1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Kanuni Mersiyesi, Özellikleri ve Baki

Konusu 'Edebiyat / Kitap' forumundadır ve Suskun tarafından 29 Ekim 2010 başlatılmıştır.

  1. Suskun

    Suskun V.I.P V.I.P

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.242
    Beğenileri:
    276
    Ödül Puanları:
    6.230
    Yer:
    Türkiye
    Banka:
    2.052 ÇTL
    “ TERKÎB-İ BEND’DEN

    Mersiye-i Hazret-i Süleymân Hân aleyhi’r-rahmetü ve’l-gufrân
    (Birinci bend)
    Ey pây-bend-i dâm-geh-i kayd-ı nâm ü neng
    Tâ key hevâ/yi meşgale-i dehr-i bî-direng

    An ol günü ki âhir olub nev-bahâr-ı ömr
    Berg-i hazana dönse gerek ruy-ı lale-reng

    Âhir mekânının olsa gerek cür’a gibi hâk
    Devrân elinde irse gerek câm-ı ayşa seng

    İnsân odur ki âyine veş kalbi sâf ola
    Sînende n’eyler âdem isen kîne-i peleng

    İbret gözünde niceye dek gaflet uyhusu
    Yetmez mi sana vâkıa-i şâh-ı şîr-çeng

    Ol şeh-süvâr-ı mülk-i saâdet ki rahşına
    Cevlân deminde arsa-i âlem gelürdi teng

    Baş eğdi âb-ı tîğına küffâr-ı Engerüs
    Şemşîri gevherini pesend eyledi Freng

    Yüz yire kodu lûtf ile gül-berg-i ter gibi
    Sanduka saldı hâzin-i devrân güher gibi

    (İkinci bend)
    Hakka ki zîb ü ziynet-i ikbâl ü câh idi
    Şâh-ı Skender-efser ü Dârâ-sipâh idi

    Gerdûn ayağı tozuna eylerdi ser-fürû
    Dünyâya hâk-ı bâr-gehi secde-gâh idi

    Kem-ter gedâyı az atâsı kılurdu bây
    Bir lûtfu çok mürevveti çok pâd-şâh idi

    Hâk-ı cenâb-ı Hazreti der-gâh-ı devleti
    Fuzl u belâgat ehline ümmîd-gâh idi

    Hükm-i kazâya virdi rızâyı egerçi kim
    Şâh-ı kazâ-tüvân ü kader-dest-gâh idi

    Gerdûn-ı dûna zâr ü zebûn oldu sanmanuz
    Maksûdu terk-i câh ile kurb-ı İlâh idi

    Cân ü cihânı gözlerimiz görmese n’ola
    Rûşen cemâli âleme hurşîd ü mâh idi

    Hurşîde baksa gözleri halkın dolagelür
    Zîrâ görünce hâtıra ol meh-likaa gelür

    (Beşinci bend)
    Gün doğdu şâh-ı âlem uyanmaz mı hâbdan
    Kılmaz mı cilve hayme-i gerdûn-cenâbdan

    Yollarda kaldı gözlerimüz gelmedi haber
    Hâk-i cenâb-ı südde-i devlet-meâbdan

    Reng-i izârı gitdi yatur kendü huşk-leb
    Şol gül gibi ki ayru düşübdür gül-âbdan

    Gâhî hicâb-ı ebre girer Husrevâ felek
    Yâd eyledikçe lütfunu terler hicâbdan

    Tıfl-ı şirişki yerlere girsün duâm odur
    Her kim gamından ağlamaya şeyh u şâbdan

    Yansun yakılsun âteş-i hecrinle âftâb
    Derdinle kara çullara girsün sehâbdan

    Yâd eylesün hünerlerüni kanlar ağlasun
    Tîğın boyunca kara batsun kırâbdan

    Derd ü gamınla çâk-i girîban idüb kalem
    Pirâhenini pâralesün gussadan âlem

    (Altıncı bend)
    Tîgın içürdü düşmene zahm-ı zebânları
    Bahsetmez oldu kimse kesildi lisânları

    Gördü nihâl-i serv-i ser-efrâz-ı nizeni
    Ser-keşlik adın anmadı bir daha bânları

    Her kande bassa pây-semendin nisâr içün
    Hânlar yolunda cümle revân etdi kanları

    Deşt-i fenâda murg-ı hevâ durmayub döner
    Tîgın Hudâ yolunda sebîl itdi cânları

    Şemşîr gibi rûy-ı zemine taraf taraf
    Saldın demür kuşaklı cihân pehlevânları

    Aldun hezâr büt-kedeyi mescid eyledin
    Nâkuus yerlerinde okutdun ezânları

    Âhir çalındı kûs-ı rahîl itdin irtihâl
    Evvel konağın oldu cinân bûstânları

    Minnet Hudâya iki cihânda kılub saîd
    Nâm-ı şerîfin eyledi hem gaazi hem şehîd

    Şair Baki
    [​IMG]
    7 Nisan 1600 yılında, İstanbul'da vefat etti. 16. yüzyılda şairler sultanı olarak anılan şairimizdir.




    1526 yılında İstanbul'da doğduğu tahmin edilmektedir kesin bir tarihi yoktur. Bâki'nin asıl ismi Mahmud Abdülbâki'dir. Aslında fakir bir ailenin çocuğu idi, babası müezzin Çocukluğunda sarraç çıraklığı yapmıştır.

