1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Kainat ve Kader-Kainat ve Kader İlişkisi

Konusu 'Genel Dini Konular' forumundadır ve Suskun tarafından 20 Şubat 2010 başlatılmıştır.

  1. Suskun

    Suskun V.I.P V.I.P

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.242
    Beğenileri:
    276
    Ödül Puanları:
    6.230
    Yer:
    Türkiye
    Banka:
    2.052 ÇTL
    Kainatın her yerinde kader hakimdir

    Kader, ölçme-biçme, biçime koyma ve şekillendirme demektir.
    Arapça`da fiil şekliyle `Ka-de-ra` dediğimiz zaman, `takdir etme, belli hisselere ayırma ve herkese bir pay çıkarma` manalarını anlarız. `Tef`il babında ise, `Kad-de-ra` `hükmetti, kazada bulundu, hükmünü geçerli kıldı` manasınadır. O halde kader, `Allah`ın kazadan takdir ettiği ve hükmettiği şey` demektir.


    Mevzuu derinlemesine ele almadan önce, kaderle alakalı bazı ayetleri mealen vermekte fayda mülahaza ediyoruz:

    `Gaybın anahtarları, O`nun yanındadır, onları ancak O bilir. (O) karada ve denizde olan her şeyi bilir. Düşen bir yaprak -ki, mutlaka O`nu bilir- yerin karanlıkları içinde gömülen dane, yaş ve kuru hiçbir şey yoktur ki, apaçık bir Kitap`ta olmasın.` (En`am Suresi, 6/59)

    `Gökte ve yerde gizli hiçbir şey yoktur ki, apaçık bir Kitap`ta bulunmasın.` (Neml Suresi, 27/75)

    Kaza ile kader, bir manada aynı, diğer manada ise kader, Allah`ın takdiri, kaza ise, bu takdiri infaz ve yapılacak şeyin eda edilmesi ve hükmün yerine getirilmesi demektir.

    Kader, sonsuz ilme sahip, geçmiş, hal ve geleceği bir nokta gibi görüp bilen -esasen kendisi için geçmiş, hal ve gelecek diye zaman dilimleri bahis mevzuu olmayan- Cenab-ı Hakk`ın, mikro alemden makro aleme, zerrelerden sistemlere ve gelecekteki bütün hayatıyla `normo alem` insana kadar en küçükten en büyüğe bütün kainatı, ilmi planda, ilmi vücudlarıyla planlayıp programlaması, plan ve projeleriyle kesip biçmesi, tayin, tespit, tasnif ve takdir etmesi ve bütün bunları tasarı ve ilmi plandan alıp, irade, meşiet, kudret planına geçirmesi ve harici vücut meşherlerinde, halk aleminde göstermesi için, hemen her şeyi, daha olmadan evvel `mübin` bir Kitap`ta tespit ve takdir etmesidir.

    Evet `Kitab-ı Mübin`, henüz zuhur silsilesinde yerini almaya başlayan eşyayı, Levh-i Mahv ve İsbat`ta ve Levh-i Mahfuz`un istinsahları halinde Allah`ın mükerrem meleklerinin yazması demektir.

    Kul irade eder, Allah yaratır

    Ve yine kader, insanın kesbiyle Allah`ın (celle celaluhu) yaratmasının mukareneti ve beraberliğidir. Yani insan, bir işe mübaşeret edip, iradesiyle o işin içinde bulunduğunda Allah (celle celaluhu) dilerse o işi yaratır. İşte kader, bu iki ana hususu ezeli ve sonsuz ilmiyle olmadan evvel bilen Allah`ın (celle celaluhu), yine olmadan evvel tespit buyurmasıdır.

    Kader, insanın kesb ve iradesi hesaba katılmadan düşünülemez. Kainatta kader, plan, program, ölçü ve denge hakimdir.

