1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Karşılıksız aşk mi? Hayal mi? Yoksa gerçek bir sevda mı?

Konusu 'Okunası Yazılar' forumundadır ve KıRMıZı tarafından 19 Haziran 2008 başlatılmıştır.

  1. KıRMıZı
    Aşık

    KıRMıZı TeK BaşıNa CUMHURİYET V.I.P

    Katılım:
    22 Şubat 2008
    Mesajlar:
    27.171
    Beğenileri:
    4.754
    Ödül Puanları:
    11.580
    Cinsiyet:
    Bayan
    Meslek:
    Karmaşıkkk
    Yer:
    TÜRKİYE
    Banka:
    329 ÇTL
    Kırgın durduğuma bakma, aslında bende her şey aynı. hüzünlere olan bu bağlılığım, eskiden kalma. hüzünler biraz daha sanki bana benziyor.
    "hiç değişmeyeceksin" diyor bir dostum. bu söz , tarifi imkansız bir mutluluk veriyor bana. aslında yeni bir başlangıç için; yaşım ve rüzgar müsait. ama gerekli dermanı dizlerimde ve yüreğimde bulamıyorum. yokuşları çıkarken yaşıma yakışmayan bir daralma oluyor nefesimde. bu darlıkta neyi değiştirebilirim ki? yaşım daha küçük yüreğimden.
    'neyse' deyip toparlanmalıydım artık. dökülen cümlelerimi, kırılan gençliğimi, darmadağın olan hayatımı onarmalıydım ve yeniden kalkabilmeliydim düştüğüm yerden. bu kadar hassas olmanın vakti değildi artık. küçük yaralarımla uğraşarak kaybedecek vaktim yoktu. zira hayatın tutunacak dalları vardı. asılmalıydım ben de zayıf kollarımla hayata; sabrı öðrenmeliydim. sıkıca tutmalıydım bana uzanan elleri.

    değişmem zor aslında. acılar hep aynı çünkü. acılarım hep aynı...

    yine de değişmeliyim, ey rüzgarlı hüznüm. ne tarafa eseceğin belli değil, biliyorum. biliyorum, denizi özlemem de kar etmez. kim bilir belki masal olsaydı yaşadıklarım, bir umut olurdu hep Kafdağı’nın ardında. ama masal değil yaşadığım, biliyorum. belki de oturup ağlayarak başlamalıyım değişmeye... oturup ağlamalıyım halime.

    belki tebessümlerimin bereketsizliği de terk eder beni böylece, kim bilir.

    Tüm bu hüzünler dokuz sene önce girdi hayatıma... Çok klasik bir hikaye olmasına ve sonucu belli olmasına rağmen üzülmekten kendimi alamadım... Ona hayırsızın biri mi demek lazım, yoksa ne istediğini bilmeyen biri mi? Onunla geçirdiğim her şeye rağmen bunu hala bilmiyorum...

    belki de değişmeye ağlamakla değil, yaşananlarla yüzleşerek başlamalıyım dostum... artık beni dinleyen yok, sen dinler misin?

    onu kendimi bildim bileli tanıyordum ama nasıl biriydi bilmiyordum. sadece onun hakkında konuşmalar duyuyordum bazıları çok iyiyken bazıları oldukça korkutucuydu. o yorumlar daha onun yanına yaklaşmadan korkutmuştu beni. zaten hayatım korkarak geçti sürekli bişeyleri kaybetme korkusuyla.

    kaybettim mi diye sorarsan, bu kadar korkama rağmen kazandıklarım kaybettiklerime nazaran çok fazla neyseki ama yüzüm gülüor mu? hayır!

