesinde yalnız matematikte saf kesinliği buluyor. Matematiğin ilkelir konusunda herkesle birleşir. Mantığın temelleri de genellikle doğrudur ve hata yüzdesi azdır. Metafiziğin hükümlerinde çok farklı görüş vardır ve genellikle gerçeğe aykırıdır. Riyaziyat ve mantıktan sonra metafiziğe bu hücum Kant'ın kuramsal akıl eleştirisnde yaptığı hücumun aynı tarzındadır. Kant, mantığın, metafiziğin ve fiziğin hudutları iyi çizilmiş olduğunu; fakat metafiziğin hudutları sınırlandırılmadığı için onda aynı kesinlik ve yakınlığın bulunmadığını açıklamaktadır.

    Fizikte gerçek ve hatta Gazzali'ye göre karışık olarak bulunur. Böylece bütün eserini filozofların metafiziğe ait görüşlerini eleştirmeye adıyor.

    1. Bütün eski filozofların doktrinlerini tartışmaya girmediği için onların en ünlü olan Aristo'nun fikirlerini tenkitle başlıyor. Metafizik doktrinlerinin hiçbir zaman mantık ve matematik gibi kesin ve reddedilmez düşüncelere dayandığını iddia ediyor. Bu bakımdan İslam filozoflarının en moderni Gazzali'dir. Fikirlerinde şüphecilik ile imancılık arasında bulunur. Aristo'nun eserini her şerh eden aynı şekilde anlamıştır ve aralarında hiçbir ilişki yoktur. Bunlardan en önemlisi olan Farabi ile İbn-i Sina'nın fikirleri arasındaki çelişkileri gösterir. Gazzali'ye göre ikisi de Aristo'ya dayanmaktadır.

    2. Filozofları kullandıkları bazı kavramlar örneğin yaratıcı için cevher veya ilk sebep demek gibi kavramlar üzerinde tartışmıyor. Çünkü özellikle kavrama verilen anlamda anlaşmak söz konusudur. Cevher deyince kendi varlığıyla varolan şeyin anlaşıldığını bilmek yeterlidir. Gazzali, Descartes gibi başlar ama Pascal gibi bitirir. Şüpheciliği aklın yetersizliğini işler, yerine imanı koymaya çalışır.
     
  5. ZeyNoO
    Melek

    ZeyNoO ٠•●♥ KuŞ YüreKLi ♥●•٠ AdminE

    Katılım:
    5 Ağustos 2008
    Mesajlar:
    58.480
    Beğenileri:
    5.784
    Ödül Puanları:
    12.080
    Cinsiyet:
    Bayan
    Meslek:
    Muhasebe
    Yer:
    ❤ Şehr-i İstanbul ❤
    Banka:
    3.064 ÇTL
    İbn-i Bacce

    [​IMG]
    Tam adı Ebu Bekr Muhammed bin Yahya bin es-Saig olan Endülüs'lü, Arap filozof ve bilim adamıdır. Batıda Avempace adıyla da anılmaktadır. Doğum tarihi tam olarak bilinmeyen İbn-i Bacce'nin Endülüs'teki Saragossa kentinde doğduğu bilinmektedir. 1138 yılında Fas'ta vefat etmiştir. Hayatının ilk dönemlerine dair pek bir bilgi yoktur fakat sonraki dönemlerde yazdığı eserler sayesinde düşüncesi ve bilimsel araştırmaları bilinmektedir.

    Akılcı bir filozof olan İbn-i Bacce, Meşşailik takımının önemli ismi Farabi'den fazlasıyla etkilenmiştir. Felsefe dışında astronomi, matematik ve musiki ile ilgilenmiştir. Bunların dışında tıpta döneminin uzmanlarından olmuştur. Metafizik ve felsefedeki çeşitli düşünceleri nedeniyle gelenekçi dini otoriteler tarafından dizsizlikle suçlanmıştır.

    Gazzali ve Eş'ariliğin gerici ve ezici baskısı yüzünden Batı'ya göç eden İslam felsefesi Meşaiyye Endülüs Arapları arasında özellikle İbni Bacce taraflarından sürdürülmüştür. Diğer filozoflarla karşılaştırıldığında kendi düşüncesini anlatan pek az eser kaleme almıştır. Kaleme aldığı eserlerin çoğunluğu kendinden önceki Batılı ve Doğulu filozofların sistemlerine şerhdir. Özellikle Aristo'nun felsefi sistemine dair şerh niteliğinde birçok eseri vardır.


    İbn-i Bacce düşüncesinde varlıkları sayılar olarak nitelemiştir. Sayılar da ikiye ayrılır. Sahibi olanlar ve sahibi olmayanlar. İbn-i Bacce düşüncesinde hareketler de ikiye ayrılır; canlıların belirli olaylara alakalı belirli hareketleri ve mutlak hareketler. İbn-i Bacce'ye göre mutlak hareketler ezelidir ve ikiye ayrılırlar, dairevi olanlar ve düz olanlar.

