1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Kaç çeşit bilim teorisi vardır?

Konusu 'BilgiBANK' forumundadır ve Suskun tarafından 25 Ocak 2013 başlatılmıştır.

  1. Suskun

    Suskun V.I.P V.I.P

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.242
    Beğenileri:
    276
    Ödül Puanları:
    6.230
    Yer:
    Türkiye
    Banka:
    2.052 ÇTL
    Kaç çeşit bilim teorisi vardır?

    Bilimsel çalışma ve ürünlere karşı değişik yaklaşım sergileyen görüşler, felsefe tarihi içinde çeşitli şekillerde sınıflandırılabilir. Bir açıdan bilim teorilerini şöyle bir sıralama içinde vermek mümkündür:
    Aristoteles’in bilim teorisi: Bu teoride mekan fikri yoktu, zaman belirsizdi, sebeplilik fikri metafizik kökenli idi ve doğa yasası fikrine temel olamıyordu. Fizik ile Matematik aynı mantık ilkeleri içinde açıklanmaya çalışılıyordu.

    Kant’ın bilim teorisi: Burada deneyden önce gelen, ona şekil veren apriori (önsel) zihin kategorileri yüzünden bilgiyi esas akıl yönlendirir. Aristoteles’te bilginin kaynağı varlığın kategorileri iken, Kant’ta bilincin kategorileridir (nicelik, nitelik, oran, tavır). Bu kategorilerle algılayıp düşünen insan varlık dünyasının özünü (Numen) değil sadece görüşlerini (Fenomen) değerlendirir. Görüşler arasında sık sık ortaya çıkan arka arkaya gelme durumları sebep fikrini ve bu da doğa yasasını ortaya çıkarır.

    Hegelci bilim teorisi: Kant’ta bilimi kuran akıl idi ve bu da Descartes gibi cogito’dan (“düşünüyorum”) hareket eden bir felsefe idi. Hegelcilerde (Marburg okulu) fikir (ide), bilimin dayandığı hipotezdir, metottur. Bilim psikolojik bir açıklama değil, objektif ve evrensel bilgi sistemidir. Bilim, doğanın fikirleşmesidir; doğa sürekli evrim içinde oluşan bir olgu olduğu için bilim durgunlaştırılamaz. Bilimin sonuna ulaşılamaz. Hegelci bilim teorisinin temsilcileri Hermann Cohen, P. Natorp ve E. Cassirer’dir.

    Analitik bilim teorisi: 19. yüzyıl idealizmindeki aklın kanun koyucu gücüne karşı geliştirilmiş bir bilim görüşüdür. En olgun şeklini Viyana Çevresi dediğimiz okul savunmuştur. Bunlara göre bütün bilgilerimizin deneyden çıkar. Relativite teorisi, Öklides geometrisinden başka geometrilerin önermesi, aklın apriori kategorileri olduğu iddiasını reddetmektedir. Deney ile sembolik mantığı birleştirerek bir bilim teorisi oluştururlar. Bu görüşün savunucuları Reichenbach, Russel, Wittgenstin gibi filozoflardır. Analitik felsefede, tüm bilimsel kavramlar teknik, fizik ve mantıki doğrulamalardan geçirilerek, anlamsız olanlar ayıklanır. Wittgenstein doğrulamadan ziyade objelerle kavramların birebir eşleştirilmesini istedi. Dış dünyada herhangi bir objeye karşılık gelmeyen kelimeyi boş olarak değerlendirildi. Bu şekilde sayı, sınıf, neden, sıfır gibi bilimin birçok kavramları da anlamdan boş sayıldı. (Analitik felsefenin bilim teorisi, daha geniş olarak ilerde anlatılacak)

    Hipotezli - tümdengelimci bilim teorisi: Pozitivizmin aşırı şekli olan bu görüş geniş bir yelpazede temsilciler bulur. Ana görüşü işe şudur: Bizim bilgimiz, duyu organlarımızla aldığımız duyumlara bağlıdır. Duyumların ötesindeki şeyi bilmiyoruz. Mesela, elektriğin ne olduğunu bilmiyoruz; sadece onun ısı, ses, renk, titreşim v.s. halindeki izlenimlerini algılıyoruz. O halde bilgi limitimizi aşan şeyler vardır. Bunlar hakkında hipotezler kurar ve oradan çıkarımlar yaparız. İşte, bilim budur.

