1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

İslami deyişler

Konusu 'Genel Dini Konular' forumundadır ve Suskun tarafından 3 Ağustos 2011 başlatılmıştır.

  1. Suskun

    Suskun V.I.P V.I.P

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.242
    Beğenileri:
    276
    Ödül Puanları:
    6.230
    Yer:
    Türkiye
    Banka:
    2.052 ÇTL
    Emr-i bi'l ma'rûf ve nehy-i anil münker

    Emr-i bi'l ma'rûf ve nehy-i anil münker (الأمر بالمعروف و النهي عن المنكر), "İyiliği emretmek ve kötülükten men etmek" anlamına gelen bir Kur'an kökenli bir Arapça ifade. Kur'an'da çeşitli ayetlerde geçen bu ifade bugün bir deyiş gibi günlük yaşamda da kullanılmaktadır.

    İslami bir anlamı olan ve İslam dininin kutsal kitabı Kur'an temeli bir ifade olan emr-i bi'l ma'ruf ve nehy-i anil münker, insanlara iyiliği emretmek ve insanları kötülükten sakındırmak, men etmek anlamındadır. Buradaki iyilik ve kötülük kavramları birebir İslam ile bağlantılıdır yani ifadede kastedilen iyilik İslam'a göre iyi olan, kötülük ise İslam'a göre kötü olandır. İfadenin, anlamsal açıdan aynı veya benzer olarak geçtiği ayetlere örnek vermek gerekirse: Âl-i İmrân suresi/104. ayet (3/104), Tevbe Suresi/71. ve 112. ayet (9/71, 112), Hûd suresi/116. ayet (11/116).....

    Aynı zamanda bu lafız ve anlamı İslami itikad mezhebi Mu'tezile'nin ilkelerinden biridir.

    Lehum mâ lenâ ve 'aleyhim mâ 'aleynâ

    Lehum mâ lenâ ve 'aleyhim mâ 'aleynâ, "haklarımız hakları, vazifelerimiz vazifeleridir" anlamına gelen Arapça, İslamî deyiş. Bir İslam hukuku ve siyaseti prensibini tanımlayan deyiş, İslamî düzende yaşayan gayrimüslimlerin, hukukî anlamda Müslüman vatandaşlarla eşit olduklarını vurgular. Bütün fıkıh mezheplerince kabul edilen ve bu genel anlamıyla alınan prensibin, uygulamaları ile uygulamalarının detaylarında ve hukukî sonuçlarında mezhepler arasında farklılıklar bulunur. Prensip özellikle sünnette ve İslam Tarihi’nde geniş bir kaynağa sahiptir.


    Rab

    Rab (Arapça رَبٌّ, İbrânice Rabi רב), efendi veya yüce demektir.

    İbrâhîmî dinlerde bu kelime kaynak kitaplarda Allah için kullanılmaktadır. Kitab-ı Mukaddes'de şu şekilde geçer:

    "...RAB Tanrı göğü ve yeri yarattığında, yeryüzünde yabanıl bir fidan, bir ot bile bitmemişti. Çünkü RAB Tanrı henüz yeryüzüne yağmur göndermemişti. Toprağı işleyecek insan da yoktu..." (Yaratılış 2:4)
    "Davut'un kendisi, Kutsal Ruh'tan esinlenerek şöyle demişti: 'Rab Rabbim'e dedi ki, Ben düşmanlarını Ayaklarının altına serinceye dek Sağımda otur'." (Markos 12:36)

    Kur'an'da da geçen yerlerden biri şöyledir:

    "...Ben sizin O'na ortak koştuğunuz şeylerden korkmam. Ancak, Rabbim'in bir şey dilemesi hariç. Rabbimin ilmi her şeyi kuşatmıştır. Hâla ibret almıyor musunuz?" (Enâm Sûresi, 80. Âyet)

    İslâm'da bir kavram olan Allah'ın 99 isminden biri değildir.
    Rabbi, haham [değiştir]

    İbrânice'de rab kelimesinden türemiş rabbi kelimesi "din âlimi, öğretmeni" anlamında kullanılagelmiştir. Yahudilikte bilinen ilk rabbi Musa'dır.

    Umirna bi terkihim ve mâ yedînûn


    Umirna bi terkihim ve mâ yedînûn, "biz onları dinlerinde (ve dinî işlerinde) serbest bırakmakla emrolunduk" anlamına gelen Arapça, İslamî deyiş. Deyişin kökeni İslam dininin kutsal kitabı Kur'an'a gerekse İslam dininin son peygamberi olan Muhammed’in talimat ve uygulamalarına dayanır. Deyiş İslam hukuku ve İslam siyaset felsefesinde önemli bir prensibi tanımlar. Zımmîlerle ilgili olan deyiş, inanç hürriyetine vurgu yapar ve Müslümanların bu kişilerin dini inanç ve hürriyetlerine müdâhil olamayacağını belirtir.

    Bu prensibin İslam hukuku ve siyaset felsefesinde farklı uygulamaları mevcuttur ve uygulamalar ile prensibin ağırlığı, anlamının genişliği her hukukî ve siyasî mezhepte farklılık gösterir. Prensibin uygulamalarına örnek vermek gerekirse: Müslümanlar haram olduğu için belirli bir mala (örneğin domuza) sahip olamazken veya sahip olduğunu ilan edemezken, bu onların meşru malı sayılmazken, gayrimüslimler, kendi dinlerince haram olmadığı için bu tip mallara sahip olabilir, sahiplik ilan edebilir ve bu onların hukuken meşru malları sayılır. Prensibin uygulanışının sonuçları, örneğin bir gayrimüslimin zarar gören haram malının tazmin ettirilip ettirilemeyeceği farklı mezheplerde farklı şekilde değerlendirilmiştir.
     
  2. yeşüLL

    yeşüLL limitsizsiniz...! Özel üye

    Katılım:
    21 Temmuz 2009
    Mesajlar:
    4.343
    Beğenileri:
    47
    Ödül Puanları:
    2.880
    Banka:
    46 ÇTL
    Emr-i bi'l ma'rûf ve nehy-i anil münker (الأمر بالمعروف و النهي عن المنكر),
    "İyiliği emretmek ve kötülükten men etmek"
     

Sayfayı Paylaş