    İbn-i Bacce'nin Tanrı düşüncesi tasavvufi bir görüştür. Ayrıca ilahi bilgiye akıl ile ulaşılabileceğini savunarak Gazzali düşüncesine karşı çıkmıştır. İbn-i Bacce'ye göre ilim elde etmenin tek aracı akıldır. Deney ile elde edilen bilginin, ilmin bir değeri yoktur. Bunlardan da anlaşılabileceği gibi filozof akla büyük önem verir ve felsefesi fazlasıyla akılcı bir karaktere sahiptir.

    İbn-i Bacce'nin akılcı düşüncesi kendisinden sonra gelen iki büyük Endülüs'lü filozofu, İbn-i Tufeyl ve İbn-i Rüşd'ü, büyük oranda etkilemiştir.

    İbn-i Bacce siyasi felsefe ile de ilgilenmiş, siyasi felsefeye sisteminde yer vermiştir. Siyasi düşüncesindeki ütopya bir seçkinler topluluğudur. Ütopik toplumunda her fert sağlıklı bir yaşam sürmekte, etrafındakilere güçlü bir sevgi bağlarıyla bağlanmıştır. Bu noktadan yola çıkarak İbn-i Bacce düşündüğü bu toplumda hekimlere ve hakimlere ihtiyaç olmayacağını açıklamıştır.
     
  6. ZeyNoO
    Melek

    ZeyNoO ٠•●♥ KuŞ YüreKLi ♥●•٠ AdminE

    Katılım:
    5 Ağustos 2008
    Mesajlar:
    58.480
    Beğenileri:
    5.784
    Ödül Puanları:
    12.080
    Cinsiyet:
    Bayan
    Meslek:
    Muhasebe
    Yer:
    ❤ Şehr-i İstanbul ❤
    Banka:
    3.064 ÇTL
    İbn-i Haldun

    [​IMG]
    İbn Haldun 1332-1406 yılları arasında yaşamış bir islam filozofudur. Tam adı Abdurrahman b. Muhammed b. ebu Bekr Muhammed b. Hasan'dır. İbn Haldun 1. Ramazan ayında 1332 yılında Tunus'ta, nesli sahabilerden Vail b. Hacer'e uzanan, Arap bir ailede doğdu. Aslı Yemen kabilelerinden Hadramut'a kadar uzanır. Dedelerinden, ilk olarak Halid b. Osman, Endülüs'teki Karmuna'ya hicret etti. Endülüs halkının adeti olarak Halid olan ismine u ve n harfleri eklenerek ismi Haldun'a dönüştü.

    İbn Haldun'un yaşamı çok iyi şekilde belgelenmiş ve özgeçmişini arapça bir isimde anlatılan kitap 1951 yılında Kahire'den Muhammad ibn-Tawit at Tanji tarafından yayınlanmıştır. İbn Haldun banü chaldün isminde asil ir aileden, birkaç kuşak Carmona ve Sevilla, Endülüs'de yaşamışlardır. Zaten Haldun aile ismi kökeni öncülleri Halid'ten gelmektedir. Özgeçmişinde İbn Haldun, kökeninin İslam Peygamberi Muahmmed Mustafa sav. zamanında arap-yemen kabilelerinden Hadramut'a kadar uzandığından ve ailesinin İslami fetih başlarında İspanya'ya geldiğinden bahseder.

    Ailesi İbn-i Haldun'un Afrika'da en iyi öğretmenlerden eğitim almasını sağlamıştır. Kaliteli bir arap eğitimi olan, Kur'an, Arap Dilbilimi, Hadis ve İslam hukuku alır. Ayrıca tasavvuf, matematikçi ve filozof al-Abili'den Matematik, Mantık ve Felsefe eğitimini alır. 17 yaşındayken üç kıtayı, tabii ki tunus şehrini de, etkisi altına alan Büyük Veba Salgınında ailesini kaybeder. Eğitimi bitince Tunus şehrinde Hafsid hanedanından sultan abu İshak İbrahim II. al-Mustansır'ın yazmanı olarak çalışır. Daha sonra Tunus'tan Fas'a taşınır ve 20 yaşına geldiğinde siyasal meslek hayatı başlar. Sultan Abu İshak emriyle İbn Tafragin'in yanında idari işler görevi verilir.


    İbn-i Haldun özellikle köy-kent farklılaşması hakkında toplumsal çözümlemeler getirmiştir. Ünlü eseri Mukaddime'nin 2. bölümünde, göçebe-köy toplumsal yaşamıyla yerleşik-kent toplumsal yaşamı arasında önemli saptamalar yapmıştır. Ona göre, göçebe-köy toplumsal yaşamı, yerleşik-kent toplumsal yaşamından önce başlamıştır. Köy halkı, kent halkından daha sağlam, mert, özgüveni daha fazla, özgür, köklü ve az bozulmuştur. Köy aile yaşamı, kent aile yaşamından daha dengeli, daha sağlam ve daha huzurludur. Toplumsal bilinç ve duyarlılık, karşılıklı yardımlaşma ve dayanışma köy toplumsal yaşamından da fazladır. ayrıca yaşlılara ve kadınlara verilen saygı ve değer de çok daha fazladır. İbn-i Haldun tüm krallıkların da tıpkı canlı organizmalar gibi doğum, gelişme, duraklama ve ölüm evreleri olduğunu, doğum ve gelişme gibi evrelerin göçebe yaşam kültür ve ahlakının sonucu olduğunu, zamanla kent yaşamına alışan uygarlıklarınsa gerilemeye ve ölmeye başladıklarını ileri sürmüştür. Ondan önceki tüm tarihçiler olayları tek tek ele alıp, hikaye gibi anlatmış, bir senteze gidememişlerdir. İbn Haldun ise tek tek fenomenlerden yola çıkarak ünlü tarih tezini öne sürmüş, böylelikle de sosyoloji adını verdiğimiz bilim dalı kendisiyle başlamıştır.
     
