1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

İyilik Ülkesi

Konusu 'Çocuk Masalları' forumundadır ve KıRMıZı tarafından 28 Nisan 2008 başlatılmıştır.

  1. KıRMıZı
    Aşık

    KıRMıZı TeK BaşıNa CUMHURİYET V.I.P

    Katılım:
    22 Şubat 2008
    Mesajlar:
    27.182
    Beğenileri:
    4.777
    Ödül Puanları:
    11.580
    Cinsiyet:
    Bayan
    Meslek:
    Karmaşıkkk
    Yer:
    TÜRKİYE
    Banka:
    374 ÇTL
    İYİLİK ÜLKESİ

    Çok çok uzak diyarlarda, dağların üzerinde, okyanusların altında, güneşi ve ayın aynı anda gözüktüğü bir ülkede, mutlu bir halk yaşarmış. Dağlar ve tepeler papatyalar, menekşeler, laleler ve gelincik çiçekleri ile bezeli çimenlerle kaplı imiş. Ağaçlar ise her zaman meyve verir, muz ve elma kokuları dağlardan kente inermiş. Altın renkli balıkların oyunlar oynadığı bir dere kentin içinden geçerek karacaların su içtiği düzlüğe varmadan büyük ve gösterişli bir şelaleye dönüşürmüş. Bülbüller, kanaryalar ve beyaz güvercinler dallardan dalara konar ve hep şarkı söylerlermiş. Evlerin kapıları hiç kilitlenmez, hiç kimse hiç kimseye kötülük yapmazmış. Kapı önlerinde, pencerelerde ya da evlerin içlerindeki serin avlularda kediler, köpekler, kaplumbağalar arkadaşça yaşarlarmış. İyilikler Ülkesi imiş, bu ülkenin adı. Ne bir yöneticisi, ne bir kralı ne de başkanı varmış. Herkes işini bilir yapması gerekeni aksatmadan ve keyifle yaparmış. Aşçı meyveli kekleri hep saat dörtte hazırlar, ressam her gün bir resim yapar, terzi ise en güzel kumaşlardan herkese güzel elbiseler dikermiş.

    İyilikler Ülkesi’nin yerini kimseler bilmezmiş. Çok gizli bir kapıdan bu ülkeye girilirmiş. Gizli kapı kentin orta yerinde bulunan çeşmenin hemen yanına açılırmış. Kuşlar çeşmenin fıskiyelerinde neşeyle kanatlarını yıkar, kediler ve köpekler ise susadıklarında tertemiz sudan kana kana içerlermiş. İyilikler Ülkesi’nde kimse yaşlanmaz, çocuklar büyüdüklerinde en fazla 30 yaşında olur ve bir daha da yaşları ilerlemezmiş.

    Ceviz kabuklarından yapılan büyük gizli kapı ayda bir kere açılır ve her seferinde yeni çocukları İyilikler Ülkesi’ne getirirmiş. Sapsarı saçları olan güzel bir kadın onları karşılar, onlara hoşgeldiniz armağanları sunarmış. Çocuklar bazen anne ve babaları ile bazen dost edindikleri kedileri, köpekleri, kuşları ya da kaplumbağaları ile gelirlermiş. Çocuklar ilk olarak atların serbestçe koştuğu, geyiklerin ve karacaların yarış yaptığı büyük yeşil düzlüğü ziyaret eder ve bu muhteşem gösteriyi izlerlermiş. Genç bir adam gelir onlara limonata ve şekerleme ikram edermiş.

    Her gün güneş ve ay aynı anda sabah saat 7’de doğarmış İyilikler Ülkesi’nde ve saat gece 12’de de batarmış. Güneş ve ay battığında binlerce yıldız geceyi aydınlatır, gökyüzünü mücevher kutusu gibi ışıl ışıl ederlermiş. Gökkuşağı da hiç eksik olmazmış İyilikler Ülkesi’nde, her sabah 10’da kentin üzerinde gökkuşağı oluşur ve kent halkı meydanda toplanıp keyifle gökkuşağına bakarlarmış. Sonra şarkılar söyleyerek gökkuşağını uğurlarlarmış.

