1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Kābusnâme Nedir?

Konusu 'Osmanlı Tarihi' forumundadır ve Suskun tarafından 25 Ocak 2011 başlatılmıştır.

  1. Suskun

    Suskun V.I.P V.I.P

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.242
    Beğenileri:
    276
    Ödül Puanları:
    6.230
    Yer:
    Türkiye
    Banka:
    2.052 ÇTL
    Kābusnâme Nedir?
    [​IMG]

    Ankara Savaşı’nı (1402) müteakip başlayan ve bizde “Fasıla-ı Saltanat” yahut daha yaygın şekliyle “Fetret Devri” olarak bilinen dönem, Osmanlı İmparatorluğu’nun yaşadığı sıkıntılı zaman dilimini ifade eder. Kardeşleri arasından sivrilerek başa geçen Çelebi Mehmed, hiç şüphesiz Anadolu’daki düzeni yeniden tesis etmiş ve ardından gelen oğlu II. Murad Han da kazandığı zaferlerle Fatih’e nihayet teessüsü tam oturmuş bir devlet emanet etmişti. Tıpkı babası ve oğlu gibi büyük bir kumandan olan Sultan II. Murad döneminde, ayrıca cehalete karşı da savaş açılmış, onun saltanatında yapılan gerek te’lif ve gerekse de tercüme faaliyetlerine çok az sayıda padişah yaklaşabilmiştir. Sultan Murad’ın tercüme edilmesini emrettiği eserlerden bir tanesi de, bir başka hükümdar tarafından kaleme alınan Kābusnâme’dir.

    Kābusnâme 11. yüzyılda Farsça olarak yazılmıştır. Yazarı, Keykavus bin İskender’dir ve soylu bir hanedandan gelmektedir. Dedeleri gibi zamanında padişah olup olmadığı tam açık değildir. Keykavus, oğlu Gilan Şah’a nasihatlerde bulunmuş ve bu nasihatlerini ele aldığımız eser olan Kābusnâme’de toplamıştır. Öyleyse bu kitap hem bir siyasetname, hem de nasihatnamedir. İçerisinde yılların ağarttığı saçlardan ve eskittiği bakışlardan arda kalan tecrübeler yer almaktadır. İsmi neden Kābusnâme’dir? Bunu iki yönlü cevaplandırabiliriz: Biri, yazarın ismi olan Key-kavus’a atıftır ki, kimi kaynaklarda Kavusnâme olarak da geçer. İkincisi, yazarın dedesi Kābus’a atfen, dedesinin ismiyle çoğu zaman Kābusnâme olarak da anılagelmiştir.
    [​IMG]
    Sultan II. Murad
    Kitap, Sultan II. Murad’ın emri ile Türkçe’ye kazandırıldı. Çeviriyi yapan ise İlyasoğlu Ahmed adında biridir. İlyasoğlu Ahmed, eseri niye ve nasıl tercümeye başladığını işte şu şekilde anlatır:
    Şöyle bilmek gerekir ki, insanlar arasında Allahu tealanın yarattıklarının en güçsüzü olan Ahmed bin İlyas bir gün Filibe yolunda padişahın hizmetine vardım. Baktım ki cihanın sultanı, zamanın gâlibi, sultan soyundan Sultan Murad Han elinde bir kitap tutar. Bu hakîr, hasta gönüllü o âlicenap padişaha: “Bu ne kitabıdır?” diye sordum. O tatlı sözüyle “Kābusnâme’dir” diye cevap verdi ve dedi ki, “Hoş kitaptır, içinde çok yararlı şeyler ve nasihatler vardır; amma Fars dilincedir. Bir kişi Türkçe’ye çevirmiş, fakat anlaşılır değil. Açık söylememiş. Bundan dolayı hikâyesinden tat bulamayız. Bir kimse olsa ki, bu kitabı açık ve anlaşılır bir şekilde çevirse, tâ ki mânâsından gönüller haz alsa.”

