1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

İstanbul'un Fethi Konulu Şiirler

Konusu 'Belirli Gün Ve Haftalar - Şiirler' forumundadır ve Suskun tarafından 4 Şubat 2010 başlatılmıştır.

  1. Suskun

    Suskun V.I.P V.I.P

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.242
    Beğenileri:
    276
    Ödül Puanları:
    6.230
    Yer:
    Türkiye
    Banka:
    2.052 ÇTL
    İstanbul'un Fethi Konulu Şiirler

    BİZANS GÖRÜNDÜ KARŞIDAN


    Geldik surların önüne,
    İçimizde garip bir sevinç
    Tamamlamışız vuslatın tadını
    Böyle hiç.


    Yeditepe kardeş kardeş gülümser,
    Boğaz’ın mavi rüzgârları,
    Bir esinti sarhoşluğu içinde
    İstanbul sizin der.


    Elbet bizim olacak İstanbul,
    İnanmışız,
    Denizlerden, dağlardan, ovalardan gelen
    Bu nurlu bahar içinde yıkanmışız.


    Temiz ellerimizde açacak,
    İstanbul çiçek çiçek.
    Şimdi surlar önünde dalgalanan bayrak,
    Yarın Bizans göklerine yükselecek.
    Arif Hikmet PAR





    Canım İstanbul



    Ruhumu eritip de kalıpta dondurmuşlar;
    Onu İstanbul diye toprağa kondurmuşlar.


    İçimde tüten birşey; hava, renk, eda, iklim;
    O benim, zaman, mekan aşıp geçmiş sevgilim.


    Çiçeği altın yaldız, suyu telli pulludur;
    Ay ve güneş ezelden iki İstanbulludur.


    Denizle toprak, yalnız onda ermiş visale,
    Ve kavuşmuş rüzgar onda, onda misale.


    İstanbul benim canım;
    Vatanım da vatanım...
     
  2. Suskun

    Suskun V.I.P V.I.P

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.242
    Beğenileri:
    276
    Ödül Puanları:
    6.230
    Yer:
    Türkiye
    Banka:
    2.052 ÇTL

    İstanbul...


    Tarihin gözleri var, surlarda delik delik;
    Servi, endamlı servi, ahirete perdelik...


    Bulutta şaha kalkmış Fatih'ten kalma kır at;
    Pırlantadan kubbeler, belki bir milyar kırat...


    Şahadet parmağıdır göğe doğru minare;
    Her nakışta o mana: Öleceğiz ne çare?..


    Hayattan canlı ölüm, günahtan baskın rahmet;
    Beyoğlu tepinirken ağlar Karacaahmet...


    O manayı bul da bul!
    İlle Istanbul'da bul!



    İstanbul...

    Boğaz gümüş bir mangal, kaynatır serinliği;
    Çamlıca'da, yerdedir göklerin derinliği.


    Oynak sular yalının alt katına misafir;
    Yeni dünyadan mahzun, resimde eski sefir.


    Her akşam camlarında yangın çıkan Üsküdar,
    Perili ahşap konak, koca bir şehir kadar...


    Bir ses, bilemem tanbur gibi mi, ud gibi mi?
    Cumbalı odalarda inletir "Katibim" i...


    Kadını keskin bıçak,
    Taze kan gibi sıcak.



    İstanbul...

    Yedi tepe üstünde zaman bir gergef işler!
    Yedi renk, yedi sesten sayısız belirişler...


    Eyüp öksüz, Kadıköy süslü, Moda kurumlu,
    Adada rüzgar, uçan eteklerden sorumlu.


    Her şafak Hisarlarda oklar çıkar yayından
    Hala çığlıklar gelir Topkapı sarayından.


    Ana gibi yar olmaz, İstanbul gibi diyar;
    Güleni şöyle dursun, ağlayanı bahtiyar...


    Gecesi sünbül kokan
    Türkçesi bülbül kokan,






    Fetih marşı

    Yelkenler biçilecek, yelkenler dikilecek;
    Dağlardan çektiler, kalyonlar çekilecek...
    Kerpetenlerle surun dişleri sökülecek...


    Yürü: "Hala, ne diye oyunda oynaştasın?
    Fatih’in İstanbul’u fethettiği yaştasın!


    Sende geçebilirsin yardan, anadan, serden...
    Senin de destanını okuyalım ezberden...
    Haberin yok gibidir taşıdığın değerden...


    Elde sensin, dilde sen... Gönüldesin, baştasın:
    Fatih’in İstanbul’u fethettiği yaştasın!


