1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

İstiklal Marşı İle İlgili Piyes

Konusu 'Yaratıcı Drama ve Etkinlikler' forumundadır ve ZeyNoO tarafından 19 Şubat 2010 başlatılmıştır.

  1. ZeyNoO
    Melek

    ZeyNoO ٠•●♥ KuŞ YüreKLi ♥●•٠ AdminE

    Katılım:
    5 Ağustos 2008
    Mesajlar:
    58.480
    Beğenileri:
    5.784
    Ödül Puanları:
    12.080
    Cinsiyet:
    Bayan
    Meslek:
    Muhasebe
    Yer:
    ❤ Şehr-i İstanbul ❤
    Banka:
    3.064 ÇTL
    İSTİKLÂL MARŞI
    (l Perdelik Piyes)

    OYNAYANLAR: (Öğretmen, Atilla, Nur, Mete, Serpil, Ateş, Güneş, birinci öğrenci, ikinci öğrenci, üçüncü öğrenci, dör¬düncü öğrenci.)
    MECLİS: (Öğretmen ve Öğrenciler)
    DEKOR: (Bir sınıf. Duvarda Atatürk'ün ve Mehmet Akif'in resimleri ve bir bayrak.)

    ÖĞRETMEN- Sevgili çocuk¬lar! Bugünkü dersimizin ne olduğunu biliyorsunuz değil mi?
    ÖĞRENCİLER- İstiklâl Mar¬şı ve onu yazan şair Mehmet Akif...
    ÖĞRETMEN- Sizlere İstiklâl Marşı'mızı ve onun şairi hak¬kında büyüklerinizden bir şeyler öğrenmenizi, bazı şiirlerini ezberlemenizi söylemiş¬tim. Bunu yaptınız mı?
    ÖĞRENCİLER- Yaptık öğretmenim!
    ÖĞRETMEN- Aferin size! Şimdi sen söyle Atilla! İstiklâl Marşı ne demektir?
    ATİLLA- Milletimizin kurtu¬luşunu, kuvvetini, birliğini an¬latan ve bütün millet tarafın¬dan beğenilip benimsenen, tö¬renlerde söylenen marştır.
    ÖĞRETMEN- Sen söyle Nur! Türk'lerin İstiklâl Mar¬şı'nı Mehmet Akif nerede ve hangi yılda yazdı?
    NUR- Ankara'da 1921 yılı Şubat ayında yazdı. Bu şiir 12 Mart 1921 tarihinde Büyük Millet Meclisi'nde resmen Milli Marş olarak oy birliği ile kabul olundu.
    ÖĞRETMEN- Aferin sana...Sen cevap ver Mete! Mehmet Akif nasıl bir şairdir?
    METE- Mehmet Akif vatanı¬nı seven büyük bir şairdir. Ya¬şadığı çağlarda Türk ulusu bir çok savaşlara girmiş, bozgun¬lara uğramış, büyük topraklar kaybetmişti. O halkın çektiği ıstırabı haykırdığı gibi zaman zaman kazanılan büyük zafer¬leri de güzel şiirlerle övmüş¬tür. Mehmet Akif, Türk ulusu¬nun yirmi beş asırlık büyük bir ulus olduğunu, her zaman hür yaşamış olduğunu söyler ve asla esir ve güçsüz olma¬dığını haykırırdı. En umutsuz günlerde bile bu inancını kay¬betmedi. İstiklâl Savaşı'nda da Anadolu'ya geçerek sonu¬na kadar şiirleri, yazıları ve sözleri ile çalıştı. Vatanın kurtuluşuna yardımcı oldu.
    ÖĞRETMEN- Doğru! Şimdi onun Birinci Dünya Savaşı'nda yazmış olduğu ve millet tarafından en çok sevilen ve tutulan şiiri hangisidir? Bu¬nu kim biliyor?
    ÖĞRENCİLER- "Çanakkale Şehitleri!" şiiri.
    ÖĞRETMEN- Bunu bildiniz! Şimdi Çanakkale Savaşı hakkında bilgi vermek isteyenler parmak kaldırsın! (Bütün par¬maklar havaya kalkar.)
    ÖĞRETMEN- Görüyorum ki bunu hepiniz anlatmak isti¬yorsunuz. Ama hep birden ko¬nuşacak olsanız bir şey anla¬şılmaz. Sen Serpil bu savaşı anlat! Böylece Mehmet Akif'in o şiiri niçin yazmış olduğunu öğrenelim.
    SERPİL- Birinci Dünya Sa¬vaşı'nda Türkler hemen he¬men bütün dünya ile savaş halinde idiler. Bir tarafta Türkler, Almanlar, Avusturyalılar ve Bulgarlar el eleydi. Karşı¬mızda da İngiltere, Fransa; İtalya, Rusya ve komşuları gibi büyük devletler yer al¬mışlardı. Düşmanlarımız bizi çökertmek için deniz yoluyla Çanakkale Boğazı'ndan gir¬mek, İstanbul'u almak ve Ka¬radeniz yoluyla zor bir duru¬ma düşmüş bulunan Rusya'ya yardım göndermek istiyorlar¬dı. Onun için Çanakkale Bo¬ğazı'nın önüne yüzlerce savaş gemisi yığdılar. Karaya da bü¬yük kuvvetler çıkardılar. Bo¬ğazı zorlamaya başladılar. Ama Türkler orada çok büyük bir kahramanlık göstererek düşmana adım attırmadılar.
    Bir çok düşman gemilerini top ateşi ile batırdıkları gibi kara¬ya çıkan düşman ordularını da denize döktüler. Çanakkale'de Türklerin kazandıkları zafer düşmanlarımız tarafından bile övüldü...
    ÖĞRETMEN- Doğru!... De¬mek oluyor ki Şair Mehmet Akif de Türklerin Çanakka¬le'de kazandıkları bu büyük zafer üzerine o şiiri yazmış.
    SERPİL- Evet öğretmenim!
    ÖĞRETMEN- Bu şiiri kim biliyor?
    ATEŞ- Ben biliyorum. Benim dedem orada şehit olduğu için babam bu şiiri bana küçük iken ezberletmişti. Kendisi de her zaman söyler!.
    ÖĞRENCİLER- Peki Ateş! Ortaya çık ve şiiri oku! (Ateş ortaya çıkar, şiiri okur.)

