1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Kahvenin faturası Davos ödenmiş

Konusu 'Sadece Magazin Haberleri' forumundadır ve biz tarafından 6 Şubat 2009 başlatılmıştır.

  1. biz

    biz Aktif

    Katılım:
    12 Şubat 2007
    Mesajlar:
    324
    Beğenileri:
    3
    Ödül Puanları:
    630
    Banka:
    0 ÇTL
    Kahvenin faturası Davos'ta ödenmiş!
    Başbakan Erdoğan'ın Davos çıkışının Arap coğrafyasına etkisini ölçmek için gözlem yapacağınız en isabetli ülke kuşkusuz Suudi Arabistan.

    Çölün ortasında kurulan modern ve güzel şehir Riyad'ın her tarafı rengarenk Türk bayraklarıyla bezenmiş.

    Kahve içmek için girdiğimiz Starbucks Cafe'de yanımıza yaklaşan bir kişi, "Bu kahvelerin faturası Davos'ta ödendi." dedi ve bize para verdirmedi. Sokaklarda karşılaştığımız insanlardan bazıları işi daha ileri bir noktaya götürüp, "Erdoğan hangi İslam ülkesinden adaylığını koysa kazanır." şeklinde duygularını dile getiriyor. Türkiye'ye yönelik bu sıcak yaklaşım sadece düşünceden ibaret değil. "İsrailli turistler Türkiye'ye gitmekten vazgeçti" söylentisinin çıkması üzerine internet ortamında ilginç bir kampanya başlatılmış; Arap dünyasına "Tatil için Türkiye'ye..." mesajı veriliyor. Birçok yerde "Türk malı kullan" ilanları asılmış. Bu algının büyük iktisadî işbirliklerine dönüşmesi kaçınılmaz. Nitekim Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün programlarına Suudi işadamları inanılmaz ilgi gösterdi. Suudi Arabistan, Türk şirketlerinin büyük çapta ceplerinin ilk defa yüksek miktarda paralar gördüğü ve belli bir sermaye birikimine gidebildiği bir pazar. Özal sonrasında devam edemeyen bu ivmeli süreç, Abdullah Gül ile birlikte büyük bir tempoda başlamış oldu.

    Siz de benim yerimde olsanız, hemen Davos'un ardından Arap coğrafyasına gitseniz Başbakan Erdoğan'ın Davos'taki "kral çıplak" uyarısının etkilerini ölçmek isterdiniz. Böyle bir gözlemin yapılacağı en isabetli ülke ise kuşkusuz Suudi Arabistan. ABD ile olan ilişkileri, Hamas'a ve dolayısıyla İran'a yönelik mesafesi, söylentilere göre Mısır'la ortak bir hat üzerinde duruyor görüntüsü, İslam dünyasındaki etkisi, tarihten gelen Osmanlı-Türkiye karşıtı bir söylemin etkili olduğu bir ülke olması gibi birçok nedenle Davos sonrasının uzun vadeli sonuçlarını ölçmek için Suudiler önemli.

    'Arap olmayanlar karışmasın' çaresizliği

    Filistinli çocuklar öldürülürken 'ölü ozanlar derneğini' oynayan Arap Birliği'nin, 'sahibinin sesi' manasına gelen önceki günkü 'Arap olmayan unsurlar olaya karışmasın' şeklindeki açıklamasını lütfen 'zavallı bir çaresizlik' olarak değerlendirin ve bu yüzden boş verin. Gül, zaten basın toplantısında Irak ve Afganistan gibi bu meselenin de Türkiye'yi birinci dereceden etkileyen, dolayısıyla ilgilendiren meseleler olduğunu söyleyerek buna gerekli cevabı verdi. S.Arabistan'da gördüklerim bana bundan böyle siyaset bilimi literatürüne "Davos duruşu" diye bir kavramın girdiğini gösteriyor. Unutmayın, Başbakan'ın "Davos duruşu" esasen neo-concu Bush hükümetine canlı yayında sergilediği onurlu duruşla daha yıllar önce başlamıştı.