    Kainatta öyle şamil ve geniş dairede bir kader hakimdir ki, onun dışında hiçbir şey tasavvur edilemez. Kainatı yaratan Allah (celle celaluhu), çekirdeğin çatlamasından baharın oluşmasına, insanın dünyaya gelmesinden yıldızların ve galaksilerin doğuşlarına kadar her şeyde muhit ilmiyle öyle bir plan ve program tespit buyurmuş ve bir kader tayin etmiştir ki, dünden bugüne dünyanın dört bir yanındaki ilim adamları ve araştırmacılar, binler eserleriyle bu nizam, bu ahenk ve bu takdire tercüman olmaya çalışmaktadırlar. Bir kısım Marksistlerin bile, `determinizm` gibi değişik ad ve unvanlar altında kabul ettikleri umumi disiplinler, dost-düşman, inanmış-inanmamış herkesin kainatta bir plan ve kaderin bulunduğunu kabul etmesi bakımından çok önemlidir. Marksistlerin anladığı manada bir determinizm, bizim için hiçbir zaman söz konusu değildir. Biz sadece, farklı bir manada dahi olsa, meseleye kader açısından temas etmek istedik. Gerçi, İbn Haldun gibi bir kısım İslam müellifleri de bir nevi determinizme taraftar görünür ve son dönem Batı düşüncesinde, mesela historisizmde olduğu gibi, bu determinizmi toplum hayatına da teşmil ederler ama biz, Ehl-i Sünnet ve`l-Cemaat düşüncesi içinde bunu belli şartlara bağlar ve `belki`lerle ifade ederiz.

    Kainatta plansız- programsız iş yoktur

    İşte biz de bu ölçüler içinde, insan iradesinin de dahil olduğu her şeyde külli bir kaderin hakim olduğuna inanırız. Evet, nasıl ki bir saat veya bir bina yaparken önce bir plan ve proje çizer, fizibilite çalışmalarında bulunur ve hassas ölçüler ve çizgilerle ileride ortaya çıkacak şeklin takdiratını yaparız; öyle de, şu baş döndürücü sistemlerin ve şu atomlar alemiyle insanların kendi aralarında ve kendi içlerinde birbirleriyle olan münasebetlerinin belli bir bir plan ve program haricinde olması düşünülebilir mi? Bir saat gibi bozulmadan, en ufak bir çarpma ve çarpışma olmadan idare edilip giden şu madde alemindeki nizam ve dengenin binde biri kadar bir sistem veya sistemler dev bilgisayarlarla bile yürütülemezken, baş döndürücü büyüklüğü ve ihtişamıyla şu koca kainatları plansız, programsız, düşünmeye imkan var mıdır?

    Çekirdek ve tohumlar, kader yüklü sandukalardır. İleride geçireceği her bir safhasıyla ağacın bütün hayatı, çekirdekte kaydedilmiştir. Yapı itibarıyla birbirinin aynı görünen ve aynı basit maddelerden meydana gelen pek çok çekirdek, toprağa düştüğünde, çeşit çeşit çiçekler, bin bir türde bitkiler ve ağaçlar meydana gelmektedir. Her bir çekirdek, kaderin kendine biçtiği ya da kendine kader yapılan ölçü içinde ilmi, manevi bir suret ve şekil alıp, kendine has biçim ve elbiseyle toprak üstünde tüllenir ve seyreden gözlere arz-ı endam eder. Binlerce terzi, yıllarca çalışsa, değil bunca çiçek ve bitkiye, tek bir ağaca bile böyle bir elbise dikemeyecektir. Oysa yüz binlerce ağaç, belki yüz binlerce yıldır, hiçbir ölçü, kesim ve dikiş hatası yapılmadan, adeta ısmarlama dikilmiş elbiseleri birbiri ardınca giyip çıkarmaktadır. Acaba bunu yapan gerçekten kendileri midir, yoksa onlara o kalıbı, o şekli, o kaderi veren bir yüce takdir edici midir?..

    Belli bir kader ve programa tabi olduğundan dolayı bir sperm asla yalan söylemez; kromozomların dili, RNA ve DNA`nın şaşmaz vazifesi ve hücrelerin beyanıyla, ağız, dil, dudak, göz, kaş, kulak, sima, duygu ve kabiliyetler gibi pek çok safhalardan geçip `İnsan olacağım` der ve olur.

    Astrofizikçilere göre, kainatın her noktasında hangi buudların var olduğu ve bu noktalarda hangi manyetik etkinin ne tarzda bulunduğu az da olsa bellidir. Çünkü geometrik yerler ve kuvvetlerin şiddeti önceden vardır. Kompüterlerin keşfiyle de anlaşılmıştır ki, atomlardan galaksilere kadar kainatta yaratılan her varlık yaratılışıyla birlikte programlanmaktadır; evet, her şey önce Levh-i Mahfuz`da tayin ve tespit edilmiştir...