    Yüzüne çarpmak gerek, zamanenin fendini,
    Göster: Kabaran sular nasıl yıkar bendini?
    Küçük görme, hor görme, delikanlım kendini


    Şu kırık abideyi yükseltecek taştasın;
    Fatih’in İstanbul’u fethettiği yaştasın!


    Bu kitaplar Fatih’tir, selim’dir, Süleyman’dır;
    Şu mihrap sinanüddin, şu minare Sinan’dır;
    Haydi, artık, uyuyan destanını uyandır!


    Bilmem neden gündelik işlerle telaştasın?
    Kızım, sende Fatihler doğuracak yaştasın;


    Delikanlım, işaret aldığın gün atandan
    Yürüyeceksin... Millet yürüyecek arkandan;
    Sana selam getirdim Ulubatlı Hasan’dan...


    Sen ki burçlara bayrak olacak kumaştasın...
    Fatih’in İstanbul’u fethettiği yaştasın!


    Bırak, bozuk saatler yalan yanlış işlesin!
    Çelebiler çekilip haremlerde kışlasın!
    Yürü, arslanım, fetih hazırlığı başlasın...


    Yürü, hala ne diye, kendinle savaştasın?
    Fatih’in İstanbul’u fethettiği yaştasın!

    Arif Nihat ASYA
     
  3. Suskun

    Suskun V.I.P V.I.P

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.242
    Beğenileri:
    276
    Ödül Puanları:
    6.230
    Yer:
    Türkiye
    Banka:
    2.052 ÇTL
    Fetih Zamanı



    Havanın mavisinde, denizin yeşilinde
    Bir türkü, Ortaasya’dan beri duymuşuz.
    Anamızın sütünden bayraklara kadar
    Yüce fetihle büyümüşüz.


    Yakmış gecemizi yıldızlar
    Burçlardan yana uyanmışız.
    Bir yazı gibi tepeler alnında
    Yazılmışız, silinmişiz.


    Nur ile kuvvet ile aşk ile
    Kaderin büyüsünü bozmuşuz.
    Görmüşüz suretini güzelliğin
    Koca feleklere görünmüşüz.


    Cihanın yarısı gök;
    Önünde şehit şehit durmuşuz,
    Cihanın yarısı İstanbul
    Almışız.


    Fazıl Hüsnü DAĞLARCA





    İstanbul


    Boğazı bir başka
    Gören düşer aşka
    İnsanları bir başka
    Ey istanbul, ey istanbul


    Haydar paşa'dan kalkar tren
    Gemiler öttürür siren
    Bu güzelliği Tanrıdır veren
    Ey istanbul, ey istanbul


    Adı çıkmış beyoğlunun
    Bunları yazan, ben kulunun
    Gözdesisin sen
    Ey istanbul, ey istanbul


    Kadıköyü, üsküdarı
    Zengini, hem fukarası
    Yetmiş iki millet burası
    Ey istanbul, ey istanbul


    Beyazıtı, aksarayı
    Konağı, kevransarayı
    Gece sanki, fener alayı
    Ey istanbul, ey istanbul


    Babıali yokuşu
    Göztepesi, feneryolu
    Kötülüklerin, her bir yolu
    Ey istanbul, ey istanbul


    Fatih yaptırmış hisarı
    Yedikule zindanları
    Hanları, hamamları
    Ey istanbul, ey istanbul


    Güzel heybeli adası
    Güzellerin çoktur edası
    Bilen sürer, sefasını
    Ey istanbul, ey istanbul


    Ayasofya, selimiye
    Tanrıdan bize hediye
    İnsanları çoktur niye
    Ey istanbul, ey istanbul


    Kilyosu, kumburgazı
    Sulukule çalar defi, sazı
    Çekilmez kızların nazı
    Ey istanbul, ey istanbul


    Emirganı, yıldız parkı
    Yeşil anadolu kavağı
    Gezilecek yer rumeli kavağı
    Ey istanbul, ey istanbul


    Görürsün var kiliseler
    Yapılsın hep abideler
    İnsandır hep faniler
    Ey istanbul, ey istanbul


    Işıl, ışıl galata kulesi
    Bitmez bu şehrin hilesi
    Bitsin artık halkın çilesi
    Ey istanbul, ey istanbul


    Kumkapıda balıkçılar
    Kol kola gezer aşıklar
    Gece çok güzeldir ışıklar
    Ey istanbul, ey istanbul


