1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Kadınların içindeki küçük kız(uzun diye okumamazlık yapmayın bu yazıda çok şey var:))

Konusu 'Kadın' forumundadır ve Schweppes tarafından 11 Nisan 2009 başlatılmıştır.

  1. Schweppes

    Schweppes Forum Tutkunu

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    1.787
    Beğenileri:
    12
    Ödül Puanları:
    1.130
    Meslek:
    DedeKtif
    Yer:
    Uğrunda gemilerin karadan yürütüldüğü yerden:)
    Banka:
    55 ÇTL
    Bülent, avucunu açmış kendisine doğru elini uzatan adama ters ters baktı.
    Elli yaşlarında gösteren adam, görmeye alıştığı hırpani kıyafetli
    dilencilere benzemiyordu. Üzerindeki giysiler eski fakat temizdi. Eli yüzü
    temiz ve sağlıklı görünüyordu. "Sapa sağlam adam gidip çalışacağına
    dileniyor, belki benden daha zengindir" diye düşündü. Zaten canı çok
    sıkkındı, birde sinirlenmişti.

    Alaycı bir ses tonuyla :
    - Ekmek parası mı istiyorsun ? diye sordu.

    - Hayır çikolata parası lazım!

    Bülent'in kızgınlığı şaşkınlığa döndü. Espri yeteneği olan dilencinin hali
    de başka oluyor diye düşündü.

    - Niye siz ekmek bulamayınca çikolata mı yiyorsunuz?

    - Hayır. Ekmek bulamadığımız günler genellikle bulgur pilavı yeriz, onu da
    bulamadıysak aç yatarız.

    Bülent adamın ciddi mi konuştuğunu yoksa dalga mı geçtiğini
    anlayamamıştı.

    - Bu gün karnınız doydu üstüne tatlı mı istedi canınız?

    - Fakirin canı mı olur ki, tatlı
    istesin beyim.

    - Bu bir kamera şakası mı yoksa sen iş bulamamış stendapçı mısın?

    - Hiçbiri değil. Sadece fakirim. Bugün karımın doğum günü, ona çikolata
    götürmek istiyorum.


    - Doğum gününde yaş pasta alınır bildiğim kadarıyla.

    - O bizim için değil zenginler için. Otuz yıllık evliliğimiz boyunca ona
    bir kez bile yaş pasta alamadım. Ama her doğum gününde mutlaka çikolata
    götürdüm. Çikolatayı çok sever.

    Adamın söyledikleri Bülent'in dikkatini çekmişti. O akşam karısıyla kavga
    etmiş, kapıyı çarpıp kendini sokağa atmıştı. Arabasına da binmemiş sahile
    kadar yürümüştü. Denizi seyretmek de onu rahatlatmamıştı. Oysa eskiden
    denizi seyrederken çok rahatlardı. Dalgalar sıkıntısını alıp götürürdü.
    Fakat karısının evde ağlıyor olduğunu bildiği için olsa gerek, hiçbir şey
    onu rahatlatmıyordu.

    Dilenciyle konuşurken biraz
    kafası dağılmıştı. "Acaba söyledikleri gerçek
    mi, yoksa uyduruyor mu" diye düşündü.

    - Cebinde
    bir çikolata alacak para yok mu şimdi?

    Bülent'in sorusu üzerine adam ceplerini boşalttı, bir nüfus cüzdanından
    başka bir şey çıkmadı.

    - Ben dilenci değilim. İşim yok. Günlük çalışırım, ne iş bulursam yaparım.
    Fakat bu gün bütün gün iş aradım, aksilik bu ya, hiçbir iş bulamadım.

    Bülent oturduğu bankı işaret ederek yer gösterdi.

    - Oturun biraz dertleşelim bari, dedi.

    Adam çekingen çekingen oturdu yanına.

    - Yokmu eşin dostun, borç alacak akraban?

    - Fakirin akrabaları da fakir olur beyim. Bulurlarsa kendi karınlarını
    doyururlar.

