1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

İstiğfar[Tevbe] Bağışlanma Dilemektir

Konusu 'Genel Dini Konular' forumundadır ve cırcırböcee tarafından 27 Şubat 2007 başlatılmıştır.

  1. cırcırböcee

    cırcırböcee V.I.P V.I.P

    Katılım:
    13 Haziran 2006
    Mesajlar:
    3.525
    Beğenileri:
    66
    Ödül Puanları:
    2.880
    Banka:
    335 ÇTL
    Bağışlanma hatanın görmezden gelinmesinden farklı bir istektir. Sevginin yeniden iadesini, ilişkinin eskisi kadar sağlam ve belki de eskisinden daha güçlü bir hale dönmesini istemektir. Çünkü hata ile düşülmüştür. Düşenin ise yeniden kalkabilmek için eskisinden daha güçlü bir ilişkiye ihtiyacı vardır. Eskisinden daha güçlü bir sevgiye...

    Bir çağrıdır, istiğfar.. "Bu hata ile yapılan tarifler beni gerçek anlamda tarif etmekten uzak olacaktır. Lütfen beni bu hata ile tarif etme.. lütfen beni sevmeye, sevgini sunmaya devam et" diye...

    İnsan donanım açısından yeteneklerine bir sınır konulmadığı halde görüş alanı sınırlı var edilmiş; duyguları sınırsız, ama duyumsamaları sınırlı yaratılmıştır. Bulunduğu zemin şartları ise hayrın ve şerrin karışık bulunduğu bir durumdadır. Zemin akıntılıdır, dolayısıyla hayır ve şer sürekli yer değiştirmektedir. Net tanımlamalar pek de mümkün değildir. Bu durum insan için hata yapmayı neredeyse kaçınılmaz kılmaktadır. İnsandan beklenen bir melek olması değildir. Bulunduğu zemin şartları ve donanımı açsından bu mümkün de değildir.

    İstiğfar ise, görünürde hatalı, sapkın duruşun aksine; içeride bir doğru duruşun varlığına işaret eder. Dönekliğin olmadığını gösterir. Bu dışarıdan bakılınca görünen sapkın duruşun, bu hatalı görünüşün ise sadece bir sürçme olduğunu ispat eder. Eğer o görünürde var olan tablo bir sürçme olmasaydı ve bir ihanetin meyvesi olsaydı, pişmanlıkla değil de bir lezzetlenmeyle, tatmin olmayla sonuçlanacaktı.

    Bağışlanma istemek ise ancak pişmanlıkla birlikte olursa anlamlıdır. İçerisinde pişmanlığın olmadığı bir bağışlanma dileme sadece bir stratejik yan çizmedir ki, Medine münafıklarına bu tip bağışlanma dilemenin hiçbir faydası olmadığı Tevbe Suresi'ndeki ayetlerde açıklıkla anlatılmıştır:

    "--Siz çıkmış olduğunuz seferden--geri döndüğünüzde gelip sizden özür dileyeceklerdir. Deki, boşuna özür dilemeyin, size inanmayacağız. Doğrusu Allah haberlerinizi bize iletti. Bundan böyle Allah ve Resûlü sizin yaptıklarınızı görecektir. Sonra Gayb ve Hazırı Bilen'e çevrileceksiniz. O ise size yaptıklarınızı bildirecektir. Kendilerinden yüz çeviresiniz diye size karşı Allah'a yemin edeceklerdir. Siz de onlardan yüz çevirin. Çünkü onlar pisliktir. Varacakları, yurt edinecekleri yer ise cehennemdir. Kendilerinden razı olasınız diye size yemin edeceklerdir. Fakat siz onlardan razı olsanız da Allah fasıklar topluluğundan asla razı olacak değildir." (1)

    İstiğfar, hata sonrası iman ile fısk ortasındaki çizgidir.(2) İstiğfar imandandır. Hata sonrası pişmanlık; kalpte var olan sevginin, inancın, karşılıklı var olduğu hissedilen emniyetin bir yansımasıdır. Aklılla düşünülerek değil, hislerle kalpten direk olarak insanın pek de elinde olmayan bir yansımadır bu. Bu nedenle istiğfar imandandır. Pişmanlıktır istiğfar.. bir geriye dönüş deklârasyonudur. Hatanın hata olduğunu görmek, idrak etmektir. Bu gerçeği gerekirse deklere ederek açıktan söylemektir. Yani özür dilemektir.