    belki de onunla kaderim birdi... belki de... çünkü hiç yanına yaklaşmadan ondan etkilenmeden onunla konuşmadan onunla oynamaya başlamıştım. ilk sohbetimizdi... başka biriymiş gibi yapıp onu kandırmıştım hatta delirtmiştim.. bulduğu yerde beni döveceğini bile söylemişti sonra da bir gün hadi döv bakalım diye karşısına çıkmıştım... uzaktan tanıdığım bu çocukla her şey bu lafımla başlamıştı... o zamanki oynum beni de içine aldı ve hiç beklenmedik yollara düşürdü... o gün ona bunları dediğim zaman şimdi geldiğimiz duruma geleceğimi biri söylese herhalde inanmazdım.. o kadar eski ki... yanlış hatırlamıyorsam yıl 1998...

    onunla kendimize göre sohbetler ediyorduk sanal bir şekilde... birşeylerin verdiği cesaretle ona kafa tutuyordum ama aşk denilen şey yoktu sadece eğlence... ama bi anda her şey dğeişti.. 1999 yazında tanıştığım biri beni ona yaklaştırdı. Deli cesaretiyle herkesin korkuyla bahsettiği bu kişiye her geçen gün daha da yaklaşıyordum.. Ve bir anda her şey daha da farklı bir yola girdi... Beni onunla her gün biraraya getirdi. Sabah, öğlen, akşam... O, hayatımın merkezi oldu. İstemeden, öylesine... Önce sohbetler başladı, sonra küçük kavgalar ve ardından güçlü bir arkadaşlık.

    nedense hiç kimsenin bizi birbirimizden daha iyi tanıyamacağını düşünürdüm... yaşanan onca an, paylaşılanlar konuşulanlar geçen yıllar bizi birbirimiz konusunda eksper yapmıştı. ilk kavgamız, ilk sarılışımız, ilk öpüşümüz, ilk bara gidişimiz, ilk içkimiz, ilk tatilimiz... bu ilkler saymakla bitmezdi ve biz onlar sayesinde her geçen gün kavgalar şiddetlense de kopamadık birbirimizde....

    Belki her şey benim inadım yüzünden bugünlere geldi... belki de ben beni istemeyen birinin hayatında zorla yer almak içn çaba sarf ettim.. karşılıksız yaptığım iyilikler, koşulsuz sevmem, her istendiğinde yanında olmam ve saflığımdı onun hayatında kalmamı sağlayan bana olan sevgisi değil... acaba düşünüyorum da bir insan sırf biri iyi ve onu üzmek istemiyor diye istemediği birine hayatında yer verir mi? işte ben bu sorunun cevabını arıyorum yıllardır... buldum mu diye sorarsanız çoğu kez ama ya kendimi kandırdım ya da bilmemezlikten geldim. Ne yazık ki bulduğum cevap: evet bulundururdu! Sevgi ve aşk birini yanında tutman için tek yeterli sebepler değildi.. menfaat bunların önüne geçiyordu.. İşte galiba bizim ilişkimiz çıkar ilişkisi olarak başlamasa da, yıllarca uzamasına neden olan oydu... Sürekli tilkinin kürkçü dükkanına dönmesinin de...

    Çünkü kürkçü dükkanında hayat kolaydı. Biraz akslik ve kavgalar olsa da, istendiği eninde sonunda yapılıyordu, verilen sevgi saygı ise ona yeterliydi. Ama kimse bu kadar kusursuzluğun içinde kalmaktan hoşlanmaz. Aynen onun gibi... Sevilmek ona hiçbir zaman yeterli gelmedi, o sevgi adamıydı... sevilmekten çok sevmeyi seviyordu... Sürekli değişen aşklar, her sene farklı bir kıza 'hayatımın aşkı ve bu sefer farklı' demeleri onu anlamanız için yeterli herhalde...

    o farklıydı göründüğünden çok farklı... işte dokuz sene evvel beni ona bağlayanda görünenin arkasındakileri görmemdi... herkesin korktuğu yanına yaklaşmaktan çekindiği bu çocuğun inatla dibine girmiştim.. daha önce de söylediğim gibi deli cesaretiyle... başarmıştım da... kimsenin görmediği yüzünü görmeyi...