  7. ZeyNoO
    Melek

    ZeyNoO ٠•●♥ KuŞ YüreKLi ♥●•٠ AdminE

    Katılım:
    5 Ağustos 2008
    Mesajlar:
    58.480
    Beğenileri:
    5.784
    Ödül Puanları:
    12.080
    Cinsiyet:
    Bayan
    Meslek:
    Muhasebe
    Yer:
    ❤ Şehr-i İstanbul ❤
    Banka:
    3.064 ÇTL
    İbn-i Rüşd

    [​IMG]
    İbn Rüşd Endülüslü Arap felsefeci ve hekim, bir felsefe, fıkıh, matematik ve tıp alimi. Kurtuba'da doğdu ve Marakeş, Fas'ta öldü. İbn Rüşd, Maliki mezhebinden fakihler yetiştirmiş bir aileden gelir, dedesi Ebu El-Velid Muhammed hanedanının Kurtuba'daki en yüksek dereceli hakimiydi. Babası Ebu El-Kasım Ahmed, aynı makamı Muvahhidler'in 1146′daki hakimiyetine kadar işgal etti.

    Yusuf el-Mansur'un veziri İbn tufeyl tarafından sarayla ve büyük İslam hekimlerinden sonradan arkadaşı olacak İbn Zuhr ile tanıştırıldı. 1160′da Sevilla kadısı oldu ve hizmeti boyunca Sevilla, Kurtuba ve Fas'ta birçok davaya baktı. Aristo'nun eserlerine şerhler ve bir tıp ansiklopedisi yazdı. Eserlerini 1200lerde, Yakob Anatoli Arapça'dan İbranice'ye tercüme etti.

    En önemli orjinal felsefi eseri Çelişkilerin Çelişkileri / İnsicamsızlığın İncisamsızlığı ismini taşır ve Gazali'nin Tehafüt-ül Felasife isimli kitabındaki kendiyle çelişme ve İslami mugayir olma iddialarına karşı Aristo felsefesini savunur. Faslu'l-makal ve el-Keşf an minhaci'l-edille isimli iki risalesi de felsefe-din ilişkilerini konu alır. Endülüs'ü 12. yüzyılın sonralarında yayılan fanatiklik dalgasıyla, sahip olduğu bağlantılar kendisini siyasi problemlerden uzak tutmamış ve Kurtuba yakınlarında bir yerde tecrit edilmiş ve ölümünden kısa süre önce Fas'a gidinceye dek gözetim altında tutulmuştur. Mantık ve metafizik alanında verdiği eserlerin çoğu müteakip sansür döneminde kaybolmuştur.

    İbn-i rüşd Felsefesi

    İbn rüşd'e göre, felsefe öğrenmek dini bir zorunluluktur. Din, var olanlara akılla bakmayı ve değerlendirmeyi zorunlu tutmaktadır. Başka dinlerin ve idolojilerin fikirlerini öğrenmek de aynı şekilde zorunludur. Gerçek her neredeyse alınır ve yararlanılır. Eskilerin kitaplarındaki bilgilerle, dinin bildirdikleri amaç bakımından benzemektedirler.

    İbn Rüşd, felsefe ile uğraşanların ve olaylara akılcı açıdan bakanların sapıttıklarını ileri sürenleri eleştirir. Ona göre, akıl ve felsefe, gerçeğe ulaştırıcı en önemli yaşamsal enstrümanlardır. Ona göre islamla felsefe arasında bir çatışma yoktur. Kişinin hem felsefe, hem de din doluyla doğruya ulaşabileceğini düşünmüştür. Kainatın ebediyete ve formların ezeliyetine inanırdı.


    Felsefenin temel konusunun varlık olduğunu, felsefenin varolanı, genel bir bütünlük içinde insana verileni incelemeye, açıklamaya çalıştığını savunan İbn Rüşt, bütün varlık türlerinin en tepesinde bulunan yüce bir varlık olarak Tanrı'ya yalnızca var olandan, beş duyu ile algılanıp akıl ilkeleri ile açıklanan varlıklardan yola çıkarak gidebileceğimizi belirtmiştir. Felsefenin, varlık kavramı altında toplanan bütün nesneleri konu edinen disiplin olduğunu belirtmiştir. bu nedenle düşünce sisteminde felsefe, teolojiden önce gelir. Bununla birlikte, felsefe ve teolojiden her birinin kendisine özgü bir fonksiyonu olduğunu söylemiştir.

