1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

İslam inancında geçen, Arefe günü ve Kur'an........

Konusu 'Genel Dini Konular' forumundadır ve halukgta tarafından 3 Mart 2012 başlatılmıştır.

  1. halukgta

    halukgta Katılımcı

    Katılım:
    26 Şubat 2012
    Mesajlar:
    201
    Beğenileri:
    44
    Ödül Puanları:
    980
    Banka:
    875 ÇTL
    Bugün geleneksel İslam inancında, çok önemli bir yeri olduğu anlatılan, AREFE günü konusunu konuşmak ve sizleri bu konu üzerinde düşünmeye davet etmek istiyorum.


    Kur’an a baktığımızda, bizlere öneminden bahsedilen, Arefe gününden hiç bahsedilmez, tek kelime dahi geçmez Kur’an da. Fakat bizlere ulaşan rivayetlerde ise, bu güne atıfta bulunarak, çok şeyler anlatılır. Bizlere bu konu ile ilgili anlatılan, dikkat çekici ve düşündürücü bir örnek vermek istiyorum.


    (Arefe gününe hürmet ediniz! Çünkü Arefe, Allahü teâlânın kıymet verdiği bir gündür. (Hadîs-i şerîf-Riyâd-un-Nâsihîn)


    Bu rivayet hadis üzerinde dikkatle düşünelim. Allah sizlere rehber olsun diye gönderdim dediği Kur’an da, her şeyden nice örnekleri verdim dediği halde, Allah ın kıymet verdiğini söyledikleri AREFE günü hakkında, Rahmanın Kur’an da hiç söz etmemesi normal midir sizce?


    Arefe günü Allah ın, çok özel ve kıymet verdiği bir gün olsaydı, bizlere bu konuda KUR’AN da gerekli, detaylı açıklama yapmaz mıydı sizce? Eğer günümüzde bizlere öğretilen, Kur’an da her şey yazmaz, O özet bilgidir, fikrine inanmış isek, bu düşüncenin, inancın bizleri nerelere götüreceğini, kimlerin oyuncağı yapacağını lütfen iyi düşünelim.


    Allah ne diyordu Kur’an ayetleri için? Biz Kur’an da her şeyden nice örnekleri, sizlere sıraladık ki anlayasınız, ders alasınız demiyor muydu? Allah ayetlerini, detaylı açıkladığı örneklerini veriyordu. Hiçbir şey eksik bırakmadık, sizleri Kur’an dan sorumlu tutuyorum, emin olmadığınız bilginin ardı sıra gitmeyin, diyen Rabbin ikazlarını nasıl unuturuz? Bizlere öğretilen ama Kur’an ın hiç bahsetmediği bu bilgilerden ne kadar eminsiniz? Bu soruyu kendimize hiç sorduk mu? Bence iş işten geçmeden, bu soruyu kendimize soralım.



    Arefe günü konusu üzerinde daha iyi düşebilmemiz için, önce günümüzde bu gün hakkında, bakalım bizlere neler anlatılıyor.




    (Arefe, Zilhicce ayının dokuzuncu günüdür. Peygamber Efendimiz Aleyhissalâtü Vesselam bu ayın ilk on günü hakkında büyük müjde ve teşviklerde bulunmuşlardır. Bu teşviklerde Kurban Bayramı arefesinin ayrı bir yeri vardır. Çünkü insanlara gönderilen İlahi hükümlerin artık tamamlandığını bildiren "Bugün dininizi tamamladım" (1) mealindeki âyet-i kerime bugünde nazil olmuştur.)



    Önce yukarıdaki bilgiler üzerinde düşünelim. Kurban Bayramı bildiğiniz gibi Kur’an ın emri ile değil, peygamberimizin ümmetine bir hediyesidir. Tıpkı Ramazan bayramı gibi. Allah Kurban kesin der, ama hacca gittiğimizde kesmemizi emreder. Elbette Allah için, istediğimiz zamanda Kurban kesebiliriz. Oruç tutun der, ama bayram yapın demez. Bu durumda Allah emri olmayan, Kurban bayramının bir gün öncesine verilen isim olan Arefe günü, sizce Allah katında çok önemi olan bir gün olabilir mi? Eğer olsaydı bizlere Rabbim bildirmez miydi Kur’an da? Elbette bildirirdi.