    iyi kalpliliğini, aşk dolu olmasını, arkadaşlarına önem vermesini, hayattan çok korkmasına rağmen ona olan bağlılığını, klasikliğini, korkularını, ümitlerini, hayallerini her şeyi zamanla öğrendim... Değer verdiği zaman herkesin hayran kalacağı bir insan haline gelebileceğini bile.. Ben bunları yaşadım mı, evet ara sıra... bazı seneler ayda bir, bazı seneer her hafta bazen ise yılda iki kez... ama yaşadım.. onun sevgisini hissettiğim anlar oldu, anında kaybetsem de... ne zaman yanımda gerçektende var olduğunu hissetsem nedense hemen yok oldu... hala da öyle... bana karşı yaklaşmak için attığı her adımdan çok kısa bir süre kaçmak için 10 adım geri atıyor... neydi bende onu bu korkutan merak ediyorum.. sürekli gelmesine rağmen hemen kaçmasına neden olan?

    bu sorular benim kafamı karıştıran hiç bir zaman sevgisinden emin olmadığım bir insanın hayatında kalmak için olan inadım... başkasını hayatıma sokamam... soktuğum zaman ise yolların sonunda hep onun çıkması... kader mi bu? olamaz ne yazık ki... kaderlrimizin bir olduğuna çok insan inansa da, ben inanmıyorum

    dokuz senedir elimi uzatsam dokunabildiğim kişinin kalbine girmeyi hiçbir zaman başaramadım çünkü... o kalp bütün tatlılığıyla yanımda durmasına rağmen ulaştığım anlar o kadar nadir ki... oysa o benim hep yanımdaydı... sevgilileri olsa bile benden hiç uzaklaşmadı tamamen... beni kaybetme riskine girmedi... hep bu anlamsız adı sanı olmayan ilişkimize bir nokta koyarken sınırından döndük...

    keşke hiç yıllar ilerlemeseydii küçükken her şey ne kadar güzel ve saftı... kimse benim deliliklerime laf etmezdi ama ya şidmi herkesin gözü eleştirileri üzerimde... haklı olarak insanlar ne mutluluğumu ne üzgünlüğümü paylaşıyorlar.. onlar bende bıktı ama ben bu ilişkiden bıkmadı... ama yoruldumm ilk yılların güzelliğine geri dönmek isterdim...

    1999 yılına... her şeyin daha yeni başladığı kendime bile ona aşık olduğumu itiraf edemediğim günlere... bugün bile hala tek kaybetmediği o bakışlarıyla bana bakardı uzaklardan... sabah kalktığında... ders aralarında... öğlen yemeklerinde.. akşam sohbetlerinde... hep benimle bir şeler paylaşmak isterdi.. daha ehliyeti yokken arabayı kaçırır gelip alırdı beni.. bana araba kullanmayı bile öğretmeye kalkmıştı...

    hiç durmadan aramızda fiziksel hiçbir şey geçmeden saatlerce sohbet ederdik okul yollarında... hatta bununla yetinmez eve döndüğümüzde bile devam ederdik... o zamanlar üstelik bana verdiği sözleri tutardı... ilk dışarı çıktığımız günü hatırlıyorum.. artık bizi engeleyecek hiçbir şey yok dediğim kar yağıştı yollar kapanmıştı ama o pes etmemişti... 20 0cak'tı çok iyi hatırlıyorum kendi evindne benimkine karlı yollarda yürümüş beni almıştı... ilk kez beraber yemek yemiştik, sinemaya gitmiştik...

    o günlerde kafamda acaba benimle çıkacak mı soruları gezerdi... şimdi ise artık çıkmayacağına emn olarak dolanıyorm etrafımda... o güzel günden sora 20 ocak benim için çok önemli oldu, hiç farkında olmasak ta yıllarca da hep o gün birlikteydik... en sonuncusunda ise kalktığımda onu görmek bana birbirimizden vazgeçmemizin zor olduğunu göstermişti ama nereden bilebilirdim ki o günün akşamı hayatımın aşkı dediği başka bir kızla çıkmaa başlayacağını... onun için benden uzaklaşacağı... şimdi düşünüyorum da o günler bile geride kaldı... hayatının aşkı bizim dostluğumuzu mahvedip gitti ve geriye yine benle o kaldık...