    İbn rüşt en çok Aristo'nun yaptığı, bugün Batı'da pek çoğu unutulmuş, tercüme ve şerhleriyle ünlüdür. 1150′den önce Avrupa'da Aristo'nun eserlerinin birkaç tercümesinden başkası yoktu ve bunlar da din adamlarınca rağbet görüp, incelenmiyorlardı. Batı'da Aristo'nun mirasının yeniden keşfedilmesi, İbn rüşt'ün eserlerinin 12. yüzyıl başlarında Latince'ye tercümesiyle başlamıştır.

    İbn Rüşt Aristo üzerine çalışmaları otuz yıllık bir dönemi kapsar ve bu dönem içinde, erişemediği politika dışında bütün eserlerine şerhler yazmıştır. Eserlerinin İbranice tercümeleri de İbrani Felsefesi üzerinde kalıcı bir etki bırakmıştır. İbn Rüşt'ün düşünceleri, hristiyanlık skolastik gelenekten, Aristo'nun mantık çalışmalarına değer veren Thomas Aquinas ve diğerleri tarafından özümsenmiştir. Thomas Aquinas gibi meşhur skolastik filozoflar, ona ismi yerine “Şarih” ve Aristo'ya da Filozof diyecek yüksek derecede önem veriyorlardı. İslam dünyasında bir okul bırakmamış ve ölümü endülüs'teki serbest düşünce hayatının grubunu işaret etmiştir.

    Orta Çağ'ın Avrupalı skolastiklerinin kendisine gösterdikleri saygıdan ötürü, Dante İbn rüşt'ü İlahi Komedya'da diğer büyük pagan filozoflarla beraber, iltifatın üne borçlu olunduğu Limbo'da tasvir etmiştir. İbn Rüşt, Jorge Luis Borges'in İbn Rüşt'ün Arayışı isimli hikayesinde trajedi ve komedi kelimelerinin anlamlarını ararken resmedilir.
     
  8. ZeyNoO
    Melek

    ZeyNoO ٠•●♥ KuŞ YüreKLi ♥●•٠ AdminE

    Katılım:
    5 Ağustos 2008
    Mesajlar:
    58.480
    Beğenileri:
    5.784
    Ödül Puanları:
    12.080
    Cinsiyet:
    Bayan
    Meslek:
    Muhasebe
    Yer:
    ❤ Şehr-i İstanbul ❤
    Banka:
    3.064 ÇTL
    İbn-i Sina

    [​IMG]
    İbn-i Sina filozof, hekim ve çok yönlü Fars bilim adamıdır. Samanoğulları sarayı katiplerinden abdullah Bin Sina'nın oğlu olan İbn-i Sina, babasından, ünlü bilgin Natili'den ve İsmail Zahit'ten ders aldı. Geometri, mantık, fıkıh, sarf, nahif, tıp ve doğabilim üstüne çalışmalar yaptı. Farabi'nin el-İbane's aracılığıyla Aristoteles felsefesini ve metafiziğini öğrenip, hastalanan Buhara prensini iyileştirince saray kütüphanesinden yararlanma olanağına kavuştu. Babası ölünce, Cür-can'da Şiraz'lı Ebu Muhammed'ten destek gördü ve çağında tanınan bütün Yunan filozoflarının ve Anadolu doğacılarının yapıtlarını incelemiştir.

    Metafizik
    İbn-i Sina gazili kendisinden önceki filozofların görüşleriyle kelamcılarınkini uzlaştırmaya çalışmış, Aristoteles'in metafiziğiyle kelamcıların ve yeni eflatuncuların düşüncelerini birleştirerek yeni bir bireşim ortaya koymuştur. İbn-i Sina'ya göre metafiziğin temel konusu, vücudu mutlak olan Allah ile yüce varlıklardır. Vücut üçe ayrılır; olası varlık ya da ortaya çıkan ve sonra yok olan varlık; olası ve zorunlu varlık; özü gereği gerekli olan varlık. İbn-i Sina Allah'ı “Vahdet-i Vücud” yani varlığı zorunlu olan olarak belirtir ve bu fikir ona hastır. Varlık'ı temel konu alan metafizik, gerekli bir bilim dalıdır.

    Akıl
    Bu konudaki görüşleri Aristoteles ve Farabi'den farklı olan İbn-i Sina'ya göre akıl beş çeşittir. Olası akıl açık-seçik ve zorunlu olanları bilebilir, bilmeyi ve anlamayı sağlar, aklın en yüksek aşamasıdır ve her insanda bulunmaz, kendisinde bulunanı-kendisine verileni algılar ve makulleri yani kazanılmış verileri kavrar. İbn-i Sina akıl konusunda, Eflatun'un idealizmi ile Aristoteles'in deneyciliğini uzlaştırmaya, birleştirici bir akıl görüşü ortaya koymaya çalışmıştır.

