1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Kadını öldürmek

Konusu 'Kadın' forumundadır ve arz-ı hal tarafından 5 Ocak 2012 başlatılmıştır.

  1. arz-ı hal

    arz-ı hal Özel Üye Özel üye

    Katılım:
    29 Kasım 2011
    Mesajlar:
    9.017
    Beğenileri:
    539
    Ödül Puanları:
    5.980
    Meslek:
    İşe başlamadan tatile giren hakime
    Yer:
    yüreğinden uzaklar da...
    Banka:
    199 ÇTL
    Kadını öldürmek

    Bayram tatillerinden önce, tatile gidiş ve dönüş yollarında yaşanacak olası ölümleri istatistiki veri olarak sunma alışkanlığı hep kanımı dondurdu. Şimdi de “Bir Kadın Cinayeti Daha” başlıklarıyla, kadına yönelik şiddetin, vahşetin kanıksamış tanıklarına dönüştürülüyoruz. Ve bana artık hep aynı kadın öldürülüyor gibi geliyor.



    Hikaye hep benzer bir rota izliyor. Ankara'nın Gölbaşı ilçesinde yol kenarındaki bir çukura bırakılmış olarak bulunan Hülya Sütçü (26) de üç ay önce eşi Barış Sütçü'nün (30) şiddetinden kaçıp Ankara'da bir sığınma evine yerleşen bir kadın. Ve o da eşi tarafından görüşmeye çağırılan, oracıkta da öldürülen bir kadın. Geride iki kız, bir oğlan çocuğu...

    Aslında bu kadar dehşetengiz bir sıklıkla yaşanmasa, bunu da kaldırırdı bünye. Münferit vakalar der, çıkardık işin içinden. Ama bu salgın katletme hali, bahaneleri elden aldı. Şimdi kadını koruma yasası gündemde. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Şahin, şiddet uygulayan erkeğe elektronik pranga takılacağını, önlem olarak erkeğin telefonlarının dinleneceğini belirterek, şiddetle mücadele birimleri kurulduğunu anlattı. Mağdur kadına mali ve barınma desteği öngören düzenlemede gizlilik maddesi güçlendiriliyor. Ne de olsa kerelerce devletten koruma istemiş ve sonrasında göz göre göre sokak ortasında öldürülmüş kadınlar var karşımızda. Kolluk kuvvetlerine, uzaklaştırmaya uyulmaması halinde tutuklama yetkisi getirilirken her ailenin bir destek uzmanı olması öngörülüyor. Hep ve sürekli kadının öldürüldüğü bir yerde bakanlığın adı dahil, hiçbir aşamada kadın sözcüğünün geçmemesine takılıyorum en çok. Asıl sorunu bence en çok kadının eksikliği gösteriyor.

    Rivayet o ki, eğitim müfredatı kadın-erkek eşitliği çerçevesinde düzeltilecek. Bu ne müfredatsa, onyıllardır şurasından burasından ele alınır ama yine aynı ezberci, sorgulamadan uzak, düşmanlık ve ayrımcılık içeren ifadelerle dolu olarak hayatını sürdürür. Zamana bu müfredat kadar direnebilen başka hiçbir şey yoktur.

    Baayan ile hamfendi

    Ve öte yandan kadın sözcüğünden rahatsız olmak, ders kitaplarını da aşan bir konu. Erkek voleybol ve basketbol takımları vardır da, kadın değil, “bayan”dır diğer ekipler. Ve bu bayanlar, dünya çapında büyük başarılara imza atınca potanın, sahanın “peri”si olup erkek meslektaşlarının kulağına başarılı olacaklarını mırıldar reklamlarda.

    Toplu tecavüz gibi dehşetengiz bir dramı ele alan ‘Fatmagül'ün Suçu Ne?' dizisinin tecavüz sahnesinden sonra olanları da hatırlayalım hemen. Malum bölümden sonra piyasaya Fatmagül bebekleri sürülebilmişti. İşte böyle bir ülkede ve böyle bir zamanda Fethiye'de toplu tecavüz davası görülüyor gerçek hayatta. Bundan dört yıl önce toplu tecavüze uğrayan kadının tespit edebildiği sekiz sanığın, ancak Adalet Bakanlığına yapılan “yazılı emirle bozma” talebinin kabul edilmesiyle yargılanmasına başlanan davada, Muğla Barosu Başkanı ve Baro Genel Sekreteri sanıkları savunuyor. “Sanıkların ilçede, herkes tarafından bilinen saygın insanlar olması” ve “mağdurun yaşam tarzı, parçalanmış aile çocuğu olması” gibi ibretlik gerekçelerse diziyi aratmıyor.