    belki de haklıydı... bana 'hayatımda ne kızlar geldi geçti ama arkaya dönüp baktığımda aklıma tek gelen sensin' dediğinde... ama ben arkada kalanlardan mı olmak isterdim yoksa hayatının sonuna kadar bir sığıntı gibi onunla olmak mı bilmiyorum... son zamanlarda da kafamı kurcalayan soruların arasına bunu da soktum.. belki de benimle çıksaydı ben şu anda sizlere bunları yazmıyor olacaktım hatta onunla ne konuşuyor ne de bir çok ilki yaşamış olacaktım... diğer hayatının aşkları gibi gelip kalbinin tacı olup sonra da gidecektim.. ama şimdi sabrediyorum her aşkı uzaktan seyrederek... kalıcı olsam da onlar gibi sevilemeyceğimi bilerek çünkü ben onun arkadaşıydım ona göre...

    sürekli bunu demesi beni çileden çıkarıyor... bir tarafından delilercesine aşık olduğu bir ilişki nasıl arkadaşlık olarak tanımlanır. Eğer bu arkadaşlıksa neden sürekli kavgalar ediliyor, kıskançlıklar yapılıyor, yaşananlar gizli yaşanıyor, bakışmalar kaçamak gerçekleşiyor ve konuşulanlar en yakın diğer dostlarmızdan bile sır gibi saklanıyor. Neden ben bir midyenn içinde inci gibi saklanıyorum. Ben bir gün işe yarayacak diye sürekli saklanmak istemiyorum.. ben aşkımı yaşamayı istiyorum.. aslında yaşıyorum da... bugün arkama dönüp geçen yıllara baktığımda yaşananlar tatmin edici ama görülen muamele nedense hep onları yok ediyor...

    çünkü ben onun için yedek sevgili ya da uzatlı metrestim... hiçbir zaman ne bir sevgili ne de bir dost muamelesi gördüm ondan... hep arada sıkıştım kaldım... bu yüzden de ne unutuldum ne de unuttum.onu hep derinden sevmeme rağmen hep onun uzakta bir sevdiği vardı... ya da unutamadığı bir aşkı.. ben onun yanında onu derinden severken o bir başkasını derinden hatırlardı. öylesine sevdimki onu başkasına duyduğu sevgiyi anlatmasını sessizce içim acıyla kanayarak dinledim senelerce... işte o zaman dosttum onun için... sevgisiyle alay etmeyen bir dost.. çünkü bildiğiniz gibi erkeklerde hep bir alay ifadesi vardır dert dinlerken özellikle deli gibi aşık bir erkeği ya da acı çekeni dinlerken... ben bir kızdım.. üstelik karşısındaki erkeğe deli gibi aşık olan bir kız.. dinledim hep de çıtımı çıkarmadan.. aynen hayatının aşkı diye adlandırdığı bir kızla çıkmaya başladığı zaman koşarak yanıma gelip 'sana bir bomba' vereceğim dediğinde mutluluğunu göz yaşlarımı saklarken paylaşarak... sonra da ayrıldığında mutsuzluğunu dindirmek için vardırm...

    dertlenirken bile beni yitirmeden hiç korkmadı... çünkü ben onun için fazla iyiydim.. bu yüzden birşylerden vazgeçmesi gerektiği zaman ilk benden vazgeçerdi nasıl olsa geri elde etmek istediği zaman elini bir kez tıklaması yetiyordu... soluksuz ve umutsuz kaldığı bir gece yine arardı beni o anda durumlar nasıl olursa olsun koşardım hep yanına.... sabah olduğuda ise yine karşı karşıya kalırdım acımasızlığıyla...