    Eğitime, ilme olan büyük tutkusu fark edilmeye başlanınca ailesi medreseye devam etmesine izin vermiştir; zira başlarda medreseye kaçak, ailesinden gizli gitmekteydi. Gayretleri ile iyi bir eğitim görmüş, dönemin ünlü müderrislerinden ders almıştır. Eğitimi boyunca şiire olan ilgisi giderek artmış ve güçlü kaleminin ünü de yavaşça yayılmaya başlamıştır. Eğitimini tamamladıktan sonra çeşitli medreselerde müderrislik yapmıştır.Kanuni Sultan Süleyman zamanında zekâsıyla fark edilmiş ve saraya girmiştir.Kazaskerlik gibi devlet hizmetlerinde bulunmuş,Kanuni Sultan Süleyman'ın ölümünden sonra da, İkinci Selim ve Sultan Üçüncü Murat zamanlarında, Mekke ve İstanbul kadılığı görevlerini yürütmüştür.

    Sultan Üçüncü Murad zamanında sürgüne gönderildiyse de bir süre sonra affedilerek yine İstanbul'da önemli makamlara getirilmiştir.Yaşlılığında Şeyhülislam olmak istese de bu göreve getirilmemiştir. 1600 yılında, İstanbul'da vefat etti.

    Baki, şeyhülislâm olamadığı için, değerinin bilinmediğine inanıyordu. Bir şiirinde:

    "Kadrini seng-i musallada bilüp ey Baki

    Durup el bağlayalar karşına yaran, saf saf."

    beyti ile bu duygusunu açığa vurur .Tabutu musalla taşına konduğu zaman, namazını kılmak için önünde duran, zamanın şeyhülislâmı Sunullah Efendi, bu beyti yüksek sesle okur ve gözyaşlarına hakim olamaz.

    Ebedi Şahşiyeti:

    Bâki Osmanlı'nın en güçlü devirlerinden birinde yaşamıştır, bu da pekâla onun şiirlerine ve şiirlerinde kullandığı temalara yansımıştır. Aşk, yaşamanın zevki ve doğa şiirlerinin başlıca konularıdır. Her ne kadar şiirlerinde tasavvuf etkisi veya tema olarak tasavvuf bulunmasa da, tasavvufta da özel bir mahiyeti olan aşk mefhumunu sık sık konu alması itibariyle, dîvânı mutasavvıflar tarafından çok sevilir.

    Tekniği güçlüdür, şiirlerinde yakaladığı ahenk ve akıcılık fark yaratır. Dil kullanımında çok yeteneklidir. Şiirlerinde İstanbul Türkçesini başarıyla kullanmıştır. Ahenk ve musikiye önem vermiş;söz seçiminde titiz davranmıştır. Genellikle din dışı konuları işlemiştir. Şiirlerinin oluşturduğu tını, musiki de şiirlerinin farklı bir özelliğidir. Türk, Divan şiirinin dönemin ünlü akımları ve eserleri seviyesine ulaşmasında çok büyük katkısı olmuştur. 16. yüzyılda şairler sultanı olarak anılan şairimizdir.

    Eserlerinden biri de Kanunî Sultan Süleyman'ın vefatı üzerine yazdığı "Mersiye-i Hazret-i Süleyman Han" isimli mersiyedir. Bu mersiye hem teknk olarak güçlü yapısı hem de ahengi ve dönemin ruhunu, özellikle edebiyat tarzını, güzel bir şekilde ifade ettiği için en ünlü mersiyelerden birisi olmuştur

    Başlıca eserleri :

    Dîvân-(4508 beyitlik, en önemli eseri)
    Fazâ'ilü'l-Cihad
    Fazâil'i-Mekke
    Hadîs-i Erbain Tercümesi
    Kanuni Mersiyesi

    Baki'nin gazellerinden, "Baki kalan bu kubbede bir hoş sada imiş." sözü dilimize yerleşmiştir.


    Eserlerinden Örnek :

    "Yârdan cevr ü cefâ lûtf u kerem gibi gelür
    Gayrdan mihr ü vefâ derd ü elem gibi gelür


    Firkat-ı yâr katı zâr u zebun itdi beni
    Döymeyem mihnet-i hicrâna ölem gibi gelür


    Uydurup leşker-i uşşâkını ol şâh-ı cihân
    Nâz ile salını salını alem gibi gelür


    Dil-i pür-hûn elem-i aşkun ile cûş ideli
    Çeşme-i çeşmün akan suları dem gibi gelür



    Mersiye-i Hazret-i Süleyman Han Bakî'nin I. Süleyman'ın ölümü üzerine yazmış olduğu mersiye formundaki yapıtıdır. Şekil, dil ve arûzu kulanma bakımından ulaştığı başarı nedeniyle divan şiirinin en önemli yapıtları arasında sayılmaktadır. Yedi bentlik Kanunî Mersiyesi’nde Bakî büyük hükümdarın ölümünden duyduğu üzüntünün yanında o devrin ihtişamını da anlatır.Aşağıdaki beyit devrin ihtişamını yansıtmaktadır
     

Sayfayı Paylaş