    İşte bu hakîr gayret gösterdim, “Buyurursanız ben çevireyim” deyince, o temiz görüşlü padişah “Senin ne haddine!” demedi, “Hemen çevir!” diye buyurdu. İşte bu hakîr de çalıştım. Gerçi bu kadar gücüm yoktu, amma onun himmetinin bereketiyle Kābusnâme’yi Türkçe’ye tercüme ettim. Şöyle ki, bir sözü aralayıp geçmedim. Aklımın erdiğince kimi anlaşılması güç sözleri de basit olarak açıkladım, tâ ki düşünerek okuyanlar anlamında haz alsınlar ve bu güçsüzü hayır dua ile ansınlar.

    Kābusnâme 44 bölümden oluşmaktadır. Burada hemen hemen her konuda başlık yer almaktadır. O kadar ki, bir hükümdarın nasıl davranması gerektiğinden tutun da, günlük hayata dair nasıl yemek yenir, nasıl misafir ağırlanır ve hatta nasıl yatılıp nasıl kalkılıra kadar tavsiyelerde bulunmaktadır. Yer yer bu nasihatler, eskilerin ve tarihte nam salmış büyük şahsiyetlerin sözleriyle de pekiştirilmektedir. İşte kitaptan bazı dikkat çeken noktalar:

    *Oğul! Ve de çalış ki, mal bakımından yoksulsan, akıl ve ilimde zengin olasın; çünkü akıl ve ilim ile mal elde edilebilir; ama mal ile akıl ve ilim elde edilemez. Bunu da bil ki, mal cahilden gidebilir. Ama akıl ve ilim, kişiden gitmez. Ayrıca mala hırsızdan, haramîden, yangından ve bunlara benzer şeylerden zarar vardır. Ama akıl ve ilme hiç zarar yoktur.

    *Bundan başka kalabalık arasında kimseyi hedef alarak nasihat etme. Çünkü halk içinde bir kişiye öğüt vermek, onun bütün ayıbını başına kakmak gibidir. Amma kimse yokken zararı olmaz, hatta iyi olur. Nitekim demişlerdir: Halk içinde öğüt vermek, başa kamçıyla vurmak gibidir. Bir de öfkelenenlerden olma. Eğer bir kimse sana öfkelenip söylerse, sen ona yavaşlıkla cevap ver.

    *Bilgisizlikle ve cahille hoşnut olma, eğer sohbet edersen iyi kişilerle sohbet et. Nitekim iyilerin sohbeti yüzünden senin de adın iyi olur.

    [​IMG]
    Donemi tasvir eden bir minyatur​



    *Misafir ağırlarken bizim ülkemizde hoş âdet vardır. Ne zaman misafir gelse önüne yiyecek korlar, bir iki bardak suyu da ortaya bırakılar. Kendileri giderler, görünmez olur. Yalnız birisi kalır ki, onların hizmetiyle meşgul olur. Belki bu bile biraz uzakça durur, yani sofra sahibinden konuklar utanmasınlar, gereğince yesinler diye.

    *Eğer hamama gireceksen, çok sakın ki karnın çok tok olmasın. Nitekim bir bilge der ki: “Bir kişi tokken hamama girse, o adam orada ölmezse, ben de ona şaşarım.”



    *Şöyle bilmiş ol ey oğul, ne zaman ki evlendin, kadınına iyi hürmet et. Eğer bir değerli nesnen varsa, o değerli nesneyi ne olursa olsun, hatunundan ve evladından sakınma. Bundan başka değerinden büyük, senden gösterişli kadın alma ki zor duruma düşmeyesin. Meseldir ki İskender’e (Makedonya hükümdarı Alexandre) sordular: “Dara’nın (İran şahı Darius) kızını niçin almak istemezsin, çok güzeldir.” İskender dedi ki: “Güzellik ne ki! Sonra biz âlem halkının erlerine galip gelmişken, layık mıdır o kadın bizim üzerimize galebe çalsın ve yiğitlik göstersin.”

    *Dostlarına düşman olan birisine niçin dost diyesin.

    *Bir kişiye sordular: “Hiç kusurun, ayıbın var mıdır?” Dedi ki: “Yok.” Yine sordular: “Başkasında hiç ayıp gördün mü?” Dedi ki: “Çok!” Dediler: “Ayıbı senden çok olan kişi yokmuş!”
     

Sayfayı Paylaş