    Başka bir ibretlik durum da Habertürk'ün manşetinde yer alan sırtından bıçaklanmış, bağırsakları çıkmış çıplak kadın cesedi fotoğrafı... Eğer vahşeti teşhir etmek, onun çözümü için caydırıcı olsaydı, dizi fragmanlarından üçüncü sayfa haberlerine tepemize boca edilen o insanlık dışı malzeme, bütün sorunlarımızı çözerdi. Mesele şu kadar basit: O fotoğraftaki kadın, senin canın olsa bunu yapabilir misin? Yapanı affedebilir misin?

    Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Şahin'in kadını koruma yasası kapsamında Genelkurmay Başkanı Orgeneral Necdet Özel'i de ziyaret ederek, erlerin sabah talimlerinde koşarken tempo tutturmak amacıyla söyledikleri “Esmer, kumral, sarışın fark etmez. Topçuyuz, topçular affetmez” gibi söylemlere son verilmesini isteyeceği haberleri de yer aldı basında. Ama tabii bir de günlük hayat konuşmamız var. Herkesin birilerinin çocuğu olmak ve belli yerlerine konmak üzerinden selamlandığı bir jargonu, kime başvurarak düzelttireceğiz?

    Kışlasından futbol sahasına, trafiğinden televizyon ekranına sözün şiddeti hakim. Eh, tabii fiziksel olanı da hemen arkasında. “Erkek olanın” yumruk salladığı ve kavganın gelişim aşaması kabul edildiği bir düzende kadının da erkeğin de özgür, doğal ve sevgi içeren cinsellikten, hayat insaflı davranmazsa, fazlaca bir haberi yok. Çünkü “aile terbiyesi” hayatın bu en temel bölümünü hâlâ yok sayıyor. O zaman da hoyratlık ve gizli saklılık üzerinden yaşanıyor her şey. Gerisi bir yumruk, bir bıçak, bir silah...
    Ve o yumruk, o bıçak, o silah giderek daha fütursuz olarak karşımızda. İnsan Hakları Derneği'nin (İHD) 2005-2011 yılları arası “Kadına Yönelik Şiddet” raporuna göre, söz konusu dönemde toplam 4 bin 190 kadın erkekler tarafından öldürüldü, 3 bin 74 kadın tecavüze uğradı, 3 bin 320 kadın da tacize uğradığı gerekçesiyle yargıya başvurdu.

    Güzel bir hayat ihtimali

    Şiddeti olağan bir iletişim şekli olarak gören ve her vesileyle meşrulaştıran bir düzende neye şaşmalı? “Kadın kısmı”nın neyi yapıp yapmayacağı hâlâ işaret parmağıyla gösterilir, kurallara uymayan cadı ilan edilirken çok mu beklenmedik sahi bu yaşananlar? Oysa ne de güzel bir hayat ihtimalidir kadınlık. Toplumsal boyutta ataerkilliğe nasıl da muhalif bir yapı vaat eder. Kadını öldürdüğünüzde, erkeğin içindeki kadınlığa da kastetmiş olursunuz. Bir yanınızı bu denli aşağılarken nasıl huzur bulursunuz?

    Öte türlüsünün nasıl mümkün olduğunu şair Gülten Akın fısıldar kulaklara.

    Uzaktı dön yakındı
    dön çevreydi dön
    Yasaktı yasaydı töreydi dön
    İçinde dışında yanında değilim
    İçim ayıp dışım geçim
    sol yanım sevgi
    Bu nasıl yaşamaydı dön
    Onlarsız olmazdı, taşımam gerekti, kullanmam gerekti
    Tutsak ve kibirli -ne gülünç-
    Gözleri gittikçe iri gittikçe çekilmez
    İçimde gittikçe bunaltı
    gittikçe bunaltı
    Gittim geldim kara saçlarımı
    öylece buldum
    Kestim kara saçlarımı
    n'olacak şimdi
    Bir şeycik olmadı - Deneyin lütfen -
    Aydınlığım deliyim rüzgarlıyım
    Günaydın kaysıyı sallayan yele
    Kurtulan dirilen kişiye günaydın
    Şimdi şaşıyorum bir toplu iğneyi
    Bir yaşantı ile karşılayanlara
    Gittim geldim kara saçlarımdan kurtuldum

    Aydınlık, deli ve rüzgârlı olmak için kadını bu mağdur rolünden çıkarın. Korumayın. Bırakın kendi varlığınca yaşasın. Bu kadarı yeter.
     

Sayfayı Paylaş