1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Ius Civile- Eski Hukuk Devri--Roma'da Hukuki Devirler

Konusu 'Hukuk Köşesi' forumundadır ve Suskun tarafından 6 Ocak 2011 başlatılmıştır.

  1. Suskun

    Suskun V.I.P V.I.P

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.242
    Beğenileri:
    276
    Ödül Puanları:
    6.230
    Yer:
    Türkiye
    Banka:
    2.052 ÇTL
    ESKİ HUKUK DEVRİ

    Ius Civile de denilen Eski Hukuk Devri’nde esas itibariyle teamül
    hukuku hâkimdi. En eski hukuk olarak nitelendirilen bu kurallar
    yazılı değildi.

    Bir örf ve âdetin hukuk kuralı sayılması, teamül hukuku içinde
    düşünülebilmesi için birmüeyyi deye , yaptırıma bağlanmış olması
    gerekir. Bunun yanı sıra uzun süre tekrarlanma ve zorunluluk fikri
    örf ve âdetin hukuk kuralı olma yolundaki aşamalarındandır.

    Romalılar yürürlükteki hukuku radikal müdahalelerle değiştirmek
    eğiliminde değillerdi, ancak sosyal sorunların zorladığı, devlet
    düzeninin tehlikeye girdiği durumlarda kanun yoluna başvurulur,
    yazılı hukuk yaratılırdı. Sosyal sorunları çözmek ve hafifletmek
    için çıkarılmış 12 Levha Kanunu buna örnektir. 12 Levha Kanunu’nda
    tarım, arazi, sürülerin korunması, komşular arasındaki
    anlaşmazlıklara ilişkin hükümler esas yeri tutar.

    12 Levha Kanunu

    Teamüller, örf ve adetler yoluyla oluşmuş hukuk kuralları
    rahipler sınıfı tarafından bilinir ve gizemli bir sanat olarak,
    gereğinde kullanılırdı. Buda patricius sınıfının plebs’ler
    üzerindeki hâkimiyet alanını genişletirdi.

    Roma tarihinin bilinen ilk kanunlaştırma hareketi 12 Levha
    Kanunu’nun yapılmasıdır. Özellikle patricii-plebs çekişmesi, böyle
    bir kanunun yapılmasına yol açmıştır.

    Hukuk bilgisinin belli bir zümrenin hâkimiyetinde olması başta
    sosyo-ekonomik unsurlar olmak üzere toplumsal yapıda sınıflaşmayı
    hızlandırıyor, toplumun alt kesimleri sosyal hayatta faal olarak yer
    alamaz konuma geliyordu. Sınıf mücadelesinin amacı olan yürürlükteki
    hukukun tüm halka sunulması ancak hukukun yazılı hale gelmesiyle
    mümkündü.

    Sonuç itibariyle 12 Levha Kanunu patricii-plebs sınıf mücadelesi
    sonunda kanun koyucunun iradesiyle ortaya çıkmış olan yazılı
    hukuktur. Bu kanun elimize doğrudan doğruya geçmemiştir.
    12 Levha Kanunu Roma devleti mevcut olduğu sürece yürürlükte kalmış,
    başka bir deyişle hükümlerinin çoğu zamanla eskimesine rağmen açıkça
    yürürlükten kaldırılmamıştır. Bu kanun isteklerini patricius’lara
    kabul ettirme yönünden pleb’lerin bir başarısıdır ancak kanunun
    metninde bu başarıya işaret eden fazla hüküm yoktur.

    Hukukun her alanında kullanılan, önemli mülkiyeti nakil muameleleri
    olan mancip atio ve in iure cessio 12 Levha Kanununda düzenlenmemiş,
    fakat yürürlükte bırakılmıştır. Roma hukukuna uzun süre hâkim olan
    mal ayrımı, res mancipi- res nec mancipi olarak yapılmıştı. Res
    mancipi denilen ve Roma hukukunda sınırlı sayı=numerus clausus
    ilkesine tabi malların mülkiyetinin devri mancipatio ve in iure
    cessio ile olurdu. Res nec mancipi malların devri ise
    traditio=teslim ile gerçekleşirdi.

    Res Mancipi =Roma ve İtalya’daki araziler, bu arazi üzerindeki
    binalar, arazi üzerindeki irtifaklar,
    Köleler, deve ve fil dışındaki yük ve çeki
    hayvanları.
    2- Eski Hukuk Devrinde Hukuki Faaliyet
    Romanın ilk hukukçuları rahiplerdi. İlk dönemlerde rahipler
    yalnızca patricius sınıfı içerisinden seçilebiliyordu.