    - Dilenecek kadar çok mu seviyorsun karını ?

    - Hem de çok seviyorum. Otuz yılımı aydınlattı o benim.

    - Hımmmm. Aşk hem de otuz yıl süren aşk. Hayret doğrusu! Aşkın ömrü en
    fazla üç yıl diyorlar oysa. Sen otuz yıldan bahsediyorsun.

    - Evet. Geçen yıllar sevgimi azaltmadığı gibi artırdı.

    - Söyle o zaman nedir evlilikte mutluluğun sırrı? Söylediklerine
    bakılırsa
    sen mutluluğun formülünü bulmuş gibisin.

    - Ben ilkokulu bile bitirmedim. Öyle formül falan bilmem.

    - Formül dediysem kimya formülü sormuyorum canım. Bende altı yıllık
    evliyim. Sevdiğim kadınla evlendim, fakat mutlu değilim. Sürekli kavga
    ediyoruz. Daha iki saat önce kapıyı çarptım çıktım. Evimiz, arabamız,
    işimiz, gücümüz, her şeyimiz var, ama mutlu değiliz. Senin hiçbir şeyin
    yok, ama mutlusun. Para mı acaba bizi mutsuz eden?

    - Hiçbir şeyim yok mu? Hayır benim her şeyim var. Benim karım her şeyim.
    Sevgilim, eşim, arkadaşım, hayat yoldaşım. Hayatımı paylaştığım insandan
    daha değerli ve daha önemli ne olabilir ki dünyada?
    Sizin ev, araba, iş diye her şey dediğiniz şeylerdir aslında hiçbir şey
    olan.

    - Öyle deme, şu kadar varlığın içinde bile karım her şeyden şikayet ediyor.
    Bir de fakir olsam kim bilir ne olur?

    - Altın tasın, kan kusana faydası yoktur beyim. Sen kadın ruhunu hiç
    anlamamışsın.
    Hiçbir kadın iyi bir evde oturduğu, hergün çeşit çeşit
    yiyecekler yediği için mutlu olmaz. Bir kadın, kocasının her şeyi olduğunu
    bildiğinde ancak mutlu olur.


    - Sizin mutluluğunuzun sırrı bumu ?

    - Olabilir. Ben karıma değerli şeyler alamıyorum ama ona benim için ne
    kadar değerli olduğunu hissettiriyorum. O da çok mutlu oluyor.

    - Bir kadına değerli olduğunu nasıl hissettirilir?

    - Küçük kızı severek.

    - Küçük kız mı ? Hangi küçük kız ?

    - Yaşı kaç olursa olsun her kadının içinde hiç büyümeyen bir küçük kız
    vardır. O kızı ne kadar çok sever, ne kadar çok mutu edersen, o kadını da o
    kadar mutlu edersin.


    - Nasıl yani ?

    - Küçük kız neleri sever, nelerden hoşlanır bir düşünün. Küçük kızlar hep
    beğenilmek, ilgi görmek isterler. Güzel olduklarını duymaya bayılırlar.
    Kendilerine prensesmiş gibi davranılmasını beklerler. Küçük kızlar hep
    prenses olmayı hayal ederler. Sürprizlerden hoşlanırlar. Biraz
    şımartılmak
    isterler. Sevilmek ve sevildiklerini hep duymak isterler. İltifata doymaz
    küçük kızlar. Öyle değil mi?

    - Haklısın. Benim dört yaşımda bir kızım var. Adı Aylin. Her akşam boynuma
    sarılır "babacığım beni ne kadar seviyorsun?" diye sorar. Giysisini
    değiştirdiği zaman etrafımda "Baba güzel olmuş muyum?" diye
    sorar durur. Güzelsin demem de yetmez ona. " Harikasın prenses gibi
    olmuşsun" demeliyim. Dünyanın en güzel kızı demeliyim.