    Bilimlerin Sınıflandırılması
    İbn-i Sina'ya göre bilimler madde ve biçim ilişkisi bakımından üçe ayrılır. Doğa bilimleri ya da aşağı bilimler, maddesinden ayrılmamış biçimlerin bilimi, metafizik, mantık ya da yüksek bilimler maddesinden ayrılan biçimlerin bilimleridir. matematik ya da orta bilimler ancak insanın zihninde maddesinden ayrılabilen, bazen maddesiyle birlikte, bazen ayrı olan biçimlerin biçimidir.

    Kendisinden sonraki Doğu ve Batı filozoflarının çoğunu etkileyen İbn-i Sina, müzikle de ilgilenmiştir. 250′yi aşkın yapıtının başlıcası olan Şifa ve Kanun, felsefenin temel yapıtı sayılarak, uzun yıllar boyunca pek çok üniversitede okutulmuştur.
     
  9. ZeyNoO
    Melek

    ZeyNoO ٠•●♥ KuŞ YüreKLi ♥●•٠ AdminE

    Katılım:
    5 Ağustos 2008
    Mesajlar:
    58.480
    Beğenileri:
    5.784
    Ödül Puanları:
    12.080
    Cinsiyet:
    Bayan
    Meslek:
    Muhasebe
    Yer:
    ❤ Şehr-i İstanbul ❤
    Banka:
    3.064 ÇTL
    İbn-i Tufeyl

    [​IMG]
    Endülüs'te yapmış olduğu girişimlerle Aristotelesçiliğin yeniden canlandırılmasında önemli bir rol oynamış olan İbn Tufeyl 12. yüzyılın önde gelen düşünürlerinden ve devlet adamlarından biridir. Hayy ibn Yakzan adlı felsefi romanında, ıssız bir adada büyümüş olan Hayy ibn Yakzan adındaki bir çocuğun büyüyüp düşünmeye alıştıktan sonra, akıl ve sezgi yoluyla Tanrı'ya ulaşabileceğini göstermek istemiştir.

    Roma'nın bir yerinde, Hayy ibn Yakzan komşu adaların birinden gelen, yani medeniyetten gelen Asal adındaki birine buluşlarını anlatır ve akıl ve sezgi yoluyla Tanrı'ya nasıl ulaştığını gösterir. Sonra birlikte Asal'ın geldiği adaya giderler ve Salaman'la görüşürler. Bu görüşmenin sonucunda yerleşik olan töresel dinin halk için daha faydalı olduğuna ve buluşlarını kendilerine saklamanın daha doğru olacağına karar vererek ıssız adaya geri dönerler. Çünkü filozofların bilgi konusunda halk ile uyuşmalarının olanaksız olduğunu görmüşlerdir.

    Batı'da 16. yüzyılın ikinci yarısında ortaya çıkan ve Aydınlanma Çağı'nda güçlenen deist (yaradancı) yaklaşımın, yani vahyin bildirdiği tanrı ve din anlayışını bir yana bırakarak aklın ve sezginin bildirdiği Tanrı ve din anlayışını benimseyen yaklaşımın hakim olduğu bu hikaye aslında yeni değildir; daha önce İbn Sina tarafından da işlenmiştir, ama kökleri Yeni Platoncu felsefenin biçimlendirdiği dönemlere kadar uzanmaktadır.


    Pocock'un Philosophus Autodidactus adıyla Latinceye çevirmiş olduğu bu yapıt, daha sonra bütün Batı dillerine aktarılacak ve ilgiye okunacaktır. Jean-Jacques Rousseau'nun Emile'inde ve İngiliz romancı Danile Defoe2nun Robinson Crusoe'sinde Hayy ibn Yakzan'ın zilerini görmek olanaklıdır. Bacon ve Leibniz'e kadar Tufeyl'in bu eserinin etkisi vardır.

    İbn Tufeyl Hayy ibn Yakzan'da, Aristoteles kozmolojisine geri döndüğü görülmektedir. Bu dönüş, 12. yüzyıl Endülüs düşüncesinde Aristotelesçiliğin yeniden güçlenmesiyle açıklanabilir.
     
  10. ZeyNoO
    Melek

    ZeyNoO ٠•●♥ KuŞ YüreKLi ♥●•٠ AdminE

    Katılım:
    5 Ağustos 2008
    Mesajlar:
    58.480
    Beğenileri:
    5.784
    Ödül Puanları:
    12.080
    Cinsiyet:
    Bayan
    Meslek:
    Muhasebe
    Yer:
    ❤ Şehr-i İstanbul ❤
    Banka:
    3.064 ÇTL
    İslam Felsefesinde Ekoller

    İşrakiyyun – İşrakiyye

    Felsefe akımı olarak Meşşailikten daha sonraları ortaya çıkmıştır. Kelime anlamıyla işrak ışığın açılması, parlama, güneşin doğması anlamlarına gelmektedir. Bu sebeple ona Nur felsefesi de denmiştir. Başlıca özelliği olarak, bilgi meselesinde mantık ve akıl yürütme metoduna karşı olan İşrakilik, akıl üstü bilgi kaynakları olarak gördüğü keşf, ilham ve sezgiye büyük değer verir. Meşşailik ile tasavvuf arasında bir yer tutar. Onun için manevi sezgi bu felsefenin esasını teşkil eder ve hakikat sadece işrak ve kalp yoluyla elde edilebilir.