    12 Levha kanunundan önce de rahiplerin toplum ile tanrılar arasındaki ilişkileri düzenleyen ve ius sacrum (kutsal hukuk) denilen kurallar kadar toplumda fertler arasındaki ilişkilere uygulanan hukuku bildikleri tahmin edilmektedir.
    Rahiplerin sonraki devirlerde laik hukukçularda da görülen
    faaliyetlerini 3 kategoride ele alabiliriz:
    Cavere, rahiplerin yeni hukuki şekiller, muamele tipleri
    geliştirmesidir. Bu suretle rahipler
    ıus civile’nin
    yaratılmasında büyük rol oynamışlardır.
    Roma hukukunda muamelelerin şekilciliği nedeniyle de bu
    muameleleri bilen kimselere başvurmanın önemi artar.
    Interpretare her devirde görüldüğü gibi yürürlükteki bir kanunun
    hükümlerinin yorumlanmasını ifade eder.
    Respondere eski hukukçuların kendilerine sorulan hukuki meselelere
    cevap vermesidir. Rahip hukukçuların en önemli faaliyeti budur.

    Rahip hukukçuların bu tekelci faaliyeti M.Ö. 300 yılına kadar
    devam etmiştir. Bu tarihe kadar rahip hukukçular hukuk hayatı için
    önemli bilgileri ve şekilleri gizli tutmayı başardılar. İşte bu
    birikim patricius sınıfından gelen rahiplerin inhisarındaydı. Plebs
    sınıfının bu tekelciliği ve gizliliği neden yıkmaya çalıştığı
    anlaşılmaktadır; hukuk karşısında eşitlik için hukukta açıklığın
    sağlanması gerekir.
    M.Ö. 304 yılında Appius Claudius legis actio’ların (kanuni dava
    şekilleri) yayınlanmasını sağladı.

    O zamana kadar legis actio’lar 12 Levha Kanunu’nda yer aldığı oranda biliniyordu. Bunlar
    hakkında teferruat rahiplerin arşivinde saklı kalmıştı. Bu yüzden
    sadece rahiplerin yardımıyla dava açılabiliyordu. Artık dava açmak
    isteyen kimsenin hiç olmazsa kâğıt üstünde yayınlanan bu kitaptan
    faydalanarak dava açması mümkündü. M.Ö. 300 yılında çıkarılan
    kanunla rahipler sınıfına plebs’in girmesi de mümkün olunca tekelci
    faaliyetlerin kırılması yönünde yeni bir adım atılmış oldu.

    Klasik Hukuk Devri

    Klasik hukuk devri, Cumhuriyet döneminin son bir buçuk asrı ile
    birlikte, Roma’nın İlk İmparatorluk devrindeki Roma hukukudur. Roma
    hukukunun olgunluk yönünden zirveye ulaşması, özellikle Ortaçağ’dan
    itibaren çeşitli ülkelerin hukuki ihtiyaçlarını karşılayacak
    nitelikte kuralların ortaya çıkması bu dönemde gerçekleşmiştir.
    Başta praetor olmak üzere magistra’lar, hukukçular, senatus
    kararları ve imparator emirnameleri tarafından getirilen kurallar
    yan yana bazen de kesişen bir biçimde yürürlükteki hukuku meydana
    getirmiştir.

    Gaius, Institutiones adlı eserinde Roma hukukunun kaynaklarını şu
    şekilde belirtmiştir:

    Roma halkına ait hukuk kuralları; kanunlardan, senatus kararlarından, plebiscitum’lardan, imparator emirnamelerinden,
    beyanname çıkarma yetkisi olanların beyannamelerinden, hukuk
    âlimlerinin cevaplarından meydana gelir.

    1. Praetor ve Hukuku

    Romalılar arasındaki ve yabancılarla yapılan alıverişin artması, ticaret hayatının tarım alanının yanında önem kazanması, seyrek ve sadece Romalılar arasındaki hukuki ilişkiler için öngörülmüş olan dar ve şekilci ius civile’nin yetersiz kalması neticesini birlikte getirmiştir.