    - İşte kadınlar bir ömür boyu bunu duymak isterler. Ben elli yaşındaki
    karıma böyle davranıyorum. Ömrümüz olurda seksen, doksan yıl da yaşarsak
    ben ona böyle davranmaya devam edeceğim. Ona
    "bebeğim" diye hitap ediyorum çok hoşuna gidiyor. "Bebeğim bana bir çay
    yapar mısın?" dediğimde çay yapmak için nasıl koşturduğunu görmelisiniz.
    - Hiç kavga etmez misiniz siz?

    - Kavga evliliğin tadı tuzu. Arada biz de tartışırız. Küsüp barışmanın tadı
    ayrıdır. Benim karım bir keçi kadar
    inatçıdır. Onunla barışmak için
    uğraşmak ayrı bir keyif verir bana.

    - Benim eşim çok ciddi kadındır. Hiç küçük kız havası yok onda.

    - Küçük kızlar büyüdükleri zaman artık sevgi, ilgi istemeye utanırlar. En
    ciddi yada en yaşlı kadının bile o küçük kız mutlaka vardır. Yeter ki sen o
    tatlı kızı sevindirmeyi, mutlu etmeyi bil. Ve o küçük kızı asla
    aldatma. Yoksa bir daha sana güvenmez ve ne yaparsan yap hep kuşkuyla
    bakar. Küçük kızlar hem çabuk mutlu olurlar hem de çabuk kırılırlar. Çok
    narindir onlar. Hoyrat elleri sevmezler. Yumuşak
    dokunuşları severler.

    - Bu tavsiyeni deneyeceğim. Fakat her zaman yapabilir miyim bilmiyorum.
    Bazen işlerim çok yoğun oluyor o zaman eve çok yorgun gidiyorum.

    - Bu sadece bir bahane. O küçük kızı mutlu etmek dünyanın en kolay işi.
    Çoğu zaman birkaç tatlı söz yeterli olur. Sen o küçük kızı mutlu ettiğinde
    karşılığını fazlasıyla alırsın. Artık o seni rahat ettirmek
    için elinden gelen
    gayreti gösterir. Karısı mutlu olmayan erkek mutlu
    olamaz. Mutlu olmak isteyen erkek önce hayat arkadaşını mutlu etmelidir.
    Düşünsene somurtkan, mutsuz, sürekli söylenen biriyle yolculuğa çıksan ne
    kadar mutlu olabilirsin.

    - Haklısında bende bütün gün ailem için çalışıp yoruluyorum.

    - Yine para, yine dış sebepler. Evet para önemli ve gerekli ama kadınlar
    para için erkekleri sevmezler. Para geçici mutluluklar verir. Kadınlar
    hediye almayı severler. Paran varsa hediye al tabi. Ama
    hediyeyle mutlu olmasını bekleme. Hediyenin yanına sevgini katmazsan
    hediyenin bir anlamı yoktur. Benim hiçbir zaman çok param olmadı. Günlük
    kazandım günlük yedik. Bazen aç kaldığımız günler oldu.
    Hiçbir zaman karımın kulaklarına altın küpe takamadım ama her zaman aşk
    sözleri fısıldadım. Hiçbir zaman boynuna pırlanta gerdanlık alamadım ama
    hep öpücüklerle sevdim boynunu. Hiçbir zaman ona ipek elbiseler
    giydiremedim ama kendi bedenimle ipek elbise
    gibi yumuşacık sardım bedenini
    ve mutlu ettim onu.

    Adam ayağa kalktı.

    - Bana müsaade, artık gitmeliyim, karım merak eder. Sende git evine küçük
    kızın gönlünü al, belki o küçük kız şimdi evde ağlayıp duruyordur.

    - Bülent de ayağa kalktı. Kuvvetlice elini sıktı.

    - Sizi tanıdığıma çok memnun oldum.

    Elini bıraktı koluna girdi. Yolun karşısındaki pastaneyi gösterdi.

    - Hadi gel eşin için şuradan çikolatalı pasta alalım, dedi.

