1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Kadın Hakları

Konusu 'Devrimleri, İlkeleri' forumundadır ve aytech23 tarafından 18 Kasım 2008 başlatılmıştır.

  1. aytech23

    aytech23 Üye

    Katılım:
    17 Kasım 2008
    Mesajlar:
    25
    Beğenileri:
    1
    Ödül Puanları:
    30
    Meslek:
    öğrenci
    Yer:
    ankara
    Banka:
    0 ÇTL
    Atatürk kurduğu Türkiye Cumhuriyeti'nin her alanda çağdaş ve dünya ülkelerine örnek bir devlet olmasını istiyordu. Devleti idare şeklinde, kılık kıyafette eğitimde ve hukukta yapılan köklü değişiklikler bu yolda önemli adımlar oldu. Bu zincirin bir halkası da "Kadın Hakları"ydı. O'na göre kadınların erkeklerle eşit olmadığı bir toplum "Ben medeniyim." diyemezdi. 30 Ağustos 1925'te Kastamonu'da yaptığı konuşmada;

    "Bir sosyal topluluk, bir millet, erkek ve kadın denilen iki tür insandan oluşur. Kabil midir ki, bir kitlenin bir parçasını geliştirelim, diğerine müsamaha edelim de kitlenin bütününü ilerletebilmiş olsun. Mümkün müdür ki, bir insan topluluğunun yarısı toprağa zincirlerle bağlı kaldıkça, diğer bölümü gökyüzüne yükselebilsin. Şüphe yok, gelişmenin adımları dediğim gibi, iki cins tarafından beraber arkadaşça atılmalı ve gelişme ve yenilik alanında birlikte, kesin bir tavır alınmalıdır. Ancak böyle olursa inkılâp başarılı olacaktır." diyerek inkılâpların ana felsefesini ve kadın hakları ve eğitimi konusunun önceliğini belirtmişti.

    O dönemde İstanbul'da bulunan bir İngiliz muhabiri; "Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşları memlekette birçok yenilikler yapabilirler, pek çok şeyi değiştirebilirler; lâkin yalnız bir şey yapamazlar o da kadınların hayatını değiştirmektir?" diyerek bu konudaki çekincelerini dile getirmişti.

    İngiliz muhabirin dile getirdiği düşünceler Avrupa'daki genel kanının bir örneği konumundaydı.
    "?kadınlarımızın da aynı tahsilden geçmeleri sağlanacaktır..." diyen Atatürk genel kanının aksine atılımları peş peşe gerçekleştirmişti.

    İlk olarak 3 MART 1924'te Tevhid-i Tedrisat Kanunu'nu çıkarttırmıştı. Böylece Tanzimat Dönemi'nden kalma ikili eğitim sistemi kaldırılmış, millî ve çağdaş eğitimin temelleri atılmıştı. Bu kanun, kadını ve erkeği ile Türk milletini çağdaşlaştırma yolunda önemli bir
    adım olmuştu. 17 Şubat 1926'da kabul edilen Türk Medenî Kanunu kadınlarımıza ileri düzeyde bazı haklar tanımıştı. Getirilen yenilikler bunlarla sınırlandırılmamıştı.

    Ulu Önder'in karma eğitim konusundaki kararlı tutumu sonucunda III. Heyet-i İlmiye'nin 1926 yılında aldığı kararlar ışığında 1927-1928 öğretim yılından itibaren karma eğitime geçilmişti. Bu sayede kız-erkek öğrenciler bir arada okumaya başlamıştı.

    Karma eğitim, o devirde yapılabilecek en büyük atılımdı. Bu sayede kadınlarımız yavaş yavaş kendilerini çevreleyen duvarı yıkıp eğitim ve iş hayatında görünmeye başlamışlardı. Zira, o yıllardaki istatistiklere baktığımızda; Atatürk döneminde ilk öğretim kademesindeki en yüksek artış % 352 ile kadın öğretmenlerde ve % 323 ile kız öğrencilerde görülmüştü. Modern Türk kadınının bilgi, beceri ve davranış yönünden yetiştirilmesini amaçlayan kız enstitülerinde kız öğrencilerin sayısında % 225 artış sağlanmıştı. Cumhuriyet kurulduğunda yüksek öğretimde hiç kadın öğretim üyesi yokken Atatürk'ü kaybettiğimiz 1938 yılında bu sayı 99'a çıkmıştı. Genel olarak yüksek öğretim kurumlarında erkek öğrenci sayısı % 220 artmışken, kız öğrencilerin sayısı % 525 artış göstermişti.