    Bu yeni devrin yeni hukuki ihtiyaçlarına cevap vermek, ius
    civile’de yer almayan yeni talep ve dava haklarını davacıya, ya da
    yeni savunma imkânlarını davalıya tanımak, eskimiş ius civile
    kaidelerinin uygulanmasına izin vermeyerek adaleti sağlamak,
    iurisdictio denilen yargı faaliyetiyle görevli ve yetkili

    magistra’ların önemli işi olmuştu. Krallık devrinde krala,
    Cumhuriyet devrinden önce consul’lere ait olan iurisdictio işlevi
    sonradan praetor’lara tevdi edilmişti.

    Iurisdictio’nun kelime anlamı <hukuku söylemek>’dir. İurisdictio,
    magistra’nın muhakemeyi başlatarak ihtilafın kendisinin tayin ettiği
    hâkim önünde görüşülmesini sağlayan faaliyetini ifade ederdi.
    Magistra tarafların katılımı ile hâkimin ihtilafa uygulayacağı
    kuralları belirlerdi. Hâkim laik devirde praetor tarafından son
    şekli verilen yazılı dava programına (Formula) uyarak davayı karara
    bağlardı.

    M.Ö. 242 yılında yabancılar arasındaki veya tarafların biri
    Romalı olan anlaşmazlıkları halletmek, bunun için gerekli usul
    vasıtalarını yürürlüğe sokmak üzere yabancılar praetor’luğu
    kurulmuştu. Özel hukukun gelişmesi esas itibariyle Romalılar
    arasındaki ihtilaflara bakan praetor urbanus (şehir praetoru) ve
    içinde yabancılık unsuru olan meseleleri ele alan praetor peregrinus
    ( yabancılar praetor’u) elinde kalmıştır. Praetor urbanus ve
    peregrinus Roma hukukunu zamanın ihtiyaçlarına uydurmak için yeni
    himaye vasıtaları ve kurallar getirirken consil ium’ların buna etkisi
    çok büyük olmuştur. Consilium, magistra’ların fikirlerini aldığı,
    ekseriya hukukçulardan oluşan danışma kuruludur. Consilium’un ilmi
    görüşü ile praetor’un temsil ettiği devlet gücü birleşerek tatbikat
    için gerekli hukuk kuralları yaratılırdı.


    A. Praetor Beyannamesi

    Praetor’ların yargı alanındaki faaliyetleriyle hukuku
    geliştirmelerindeedictu m denilen beyannameleri önemli bir faktör
    olmuştur. Göreve gelen praetor görev süresi içinde düzeni sağlamak
    üzere yargı işlerinin görülmesinde uyacağı programı ve prensipleri
    beyaza boyanmış levhalar üzerinde ilan ederdi. Bu beyannamede bir
    yıllık görev süresi içinde praetor’un tanıyacağı dava hakları,
    defiler ve diğer himaye araçlarının ilkeleri, kuralları yer
    almaktaydı. ÖzellikleFormul a denilen dava kalıplarına yer veren
    praetor’lar bu şekilde hukukta gerekli açığı temin ediyorlardı.

    Yeni gelen praetor önceki praetor’un beyannamesiyle bağlı
    değildi. Ancak eski beyannamede yer alan esaslar yerleşmiş ve
    tatbikatta tutulmuş kurallardan meydana geldiği için çok defa eski
    beyannameyi aynen muhafaza eder ya da bunda bazı değişiklikler veya
    ilaveler yapardı. Yapılması, değiştirilmesi ve kaldırılması ancak
    belli usullerle yapılan kanunlarla karşılaştırıldığında hukukun
    beyannameler yoluyla düzenlemesi çok elastiki ve yeni ihtiyaçlara
    daha uygundu. Beyannamede yapılan değişiklikler kökten olmadığı ve
    adım adım, evrim içinde meydana geldiği için hukuk hayatı bakımından
    vazgeçilmez olan hukuki devamlılık sağlanmış oluyordu.

    Praetor’un sahip olduğu imperium yetkisine dayanan iurisdictio
    işlevinin sonucu olarak yayınlanan hukuk kuralları ius honorarium’un
    önemli bölümünü oluşturmaktadır.