    Gerçekte de insan kendisine karşı yapılan kötü, hoşlanılmayan bir fiilin sadece ve sadece hata sonucu oluştuğunu gördüğü zaman hatayı görmezden gelir. Derinlerde gizli bir kin, bir gadir, bir kâle alınmama, hesaba alınmama gibi ciddi bir sorunun yansıması olmadığını kesin olarak fark ettiği yerde, yapılan hatayı görmezden geleceği gibi, hatayı yapana karşı da çoğunlukla bir kırılma bile yaşamaz.

    Aksine size karşı hata yapan ve hatasının farkına vararak, affedilmeyeceği endişesiyle uzaklaşma eğilimine giren birini siz kendinize yanaştırmaya çalışırsınız. Fiili bir yanaşma olmasa bile size yüreğinizde yakındır o. Küçücük bir dönüşü büyük olarak kabul eder, karşılarsınız. Bize böylesi güzel duygular verenin kendisi ise elbette ki daha kerimdir.

    Gerçek uzaklaşma ise yüreklerdeki kibirdir. Bir kibir halini hissettiğiniz birine karşı bir delil olmadıkça fiili bir uzaklaşma yaşamasanız bile yüreğinizde, hislerinizde bir uzaklaşma yaşarsınız. Kibrin açığa vurulduğu küçük bir olayı bahane ederek yüreklerdeki uzaklaşmayı fiile dökersiniz.

    İblisin durumu bu açıdan oldukça anlamlıdır. Yürekte var olan kibir, "alçakgönüllü ol" emrine karşı isyan olarak açığa çıkar. İbliste de tam olarak böyle olmuştur.(3) Rivayetlerde iblisin meleklerle birlikte gösterişli ibadetler içerisinde olduğu, ibadetini meleklerin yaptıklarından daha mükemmel gördüğü ve ilk ve en büyük hatasının bu "kendini ve amelini beğenmişlik" olduğu, dem'e secde emrinde bu kendini beğenmişliğin, bu kibrin açığa çıktığı anlatılır.

    Rivayetlerin sıhhatinden tam olarak emin olmamakla birlikte neticeye baktığımız zaman İblis'in isyan öncesi durumunun rivayetlerle örtüştüğünü görürüz. Meydanda bir emre itaatsizlik ve isyan vardır. Emrine itaatsizlik ve isyan edilen herhangi biri değildir. Bir hain , bir düşkün ÑhaşaÑ hiç değildir. O kendisini yoktan var eden, donatan ve ikramlarla kuşatandır. Haklı olmayan her isyanın arkasında ya bir kendi durumunu önemseme, dolayısıyla gurur; ya da karşıdakini bir küçümseme, dolayısıyla kibir gizlidir. İblis'te de var olan gurur ve kibir, nankörlük ve isyan olarak açığa çıkmıştır.

    Eğer derinlerde böylesi bir kibir gizli olmasaydı, hata pişmanlıkla, pişmanlık istiğfarla sonuçlanacaktı. Hz. Adem'de olduğu gibi. Aynı durumdaki Adem AS. pişman olmuş, pişmanlık istiğfara dönüşmüş, istiğfar mağfiretle sonuçlanmıştır. Kibri yüzünden ayağı kayan İblis, kaymasını meşrulaştırmak ve olağan göstermek için, önünde eğilmeye layık biri olduğu iddia edilen Adem'in hiç de kaliteli biri olmadığını ispat ile, yaratıcıyı hatalı ve haksız duruma düşürmek için cennetteki dem ile Havva'ya vesvese verip hataya düşmelerine sebep olmuştur. Hataya düşen ve İblis gibi cenneten olan (kovulan) Adem AS. şiddetle pişman olarak istiğfara yönelmiştir.( 4)

    Çekilen her sıkıntı bir hatanın sonucu olsa bile bir mükafatın da önsözüdür. Bu kainatta, bu hayatta kendini gösteren güzelim rahmetin tezahürü böyledir çünkü. Tohum sancılanır, çatlar, fidan olur.. Çekilen sancı fidan olmaya yol, menfez olur.. Anne sancılanır, çocuk sancılanır, hayatlar riske olur .. Ancak çekilen sıkıntı, yaşanan risk bebeğe dünya hayatının, anneye nimetlerin en güzelinin ikramı olur. Şimşeği ve rüzgarı rahmetin fiile dökülmüş hali olan yağmur takip eder.. geceyi gündüz.. her zorlukla beraber bir kolaylık zuhura gelir. Her sıkıntı bir ikrama inkilap eder. Hz. Adem için de böyle olmuştur.. Rabbisi onu mağfiret edip cennette belki de hiç bir zaman elde etmesi mümkün olmayan peygamberlikle ödüllendirmiştir. Uğruna kainatın var edildiği "risalet" ile.