    İşrakilik kelime anlamı olarak ışığın açılması ya da güneşin doğması anlamındaki işrak kelimesinden gelmektedir. Hakikatin direk olarak ortaya çıkması, açılması anlamındadır. Hem felsefi hem de mistik boyutları olan bir akım olarak varlığını sürdürmüştür.

    Miladi 12. yüzyılda öldürülmüş olduğu ve sözkonusu akım daha sonra ardılları tarafından kurulduğu için okulun öncüsü Maktül Şahabeddin Sühreverdi kabul edilir.İşraki felsefe, islam felsefe tarihi içinde büyük akımlardan biridir ve yaygınlığı ya da kabul edilirliği diğerleri kadar olmasa da, en özgün felsefi akımlardan biri sayılmaktadır.

    Kendisini çekemeyen çevrelerin çevrelerin jurnalleyile yönetim tarafından tehlike görüldüğü için idam edilerek öldürülen ve bu sebeple Sühreverdilik tarikatının kurucusu diğer Sühreverdi'den ayırt edilmek için adının arkasına Maktül ibaresi konuan Şihabüddin Sühreverdi çok genç yaşta felsefe ile ilgilenmiş, Aristo'nun ve Meşşailerin ve sufi büyüklerin eserlerini tetkik etmiş ve akıl yoluyla sezgi yolunu bir araya getirerek uyumlu bir birlik oluşturmaya çalıştığı gnostik İşrakilik akımının temellerini atmıştır. Ne yazık ki pek çok eseri günümüze gelebilmiş ancak İran, Türkiye ve Hindistan kütüphanelerinde bazı eserleri kalabilmiştir. Bu eserlerin en önemlilerinden ve İşrakiliğin temel kitaplarından biri onun Hikmet'ül İşrak adlı eseridir.

    Akımın tarihçesi ve felsefi çerçevesi hakkında temel bilgi, önemli bir İşraki düşünürü olan Şehrizori tarafından yazılan eserlerden gelmiştir. Özellikle Nüzhet ül-Ervah adlı eserinden. Öğretileriyle geleneksel ve klasik islam felsefesinden sürekli dışlanmış, özellikle kelamcıların saldırılarına mağruz kalmış ve birçok kez iktidarın tatbikatına uğramıştır. Yayılmamasında bu tür yönelimlerin olumsuz etkisi söz konusudur. Özellikle sünniliğin güçlü olduğu yerlerde sürekli baskılara mağruz kaldıkları için işraki filozoflar gelişme göstermişlerdir. İran'da varlığını sürdürebilmiştir, yaygın ve etkili olmasa da felsefi yönden güçlü yanlarıyla ve mistisizmle olan etkileşimiyle günümüze kadar gelen bir süreklilikleri söz konusudur.

    İşrak güneşin doğuşu, aydınlanma anlamına gelen ve bilginin insanın sezgisel manada keşfettiği bir şey olduğunu ima eden teosofik, gnostik bir terimdir. İslam felsefesinin Meşşai okulu ile ilişkili de olsa İşrakilikte Meşşai Okulu2nun kullandığı kıyas metodunun yanısıra ondan farklı ve daha üst düzeyde bilgiye ulaşabilmekte kullandığı entelektüel sezgi ve aydınlanma üzerinde duruluyla ayrılmaktadır. Keşif, ilham ve sezgi bu felsefi akımın temel unsurlarıdır. Mantık ve akılsalık ilkeleri üzerine kurulu meşşailiğe karşı gelmiştir. Hem Platonculuk hem de tasavvuf ve mazdeizm İşrakiliğin kaynakları arasında yer alır. Tasavvuf felsefesinin pek çok bölümü bu felsefe akımına dahil edilmiştir; fakat bu iki yönelim arasında tam bir örtüşme olduğu söylenemez.

    [​IMG]

    Meşşailik -Meşşaiye – Peripatosçular
    İslam düşüncesi tarihinde felsefe veya islam felsefesi denince ilk akla gelen düşünce akımı Meşşailik'tir. Bu düşünce sistemi yukarıda belirttiğimiz tabiat felsefesine paralel olarak ortaya çıkmış ve kısa bir sürede en uygun felsefi bir sistem halini almıştır. Çağının bütün felsefe meselelerine bünyesinde yer veren Meşşailik, mantık ve matematiğe dayanır. Yani onun esas karakteri akılcı olmasıdır. Hicri üçüncü yüzyılda doğuşundan sonra kısa sürede Sünni telakkiye uygun bir yapıya bürünmüş, böylece İslam düşünce dünyasının hakim ve yaygın felsefesi olmuştur.

    Meşşailik veya Meşşai felsefe adıyla şöhret kazanan bu felsefe akımına Osmanlıca'da Aristo talisiyyede denmiştir. Meşşailik terimi Grekçe Peripatetisme kelimesinin arapçada aldığı karşılıktır. Peripatetisme ise Grek filozofu Aristoteles'in Atina'da kurduğu okulun bahçesinde derslerini öğrencileriyle gezinerek yapmasını ifade eder.

