1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Kalıpların Dışına Çıkın !

Konusu 'Kişisel Gelişim' forumundadır ve ZeyNoO tarafından 10 Haziran 2015 başlatılmıştır.

  1. ZeyNoO
    Melek

    ZeyNoO ٠•●♥ KuŞ YüreKLi ♥●•٠ AdminE

    Katılım:
    5 Ağustos 2008
    Mesajlar:
    58.480
    Beğenileri:
    5.784
    Ödül Puanları:
    12.080
    Cinsiyet:
    Bayan
    Meslek:
    Muhasebe
    Yer:
    ❤ Şehr-i İstanbul ❤
    Banka:
    3.064 ÇTL
    Kalıpların Dışına Çıkın !

    Geçmişten bu güne hafızamızı şöyle bir yoklayalım. Bu kalıpçı anlayışla insanların temel özelliklerini ve bilgi, düşünce, yetenek, karakter özelliklerini bir kenara iterek, kafamızda oluşturduğumuz kalıbın içine sokmaya gayret ettiğimizi görürüz.

    Nereye gidersek gidelim, nereye dönersek dönelim, ayrılmaz parçamız olan ölçüler ve kalıplarımız hep yanımızdadır. Yaşamın her yerinde, düşüncenin her boyutunda kullandığımız kalıplar. Yaşamı ve düşünceyi kolaylaştıran ancak sığlaştıran, tadına vardırmayan ve sınırlandıran kalıplar. Buna da çeşitli adlar koymuşuz. Yasalar, toplumsal kurallar, gelenek, görenek, töre, racon, yönetmelik, tüzük vbg. Bu kalıplar, bütün toplumlarda kendi içinde küçük değişiklikler gösterse de var olmuş ve yaşamın tam ortasında yerini almıştır.

    Bilgi, tecrübe, engin düşünce ve özgürlüğün yerine kalıpla hareket etmenin kolaylığını yaşayan bir toplumuz. Kalıp konusunda o kadar üretkeniz ki, kendimizi içine hapsettiğimiz kalıplardan başka, diğer insanlar için kalıpçılığı(Şablonculuk) acımasızca kullanırız. Kendi yaşamımızda başkalarının kurallarını uygulamanın sıkıntısını yaşarken, başkaları için kalıplar koymak yanlışından da vazgeçmeyiz.

    Geçmişten bu güne hafızamızı şöyle bir yoklayalım. Bu kalıpçı anlayışla insanların temel özelliklerini ve bilgi, düşünce, yetenek, karakter özelliklerini bir kenara iterek, kafamızda oluşturduğumuz kalıbın içine sokmaya gayret ettiğimizi görürüz.

    İnsan karakterini oluşturan temel faktörlerden biri çevresidir. İnsanın yetiştiği ve yaşadığı çevreye göre şekil alması çok normal bir gelişmedir. Ancak, yetiştiği çevreye yüklenen olumlu, olumsuz özelliklerden, o çevrede yetişen her insanın aynı oranda etkilenmesini beklemek yanlıştır. Maalesef bu yanlış uluslar arası bakış açısı ve değerlendirmelerden, bölge, şehir hatta semt eksenine kadar indirilerek yapılmaktadır. Bireyin hangi şehir, bölge, semtten olduğuna bakarak kendilerince oluşturdukları kalıbın dışında başka bir yapıda olduğunu düşünmezler. Bunu siyasi görüş, dünya görüşü, hayat felsefesi, zenginlik yada fakirlik ölçüsü, güçlü yada zayıf belirtisi, bilgili yada cahil, saygınlık, değerli gibi tanımlamalarda sıkça kullanırlar.

    Kıyafet, renkler, çeşitli semboller, doğum yeri, binilen araba markası, bitirilen okul, takılan kravat, uzun yada kısa saç, sakal, bıyık, başörtüsü, oturulan semt, takılan yüzük, küpe, bilezik, eldeki çanta ve son olarak eldeki telefon tanımadıkları kişi hakkında verecekleri ilk kararda çok önemli kalıp çeşitleri olarak yerini korur. Başkaları için kullandıkları bu kalıpçılığın farkında olduklarından, kendi dış görünümlerini de ona göre ayarlarlar.