    ÖZETLE

    1- Kader, sonsuz ilme sahip Cenab-ı Hakk`ın, en küçükten en büyüğe bütün kainatı, ilmi planda, ilmi vücudlarıyla planlayıp programlaması ve hemen her şeyi, daha olmadan evvel `mübin` bir Kitap`ta tespit ve takdir etmesidir.

    2- Kainatı yaratan Allah her şeyde öyle bir plan ve program tespit buyurmuştur ki dünden bugüne dünyanın dört bir yanındaki ilim adamları ve araştırmacılar, bu nizam, buahenk ve bu takdire tercüman olmaya çalışmaktadırlar.

    3- Biz de bu ölçüler içinde, insan iradesinin de dahil olduğu her şeyde külli bir kaderin hakim olduğuna inanırız. Şu baş döndürücü sistemlerin ve insanların münasebetlerinin belli bir plan ve program haricinde olması düşünülebilir mi?
     
  2. Suskun

    Suskun V.I.P V.I.P

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.242
    Beğenileri:
    276
    Ödül Puanları:
    6.230
    Yer:
    Türkiye
    Banka:
    2.052 ÇTL
    Kainatın Kader Ve Nizamı


    Birçok insan, ancak tabii bir afetle, bir trafik kazasıyla karşılaştığında, doğuştan eli veya ayağı olmayan birini gördüğünde veya arzu etmediği bir durumla yüzyüze geldiğinde kaderi hatırlamaktadır. Bazıları ise kaderi, sadece, insanın günah veya sevap işlemesi, zengin veya fakir olması şeklinde anlarken, bir kısmı da istemediği bir şekilde neticelenen bir işin mesuliyetinden kaçmak istediğinde kaderi aklına getirmektedir. Neredeyse kader; sadece felaketler, kazalar, hastalıklar... gibi insanın arzu etmediği şeylere hasredilmektedir.

    Acaba iman esaslarından biri olan kader, sadece felaketlerle ve insanın fiilleriyle mi ilgili? Bu kadar küçük bir sahayı ilgilendiren bir mesele niçin iman esaslan arasında zikredilsin? Kısaca, zannedilenin ötesinde, iman esaslarından biri olan kader nedir, neleri ihtiva etmektedir?

    İslam dininde, iman esasları arasında kadere imanın önemli bir yeri vardır. Çünkü kadere iman, tevhid akidesiyle doğrudan alakalıdır. Zira, kaderi inkar edenin tevhid akidesine sahip olması mümkün değildir.

    “Kader, kelime olarak ölçü, denge, plan ve program, şekil verme, tayin ve tesbit etme demektir. Istılah olarak ise “kader”, sonsuz ilme sahip, geçmiş, hal ve geleceği bir nokta gibi görüp bilen esasen kendisi için geçmiş, hal ve gelecek diye zaman dilimleri bahis mevzuu olmayan Cenab-ı Hakk’ın, mikro alemden makro aleme, zerrelerden sistemlere ve gelecekteki bütün hayatıyla insana kadar en küçükten en büyüğe bütün kainatı ilmi planda, ilmi vücudlarıyla “planlayıp programlaması, plan ve projeleriyle” kesip biçmesi, tayin, tesbit, tasnif ve takdir etmesi ve bütün bunları tasarı ve ilmi plandan alıp, irade, meşiet ve kudret planına geçirmesi ve harici vücud meşherlerinde, halk aleminde göstermesi için hemen her şeyi daha olmadan evvel “Mübin” bir kitapta tesbit ve takdir etmesidir.’

    İslam’ın kader anlayışı sadece insanla değil, zerreden galaksilere kadar topyekün katinatla ilgilidir. Kur’an’da, içinde “kader” kelimesinin geçtiği ayetler göz önüne alınınca bu husus açık bir şekilde görülür:

    “Şüphesiz biz her şeyi bir “ölçüye göre” yaratmışızdır”(Kamer,49)

    “...Allah’ ın yanında herşey, bir “ölçüye” göredir” (Ra’d, 8) gibi ayetlerden de anlaşıldığı gibi, kainatta hiçbir şey tesadüflere bağlı olmayıp, bir plan ve programa tabidir.

    19. asırdan itibaren insanlığın dinden uzaklaştırılması ve kalplerden Yaratıcı fikrinin silinmesi için ilim adına insanlık saptırılarak, son derece mükemmel bir nizamın hakim olduğu kainatın bir tesadüfler zinciri neticesinde bugünkü haline geldiği ispat edilmeye çalışılmıştır. Materyalizm, determinizm ve Darwinizm gibi felsefi akımların temel düşünceleri bu noktada temerküz etmektedir.