    İblis ise hatasını isyana dönüştürerek ümitsiz manasındaki "İblis"leşmiştir. İsyanını iğvaya dönüştürmekle, yani insanları ve cinleri saptırarak kendi düşüşünü olağan göstermek için merhametsizce bir kıyıma dönüştürmekle uzaklaşan, yakan, mahveden manasındaki "Şeytan" olmuştur.

    ... Her insan fıtratının zıddına bir yönelim içerisine girince acı duyar, bir yerimiz kanatıldığı zaman acı duyulması gibi. Ancak nasıl ki sürekli kanatılmalar duyumsamada bir gerilemeye sebep oluyorsa, sürekli işlenen hatalar da manevi duyumsamalarda bir gerilemeye, duygularda bir törpülenmeye neden olurlar. Bu duygu aşınımı içerisinde hata yapmak kolaylaşır.

    İşte böyle bir duygu aşınmasından kurtulmanın çaresi ise fiili bir dönüş, yani tövbedir. Dönüş demektir tövbe.. Ölüm döndürmeden önce her hâl-u kârda dönülecek olana dönmek demektir. İstiğfar sürecini fiilen tamamlamak, hatadan dönmek, hatalı olan o fiili işlememek demektir.

    Tövbe yaşanması gereken bir süreçtir. Ameller kalplerdeki hallerin, kaplara dökülmüş halidir. Manevî hallerin maddi meyveleridir. Ağacın meyve verebilmesi için hayattar olması gerekir. Ancak meyve vermiyor olması hayattar olmadığına veya hiç bir zaman meyve vermeyeceğine, veremeyeceğine işaret etmez. Sevaplı ameller, fiili dönüşler de imanî hayatların maddî meyveleridir. Şu an için bir dönüş yaşanmaması veya güzel amellerin hayatlarda tam olarak kendini göstermemesi imansızlığa delil olamazlar. Veya hiç bir zaman o meyvelerin hayatta tezahür edip kendilerini göstermeyeceklerini ispat edemezler.

    Kurumuş ağaç hali ancak bir fasık, bir münafık hayatıdır. İstiğfar ile o ağaçlar dahi hayatlanıp meyveye yönelebilirler. Tamamen kuruduğu zannedilen köklerden hiç umulmadık şekilde hayat fışkırması gibi.

    "De ki: Ey nefislerine karşı haddi aşan kullarım.. Allah'ın rahmetinden ümitlerinizi kesmeyiniz. Muhakkak ki Allah bütün günahları mağfiret eder. Gerçekten O Ğafûr-ur Rahîm'dir. Rabbinize dönün ve azap gelip çatmadan önce O'na teslim olun.. sonra bu dünya perdesi kapanır da, imtihan biter yardım olunmazsınız. Haberiniz olmayarak ansızın tepenize azap inmeden önce size indirilenin en güzeline tabi olun. Sonra günahkâr nefsin 'yazıklar olsun bana, Allah hakkında gerçekleri göremeyip vakti kaçırmışım' demesi var. Yahut şöyle demesi var: 'Eğer Allah bana hidayet verseydi muttakilerden olurdum'. Yahut azabı yakınında gördüğü zaman 'keşke benim için tekrar bir fırsat olsaydı da muhsinlerden Allah'ı görürcesine kulluk edenlerden, en güzeli yapanlardan olsaydım' diye diye bakakalmak var. ..(5)

    1. Tevbe Suresi 94-97. ayetler 2. bakınız: Kavram sözlüğü, fısk-günah bahsi. 3. Hicr Suresi 28-41, İsra Suresi 61-65. ayetler 4. Bakara Suresi 34-38, A'raf Suresi 11-27. Ayetler 5. Zumer Suresi 53-58. ayetler

     
  2. yalçın

    yalçın Katılımcı

    Katılım:
    13 Mart 2007
    Mesajlar:
    176
    Beğenileri:
    0
    Ödül Puanları:
    620
    Banka:
    0 ÇTL
    allah hepimizi affetsin!!!!!!!!!!
     

Sayfayı Paylaş