    ATEŞ-
    "Vurulup tertemiz al¬nından uzanmış yatıyor."
    "Bir hilâl uğruna Yarab ne gü¬neşler batıyor."
    "Ey bu topraklar için toprağa düşmüş asker."
    "Gökten ecdat inerek öpse o pak alnı değer."
    "Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın?"
    "Gömelim gel seni tarihe de¬sem sığmazsın:"
    "Bu taşındır diyerek Kabe'yi diksem başına:"
    "Ruhumun vahyini duysam da geçirsem taşına"
    "Sonra gök kubbeyi lâhdine yapsam da tavan"
    "Yedi kandilli Süreyya'yı uzatsam oradan"
    "Tüllenen mağribi akşamları sarsam yarana"
    "Yine bir şey yapabildim diyemem hatırana!"

    (Öğretmen ve öğrenciler Ateş'i alkışlarlar... O da selâm vererek yerine geçer.)

    ÖĞRETMEN- Aferin Ateş! Çok güzel okudun!
    ATİLLA- Mehmet Akif'in bu şiirini de ben okumak istiyo¬rum izin verir misiniz? ÖĞRETMEN- Bu şiir ne hak¬kında yazılmış?
    ATİLLA- Bilgisizliği yeren;halkı çalışmak için şevke geti¬ren, başımıza gelen felâketle¬rin hep bilgisizlikten doğdu¬ğunu anlatan bir şiir efendim.
    ÖĞRETMEN- Bu şiiri ne za¬man yazmış?
    ATİLLA- Balkan Savaşı'ndan sonra...
    ÖĞRETMEN- Peki oku da dinleyelim!

    ATİLLA-
    (Ortaya çıkar ve "Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?" dedikten sonra şiiri okur:)

    "Olmaz ya... Tabii... Biri insan. Biri hayvan"
    "Öyleyse cehalet denilen yüz karasından"
    "Kurtulmaya azmetmeli baş¬tan başa millet"
    "Kâfi mi değil yoksa bu son ders-i felâket?"
    "Son ders-i felâket neye mal oldu düşünsen?"
    "Beynin gözyaşı olup akardı gözünden"
    "Son ders-i, felâket ne demek¬tir? Şu demektir;"
    "Gelmezse eğer kendine mil¬let, gidecektir."
    "Zira yeni bir darbeye artık dayanılmaz."
    "Zira bu sefer uyku ölümdür, uyanılmaz."