    Praetor bir dava vermek veya dava talebini reddetmek yetkisine
    sahipti. Legis actio’larda olduğu gibi Formula usulünün ilk aşaması
    praetor önünde cereyan ederdi. Praetor iddianın hakim önünde
    görülmesine uygun bulursa, istenen davayı tanır, bunu formula’sını
    hazırlayarak meseleyi çözmesi için tayin ettiği hakimin önüne
    gönderirdi. Praetor’un dava vermek veya vermemek konusundaki
    kararları da hukukun gelişmesinde önemli bir unsurdu.
    Beyannamenin değişmez hale getirilmesi: M.S. 130 yılında imparator

    Hadrianus, Roma’nın büyük hukukçularından Salvius Iulianus’u
    beyannameye değişmez, kesin hale getirmekle görevlendirdi. Iulianus
    beyannameyi elden geçirerek eskimiş kısımları çıkardı, bazı
    yerlerini yeniden kaleme aldı. Hadrianus’un beyannameyi değişmez
    hale getirmesinin sebebi, imparatorların mutlak iktidarları yanında
    bu iktidarla bağdaşması mümkün olmayan başka bir kaynaktan, praetor
    faaliyetinden hukuk yaratılmasını önlemek istemesidir. Bu metne‘’
    Edictum Perpetum’’ denildi. Praetor’un beyanname neşretmeye devam
    etmesi artık gelenek icabı oluyordu.

    2. Senatus Kararları

    Principatus’un ilk yıllarında halk meclislerini toplanamaz ve
    sağlıklı karar alamaz duruma gelmesiyle o zamana kadar danışma
    niteliğinde olan senatus kararları kanun kuvveti kazandı.
    İlk imparatorluk döneminde senatus önceleri princeps’in kanun
    tasarılarını görüşerek bunları kanun
    haline getirmiştir.

    Ancak zamanla senatus’un otoritesi azaldı. İmparatorun iradesine,
    isteğine göre hareket eden bir meclis haline dönüştü. İmparatorun
    mutlakiyete dönüşen gücü, hukukun gelişmesinde en önemli kaynağın
    imparator emirnameleri olması sonucunu doğurdu.
    Senatus kararının muhatabı Roma halkı değildir. Senatus iradesi
    magistra’ları muhatap alır ve onlara tavsiyede bulunur. Aynen halk
    meclisi kanunlarında olduğu gibi, senatus kararları da sosyal
    problemlerin çözülmesi için çıkarılmıştır.
    Senatus kararları ekseriya teklifi getiren imparatorun adıyla
    anılmaktadır.

    3. Hukuk İlmi (Iurisprudentia)

    M.Ö. III. yüzyılın ortalarında Usul Hukuku ile ilgili önemli
    bilgilerin yayınlanmasıyla hukuk tatbikatı alanında rahip
    hukukçuların tekelinin kırılması ve laik hukukçuların yetişmesi için
    engel kalmadığını söylemek mümkündür.
    Esas itibariyle ilk imparatorluk dönemiyle birlikte faaliyetleri
    artan klasik hukukçuların Roma hukuku, dolayısıyla modern hukuk
    içinde özel bir yeri vardır.
    Klasik hukuk ilmi her şeyden önce tatbikatçı eğilimi,
    meseleci(kazuist) metoduyla kendini gösterir.
    Iurisprudentia her şeyden önce hukuk bilgisidir. İyi,
    ayrıntılarıyla düşünülmüş, dengeli ve bilge hukuk faaliyetleridir.
    Iurisprudentia, bugündoktri n dediğimiz kavramla tam olarak
    uyuşmaktadır.

    Praetor’un iurisdictio faaliyetine paralel olarak klasik hukuk
    ilmi, özel hukuka daha çok hakkın korunmasına yarayan dava, defi ve
    diğer himaye vasıtaları bakımından yaklaşırdı, praetor’un
    edictum’unda yer verdiğiactio ve exceptio’ların şartlarını inceler
    ve açıklardı.
    Klasik hukukçuların etkinliği kendilerine danışılan meselelere cevap
    vermek yanında ius civile ve ius honorarium’un açıklanması üzerine
    yoğunlaşmıştı. Praetor beyannamesi M.S. II. yüzyılda
    Daimi Beyanname ( Edictum Perpatuum) haline geldikten sonra praetor
    hukukunun açıklanması ve yorumu hukukçuların önemli işlerinden biri
    olmuştur.