    Kırmızı bir elbiseyi giymeye cesaret eden erkek sayısı azdır. Bıyıklarını uzatan, sakal bırakan erkek için de cesaret gereklidir. Bıyığı, sakalı her an başına önemli bir problem açabilir. Parmağına takacağı yüzüğün gümüş yada altın olması başkalarının onun hakkında tam tersi bir düşünceye girmesini sağlayabilir. Bilgi birikimi, dünya görüşü yüz milyonlarca insandan daha aydın, engin olduğu halde kıyafetinden dolayı bir kadın hiç değer görmeyebilir.

    Evrensel değerler ölçüsünde derin düşünceye, insan sevgisinde hümanist geçinenlerin saygıyla önünde eğilmesi gereken birinin bir siyasi gurupla birlikte adının anılması o kişinin cahil olduğu kanaatini doğurmaya yetebilir. Tıraşlı, takım elbiseli, kravatlı biri, bir de kendisine değişik bir hava vermeyi becerebilmişse her türlü saygı, ikram ve kolaylığı en baştan hak etmiş sayılır, ona göre davranılır. Bunun tam tersi, içinden geldiği gibi rahat giyinmiş biri gerçekten saygı duyulması gereken biri olsa dahi görülmez yok sayılır.

    Maddi gücü temsil eden araba, ev, telefon gibi değerlerle sınıf atlamayı düşünenler için bu kalıpçı bakış açısı bulunmaz fırsattır. Gittikleri lokantadan, alış veriş yapmaya gittikleri mağazaya kadar, hatta kamu personeliyle karşılaştıkları her an ayrı bir saygı, ayrı bir izzet ikram görürler. O gelenin karakteri, dünya görüşü, bilgi birikimi, dürüst olup olmadığı, saygın bir iş yapıp yapmadığı düşünülmez. O kişi verdiği maddi güç görüntüsüyle saygındır o kadar. Karikatürler de sürekli insanlar şekillerine göre tanımlanacak görüntüde çizilir. Göbekli, saçları dökülmüş, ağzında purosu olan bir tip, zengin, acımasız, cahil işadamı tipidir. Uzun diken diken sakallı, elinde tespihi olan yobaz ve din adamıdır. Geniş uzun elbiseli ve başında örtüsü olan çirkin kadın cahil, zavallı, çaresiz ev kadınıdır. Hatları iyice belli olarak çizilmiş güzel kadın ise aydın, çağdaş kadın tipidir. Bu şartlanılmış tiplemeler Türk sinema tarihinden bu güne kadar ve şimdi televizyon dizilerinde de verilmektedir.

    Bu kalıpçılık tarihte de yaşanmış olmalı ki; İnsanlar elbiselerine göre karşılanır, bilgileriyle uğurlanır mealinde sözler söylenmiş. Bunu bile bile, ısrarla başkalarını kalıpla değerlendirmeği neden yaparlar. İnsanı, sadece insan, yüreği olan, seven, sevmesini bilen, duyguları olan, saygınlığı insan ve canlı olmasından kaynaklanan, yaratanın verdikleriyle saygı göstermeyi, kabul etmeyi neden yapmazlar? Neden ön yargıyla hareket edip, insanı yargılayıp, varılması gereken sevgi buluşmasının önünü keserler? Binlerce defa yanıldıklarını göre göre tekrar yanılmayı niye göze alırlar? Bilmezler mi, yaptıklarının en büyük insan hakkı tecavüzü olduğunu? Bilmezler mi, haksız yere başkaları hakkında yanlış yargılarıyla hak yediklerini?

    Toplum barışı , sağlıklı ruh haline sahip bireylerin çoğalması, insanı insan yapan asıl değerlerin farkında olunması, bu değerlere sahip çıkılıp çoğaltılması için kalıplarla düşünmekten vazgeçilmesi gereklidir. Beyinlere işlenmiş tiplemelerin yerine aydınlıkla, engin, tarafsız düşünceyle sağlıklı değerlendirmeler konulduğunda sevmek daha da kolaylaşacak.

    İnsanın, sadece insan olarak görülüp, saygı duyulup, sevilip, değer verildiği, yaratanın insanın gönlünde olduğu, bir gönlün hoş edilmesiyle yaratanın da hoş edileceğinin bilindiği günleri yaşamak çok mu zor?

    Kalıplarla düşünmeyi, davranmayı Nasrettin Hoca ne güzel özetlemiş. Bilmezler mi, “ Ye kürküm ye”, “Marifet kavuktaysa”, “benmi hocayım, sen mi hocasın” fıkralarında verilmek istenen mesajı?

    Sırrı Çınar
     
    dderya bunu beğendi.

Sayfayı Paylaş