    Meşşailik, İslam dünyasında Aristutalis, Aristatalis veya Aristü ismiyle de tanınan Aristoteles'in, başta mantık ve metafizik olmak üzere psikoloji, astronomi, tabiat, siyaset, ahlak ve diğer düşüncelerinin İslam dünyasındaki yorumlarını ve tesirlerini ifade eder. Meşşai terimi bu anlamına ilave olarak ayrıca Aristo ile Platon felsefelerinin uzlaştırılmasını, Plotinos ve Yeni Platonculuk'un tesirlerii de içine alır. bütün bu özellikleriyle, Meşşailik, asıl felsefi meselelerde İslam'ın esaslarına bağlı kalan, metod yönünden başta Aristo'yu takip eden ve Platon ile yeni Platoncu felsefelere de bünyesinde yer veren bir ekol olarak karşımıza çıkar.

    Meşşai felsefe, yukarıda anılan filozofların eserlerinin arapçaya kazandırılmasından sonra IX ile XII yüzyıllar arasında kuruluşunu ve gelişimini tamamlayarak en önemli temsilci filozoflarını yetiştirmiştir. Ebu Yusuf, Yakub b. İshak el-Kindi. Meşşai ekolün ilk filozofu olarak kabul edilir ve kendisine Feylesufü'l-arab ünvanı verilmiştir. Bu ekol, onun öğrencisi Türkistanlı filozof Ahmed el-Serahsi ile devam ettirilir. Ancak İslam felsefesi, Meşşailik ve filozof terimlerinin çağrıştırdığı en büyük sima, yine Türkistanlı bir düşünür olan büyük Türk-İslam filozofu Ebu Nasr el-Farabi'dir. Felsefe, Farabi'yle bütün meseleleri içinde ele alınmış ve tam anlamıyla sistemleştirilmiştir. Bu sebeple de Aristo birinci öğretmen kabul edildiği gibi, Farabi ikinci öğretmen ünvanıyla şöhret bulmuştur. Meşşailik, Farabi'den sonra da daha çok ahlak meseleleriyle uğraşan İbn Miskeveyh ve yine büyük bir Türk filozof olduğu kadar bir bilim adamı olan ve ortaçağın en başta gelen tabibi olarak bilinen İbn Sina ile temsil edilen Meşşailik, Mağrib'de İbn Bacce, İbn Tufeyl ve son olarak büyük temsilci ve Aristo'nun ortaçağdaki en büyük yorumlayıp açıklayıcıs olan İbn Rüşd ile tamamlanmıştır.

    İbn rüşd'den sonra İslam düşünce hayatındaki felsefe hareketi sönmeye başlamış; dogmatik-skolastik bir mahiyete bürünerek verimli dönemlerindeki önem ve değerlerini kaybetmiş, Kelam ilminin içinde eritilmiş durumda varlığını hissedilmeden devam edip gitmiştir. Ancak, bu felsefenin önemli etkileri ortaçağ Hristiyan Avrupasında görülmüştür.

    İslam düşüncesi tarihinde asıl felsefe hareketi Meşşailik olduğu halde, yine felsefi özellikleri bulunan başka düşünce akımları da bulunmaktadır. Bunlardan en önemli iki akım, Şahabeddin Sühreverdi'nin adıyla beraber anıları İşrakilik'le, esas özelliği Meşşailiğe karşı bir tepki olarak ortaya çıkan ve İslam düşünce dünyasında çok yüksek bir değere sahip felsefe tenkitçiliği ile şöhret kazanan ebu Hamid el- Gazzali'nin savunduğu düşünce hareketidir.

    [​IMG]

    İhvanu-l Safa (Temiz Kardeşler-İslam Ansiklopedistleri)
    İslam felsefesi tarihinde kendilerine has görüşleri bulunan bir başka felsefe ekolü de ihvanü'l-Safa diye şöhret bulmuş olan bir topluluğun düşünceleridir. Bunlar kendilerine göre taassup içinde kabul ettikleri müslümanları aydınlatmak din ile felsefeyi uzlaştırmak, tabiat ilimlerinden yararlanarak geliştirdikleri ilim anlayışını ve felsefi görüşlerini yaymak için çalışmışlardır. Bir dernek gibi ortaya çıkan İhvanü's-Safa'nın dini olduğu kadar siyasi ve felsefi bir özelliği de bulunur. Düşüncelerini yayabilmek için, devirlerinin her türlü bilgisini içine alan ve elliyi aşkın risaleden oluşan bir ansiklopedi meydana getirmişlerdir ki; Resail-i İhvan-ı Safa adında günümüze kadar gelmiştir. Sistemlerinde eğitime ayrı bir örnek vererek, insanları çeşitli yaş grubuna ayırarak, onlara ayrı bilgileri içeren farklı eğitim-öğretim programları uygulamışlardır.