    (Öğretmen ve öğrenciler kendisini alkışlarlar.)

    ÖĞRETMEN- Sen de şiiri güzel okudun! Yalnız şair bu şiirinde ne demek istemiş? Bi¬ze bunu da açıklarsan şiiri da¬ha iyi anlarız.
    ATİLLA- Mehmet Akif Türk milletinin o zaman uğramış olduğu bozgun ve felâketin sebebini milletçe geri kalışı¬mızda, bilgisizlikte buluyor. Bu bozgunun bize bir ders ol¬masını, herkesin çalışmasını, bilgice yücelmesini istiyor. Milletin ancak o zaman kur¬tulabileceğini söylüyor.
    ÖĞRETMEN- Balkan Savaşı hakkında bize kim bilgi vere¬cek?
    GÜNEŞ- Ben vereyim öğret¬menim!
    ÖĞRETMEN- Bize verece¬ğin bilgiyi nereden öğrendin?
    GÜNEŞ- Benim dedem Bal¬kan Türkleri'nden imiş. Bal¬kan Savaşı'ndan sonra göçmen olarak gelmiş. Ben daha küçükken bana hep oralarını anlatır, Rumeli Türküleri'ni söylerdi. Oralar çok güzel yerlermiş... Topraklan çok verimli imiş. Hepsini düşmana bırakıp kaçmışız.... Atalarımı¬zın kanlarını dökerek aldıkları bu topraklardan, inanılmaz bozgunlara uğrayarak çekil¬mek zorunda kalmışız...
    ÖĞRETMEN- Balkan Sava¬şı'nda hangi uluslar bize karşı birleştiler?
    GÜNEŞ- Yunanlılar; Bulgar¬lar, Sırplar; Karadağlılar!...
    ÖĞRETMEN- Bu savaş han¬gi yılda oldu?
    GÜNEŞ- 1912 yılında öğret¬menim!
    ÖĞRETMEN- Peki bildikle¬rini kısaca anlat!
    GÜNEŞ- O sıralarda Türkler dünyada hemen hemen yalnız imişler. Bütün büyük milletler Osmanlı İmparatorluğu'nu parçalamak, topraklarını pay¬laşmak için planlar kuruyorlarmış. İşte Rumeli'yi almak için Balkan devletlerini silâh¬landırıp kışkırtan onlar olmuş. Savaş başlayınca da hangi taraf kazanırsa kazansın, eski sınırların değişmeyeceğini ilân etmişler. Asırlar boyunca geri kalmış olan memleketi¬miz; bunun acısını bu savaşta ilk defa görmüş. Bilgisiz ko¬mutanlar; silâh kullanmasını bile bilmeyen erler, koca Ru¬meli'yi bir yıl içinde düşmana bırakarak geri çekilmek zo¬runda kalmış. Memleket için¬deki sen ben kavgaları da halkı ikiye bölmüş olduğun¬dan felâket felâketi kovala¬mış. Bu savaştan bir yıl önce İtalyanlar bugün Libya dedi¬ğimiz Trablusgarp ile On iki Adaları baskınla alıp donan¬mamızı da yakmış oldukları için çok zor durumda kalmı¬şız.
    ÖĞRETMEN- Güneş doğru şeyler anlattı... İşte Şair Meh¬met Akif Ersoy bu büyük boz¬gunun sebebini herkesten iyi anlamıştı. Türk ulusunu bu fe¬lâkete sürükleyen şey, birbiri¬ne düşmüş olması, bilgisiz ve geri kalması idi. Avrupalılar bilgisizliği çoktan yenmişler, fabrikalar kurmuşlar; yollar yapmışlar, çok ilerlemiş ve kuvvetlenmişlerdi. Biz ise onlardan alabildiğine geri kal¬mıştık. Bir memleket böyle geri kaldı mı komşuları onun topraklarına mutlaka göz ko¬yar. Onu ortadan kaldırmak için ellerinden gelen her şeyi yaparlar. Peki çocuklar. Türki¬ye'nin kurtarıcısı Atatürk ne¬rede doğdu?
    ÖĞRENCİLER- Selânikte...
    ÖĞRETMEN- Selanik şimdi hangi milletin elinde?
    ÖĞRENCİLER- Yunanlı¬lar'in elinde...
    ÖĞRETMEN- Sen söyle Gü¬neş! Selânik'i ne vakit kaybet¬tik.
    GÜNEŞ- Balkan Sava¬şı'nda...
    ÖĞRETMEN- Demin bir şey söylemiştik. Avrupalı büyük devletler Balkan Savaşı'ndan sonra, hangi taraf kazanırsa kazansın sınırların değişmeyeceğini bildirmişlerdi. Bu söz¬lerinde durdular mı?...
