1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

"Kalpten Kalbe Giden Yollar Kapandı Tümüyle" Yazısı İle Fatma K. Barbarosoğlu

Konusu 'Okunası Yazılar' forumundadır ve LoSt_LoVe tarafından 29 Ağustos 2009 başlatılmıştır.

  1. LoSt_LoVe

    LoSt_LoVe Forum Onuru

    Katılım:
    12 Ekim 2008
    Mesajlar:
    4.011
    Beğenileri:
    29
    Ödül Puanları:
    2.880
    Yer:
    En sevdiğimin yanından :=)
    Banka:
    119 ÇTL
    Hayatına deniz karışmışların muhakkak rastladıkları bir uyarı vardır. Sahilde; denizin içine içine yürüyormuşçasına yakın bir konumdaysanız, ya da denizin kollarında iseniz şu uyarıya kulaklarınız aşinadır: “Açıktan geçen şilep dolayısıyla yoğun bir dalgalanma olacaktır. Lütfen çocuklarınıza sahip çıkınız.”

    Ya da deniz otobüsünün içinde dalgın dalgın kitap okurken tanıdığınız o mikrofonik sesin sizi sigara içmemek, cep telefonunu kapalı tutmak ya da güverteye çıkmamak konusunda ikaz eden sesini kanıksamış olarak farklı bir uyarı yaptığını algılamazsınız bile. O tanıdığınız ses bu defa demektedir ki “az sonra oluşacak dalga sebebiyle yolcularımızın dikkatli olması önemle rica edilir.”

    Uyarı böyle miydi bilmiyorum. Benim dışımda bütün deniz otobüsü yanımda oturan kızım bile gelebilecek dalganın etkisine kendini hazırlamışken ben aniden gelen dalganın etkisiyle deniz otobüsünün insanı ters-yüz eden hamlesine maruz kalınca gayri ihtiyarı kelime-i şahadet getirivermişim. Bir de baktım bütün yolcular bana bakıyor. Kızım “Korkma anneciğim geçti geçti” diyor. “Biraz önce geçen geminin dalgasını yedik o yüzden.”

    Durum o kadar trajik ki. Çünkü koca kadını (yani beni) teselli eden küçücük bir kız çocuğu. Ellerimi ovuşturuyor. Teselli etmeye çalışıyor. Korkmadım oysa. Tek suçum yapılan anonsu kaçırıp hazırlıksız yakalanmak.

    Yaşadığımız sosyal siyasi olaylar da öyle. Ne ki açıklardan geçen şilebin dalgaları konusunda kimse bizi uyarmıyor. Uyaranlar da çok acele tarafından geri kafalı, çağa yabancı, yobaz olarak yaftalanıp sesi duyulmaz, sözü okunmaz kılınıveriyor.

    Deniz otobüsünde yapılan anonsu bile duymama sebep olan şey 3G idi. Özellikle 3G'nin açıklayıcı tanıtım cümlesi: “Kablosuz telefonda üçüncü nesil.” Kızım sınıflarındaki bilmem kimin kaçıncı cep telefonunu aldığını ballandırarak anlatıyor, yeni telefonu ile 3G hizmetlerini “rahatlıkla” kullanabildiğinden bahsediyordu. O arkadaşlarına alınan cep telefonlarından bahsederken ben de ebeveynlerinin çocuklarını hiç düşünmediklerinden bahsediyordum. Kullandığımız her alet bizi azaltır. İnsanlığımızdan bir parça verir, yeni bir teknolojik oyuncak alırız. Çocuklarım bıkmışlardır benim bu cümlelerimden. Ama ne yapabilirim ki hakikatim ancak bu cümleler eşliğinde beni teknolojik hayatın bozgunlarından koruyor.

    “Sen biliyor musun” dedim kızıma, “Somalili gençler artık neden korsan?” “Bilmiyorum” dedi gözlerini kocaman açarak. En acımasız cümlemi kuruverdim. “İnsanların doymak bilmeyen teknolojik iştahı yüzünden!”

    “Nasıl yani” dedi. “Nasılı şu” dedim karşımda küçük bir kız olduğunu unutup. “Dünyanın zenginleri kendilerine teknoloji üzerinden mutluluk satın almaya kalkarken eskilerini, yani çöplerini fakir ülkelerin denizlerine atıyorlar. Daha birkaç yıl öncesine kadar balıkçılıkla geçinen Somaliler denizlerindeki balıklar tükenince insanları avlamaya başladılar. Korsan ne demek. İnsan avlayan demek.”