    Boğazdadır kız kulesi
    İnsanın çok çilesi
    Dolmaz halkın filesi
    Ey istanbul, ey istanbul


    Beşiktaşı, tophanesi
    Eyüp sultan türbesi
    Padişahlar manzumesi
    Ey istanbul, ey istanbul


    Bakırköyü, topkapısı
    Binaları kul yapısı
    Yok çoğunun tapusu
    Ey istanbul, ey istanbul


    Kasımpaşa, şişanesi
    Şehrin çoktur birahanesi
    Bu serdarın bir nağmesi
    Ey istanbul, ey istanbul


    (Serdar Sayıl-2005)
     
  4. Suskun

    Suskun V.I.P V.I.P

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.242
    Beğenileri:
    276
    Ödül Puanları:
    6.230
    Yer:
    Türkiye
    Banka:
    2.052 ÇTL

    İstanbul



    Kamyonlar kavun taşır ve ben
    Boyuna onu düşünürdüm,
    Kamyonlar kavun taşır ve ben
    Boyuna onu düşünürdüm,
    Niksar'da evimizdeyken
    Küçük bir serçe kadar hürdüm.


    Sonra âlem değişiverdi
    Ayrı su, ayrı hava, ayrı toprak.
    Sonra âlem değişiverdi
    Ayrı su, ayrı hava, ayrı toprak.
    Mevsimler ne çabuk geçiverdi
    Unutmak, unutmak, unutmak.


    Anladım bu şehir başkadır
    Herkes beni aldattı gitti,
    Anladım bu şehir başkadır
    Herkes beni aldattı gitti,
    Yine kamyonlar kavun taşır


    Fakat içimde şarkı bitti.


    Cahit KÜLEBİ






    İstanbul Destanı
    Sana bilmem hangi yönden bakayım
    Gece başka gündüz başka güzelsin
    Kâinatta eşsiz tek ve özelsin
    Çağlar değiştirdi sevdan İSTANBUL


    Efendimiz malum ezelden tanır
    Binlercesi şehrin can kıskanır
    Sinende yaşayan cennettir sanır
    Cihanda emsalin yok ki İSTANBUL


    Kalbini son defa fethedenlere
    Elveda deyip de gitmeyenlere
    İmkân bulamayıp gelmeyenlere
    Engin hoşgörünle kızma İSTANBUL


    Kâbe-i ziyaretgâhların vardır
    Şühedadan namazgâhların yardır
    Âlem-i insanlar çok arzu-dardır
    Sevenin koynunda sar ki İSTANBUL


    Köklü medeniyetlerin evisin
    Tarihler boyunca ananevisin
    Mukaddesatını yâd el de bilsin
    Sırr-ı nikabını aç ki İSTANBUL


    Her dinin mensubu ibadet eder
    Havra Kilise ve Cami’ye gider
    O insanlar gönül diliyle ne der
    Sessiz niyetleri duy ki İSTANBUL


    Tüm insanlar âlâ şeyler yazmışlar
    Anlatacak bir söz bırakmamışlar
    Nesillere misal hep taşımışlar
    Ölçülmez değerin var ki İSTANBUL


    Arz ile deniz ve mehtap bakıyor
    Gerçek yıldızlardan taçlar takıyor
    Her gönülde sevdan ataş yakıyor
    Türlü dillerdesin bil ki İSTANBUL


    Elbet ben de bir gün gelir geçerim
    İlahi yasaya ben de naçarım
    Yardan ya da senden vaz mı geçerim?
    Bir eser de benden al ki İSTANBUL


    Çınlar Cami’lerden ezan(ı)salası
    Yıkar nefisleri def-i belası
    Zeki'midir sanki tek müptelası
    Eyyüb Sultan başta say ki İSTANBUL


    İSTANBUL
    Zeki İ.KIZILIŞIK






    İstanbul'un Fethi

    Aştık geçilmez dağlar üstünden
    Öyle vakur, öyle heybetli
    Vardık ot bitmeyen vadilere
    Ayağımız değdi yeşerdi!


    Gönlümüzde büyüklüğü Asya’nın
    Yıktı köhneliğini orta zamanın
    Zamanın karanlığı ortasında
    Şimşek örneği parlayan kılıcımız
    Nur yağdırdı aydınlık yeni günlere
    Eskilik, karanlık düşüverince yere,
    Dağlar, denizler misali,
    Yol verdi gemilere!


    Sustu kulakları tırmalayan çan;
    Burca bayrak dikince Ulubatlı Hasan!


    İbrahim MİNNETOĞLU
     

Sayfayı Paylaş