    Klasik devrin hukuk yayınları esas itibariyle Digest a denilen
    hukukun her alanına giren konuların incelendiği kapsamlı eserler,
    ius civile ve ius honorarium’un açıklandığı şerhlerle kendini
    gösterir. Bunların yanında hukukçuların danışma faaliyetinin ürünü
    olan sorular, meselelere verilen cevaplar (responsa) kazuistik
    eserler tipinin vurgulayıcı örneğidir. Hukuk öğrenimine esas teşkil
    eden yayınlar içinde Instit utio nes denilen hukuka giriş
    niteliğindeki eserler önemlidir. Bunların hukukçu Gaius’un yazdığı
    Institutiones Roma hukukunun çok önemli bir kaynağıdır.

    B. İmparator Adına Cevap Vermek İmtiyazı

    Hukukçuların en önemli karakteristik faaliyet tarzı kendilerine
    sorulan hukuki meselelere cevap vermekti (respondere). Cumhuriyet
    devrinin ortalarından itibaren hukukçuların kendilerine danışılan
    meseleleri aleni, herkesin dinlemesine açık bir şekilde
    cevaplamaları usulü yerleşmişti.

    Principatus dönemiyle birlikte yeni rejime karşı olan hukukçular
    olduğu gibi, princeps’in hizmetinde çalışmayı tercih eden hukukçular
    da görülmektedir. İşte Augustus titizlikle seçilmiş, özellikle
    kendisine bağlı bazı hukukçulara imparator adına cevap verme hakkını
    tanımak suretiyle hem hukukçuların yeni rejimi desteklemesini
    sağladı, hem de hukukçuların itibarını yükseltti.

    M.S. II. asrın ilk yarısında İmparator Hadrianus’un bir
    emirnamesiyle hakimlerin, ancak bu imtiyaza sahip hukukçuların fikir
    birliği içinde olmaması durumunda, fikirlerden istediğine
    uyabileceği belirtilmiştir. Fikir birliği mevcut ise hukukçuların
    cevapları kanun güzüne sahip oluyordu.

    4. İmparator Emirnameleri

    Principatus dönemiyle birlikte Roma’da hukuk yaratan yeni bir
    organ daha ortaya çıkmıştır. Constitutiones principis denilen
    emirnamelerle princeps’ler hemen hemen sınırsız olan hakimiyetlerine
    ve hayatları boyunca süren iktidarlarına dayanarak yeni kurallar
    koydular.

    İmparator emirnameleri,edicta (beyannameler),decreta
    (kararlar),rescript a (yazılı cevaplar), mandat a (talimatlar)
    şeklinde ayrılmaktadır.
    III. Klasik Sonrası Devir (Postklasik)
    1. Iustinianus’tan Önceki Dönem


    İmparator Diocletianus ile başlayan Dominatu s rejimine denk düşen
    Postklasik devirde görülen siyasi, ekonomik ve toplumsal sorunlar
    hukuk hayatına da yansımış ve klasik hukukçuların faaliyeti sona
    ermiştir. Artık yeni dönemde hukuku yaratan tek kaynak vardır: Buda
    imparatorun iradesidir. Bu irade ise imparator emirnameleri ile

    hukuk hayatına yansıyordu. Bu durum yeni kuralların tek bir
    kaynaktan çıkması nedeniyle birlik sağlamakta yararlı olmakla
    beraber, hayatın yeni ihtiyaçlarını karşılamaktan uzak kalmıştır.

    İmparatorluk tebaasına giderek Roma vatandaşlığının verilmesi
    imparator Caracalla’nın 212 yılında Constitutio Antoniniana ile
    doruk noktasına ulaşmıştı. İmparatorluk sınırları içinde yaşayanlar
    bazı istisnalarla Roma vatandaşı olmuştur. Bunun sonucunda ise
    herkese Roma hukukunun uygulanması gerekiyordu.