    Şimdi ise bana göre Davos'ta iki büyük olay oldu. Birincisi, kontrolden çıkan İsrail'e birisi acı gerçeği hatırlattı. O da şu; dünyada yükselen antisemitizmin esas kaynağı bizatihi İsrail'in yaptıkları. Artık kendilerine gelmeli ve girmekte oldukları bu yalnızlık girdabından çıkmalılar. İkinci olarak da bir İngiliz eseri olan "Arabistanlı Lawrens" ile başlayan ve Arap dünyasında ciddi bir Osmanlı karşıtlığına dönen, Cumhuriyet dönemindeki yanlı ve haksız tutum ve davranışlarımız nedeniyle de iyice perçinlenen Türkiye karşıtı algılama Davos'ta bitmiştir. Türkiye, büyük bir güç olarak Ortadoğu'ya ve İslam dünyasına dönüş yapmıştır. Bu dönüş Batı blokunun içindeki sağlam duruşunu devam ettirerek ve İsrail'i de dışlamayan bir nitelikte olduğundan son derece önemlidir. Uzun vadede iyi yönetilmesi durumunda bu gelişme Türkiye'nin çıkarlarına olduğu kadar dünya ve bölge barışına da hizmet edecektir.

    'Herkes tatil için Türkiye'ye' kampanyası

    Kısa vadeli olumlu sonuçları ise zaten gelmeye başladı. Çölün ortasında kurulan modern ve güzel şehir Riyad'ın her tarafı rengarenk Türk bayraklarıyla bezenmiş. Heyetteki gazeteci dostlarımızla kahve içmek için girdiğimiz Starbucks Cafe'de yanımıza yaklaşan bir kişi, "Bu kahvelerin faturası Davos'ta ödendi." dedi ve bize fatura ödetmedi. Sokaklarda karşılaştığımız insanlardan bazıları işi daha ileri bir noktaya götürüp, "Erdoğan hangi İslam ülkesinden adaylığını koysa kazanır." şeklinde düşüncelerini de dile getiriyor. Türkiye'ye yönelik bu sıcak yaklaşım sadece düşünceden ibaret değil. "İsrailli turistler Türkiye'ye gitmekten vazgeçti" söylentisinin çıkması nedeniyle şu anda internet ortamında Arap dünyasında "Herkes tatil için Türkiye'ye" kampanyası başlatılmış durumda. Birçok yerde "Türk malı kullan" ilanları asılıyor. Bu algının büyük iktisadî işbirliklerine dönüşmesi kaçınılmaz.

    Nitekim Gül'ün programlarına Suudi işadamları inanılmaz ilgi gösterdi. Suudi Arabistan, Türk şirketlerinin büyük çapta ceplerinin ilk defa yüksek miktarda paralar gördüğü ve belli bir sermaye birikimine gidebildiği bir pazar. Özal sonrasında devam edemeyen bu ivmeli süreç, Abdullah Gül ile birlikte büyük bir tempoda başlamış oldu.

    İnşaatçıların yeni rotası

    İslam dünyasında birçok sektörde ana yüklenici firma durumunda olanlar Amerikalı ve Avrupalılar. Bize de onların uygun gördüğü kadarıyla "taşeronluk" kalıyordu. Yani esas parayı onlar kaldırırken genel olarak bize de işin "amelelik" kısmını veriyorlardı. İşte bu son gezi ve gelişmelerden sonra Türklerin inşaat alanına ilaveten sanayi, savunma sanayii, bilişim ve ulaştırma gibi katma değeri yüksek diğer birçok sektörde doğrudan yüklenici konumunda devreye girmesinin de yolu açılmış oldu. Malum buralar, tercihlerin hâlâ "bir işaretle" yapıldığı yerler. O işareti ben açıkça kaptım.

    Rusya'da krizde önleri kapanan inşaatçılarımız, yüzünü acilen buralara çevirmeli. Türkler buralara inşaat, ulaşım, demiryolu, yazılım, e-devlet uygulamaları, savunma sanayii gibi alanlarda gelebilir. Arap sermayesi ise Türkiye'ye turizm, enerji, tarım, gayrimenkul ve sağlık sektörlerinde somut projeler aracılığıyla davet edilebilir.

    Arabistan'ın, Türkiye'yi gelecek dönem için önemli bir tarımsal ortak ilan ettiğini ifade edelim. İnşallah yakında güzel haberlerin geleceği tarihi Hicaz Demiryolu'nun tekrar ikame edilmesiyle Türkiye'nin bu alternatif piyasalarla olan ticaret hacmi mevcut büyük ivmesini çok daha ötelere taşıyacaktır.
    İBRAHİM ÖZTÜRK/RİYAD
     

Sayfayı Paylaş