    GÜNEŞ- Durmadılar öğret¬menim. Topraklarımızın pay¬laşılmasına razı oldular. Hattâ düşmanlar güzel Edirne'yi bi¬le almışlar. İstanbul'a da yak¬laşmışlardı. Sonra aralarında anlaşmazlık çıkınca; Türkler son bir gayretle toparlanıp ile¬ri atıldılar ve güzel Edirne'yi düşmandan kurtardılar. Mimar Sinan'ın en güzel ve en usta eseri olan Selimiye Camisi'ni Türk bayrağına kavuşturdular. ÖĞRETMEN- Sen Balkan Savaşı'nı iyi öğrenmişsin Gü¬neş... Tarihin bu acı olaylarını her Türk'ün iyice bilmesi ve bellemesi şarttır. İnsanlar geç¬miş felâketlerden ders alması¬nı bilemezlerse onları yeni fe¬lâketlere uğramaktan kimse kurtaramaz. Şimdi İstiklâl Savaşı'na geçelim. Savaş, sen bize bunu kısaca anlat baka¬lım.
    SAVAŞ- Birinci Dünya Sava¬şı'ndan da yenik çıkmıştık. Bizimle el ele olan devletler¬den, önce Bulgaristan sonra Avusturya ve Almanya düş¬mana boyun eğince, biz de ça¬resiz olarak yenildiğimizi ka¬bul etmek zorunda kaldık. Düşmanlarımız Versay'da bi¬ze çok ağır barış şartları imza¬lattılar. O koca Osmanlı İmpa¬ratorluğu'ndan geriye pek az yer kalması... İstanbul ve Bo¬ğazlar bile elimizden alınmıştı... Mersin, Adana; Gaziantep, Maraş, Fransızlar, Antalya ve çevresi İtalyanlar; Karade¬niz kıyıları kısmen İngilizler ve Pontus Rumları tarafından, İzmir ve Ege de Yunanlılar eliyle işgal edilmişti. Ordularımız dağıtılmıştı. Hainler düşmanlarla işbirliği yapıyordu. Doğu Anadolu'da da bir Ermenistan hükümeti kurul¬mak isteniyordu.
    ÖĞRETMEN- Sonra ne oldu?
    SAVAŞ- Bütün dünya Türk ulusunun artık bir daha dirilmemek üzere çöktüğüne ina¬nıyordu. İşte bu sırada Atatürk Samsun'a çıktı. O ve ar¬kadaşları. Türk ulusunun hiç bir zaman ölmeyeceğine ina¬nıyordu. Memleket toprakları yabancı ordular tarafından çiğnenirken yer yer vatanse¬ver insanlar kendiliklerinden cepheler kurmuşlar ve karşı koymaya başlamışlardı. Ata¬türk bunların başına geçti. Memleketin bütün vatansever insanlarını çevresine topladı... Kurtuluş Savaşı açarak bütün dünyaya meydan okudu. Düşmanları silip süpürdü. Ankara'nın önlerine kadar gelmiş bulunan Yunan ordusunu denize döktü. Vatanı kurtardı.
    ÖĞRETMEN- İyi özetledin. Peki Atatürk Samsun'a hangi tarihte ayak bastı? SAVAŞ- 19 Mayıs 1919'da...
    ÖĞRETMEN- İstiklâl Savaşı, Türklerin bütün tarihleri bo¬yunca en zor şartlar içinde ka¬zanmış oldukları en büyük za¬ferdir. Atatürk'ün hizmeti yalnız vatanı kurtarmak mıdır?
    SAVAŞ- Hayır öğretmenim!... O zaferden sonra cumhuriyeti de kurmak, Türkiye'yi bir Or¬ta Çağ devrinden kurtaracak devrimleri yapmakla da Türk ulusuna hizmet etmekten geri kalmamıştır.
    ÖĞRETMEN- Eğer bugün özgür bir vatanda yaşıyorsak, memleketimizde okullar, üni¬versiteler: fabrikalar açılmış¬sa: Türkiye’nin sözü hür dün¬yada şerefle geçiyorsa, bütün bunlar Atatürk'ümüzle olmuştur. Şimdi başka bir şey sora¬cağım. Ateş, sen cevap vere¬ceksin. Şair Mehmet Akif Anadolu'ya ilk olarak ne za¬man geçti?
    ATEŞ- Yunanlılar İzmir'e çıktıkları 15 Mayıs 1919'dan hemen sonra...