    Bizlere gönderilen İlahi hükümlerin artık tamamlandığını bildiren ( Bugün dininiz tamamlandı) ayeti bugünde nazil olduğunu rivayet etmeleri, acaba bu günü kutsallaştırır mı? Bizler çok özel günleri, kendi nefsimizce edinip, birde o günlere çok özel kutsallıklar yükleyerek neler söylüyoruz. İsterseniz bu gün üzerine yüklediğimiz, kutsal değerlerden bazı örnekler verelim.



    Arefe ne güzel gündür. O gün rahmet kapıları açılır.


    Arefe gününe hürmet edin! Arefe, Allah’ın kıymet verdiği bir gündür. (Hürmet etmek, günah işlememekle olur.)


    (Duanın faziletlisi, Arefe günü yapılanıdır.)


    Arefe gecesi ibadet eden, Cehennemden azat olunur.

    (Arefe günü oruç tutana, Âdem aleyhisselamdan, Sur’a üfürülünceye kadar yaşamış bütün insanların sayısının iki katı kadar sevap yazılır.)

    (Arefe günü tutulan oruç, bin gün [nafile] oruca bedeldir.)

    (Arefe gününden üstün bir gün yoktur. O gün Allahü teâlâ, yeryüzündekilerle iftihar ederek göktekilere, “Ey gök ehli, kullarıma bakın, rahmetime kavuşmak ve azabımdan kaçmak için uzak yerlerden geldiler…” buyurur. Arefe günü Cehennemden o kadar çok kul azat edilir ki, başka günlerde bu kadar azat olmaz.)


    (Arefe günü tutulan oruç, geçmiş ve gelecek yılın günahlarına kefaret olur.) [Müslim] [Yani Arefe günü tutulan oruç, geçmiş ve gelecek bir senede yapılan tevbelerin kabul olmasına yarar.]

    (Arefe günü [Besmeleyle] bin İhlâs okuyanın günahları affolup duası kabul olur.) [Ebu-ş-şeyh]


    Ne dersiniz, bu kadar önemli bir gün, gerçekten Rabbin katında olsaydı, bizlere her şeyden nice örnekler verdik ki anlayasınız dediği Kur’an da, açıklamaz mıydı Allah bizlere?


    Hatırlayınız bizler buna benzer bir günü, geceyi daha Allah özellikle belirtmediği halde, yine kendi nefsimizce, yukarıda saydığımız hükümlerin benzerlerini de yükleyip, o geceyi tespit etmemiş miydik?



    Hatırladınız değil mi? Kur’an ın ilk indirilmeye başlandığı gün, yani Kadir gecesi. Hâlbuki Allah bu geceyi özellikle hangi gece olduğunu söylememiş, ama bir Ramazan ayında indirilmeye başlandığı bilgisini vermişti. Ama bizler nefsimizin verdiği hırsla, illaki o günün hangi gün olduğunu öğrenme çabasına girmişiz. Bu gecenin hangi gece olduğunu, peygamberimizden bile öğrenemediğimizde, yani peygamberimiz, biliyordum ama Allah bana unutturdu dediği halde, yinede inatla peşini bırakmayıp, Ramazanda bir geceyi, Kadir gecesi ilan etmişiz. Hâlbuki Allah Ramazanın her gecesini, aynı hassasiyetle, huşuyla geçirmemizi istemesine rağmen, bu nefsimize zor geldiğinden olsa gerek, bizler bu güzelliği, mağfireti, bir geceye indirme gafletinde bulunmuşuz.



    Dikkat ederseniz, Kur’an ın ilk indirilmeye başlandığı ve Allah ın öneminden bahsettiği o geceyi öğrenme çabamız hiç bitmemiş. Bizler işin kolayına kaçıp, illa o geceyi öğrenip, diğer günlerde yaptığımız günahları affettirmenin yollarını aramışız sürekli.