    Bir gün küçük bir kedi ormanda yolunu kaybetmiş ve büyük bir Sedir ağacına tırmanmaya çalışırken ayağı kaymış ve hızla yere düşmeye başlamış. Çok korkmuş. Yere çaptığında bir yerlerine bir şeyler olacak diye kendini öyle bir sıkmış ki, tam yere çarpacakken yerdeki kurumuş yapraklar havalanmış, havalanmış, küçük kedinin etrafında dönemeye başlamışlar. Küçük kedi yere çarpmayı beklerken yaprakların arasından geçmiş ve birden beyaz bulutların üzerinde kendini uçarken bulmuş. Yunuslar beyaz bulutların arasından tıpkı denizdeymiş gibi bir çıkıp havada neşeli taklalar atarak tekrar beyaz bulutların arasına giriyormuş. Kelebekler ise küçük kedinin başının üzerinde tatlı tatlı uçup daireler çiziyormuş ve birden küçük kedi kendini bir başka ormanda bir çam ağacının dibinde bulmuş. Şaşkınlıkla ne olduğunu anlamaya çalışırken çam ağacının arkasından birinin seslendiğini duymuş.

    - Hişşt, Merhaba! Merhaba, buraya baksana!

    Küçük kedi sesin geldiği yere bir bakmış ki gözlerine inanamış kocaman bir uğur böceği ona seslenmekte imiş. Hayretler içinde kalarak :

    - Bana mı sesleniyorsun, demiş.

    Benekleri ile pırıl pırıl parlayan kocaman uğur böceği ise :

    - Evet, sana sesleniyorum. Benim adım Popilina. Sana rehberlik yapmam için gönderildim, demiş.

    Küçük kedinin hayreti sona ermemiş ve dönüp,

    - Ama nasıl anlayamadım demiş. Ben biraz önce bir ağaçtan düşüyordum ama şimdi adını bile bilmediğim bir yerdeyim, demiş.

    Uğur böceği Popilina ise :

    - Merak etme, sana bir şey olmadı. Hem korkacak bir şey de yok, seni çok güzel bir yere götüreceğim, demiş. Şimdi beni izle.


    Küçük kedi, uğur böceği Popilina’yı izlemeye başlamış. Popilina yeşiliklerle kaplı bir yığının içine girmiş ve yeşilliklerin ardında kocaman bir kapı çıkmış. Sonra kapının koluna doğru uçmuş ve sihirli sözcükler söylemeye başlamış :

    - Güzel ceviz kapı, güzel ceviz kapı, aç kendini bize yavaş yavaş ve bize izin ver geçelim, demiş.

    Kocaman kapının üzerinde bir yüz belirmiş. Tebessüm eden çok sevimli bir yüz imiş.

    - Merhaba, Popilina, hoşgeldin, demiş kapıda beliren yüz. Bize bu kez kimi getirdin, diye sormuş.

    Popilina, küçük kediyi işaret ederek :

    - Küçük sevimli bir dostumuzu getirdim, minik bir kedi, biraz önce bir yerlerde bir ağaçtan düşüyordu, demiş.

    Kapıda beliren yüz ise gülerek ;

    - Anladım, hoşgeldin küçük kedi, kapıyı açıyorum, demiş.

    Kapı açılırken kanatları olan iki beyaz at kapının üzerinde uçmaya başlamışlar. Bir yanda uçuyorlar bir yandan şarkı söylüyorlarmış. Uğur böceği Popilina ;

    - Bu senin hoşgeldin şarkın, gel sakın korkma, demiş.

    Popilina ve küçük kedi kapıdan içeri girmişler. Mis gibi kokuların yayıldığı, kenarlarında rengarenek çiçeklerin bulunduğu bir patikadan yürümeye başlamışlar. Az gitmişler ve uz gitmişler ve bir büyük kayanın önüne gelmişler. Kaya o kadar büyük o kadar büyükmüş ki hiç bir şekilde üzerine çıkılmasına imkan yokmuş. Ama kayanın üzerinde bir başka kapı bulunuyormuş. Popilina, küçük kediye dönmüş ;

    - Şimdi, sana bir pelerin giydireceğim demiş. Eğer iyiliğe gerçekten inanırsan ama gerçekten inanırsan bu pelerinle havalanacak ve kapıya doğru uçacaksın. Kapı senin için sonuna dek açılacak ve çok güzel bir armağan alacaksın, demiş. Şimdi gözlerini kapa, küçük kedi.

    Küçük kedi, olanlara bir türlü inanamıyormuş, ama gözlerini yine de kapatmış. Gözlerini açtığında üzerinde parıltılı pullar bulunan gökkuşağı renklerinde bir pelerin olduğunu farketmiş. Popilina,

    - Şimdi sıra sende. Gözlerini kapat ve iyiliği düşün, demiş.