    [​IMG]

    Batınilik
    Karmati, Mezdeki, Ta'limiyye, Mülahide, İsmailiyye, Hürremiye ve kırmızı başlık giydiklerinden Muhammire adlarıyla anılmışlardır. Batınilik; felsefe kavramlarla, şüphecilik, tasavvuf ve mütezilenin karışmasından doğmuştur. Onlara göre islamda her şeyin bir zahiri, bir de gizli manası vardır. Batıni manaya nüfuz edilmeden Batıni olunamaz. Şiayı savunmuş, şianın aşırı kollarını içinde bulundurmuştur. İslam aleminde batıni temayüller ilk defa Sufilerden Hakim Tirmizi'de görülür.

    Batınilik, Yahudilikteki kabbalizme cereyanına benzer. Kabalistler Tevrat ve Zebur'un zahiri manasıyla iktifa etmeyerek, onların harflerinden gizli mana çıkarmaya çalışan bir akımdır. İbn Meymun gibi bir filozof, Hasan Sabah gibi bir teşkilatçı yetiştirerek önemli faaliyetlerde bulunmuştur. Gazali batınilere reddiyeler yazmıştır. Abbasiler batınileri takibe almışlardır. Genelde siyasi olup, ehli sünnetin siyasi birliğini yıkmaya çalışmış ve önemli şahsiyetlere suikastlar düzenlenmiştir.

    Batıniliğin esasları şunlardır;

    -Halifelik yerine imamlığı kurmak
    -Siyasi iktidarı ele geçirmek
    -Hukuk sistemini oluşturmuşlardır
    -Fikirlerin ağırlık noktasını imam doktrini oluşturur. İmam masumdur. İmam her şeyi bilir ve islamın bir çok hükümlerini değiştirebilir.

    Felsefe fikirleri;

    -Alemin kadim olduğunu savunur ve islam kelamından ayrılırlar.
    -Peygamberleri ve mucizeyi kabul ederler.
    -İmamlar masumdur.
    -Ruh hakkındada Brahmanisttirler. Kötü ruhlar bir cesetten diğerine geçer ve azağ çekmeye devam eder. İyi ruhlar da semaya yükselir, ilahi varlıkla birleşir.
    -Zarih dış, batın ise özdür. Dinleri batini manasına göre alırlar. Nasları tefsirle değil, tevil ile alırlar. Harflere bir çok gizli manalar yüklerler.

    [​IMG]

    Maddeciler (Dehriyyun)
    Tabiatçılar gibi duyulardan başka ilgi kaynağı olmadığını kabul ederler. Yegane gerçek maddedir. Maddeciler zamanı ezeli ve yaratılmış olduğunu kabul etmelerinden onlara zaman derler. Allah'ın varlığını da kabul etmemişlerdir. Alemin ezeli olduğunu, mahluk olmadığını kabul ederler. Bu ekolün en meşhur kişisi ibni Ravendi'dir. Kitaplarının çoğunda ateizmi işlemiştir. Batiniler arasında varlıklarını sürdürebilmiş, bir okul oluşturmuşlardır.

    Temel fikirleri;
    -Her varlık maddedir. Maddeden ayrı bir ruh yoktur.
    -Evren ve tanrı birdir. Evrenin dışında bir yaratıcı yoktur.
    -İnsan psikolojik bir şahsiyet değildir. ruh, ölümden sonra yok olur.

    [​IMG]

    Tabiyyun (Naturalistler)
    Deney ve tümevarım metodunu ilk kullanan ve bilginin duyumlardan ibaret olduğunu savunan bilgelerdir. İslam dünyasındaki ilk felsefi akım budur. Maddi dünyanın dışında ruh ve Allah'ı kabul eder, Allah'ın hikmetinin, onur yarattığı eşyada tecelli ettiğini söylüyorlar. Bu ekolun kurucusu Ebu Bekr Zekeriya Razi'dir. Razi aynı zamanda bir tıpçıdır. Yürmi ciltlik el-Havi adlı bir kitap yazmıştır. Fizikte ışığın kırılmasından ilk kez o bahsetmiştir ve boşlukta çekimin varlığını ispatlamaya çalışmıştır.

    Ruh ve Nefs hakkındaki görüşleri, Razi'ye göre nefs, bedenden önce gelir. Cisim nefse bağlıdır. Bu nedenle bir doktor beden kadar, ruhu da tedavi etmesini bilmelidir. Ruhun ölmezliğine inandığından maddecilerle bu konuda ayrılmıştır. Ancak ruhun bedenden bedene göçü kabul ettiği için de kelamcılardan ayrılır.

    Felsefi Görüşleri;

    Razi felsefe sisteminde beş kozmogonik prensibe dayanmaktadır.
    -Allah
    -Boşluk
    -Müddet
    -Ruh
    -Madde

    İslami düşünce tarihinde dinleri birleştirme fikrini ilk defa ileri süren düşünürdür. Felsefe ile dinin uyuşmasını reddeder. Aristo'nun otoritesini kabul etmediğinden ve Aristo mantığını kıyasıya eleştirdiğinden Meşşailik'e ters düşer. Peygamberlerin Allah hakkındaki haberlerin dışında birbirleriyle çelişki içerisinde olduğunu söyler. İyi ve kötünün bilinmesi için aklın yeterli olduğunu ve aklın herkeste eşit olduğunu söylemiştir.
     

Sayfayı Paylaş