    İşte müslümanı bu çeşit yanlış düşüncelerden ancak kader inancı kurtaracaktır. Çünkü kader, kainatta tesadüf olmadığının ve her şeyin ilim, irade ve kudret sahibi biri tarafından tanzim edildiğinin ifadesidir. Bu sebeple kaderin isbatı, doğrudan tevhidin isbatı olmaktadır.

    Kainatta mevcut olan nizam ve ahenk inkar edilemez. Herşey bir kanuna göre cereyan etmekte, hiçbir şeyde başıbozukluk görülmemektedir. Eğer böyle hassas bir düzen olmasaydı hiçbir ilimden bahsedilmezdi. Bir anlık, kainatın bugünkü haline tesadüfler neticesinde geldiği düşünülecek olsa bile, bu hale gelen katinatın yine bir tesadüf neticesinde yıkılması, nizamın bozulması, gerekirdi. Çünkü tesadüfler dünyasında kanun, nizam ve ahenk aranmaz. Kainattaki düzen bozulmuyorsa, o düzeni koyan ve devam ettiren biri olmalı değil mi?

    İslam dininde kaderin sadece insana münhasır olmadığını ifade etmiştik. Ancak, yaratılış gayelerinin farklılığı sebebiyle insan kaderiyle diğer varlıkların kaderi arasında bazı farklılıklar vardır. Bu farklılığı göz önüne alarak, daha iyi anlaşılması için kaderi: İnsan dışındaki varlıkların kaderi ve insanın kaderi diye iki grupta ele alacağız. Burada birinci tür kader üzerinde durulacaktır.

    İnsan Dışındaki Varlıkların Kaderi

    Kader mevzuunu daha iyi anlayabilmek için öncelikle insan dışındaki varlıklara bakmakta fayda vardır. Çünkü kaderin anlaşılmasını zorlaştıran unsurlardan en önemlisi insanın, irade-i cüziyesi, yani fiillerinde hür olup olmaması durumu ve bu hürriyetin kaderle telif ve tevfikidir.

    Diğer varlıklar, insan gibi imtihan maksadıyla yaratılmamışlardır. Bu sebeple kendilerine irade ve hürriyet verilmemiştir. Yani insanın dışındaki varlıklar bütün hususlarda kaderin mahkumudurlar. Bu sebeple onların üzerindeki kader mührü daha açık gözükmektedir. Canlı-cansız diğer bütün varlıklar kaderin kendilerine biçtiği rolü yerine getirirler. Yaptığı işleri iradesiyle değil, sevki İlahi ile kaderin mahkumu olarak yaparlar.

    Kader, Allah’ın ilim, irade ve kudret sıfatının neticesidir. İlmi, iradesi ve kudreti sonsuz olan Allah(c.c), istediğini, istediği şekilde yaratır. Kainatta en küçüğünden en büyüğüne kadar her şeyde bir nizam ve ahenk müşahede etmekteyiz. Bir Kudret Eli onlarda istediği gibi tasarrufta bulunmakla, bir gayeyi tahakkuk için onlara istediği vazifeyi vermektedir. Tabiata Yaratıcı tarafından konulan kanunlar, İlahi kaderin bir parçasıdır. Yerçekimi kanunu, suyun kaldırma kanunu, dünyanın güneş etrafında dönmesi, dönüş hızı, yörüngesi, gece-gündüzün müddetleri, mevsimler vs. hepsi kader dairesinde cereyan etmekte ve bunların kaderlerinde bir değişiklik görülmemektedir. “Allah’ ın koymuş olduğu kanunlarda bir değişiklik bulamazsın” (Fatır, 43).

    Kader, bir bitkinin mahiyetini küçücük çekirdekte depo etmekte, aynı toprak, su ve havadan gıdalanan iki farklı ağaçtan renk, koku ve tatlan tamamen farklı meyveler kader tezgahında işlenerek bize takdim edilmektedir. Bütün bunlar hassas bir programın (kaderin) neticesidir.