    Pastayı aldılar. Adam hayatında ilk defa karısına yaş pasta götürmenin
    mutluluğuyla, bin
    bir teşekkür ederek evginin yolunu tuttu. Bülent de pastanenin yanındaki
    manavdan karısının en sevdiği meyvelerden aldı.

    Evine geldiğinde karısı şişmiş gözlerle mutfak masasında oturmuş su
    içiyordu. Bülent hiç konuşmadan meyveleri büyükçe bir tabağa döküp yıkadı.,
    sonra eşinin önüne koydu.

    - Bunlar dünyanın en şanslı meyveleri, dedi.

    İnci hiç konuşmadı.

    - Sorsana "niye"
    diye.

    İnci kızgın kızgın:

    - Niye? Diye sordu.

    - Çünkü dünyanın en güzel ve en tatlı kadının midesine gidecek, dedi gayet
    ciddi bir ses tonuyla. İnci şaşırmıştı. Bir anda yüzünün ifadesi
    yumuşamıştı.


    - Bunlar senin sevdiğin meyveler, senin için aldım.

    - Hayret bir şey! Her zaman kendi sevdiğin meyveleri alırdın. Benim hangi
    meyveleri sevdiğimi iyi hatırlamışsın. Aslında bu beklediğim istediğim bir
    şeydi. "bak senin sevdiğin meyveleri aldım"
    Ama şimdi kıymeti yok. Çünkü sana çok kırgınım, meyve alarak gönlümü
    alamazsın.

    - Özür dilerim seni kırdığım için.

    Sonra Bülent yere diz çöktü.

    - Cezam neyse razıyım. Ama bir tek şey istiyorum senden. Seni delice seven
    bu adamı senden mahrum etme.

    - Bülent yere çömelmiş, boynu bükük bir vaziyette çok komik görünüyordu.

    İnci kıkır kıkır gülmeye başladı.

    - Affetmek o kadar kolay değil. Bakalım hangi cezalara
    katlanabileceksin,
    dedi.

    Bülent işte o zaman ona muzip muzip bakan eşinin içinde sakladığı küçük
    kızı gördü.

    Bundan sonra her şey daha farklı olacak diye düşündü.

    (alıntıdır)
     
  2. Gizemli Cadi

    Gizemli Cadi Forum Gururu

    Katılım:
    17 Mart 2009
    Mesajlar:
    2.531
    Beğenileri:
    24
    Ödül Puanları:
    1.880
    Meslek:
    Öğretmen diyolar bana sıradışı olsamda
    Yer:
    Cadilar FAN Klüp
    Banka:
    7 ÇTL
    Süper bir yazı...Bence mutluluğu yakalamak için bütün erkekler okumalı ve zihinlerine kaydetmeliler...;)
     
  3. Schweppes

    Schweppes Forum Tutkunu

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    1.787
    Beğenileri:
    12
    Ödül Puanları:
    1.130
    Meslek:
    DedeKtif
    Yer:
    Uğrunda gemilerin karadan yürütüldüğü yerden:)
    Banka:
    55 ÇTL
    evet ama uzun diye kimse okumuyor galiba:)
     
  4. gülüşüm

    gülüşüm Usta

    Katılım:
    2 Kasım 2008
    Mesajlar:
    834
    Beğenileri:
    22
    Ödül Puanları:
    630
    Yer:
    Sahiii.. Nerden?
    Banka:
    39 ÇTL
    Keşke böyle anlayışlı olsa tüm aşıklar birbirine karşı..
     
  5. SiLueT

    SiLueT Üye

    Katılım:
    6 Eylül 2008
    Mesajlar:
    16
    Beğenileri:
    0
    Ödül Puanları:
    20
    Banka:
    0 ÇTL
    Çok güzel ve etkileyici bir yazı olmuş. Ama önemli olan o sabrı koruyup o dengeyi sağlayabilmek galiba. Teşekkürler emeğin için
     

Sayfayı Paylaş