    Fenomenolojik bilim teorisi: Ne “düşünüyorum” (cogito) diyerek bütün gerçeği insan zihninden çıkarmalı ne de insan bilincini boş bir levha olarak kabul etmelidir. İnsan bilinci dış dünyadan bağımsız, kendi başına var olan bir iç dünya veya dıştan alınan duyumların bir birleşimi değildir. İnsan bilinci bazen kendi dışındaki varlıklara yönelir, bazen kendi algı ve düşüncelerine yönelir. Her iki şekilde de özlere (Neomatik) yönelmiş olur. Eğer insan bilinci bu yönelmelerinde çok dikkatli davranır ve soyutlamalar yaparsa, gerçek özlere ulaşmış olacaktır. Bilinç dış varlıklara yöneldiğinde içi dolu ontolojiler ve tabiat bilimleri; kendi algılarına yöneldiğinde de içi boş veya formal ontolojiler ve mantık-matematik bilimler ortaya çıkar.

    Bilim teorilerini bir başka açıdan natüralist ve diyadolojik (fenomenolojik) bilgi teorileri olarak gruplayabiliriz. Natüralist bilim teorileri psikolojik, sosyolojik ve fizikçi teorilerdir.
    Psikolojik bilim teorisi, D. Hume’un psikolojik çağrışım görüşüne dayanır. Buna göre, doğal olaylar arka arkaya olunca zihnimiz çağrışımla bir olayın arkasından neyin geleceğini gündeme getiriyor. Doğa yasaları, ruhumuzun alışkanlıklarından ibaret gibi görünüyor. Bu görüş daha sonra birçok bilim adamınca “psikolojizm” akımı haline getirildi.

    Sosyolojik bilim teorisi, E. Durkheim tarafından ileri sürülmüştür. Buna göre, gerçek toplumun bir fonksiyonudur. Zaman, mekan, neden, sınıflama gibi kavramlar toplum hayatından gelir. Levy-Bruhl, bilimin temel kavramlarının toplumdan geldiğini ve zamanla mantıkileştiğini savundu. Daha sonra Manheim ve Sorokin de sosyolojik bilim teorileri ileri sürdüler.

    Fizikçi bilim teorisi, H. Reichenbach’ın teorisidir. Bilim teorisinin temeli fi******. Fizikçi bilim teorisinin çeşitli şekilleri olduğu gibi, biyolojiye dayanan bilim teoricileri de vardır.

    Diyadolojik bilim teorisi: Platon’a göre akılla ve duyu ile kavranan şeylerin bazı varlıklarda bir araya gelmesi “Diyad” dır. Bu karma varlıklar hem akılla hem de duyularla kavranabilir. Bilginin temeli, Aristoteles’in dediği gibi varlığın değişmez kategorilerinde veya Kant’ın dediği gibi bilincin algılama kalıplarında değildir. Bu temel diyadlarda, insan-doğa bağlılığındadır. Algılarımız izlenim değil, dış dünyanın kendisidir. Bilgimiz daha baştan objektiftir. Bilimin ve bilimi kuran insanın bir yanı fikir, bir yanı olgudur. İnsanda hem tümevarım (induction) hem de tümdengelimin (deduction) bulunması bu yüzdendir.

    Bir başka açıdan bilim teorilerinin üç grupta incelemek mümkündür.
    Dogmatik metafizik bilim teorisi: Aristoteles’ten Descartes’a kadar devam eden, varlıkla düşüncenin aynı olduğunu savunan bir görüştür. Varlığın ilkeleri, aynı zamanda mantığın da ilkeleridir.

    Epistemeolojik bilim teorisi: Ortaçağda Occam’lı Guillaume felsefedeki metafizik kavramları “ustura” denen metodu ile kazımaya çalıştı. J.Locke’dan itibaren de felsefenin konusu metafizikten bilgi teorisine çevrildi. Felsefe ezeli ve değişmez kavramlar yerine, bilginin zihinde nasıl oluştuğunu aramaya başladı. J.Locke, D.Hume, I.Kant gibi düşünürler bu problemi kendilerine has sistemler içinde çözmeye çalıştılar.

    Mantıkçı bilim teorisi: Leipniz’in mantık ve matematiği birleştirmesinden Russel’ın bilimin ve felsefenin temeline mantığı yerleştirmesine kadar gelişen bir akımdır. İki türlü gerçek vardı: olguların gerçeği ve mantık sembolleri arasındaki formel gerçek. Reichenbach, formel gerçeği kesin fakat içi boş, deneysel veya olgusal gerçeği ise içi dolu fakat kesinliği olmayan gerçek olarak niteliyor.

    Bilim felsefesi yapan filozofların ve çağdaş bilim adamlarının bilimi değerlendirmelerini, ayrıca şu başlıklar altında incelemek mümkündür.

    Kaynak: Prof. Dr. Mustafa Ergün, Felsefeye Giriş (Bilim Felsefesi).
     

Sayfayı Paylaş