    Bu artışlar, Atatürk döneminde kadın erkek eşitliğine önem verildiğinin en büyük kanıtı durumundadır.

    Kurtuluş yolunun eğitimden geçtiğine ve bunun da kilit noktasının kadın olduğunun en başından beri farkında olan Atatürk'ün kadınlara sağladığı bu haklar ve bu haklara kadınların gösterdiği yoğun ilgi sonucunda kadınlar ikinci sınıf insan kategorisinden çıkmış ve çağdaş medeniyetler seviyesindeki yerini almıştı. Gün geçtikçe Türkiye'nin dört bir yanına yayılan eğitim imkânı bir nevi Ulu Önder'in Kurtuluş Savaşı'nda destanlar yaratan Türk kadınına itibarını geri vermesiydi. Eğitim alanında sağlanan bu haklar, diğer alanlardaki pek çok hakkı da beraberinde getirmişti. Mesleğe yönelik okullar açılmış ve buradan mezun olan kadınlar doğrudan Türk iş hayatındaki yerlerini almışlardı.

    Örneğin; 1927 yılında ilk kadın doktorlarımız görevlerine başlamışlardı. Müteakiben kadınlara siyaset yolu da açılmıştı. 1931 belediye seçimlerinde siyasal haklara kavuşturulan Türk kadınları, bu haklarını ilk defa 1933'te kullanmışlar ve İstanbul ile diğer kentlerde belediye ve
    yaşlılar meclisine seçilmişlerdi.

    Aynı yılda Hitler'in NSDAP partisi Almanya'da iktidara gelip, Alman kadınlarını "çocuk, kilise, mutfak" alanlarına hapsetmişti.

    Öncü olmanın, bir millete liderlik yapmanın, onu topyekün ileri götürmenin ne kadar meşakkatli ve önemli olduğunu Ulu Önder Atatürk'ün neden diğerlerinden daha üstün bir devlet adamı, bir lider olduğunu yukarıdaki örnekte bir kez daha açıkça görmekteyiz.

    Bir tarafta eve kapatılmış, diğer tarafta zincirlerinden kurtulmuş her türlü hakka sahip olan kadınlar? Atatürk, toplumsal anlamda yaptığı değişikliklerin dışında bireysel olarak da bu konularda duyarlı davranmıştır. Baktığımız zaman manevî çocuklarının birisi hariç tamamının kız olduğunu görürüz. Hepsinin eğitimleriyle bizzat kendisi ilgilenmişti. Afet İnan, O'nun girişimleri sonucunda tarih profesörü, Sabiha Gökçen ise savaş pilotu olmuştu ki, Sabiha Gökçen'in savaş pilotluğu eğitimi aldığı yıllarda dünyanın çoğu yerinde kadınlar ilk öğretim seviyesinde eğitim dahi alamıyorlardı.

    18 Nisan 1935'te bizzat kendisinin çabaları sonucunda milletler arası ilk kadın kongresi İstanbul'da toplanmıştı.

    Geçmişte evinden sayılı gün çıkabilen, erkeklerle yan yana dolaşmaları yasaklanan kadınlarımız, Cumhuriyet dönemiyle birlikte uygar bir seviyeye ulaşmıştı. İlerlemeyi ve ilelebet payidar olmayı kafasına koymuş bir milletin uyanışında öncü olmuşlardı. Kadın demek, hayatın yarısı demekti. Ve bizim bu yarımız Cumhuriyet döneminde 20. yüzyıl dünya kadınlarına örnek olacak konuma gelmişlerdi.

    Görülen bütün gelişmeler "Türk Anası"nın daha iyi yetişmesini ve bilgili hale gelmesini sağlamıştı. Günümüz Türkiyesinin gençleri bilinçli, sağlıklı ve erdemli olarak yetişmiş, yetişiyor ve yetişecek olmasını Cumhuriyet döneminde kavuştuğu eğitim şansıyla kendisini en iyi şekilde yetiştiren Türk Analarına borçludur.

    [Alıntıdır]
     

Sayfayı Paylaş