    Nefsimizin bu zayıf yanı, Kur’an ayetlerinin indirilişinin sonunda da, aynı yolu ve yöntemi ne yazık ki kullanmış. Allah artık bu din kemale ermiştir, yani dininizi tamamladım dediği ayet indirildiği gün de, eğer bu gün söyledikleri gün ise, çünkü Allah bugünün hangi gün olduğunu, Kur’an da asla bahsetmemiştir ve bizlere bildirmemiştir. Allah bu bilgiyi vermediğine göre, bizlerin bu yola meyletmemiz ne kadar doğru olur? Allah ne Kur’an ın indirilmeye başlandığı gün, nede Kur’an ın tamamlandığı günden asla bahsetmemiş ve bizlere bildirmemiştir.




    Arefe günü oruç tutan, BİN gün oruç tutmuş gibi olacağını, o gün yapılan duaların daha faziletli olduğunu ve buna benzer birçok hüküm bazından verilen görüşlerin doğruluğunu nasıl anlayacağız? Allah sorumlu olduğumuz Kur’an da tek kelime dahi bahsetmediyse, nasıl olurda bizler bunlara inanıp ta, inancımızı bu bilgilere göre yön verirde yaşarız?



    İşte bizler İslam ı ne yazık ki böyle yaşıyoruz. Bu hataya benzer o kadar çok yanlışlar yapıyoruz ki. Kur’an dan delili, kanıtı olmadan, rivayetlere dayanan bir inanç yaratmışız kendimize. Allah ın bu konudaki ikazlarına kulaklarımızı tıkamış yaşayıp gidiyoruz. Sizce yürüdüğümüz bu yol, Allah a ulaşır mı?


    Allah özellikle Kur’an da, hiçbir gece ya da gün belirterek, o güne özelikle bir kutsallık vermemiştir. Kur’an ın indirilişi konusundan da bahsederken, Ramazan ayı içinde bir gece olarak bahsetmesi, aslında bizlerin Ramazanın her gecesi, Kadir gecesini aramamız içindir.


    İslam toplumlarının kullandığı takvim, Hicri takvimdir ve aylar sabit değildir. Böylece Ramazan ayıda her mevsime gelecek şekilde dolaşır. Allah Ramazan ayında Kur’an ın indirildiğini söylediği halde, hangi mevsime denk gelen Ramazan ayında olduğunu dahi özelikle belirtmemiştir, bugünde bu bilinmez.


    Böylece bizlerin ömrümüzün 32 yılı içinde, tüm Ramazan aylarının her gecesinde aynı huşu yu, gayreti göstermemizi sağlamıştır Allah. Bizler bu inceliği, mantığı düşünmek, anlamak işimize zor geldiğinden, kendimizce işin kolayına kaçıp, önemli geceler edinmenin yollarını aramışız her zaman. Bunu yaparken de, peygamberimizin ismini kullanmışız. Bu nefsimize daha kolay gelmiş, çünkü öyle büyük günahlar işlemişiz ki Allah ın affetmeyeceği, bu günahlardan da kurtulmanın yollarını aramış durmuşuz.



    Hatırlayınız Rabbim ne diyor ve uyarıyordu bizleri? Emin olmadığınız bilginin ardı sıra gitmeyin, sizleri sorumlu tutarım diyordu. Sizce en emin yol Kur’an değil midir? Kur’an ın hiç bahsetmediği rivayetlere inanmak, sizce emin bir yol mudur? Kur’an ın vermediği hükümlerden bahsedenlere Allah, şahitlerini getirsinler diye ikaz ediyordu bir ayetinde.


    Hemen şu soruyu soralım kendimize. Kur’an ın tek kelime bile bahsetmediği, açıklık getirmediği, AREFE günü ve bu güne yüklediğimiz onca kutsallığı, kimler haber verdi bizlere? Doğruluğu hakkında emin misiniz? Allah hesap günü, bu rivayetlere inananlara, şahitlerinizi getirin bakalım derse, ne cevap vereceklerini iyice düşündük mü?



    Peygamberimiz şahidimizdir diyenlere, şunu hatırlatmak isterim. Allah elçisine, kullarını Kur’an ile uyarma görevi vermiştir. Hatta bir ayetinde, eğer bizim söylemediğimiz sözleri, bunlarda Allah katındandır deyip sizlere anlatsaydı,onun şah damarını keserdik diyerek, çok net hükmünü de vermiştir. Bu durumda peygamberimizi şahit gösterenler, çok dikkatle düşünmelidir, çünkü O örnek insan birçok hadisinde, bizleri Kur’an a yönlendirmiştir. Kendi sözlerinin saptırılacağını, değiştirileceğini bildiğinden, benim adıma söylenecek sözleri, Kur’an ile karşılaştırın ki yanılmayasınız uyarısının yapmıştır bizlere. Böylece büyük yanlışlara açılan kapıyı da, peygamberimiz kapatmıştır.