    biz hep onunlda soluksuz ve umutsuz gecelerde bulduk birbirimizii... mutluluğuma tek şahit olan yıldızlardı... aradan dokuz yıl geçmesine rağmen daha kimse beni onunla göremedi yüzümde gülümsemeyle... çünkü biz gizli yaşadık her şeyi... belki de içkinin etkisiyle...

    içkili biri acaba bastırdığı duygularını mı ortaya çıkarır yoksa laf olsun diye konuşur mu? Keşke duygularını ortaya çıkarsa... işte o zaman dünyanın en mutl kızı olurdum... çünkü ben mutluluğu hep alkol şişelerinin ardında buldum... onun içtiği her kadeh, onu bana biraz daha baplıyordu içki etkisini yitirmeye başladığı zaman ise uzaklaştırıyor... söylenen güzel sözler unutuluyor aynen benim onun yanına nasıl geldiğimi unuttupu gibi... bu yüzden hep yakınlamamızın suçlusu ben oluyorum... onun peşiden koşan ben...

    ama o farkında deil bugüne kadar ki aramızda atılan her büyük adımı onun attığını... ben sadece ilkini attım onu sevdiğimi söyleyerek... devamında ise hep bekledim... kaçar diye hep yaklaşmaktan korktum... o ilk kez geldi yanıma yattı, bana kol attı, yanağımdan makas aldı, dudağıma öpücük kondurdu, ortalık yerde kolumdan çekti götürdü, benle birlikte olmak istediğini söyledi... ben sadece bekledim onun adımlarını... o attıkça ben ilerledim sonunda da kendimi onun hayatının tam ortasında buldum...

    beraber büyüdüm onunla... 15 yaşındaki küçük bir kız onunla 24 yaşında olgun bir kadın haline geldi... onun acımasızlıkları beni güçlendirirken, dengesizliği her geçen gün daha da üzdü bunalıma soktu... şimdi insanlar soruor neden hiç içten gülmüyorsun nedir bu aksiliğin diye... ben kaybetmekten korkuyorum çünkü onu her elde ettiğimde kaybettim başka şeylerde de bunun olmasından korktum. nedense mutluluğu bana çok görüyorlar... yüzüm güldüğü an kaybediyorum her şeyi... aksiliğimde bundan... üstelik bu aksilik sadece etrafımdakilere değil ona da... onunlayken bile mutluluğun tadını çıkaramayan bir hale geldim çünkü biliyordum artık onu, hemen benden kaçacağını anı yaşamaktan uzaklaştım ve beni terk edeceği anı düşündüm hep mutluluğumu kendim engelleyerek... ama oysa bu aksiliğimdi son zamanlarda onu benden uzaklaştıran... değişicem dedim hep değiştim de ama bir ilişkide tek bir kişinin değişmesi ne yazık ki yeterli olmuyordu... o aynı hareketleri yaptıkça ben değişemezdim.. uslu bir kız oalrak karşısında duramazdım.. bu yüzden bu kısır döngü dönüyor sürekli... biz ise içinde bir o tarafa bi bu tarafa savrulup duruyoruz.. o bile engel olamıyor artık yaşananlara...

    bir gün bana bir daha görmicem yaklaşmicam sana diyor ertesi gün kendimi onun yanında uyanırken buluyorum... ya da benimle olacağını söylediğinde yok olup gidiyor en ulaşılmaz noktalara... geri dönüşü her zaman şatafatlı da olsa hep gideceğ belli yanımda uzun süre kalmayacğaı... ama ben buunla yetindiğimi gösterdim hep ona... gideceksende yine de gel dedim.. bu yüzden kaybettim.. ulaşılmaz olmadığım için... bu zamandan sonra da ulaşlmaz olmam o kdr zor ki... bakışlarımı, sözlerimin altındaki anlamları hepsinin anında anlayacak bir insana oyun oynamam imkansız! Kısacası kendi kurduğum oyunun içinde kayboldum...