    ÖĞRETMEN- İlk olarak nereye gitti?
    ATEŞ- Balıkesir'e... Ege hal¬kı hemen bu Yunan saldırısına karşı koymaya başlamıştı. O da kendilerini teşvik etmek için gitti. Oralarda güzel söy¬levler verdi. Sonra İstanbul'a dönerek burada da millî uya¬nışı destekleyen şiirler, maka¬leler yazdı. Bir yıl sonra ise zaferin sonuna kadar dönme¬mek üzere yeniden Ankara'ya gitti. Ankara'da ve Kastamo¬nu'da çalıştı. Bütün cepheler¬de dolaştı... Büyük Millet Meclisi'nde de hizmet etti.
    ÖĞRETMEN- Mehmet Akif, İstiklâl Marşı'nı zaferden ön¬ce mi sonra mı yazdı? Cevap ver Serpil!
    SERPİL- Önce yazdı...
    ÖĞRETMEN- Pekâlâ! Bu marş nasıl yazıldı? Söyle ba¬kalım!...
    SERPİL- Milli ordu kurul¬muş, ufuklarda zafer ümitleri belirmişti. Büyük zafer için son hazırlıklar tamamlanmak üzere idi. Yunan orduları ilk yumrukları yemiş, Türk'ü ye¬re sermenin; Ankara'yı ele ge¬çirmenin bir hayal olduğunu anlamaya başlamıştı. İşte bu sıralarda ordular ve halk için bir istiklâl Marşı isteği belirdi Hükümet de İstiklâl Marşı için şairler arasında bir yarış¬ma açtı. Birinciliği kazanacak olan şiirin sahibine beş yüz li¬ra mükâfat da konulmuştu. O zaman için bu büyük bir para idi.... Millî Eğitim Bakanlığı tarafından idare edilen bu ya¬rışmaya yedi yüz kadar şiir geldi.
    ÖĞRETMEN- Mehmet Akif bu yarışmaya katıldı mı?
    SERPİL- Hayır öğretme¬nim.... O bu yarışmaya katıl¬madı.
    ÖĞRETMEN-Niçin?...
    SERPİL- Onun yaradılışı bu çeşit yarışmalara katılmasına uygun değildi. Sonra işin için¬de para mükâfatı oluşu da ho¬şuna gitmiyordu.
    ÖĞRETMEN- Peki sonra ne oldu?
    SERPİL- Gönderilen yedi yüz şiir içinde güzelleri vardı. Fakat hiç biri tam olarak Meclis'e güzelliği hakkında inanç veremiyordu. Öyle bir şiir is¬teniyordu ki, milletin kükreyi¬şini; Türk ulusunun yüceliğini tam olarak belirtsin. Bunu düşünen o zamanki Millî Eğitim Bakanı Hamdullah Suphi; bu işi ancak Mehmet Akif'in ya¬pabileceğini anladı. Ona gide¬rek bu marşı yazmasını kendi¬sinden istedi. Mehmet Akif'te bunun üzerine İstiklâl Marşı'nı yazdı. Bu şiir Büyük Millet Meclisi'nde okunduğu zaman bütün Milletvekilleri heyecana kapılmışlar ve Şair Mehmet Akif'i uzun uzun al¬kışlamışlardır. Aranan şey bu¬lunmuştu. Şair Mehmet Akif o günün hayatının en mutlu günü olduğunu söylemişti. Sonra da 12 Mart 1921 tari¬hinde bu şiir İstiklâl Marşı olarak resmen kabul edildi. Daha sonra da bunun beste¬lenmesi için yarışma açıldı. Zeki Bey adında bir besteci¬nin eseri birinciliği kazandı. İşte bugün söylediğimiz millî marşımızın yazılışı ve bestelenişi bu şekilde olmuştur, öğ¬retmenim... Onu yazan Şair Mehmet Akif; besteleyen ise Zeki Üngör’dür
    ÖĞRETMEN- Aferin Serpil! Görüyorum ki bugünkü dersi¬nizi hazırlamak için hepiniz çok iyi çalışmışsınız. Peki, bu marşı Mehmet Akif kime ar¬mağan etmişti?
    SERPİL- Kahraman ordumuza...
    ÖĞRETMEN- Bu da doğru! Şimdi hepiniz sıra ile bu mar¬şın birer dörtlüğünü okuya¬caksınız. Böylece Türk ulusu yaşadıkça anılacak ve söyle¬necek olan bu şiirin bütününü okumuş olacağız! Haydi Atil¬la! Sen başla! Sıra ile ortaya çıkarak birer birer okuyacaksınız!