    Cansız ve şuursuz varlıkların da akıllı ve şuurlu gibi hareket etmeleri onların bir gayeye göre, Yüce bir varlığın emrinde hareket ettiklerini gösterir. Ozon tabakası cansız ve şuursuzdur ama, ona son derece akıllıca işler yaptırılmaktadır; güneşten dünyamıza gelen zararlı ışınları fezaya geri çevirirken, hayat için lüzumlu olan ışınlan dünyaya salmaktadır. Cansız ve şuursuz bir maddenin yaptığı akıllıca iş, tesadüfün neticesi olamaz. Olsa olsa her şeye gücü yeten ve her şeyi bilen bir Zat’ın ona yüklediği bir vazife olabilir.

    Yüce Allah, kader dairesinde yüz küsur elementten canlı-cansız pek çok farklı muhtevadaki varlıkları yaratmış, herbirini aynı hususiyetlerle donatmıştır. Aynı şeyden, birbirinden çok farklı şeylerin meydana getirilmesi nasıl tesadüf olur? Elmasla kömürün temeli karbon elementidir. Ama ikisi arasındaki fark kıyas edilemeyecek kadar büyüktür.

    Kader inancı, determinizmde olduğu gibi, kainatta meydana gelen bütün hadiseleri, birbirlerinin silsile halindeki sebebi ve bu sebepleri, doğurduğu neticeler (illetmalul) nazarıyla bakmaya engel olur. Çünkü kainattaki neticeler sebeplerle izah edilemez. Ancak insan, ülfetinden dolayı hadiselerdeki mucizevi yönü farkedememektedir. Bir hücreyi meydana getiren bütün kanun ve sebepleri bir araya getirerek canlı bir hücre meydana getirmek mümkün değildir. Sonra, bir canlı hücrenin meydana gelebilmesi için binlerce sebep gerekli. Bütün bu sebeplerin bir araya gelmesi de ancak bir İlahi programın neticesi olabilir. Ayrıca sebepler basit, iradesiz, şuursuz olmalarına rağmen neticeleri son derece mükemmeldir. Aynı çiçekleri dolaşan iki andan biri bal yaparken diğeri zehir yapmakta, küçücük bir arının yaptığı balı, ipek böceğinin dokuduğu ipeği bütün ilim ve teknolojisiyle insanoğlu yapamamakta, biri yanıcı, diğeri yakıcı olan hidrojen ve oksijenin biraraya gelmesinden bir yangın yerine söndürücü olan su meydana gelmektedir. Bir damla mayiden yaratılan insanın, dünyaya gelince elinin, ayağının, gözünün, kulağının, midesinin ve aklının olmasında sebeplerin hiçbir yaratıcı dahli yoktur. Elma ağacının, kavak ağacının aksine meyve vermesini gerektiren de kaderdir. Sebep gibi görünenler sadece imtihan dünyasında Müsebbibü’l esbab’a bir perdedir.

    Cansız varlıklarla aynı elementlerden meydana gelen insanın düşünen, konuşan, hareket eden bir mahiyete sahip olmasını ve onun ölümünü sebeplerle izah etmek mümkün değildir. Zira, insan öldüğünde biyolojik olarak bütün hücreleri canlıdır. En erken ölen beyin hücreleri, insanın ölümünden 4-6 dakika sonra ölmektedir. Ölen bir insanın kalbi bir müddet daha canlı kalmakta, böylece o kalp başkasına nakledilebilmektedir. Ölüm, Allah’ın Hayy isminin insan üzerindeki tecellisinin kalkmasıdır. Hayatı da ölümü de sebeplerle izah edememekteyiz.

    Yüce Allah, bazen de bir hikmete binaen umumi kanunlarında istisnalar göstermektedir. Soğuyan bütün maddelerin hacmi küçülürken, su soğuyunca genişlemektedir. Genişleyen suyun yoğunluğu azaldığından buz halindeki su sürekli üstte kalmaktadır. Böylece suda yaşayan canlılar ölümden kurtulmaktadır.

    Böylece kader bizi determinist bir düşünceden alıkoyup her şeyin arkasında bir hikmet elinin var olduğunu, canlı-cansız hiçbir şeyin kendi halinde başıboş olarak hareket etmediğini, sonsuz ilim, irade ve kudret sahibi olan Allah’ın emri altında olduğunu bildiriyor. Yazıyı kaleme atfetmek, kalemin arkasındaki eli görmemektir. İşte deterministler kaleme takılıp kalmakta, kalemin arkasındaki eli göremeyip “yazıyı yazan kalemdir” demektedirler


    Salih Akçadereli

     

Sayfayı Paylaş