    Kültürü Romalılara nazaran daha düşük seviyede olan Batı’da Roma
    hukukunun uygulanmasında fazla bir güçlükle karşılaşılmadı. Fakat
    Anadolu, Suriye, Yunanistan gibi Doğu eyaletlerinde hem genel kültür
    düzeyi yüksekti, hem de Yunan ve Doğu hukuk anlayışlarının
    birleşmesiyle oluşmuş Helen Hukuku esasları yerleşmişti. Yerel
    denilebilecek bu hukuk, imparatorluğun hukukuna karşı direndi. İkisi
    arasında etkileşim gerçekleşti. Klasik Roma hukukuna yabancı olan
    adetler uygulamada görülmeye başlandı. Yazılı şeklin öneminin
    artması, mülkiyetin intikalinin semenin ödenmesine bağlanması gibi
    Roma hukukunda daha önce görülmeyen usuller yerleşti.
    Postklasik devrin önemli özelliklerinde biri hukuk okullarının
    kurulması ve burada görülen bilimsel çalışmalardır. Daha önceki
    devirlerde hukuk, büyük hukukçuların yanında bulunularak ve
    öğrenciliğini yaparak öğreniliyordu. Hukuk mektepleri büyük ölçüde
    Dominatus devrinin gereksinmeleri sonucunda doğmuştur. Yeni rejim
    geniş bir idari kadroya ihtiyaç gösteriyordu. İşte yönetimin ve yargı
    mekanizmasının ihtiyaç duyduğu hukuki bilgilere sahip memur ve
    hâkimlerin yetişmesinde bu mekteplerin işlevi mühimdi. Okulların
    bazılarının Doğu’da, yunanca konuşulan yerlerde bulunmasına rağmen,
    öğretimin Latince yapılması klasik Roma hukukunun muhafaza edilmesine
    dikkat edildiğini göstermektedir.
    IV. yy. başlarında hukuk malzemesi iki büyük bölümden oluşuyordu:
    ius vetus (eski hukuk) ve leges.

    Ius vetus klasik hukukçuların eserlerinden oluşan, tatbikatta
    kullanılan hukuk malzemesiydi. Diğer hukukçuların eserleri ancak, beş büyük hukukçudan en az biri tarafından zikredilmesi halinde, otorite sahibi olacaktır. Klasik devrin sonlarında yaşamış olan hukukçuların (Gaius, Ulpianus, Paulus, Modestinus) eserleri kanun gibi uygulanıyordu.
    Leges ise imparatorluğun başlangıcından itibaren çıkarılan
    emirnamelerdeki hukuktu.

    İşte bu iki yığının farklı hukuk kültürüne sahip hâkimler ve
    çalışma biçimleri farklı olan hukuk hocaları tarafından kullanılması
    güçlükler yarattığından bunları aşmak için iki yola başvuruldu:

    a) İmparator emirnamelerini toplayan çalışmalar yapıldı.

    Codex Gregorianus: Hadrianus’tan Diocletianus’a kadar olan
    imparator emirnameleri.

    Codex Hermogenianus: Sadece Diocletianus emirnamelerinin
    derlenmesiyle oluşan kitap

    Codex Theodosianus: Constantianus’tan Theodosianus’a kadar
    olan emirnameler kitabı.

    b) Klasik hukukçuların eserlerinin çokluğunun ve bunlardaki fikir
    ayrılıklarının yarattığı güçlükleri önlemek gayesiyle bazı
    kanunlarla sınırlamalar getirilmiştir:
    426 tarihinde çıkarılan bir
    kanunla sadece Paulus, Papinianus, Gaius, Modestinus ve Ulpianus
    adlı hukukçuların, eserlerinde ileri sürdükleri fikirlerin bağlayıcı
    olduğu açıklandı.

    2. Iustinianus Dönemi ve Corpus Iuris Civilis

    Iustinianus Roma devletini miladın ilk iki yüzyıldaki görkemli
    haline getirmek ve üç alanda, siyasal, dini ve hukuk alanlarında
    birlik sağlamak istiyordu. Önce Batı Roma’yı yıkarak o topraklar
    üzerinde yerleşmiş olan Cermen kavimlerine karşı ordular gönderdi.
    Dini birlik, Hıristiyanlığın devletin resmi dini olarak kabul
    edilmesiyle büyük ölçüde gerçekleştirilmişti. Hıristiyanlığın
    çeşitli mezheplerini kaldırarak Kilise’yi imparatorun güdümüne
    sokmaya çalışmıştır. Iustinianus, ağırlığını klasik devrin hukukunun
    taşıdığı bir hukuk reformu ile hukuk birliğini de sağlama
    düşüncesindeydi.