    II-

    Keşke felsefeciler, fütürologlar, sosyologlar, sosyal psikologlar, psikiyatrisiler hayatımıza giren her yeni ürün için insanları uyarıcı öngörüler oluşturabilirseler. İnsanlar bu öngörüleri dikkate alabilecek duyarlılıklar geliştirebilse.

    Ne kadar olmaz bir şey söylüyorum değil mi?

    Üstelik geçen haftayı 3G ile gazete çıkardık neşesini sonuna kadar yaşamış meslektaşlarıma ihanet ederek.

    Hayatı zaruret miktarı yaşamayı ilke edinmiş biri olarak her teknolojik aletin hayatımızdan alıp götürdüklerine bakıyorum da getirdiklerini elimin tersi ile itivermek hiç zor gelmiyor.

    Telefon ansızın karşılaşma telaşını “ay ne iyi ettiniz de geldiniz” sürprizini imha etti. Telefon yokken ansızın çalınan kapılar telefon ile birlikte daha az çalınır oldu. Yatılı misafirlikler telefon ile birlikte çıktı hayatımızdan. Dostlarımız ve akrabalarımız da çıkmış oldu böylece.

    Cep telefonu kalpten kalbe giden yolu imha etti. Herkesin birbirini denetlemeye kalktığı bir zaman israfı armağan ederek. Herkes herkesin “nerede olduğunu bilecek. Yok öyle bir şey. Biz birbirimizi denetlediğimizi sanırken hepimizi “merkez” denetliyor işte.

    Görüntülü telefonun zihindeki fotoğrafları imha edeceğini öngörüyorum. Hiç kimseyi düşünmeyecek, hiç kimsenin resmini zihnimizde taşımayacağız.

    Cep telefonu hayatımıza girdiğinden bu yana “yakındaki” dostlarımızı ihmal edip sesi bir aletin içinden gelene öncelik verir olmuştuk. Esasında öncelik verdiğimiz sesini duyduğumuz dostumuz değil. Aletin kendisiydi sevdiğimiz. Dostun sesi bir vesileden ibaret. Görüntü de öyle olacak. Görmek istediğimiz dostumuzun, kardeşimizin yüzü olmayacak. Alete yansıyan bir meta olarak bize bakan yüz olacak.

    III

    Çocukluğumun evlerinde küçücük kilerler vardı. Bir çuval patates, bir teneke peynir ve kendi doldurduğumuz sucuklar, el yapımı tarhanalar, erişte çuvallarının dizildiği.

    Aniden bastıran misafir dert değildi. İlle yaz günlerinde rahmetli büyükannem aniden bastıran misafirleri içeri alırken “büyükbaban bu akşam bir karpuz getirse” derdi. Size tuhaf gelecek ama o karpuz her zaman gelirdi.

    Ya da kapıda bir sürpriz olarak bulduğumuz eski bir ahbabımız, eski bir komşumuzla karşılaşınca ilk cümle şu olurdu: “İnanmayacaksınız ama daha dün sizi andık. Ne kadar da göreceğimiz gelmişti. Ne iyi ettiniz de geldiniz.”

    IV

    Gençler görüyorum birbirlerini iki üç kere “çaldıran.” “İki kere çaldırırsam seni düşündüm, üç kere çaldırırsam yemeğe çıktım.”

    Özdemir Asaf “Herkesin bir hikayesi vardır ama herkesin bir şiiri yoktur” diyordu. Galiba hikayelerimiz de olmayacak. Çünkü her yeni alet bir hikayeyi öldürerek dahil oluyor hayatımıza.

    3G'nin öldürdüklerini dizilerde seyretmeye başlarız yakında. Çapkınların mekan delili olarak 3G teknolojilerini kullanmasına yönelik “yeni nesil yalanlar” eşliğinde. Öyle ya kablosuz telefonda üçüncü nesil olarak hayatımıza giren teknolojiye ancak yeni nesil yalanlar yakışır.



    [Linkleri görebilmek için ÜYE olmalısınız!..]
     

Sayfayı Paylaş