    Hesabın görüleceği gün, peygamberimizin de şahitliğinde, eğer Allah bu bilgileri nereden aldınız da inandınız diye sorduğunda, tüm bu bilgilere inananlar, acaba peygamberimizden aldık dediklerinde, peygamberimizin vereceği cevabı hiç düşünüyorlar mı? Sanırım hatırlatacağım ayet üzerinde iyi düşünmeyenler, yanlış yapmaya devam edeceklerdir. Bakın hesap günü peygamberimiz ne söyleyecekmiş. Bunu dahi Allah bizlere, şimdiden hatırlatıyorsa, bu ayeti anlamaya çalışmayanlar, beşerin sözlerine bu inanılmaz ayeti feda edenlerin, mahşer günü sizce halleri nice olur dostlar? Yorum ve karar sizlerin.

    Furkan 30; Ey Rabbim! Benim toplumum bu Kuran' ı devre dışı tuttular.


    Bu konuda söylenecek anlatılacak ve AREFE gününe atfedilerek yaptığımız o kadar büyük yanlışlar var ki, doğrusu anlatmakla bitmez. Bizlere düşen din ve iman adına anlatılanları, Kur’an süzgecinden geçirmek olmalıdır. Sizlere Rabbin bir ayetini hatırlatmak istiyorum. Düşünene, aklını kullanana büyük dersler var.



    Araf 33: De ki: Rabbim ancak açık ve gizli kötülükleri, günahı ve haksız yere sınırı aşmayı, hakkında hiçbir delil indirmediği bir şeyi, Allah'a ortak koşmanızı ve Allah hakkında bilmediğiniz şeyleri söylemenizi HARAM kılmıştır.


    Allah yukarıdaki ayette konumuz ile ilgili, çok dikkat çekici iki cümle ile bizleri uyarıyor.


    Hakkında hiçbir delil indirmediği bir şeyi,
    Allah hakkında bilmediğiniz şeyleri söylemenizi HARAM kılmıştır.

    İşte bizlerin yaptığı büyük yanlış. Allah, hakkında Kur’an da hiçbir delil indirmediğimiz şeyleri konuşmanızı, inanmanızı HARAM kılıyorum diyor, fakat bizler nelere iman ediyoruz. Daha açıkçası her gün, haramı tıka basa yediğimizin, farkında bile değiliz.


    Bugün İslam âleminin büyük bir bölümü, çok büyük yanlışların ardı sıra giderek, Rabbin halis dininden sapmaktadır. Kurtuluşumuzu, Kur’an ın ipine sarılmakta aramalıyız. Ona sarılan ve onun onayını almadan hiçbir bilginin ardı sıra gitmeyen, kurtuluşa erecektir. Bunu söyleyen Allah ve elçisidir.



    Şunu asla unutmayalım. Allah bizleri Kur’an dan sorumlu tutacağını söyleyip, Kur’an ın ipine sarılmamızı emrediyorsa, Allah sözünü tutandır. Allah a ulaşmak isteyen, onun halis kulu olma çabasıyla çırpınan, onun rehberliği ve ışığından asla ayrılmayandır. Çünkü peygamberimizde yalnız ve yalnız Kur’an ı hayatına geçirmiş ve onun ışığında yaşamıştır. Peygamberimizin sünnetini takip etmek isteyen, Kur’an ın emrinden asla ayrılmamalıdır.


    Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK
     
  2. HayLaZ MeLeK

    HayLaZ MeLeK Aktif

    Katılım:
    11 Temmuz 2011
    Mesajlar:
    381
    Beğenileri:
    8
    Ödül Puanları:
    630
    Meslek:
    zorunlu aylaklık. ama idealist aylak :D
    Banka:
    2 ÇTL
    paylaşım için teşekkürler.
     

Sayfayı Paylaş