    Corpus Iuris Civilis
    Iustinianus bu kanunnamede esas itibariyle impara tor
    emirnamelerinin toplanmasını(Codex), klasik hukukun derlenmesini
    (digesta), hukuk öğrenimi için bir hukuka giriş kitabı
    (Institutiones) öngörmüş ve gerçekleştirmiştir. Bu kanunnameye,
    Iustinianus’un imparatorluğu sırasında çıkarılmış olan emirnameler
    (novellae) ilave edilmek suretiyle yeni bir bölüm daha oluşturulmuş, böylece dört bölümden meydana gelen kanunnameye Corpus Iuris Civilis adı verilmiştir.
    a) Institutiones: Digesta gibi toplama ve derleme bir eserdir.
    Gaius’un takip ettiği üçlü ayırıma uyulmuştur, yani hukuki bilgiler,
    kişilere ilişkin hukuk, mallara ilişkin hukuk, davalara ilişkin
    hukuk başlıklı bölümlerde verilmektedir.
    b) Digesta: Hukuk profesörleri, avukatlar ve yüksek dereceli
    memurlardan oluşan 17 kişilik bir kurul tarafından oluşturulmuştur.
    Klasik hukukçulara ait eserlerden zamanın ihtiyaçları için
    kullanılabilecek olan parçaları derlemek, gerekli görülmeyenleri
    ayıklamak, çelişkileri ortadan kaldırmak ve eskimiş olan kavramlarda
    değişiklik yapmak suretiyle oluşturulmuştur.
    Digesta Avrupa hukuk anlayışına yön vermiştir, Avrupa
    uygarlığının temel taşlarından birisidir.
    c) Codex: İmparator Hadrianus’tan Iustinianus’a kadar olan süreç
    içinde çıkarılmış emirnamelerin derlenmesinden oluşan kısımdır.
    d) Novellae: Bu kısımda Iustinianus döneminde çıkarılmış olan

    emirnameler bulunmaktadır. Gerek uygulamada gerek hukuk öğreniminde
    mevcut hukuk belirsizliğini ortadan kaldırmak için hukuk eserleri ve
    imparator emirnamelerini toplatmak suretiyle Iustinianus, Roma
    hukukunun modern zamanlardaki hukuku etkilemesi yolunu açmıştır.

    Özü itibariyle geçmişi aksettiren Corpus Iuris Civilis’in bu
    niteliği, tatbik kabiliyetini azaltmıştır. Diğer bir deyişle, başka
    bir devrin hukukunu içerdiği için uygulanması zordu. Eser, esas
    itibariyle Latince olarak kaleme alınmıştı, hâlbuki yaşayan ve
    mahkemelerde kullanılan dil Yunanca idi. Bu nedenle özetlenmesi
    yasak ettiği Corpus Iuris Civilis’in sadece Yunancaya tercümesine
    izin veren Iustinianus’un hukuk reformu amacına ulaşamamıştır. Yine
    imparator çelişkilerin kaldırılmasını emrettiği halde, bunda
    başarılı olunamadı.

    I. Ius Civile - Ius Honorarium
    - Bu ayırım hukuku yaratan kaynaklar bakımından yapılmaktadır.
    - Ius civile Roma hukuk düzeninin geleneksel çekirdeğini teşkil

    eder. Bu öz, örf ve adetlerden, 12 Levha’da yer alan hukuk
    kurallarından ve bu kuralların yorumuyla elde edilen hükümlerden
    meydana gelmekteydi.
    - Ius Honorarium, bilhassa yargı işlerinde görevli ve yetkili olan
    praetorun faaliyet alanında ortaya çıkmış hukuk kurallarından
    oluşmaktaydı.

    II. Ius Civile – Ius Gentium

    Bu ayırım hukukun uygulama alanı bakımından yapılmaktadır.
    - Ius civile sadece Romalılara uygulanan hukuk anlamını
    taşımaktadır.
    -Romalılar yabancılarla olan ilişkilerinde veya yabancılar

    arasındaki münasebetlerde uygulanmak üzere yeni hukuk kuralları
    yarattılar. Ius Gentium kavramı altında toplanan bu kurallar
    ilişkiye taraf olan kimselerin belli bir kavme mensup olmalarından
    bağımsız, yansız olan kurallardır.

    III. Ius Publicum – Ius Privatum
    - Kamu hukuku – özel hukuk ayrımı şeklinde yapılmaktadır. Kamu
    hukukunun devletin durumuna ilişkin hukuk olduğu halde, özel hukuk
    fertlerin meseleleriyle ilgilenmektedir.
    -Kamu hukuku bir taraftan devletin vatandaşlarıyla olan

    ilişkilerini, diğer taraftan teşkilatını düzenlemektedir. Özel hukuk
    ise fertlerin hareket edebilecekleri, başkalarıyla ilişkiye
    girebilecekleri alana ilişkin kuralları içerir.
     

Sayfayı Paylaş