    ATİLLA-
    (Ortaya çıkar)

    "Korkma! Sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak."
    "Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak."
    "O benim milletimin yıldızıdır, parlayacak;"
    "O benimdir, o benim milletimindir ancak."
    (Atilla çekilir, Nur gelir.)

    NUR-
    "Çatma, kurban olayım çehreni ey nazlı Hilâl!"
    "Kahraman ırkıma bir gül. Ne bu şiddet, bu celâl?"
    "Sana olmaz dökülen kanları¬mız sonra helâl;"
    "Hakkıdır, Hakk'a tapan milletimin istiklâl."
    (Nur yerine geçer, Mete gelir.)

    METE-
    "Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım."
    "Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım!"
    "Kükremiş sel gibiyim: Bendimi çiğner, aşarım:"
    "Yırtarım dağları, enginlere sığmam taşarım."
    (Mete yerine geçer, Serpil gelir.)

    SERPİL-
    "Garbın afakim sarmışsa, çelik zırhlı duvar;"
    "Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var."
    "Ulusun, korkma! Nasıl böyle bir imanı boğar."
    "Medeniyet dediğin tek dişi kalmış canavar?"
    (Serpil, yerine geçer, Ateş gelir.)

    ATEŞ-
    "Arkadaş! Yurduma alçakları uğratma sakın;"
    "Siper et gövdeni, dursun bu hayasızca akın."
    "Doğacaktır sana va’dettiği günler Hakk'ın..."
    "Kim bilir, belki yarın, belki yarından da yakın."
    (Ateş yerine geçer. Güneş gelir.)

    GÜNEŞ-
    "Bastığın yerleri toprak diyerek geçme, tanı."
    "Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı."
    "Sen şehid oğlusun, incitme yazıktır, atanı:"
    "Verme, dünyaları alsan da, bu cennet vatanı."
    (Güneş yerine geçer, Birinci öğrenci gelir.)

    BİRİNCİ ÖĞRENCİ-
    "Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda?"
    "Şüheda fışkıracak toprağı sıksan, şüheda!"
    "Canı, cananı, bütün varımı alsın da Hûda,"
    "Etmesin tek vatanımdan beni dünyada cüda"
    (Birinci öğrenci yerine geçer, ikinci öğrenci gelir:)

    İKİNCİ ÖĞRENCİ-
    "Ruhumun senden İlâhi şudur ancak emeli:"
    "Değmesin mabedimin göğsüne namahrem eli;"
    "Bu ezanlarki şehadetleri dinin temeli-"
    "Ebedi yurdumun üstünde benim, inlemeli."
    (İkinci öğrenci yerine geçer, Üçüncü öğrenci gelir:)

    ÜÇÜNCÜ ÖĞRENCİ-
    "O zaman vecd ile bin secde eder -varsa- taşım."
    "Her cerihamdan ilahî, boşanıp kanlı yaşım,"
    "Fışkırır ruh-u mücerred gibi yerden na'şım!"
    "O zaman yükselerek arşa değer, belki, başım."
    (Üçüncü öğrenci yerine geçer,Dördüncü öğrenci gelir:)

    DÖRDÜNCÜ ÖĞRENCİ-
    "Dalgalan sen de şafaklar gibi ey şanlı Hilâl!"
    "Olsun artık dökülen kanlarımın hepsi helâl."
    "Ebediyyen sana yok, ırkıma yok izmihlal:"
    "Hakkıdır, hür yaşamış, bayrağımın hürriyet;"
    "Hakkıdır, Hakk'a tapan, milletimin istiklâl."

    (Çocuklar alkış tutarlar. Sonra hep birlikte İstiklâl Marşı'nın bestesini söylerler)
     

Sayfayı Paylaş