    Küçük kedi, gözlerini kapatmış ama aklına hiçbir şey gelmiyormuş. Gözlerini iyice sıkmış. Ama yine bir şey gelmemiş. Sonra üzgün bir şekilde gözlerini açmış ve uğur böceği Popilina’ya dönerek ;

    - Yapamıyorum, aklıma hiçbir şey gelmiyor, demiş.

    Popilina gülerek ;

    - Cesaretini topla, yapabilirsin, aslında çok kolay, sadece iyiliği düşün demiş.



    Küçük kedi yine gözlerini kapamış. Düşünmeye çalışmış, çalışmış, aklına yine hiçbir şey gelmiyormuş. Tam gözlerini açacakken ağaçtan neden düştüğünü hatırlamış. Ağaca tırmanırken yoluna küçük bir tırtıl çıkmış. Küçük tırtıl sabah kahvaltısını etmek için ağacın dallarındaki yapraklara doğru yavaş yavaş gidyormuş. Küçük kedi onu son anda farketmiş. Üzerine tam basacakken trtılın canını yakmamak için ayağını kaldırıp başka bir dala basmaya çalışmış ama o dala ayağı yetişememiş ve işte o anda ağaçtan düşmeye başlamış. Küçük kedi ağaçtan düşmesine sebep olsa da küçük tırtılın üzerine basmadığına çok memnun olmuş. Bunu hatırladığı an bir de farketmiş ki ayağı yavaş yavaş yerden kesilmiş ve pelerin onu yukarıya doğru çıkarmaya başlamış. Uğur böceği Popilina aşağıdan ona seslenmiş.

    - Bak başardın işte, iyiliği düşündün ve iyilik yaptığın için kazandın. Şimdi İyilikler Ülkesi’ne kabul edildin. Hoşçakal, demiş.

    Küçük kedi mutluluk içinde imiş. Uçmanın keyfine varmış ve kayanın üzerindeki kapıya doğru yönelmiş. Kapı sonuna dek açılmış ve küçük kedi kapıdan içeriye uçarak girmiş. Sonra içi çiçekler, rengarenk toplarla dolu uzun bir yolda uçarak devam etmiş. İçinde çok güzel renkte midyeler olan denizleri, yemyeşil ağaçlarla kaplı dağları geçmiş. Yolu ona pelerin gösteriyormuş. Sonra uzakta masmavi bir denizin ortasında bir ada görmüş. Pelerin rüzgar kesmiş ve küçük kedi yavaş yavaş aşağıya doğru indiğini fark etmiş. Yere indiğinde ise bir de bakmış ki İyilikler Ülkesi’nin kent meydanındaki çeşmenin yanıbaşındaymış. Sapsarı saçları olan güzel bir kadın gelerek ona ;

    - Hoşgeldin minik kedi, İyilikler Ülkesi’ne hoşgeldin. Artık hep bu güzel ülkede yaşayacaksın, demiş.

    Küçük kedi mutluluk ve şaşkınlık içinde etrafına bakınırken, sapsarı saçları olan güzel kadın ;

    - Şimdi sana hediyeni verme zamanı, arkanı döndüğünde hediyeni göreceksin, demiş.

    Küçük kedi arkasını döndüğünde bir de ne görsün. Uzun zamandır görmediği annesi, babası, kardeşleri ve arkadaşları karşısında durmuyor mu. Çok sevinmiş, hemen onlara doğru koşmuş. Kediler birbirlerine sarılmışlar, birbilerinin kulaklarıı ve başlarını sevgilerini belli etmek için yalamışlar. Küçük kedi iyilikleri düşündüğüne, küçük tırtılı incitmediğine öyle sevinmiş öyle sevinmiş ki. Herkesin duyabileceği bir sesle şöyle demiş.

    - Teşekkür ederim sevgili tırtıl. Bana bu armağanı verdiğin için teşekkür ederim.

    Küçük kedi ve sevdikleri, bütün kötülüklerden uzakta hep İyilikler Ülkesi’nde yaşamışlar. Hala da orda imişler. Belki bakarsınız bir gün siz de İyilikler Ülkesi’ne kabul edilirsiniz. Hep iyiliği düşünün, tıpkı İyilikler Ülkesi’nde yaşayan tüm canlılar gibi.
     

Sayfayı Paylaş