    bazen tek oyuncu ben oldum bazen ise ikili oynadık bu oyunu ounla... kazanan ise hiç belli değil! İstediğim hr şeyi elde etmeye alışık olan ben ilk kez tökezleidm... ama aslında onu elde etmedim demek de yanlış olur... ben hep onunla olmak istedim oldum da... hep çıkmasakta olur dedimm bu yüzden de çıkmadık.. eğer yıllar önce ben onunla olmanın tek koşulu çıkmak olduğunu belirtseydim belki de her şey farklı olacaktı, ama olmadı...

    hatta hiç beklemediğimiz bir şekilde değişti... ona ilk aşkımı ilan ettiğimde biri bana onunla ispanyol merdivenlerinin üzerinde bile kavga edeceğimi söylesene inanmazdım... ama yaşandı bunlar... bu garip ilişkimiz biiz beklenmedik yollara soktu... havuzdaki küçük kaçamaklar, büyükadadan uludağ, bodrumdan izmiree hatta roma'ya kadar uzandı... mutluluklar ile kavgalar hiç birbirinden ayrılmadı... belki de bizi bu kadar biraraya getiren kavgalarımız.. aylarca süren küskünlüklerin sonunda hep ben ona daha da bağlandım ve hep ilk biraraya gelmemiz çok güzel oldu... unutulmayan anlar biraraya geldi...

    serdar ile kenanın şarkıları ise bizimle paylaştı her şeyi... birbirimizden uzak aynı mekanda olduğumuz gecelerde çalan şarkı sözleriyle gelen bakışmalar bizi birbirimizden koparmadı... yan yana dğeildik ama bir bakış bir söz ile birbirimzin yanında olduğumuzu hep belli ettk. Onun hiçbir sevgilisi ayıramadı bizi, sadece alışkın olduğumuz kavgalardan birkaçını yaşattırdılar bize... onların gelişini seyrettiğim gibi gidişini de sessizce seyrettim.. peki ya kendi gidişim? o ne zaman yaşanacaktı... ben dokuz sene önce sığındığum bu limandan ne zaman demir alacaktım... başkalarına yaklaşmaktan o limanlarda huzur aramaktan korkmamalıydım artk... alışkın olduğum bakışlardan sözlerden vazgeçmeliydi ama onlar beni bırakmıyordu ki...

    zorla hayatında bulunduğumu düşündüğüm kişi hayatında bir kez bile beni sevdiğii söylememişti ya da geleceğe dair bir söz vermemişti... ama ben bua rağmen pes etmedi, boşa kürek çekerek geldim bu yıllara elimde ne mi var? sadece unutulmayacak anılar... onlara değerdi. hayatının aşkını yaşayan birbirini ölülercesine seven çiftlerin bile yaşamadığı anları yaşadık biz... etmediği kavgaları ettik... bu yüzden birbirimizin ne her şeyi ne de hiçbir şeyi olabildik...

    çıkmaz sokaklarda beni dönüp dolaştıran da bu anılar, bakışlar oldu... şimdi bile bir bakışı yüreğimi ısıtırken nasıl da uzaklaşabilirdim ondan... saçımı okşayışı, yanağımdan makas alışıındaki o tatlılık bu kadar mı sahte?? oysa o kadar gerçek gibi ki... becerekli bir oyuncu olmak zor olsa gerek... sevmediği bir insna sever gibi bakmak söylemese bile, değer vermediği bir inanı hayatında barındırmak ve sürekli o üzüldüğünde sana çok değer verebiliorum demek oskarlı oyunculara bile yeri geldiğinde zor gelebilir ama o bunu çok iyi başardı! Bana kuşlar kadar özgürsün kimle istersen ol demesine rağmen hep küçük taktiklerle kendisine bağlamayı becerdi... bende ona kandım... bende ona kapıldım...

    ya peki şimdi? Türk filmlerdeki gibi senede bir gün kır kahvesinde onunla buluşacağım anı mı bekleyeceğim yoksa korkmadan başka limanlara gidecek miyim... denemeden öğrenemem değil mi? belki gidip mutluluğu bulucam ve yüzümden o eksik olmayan hüzün beni terk edecek ya da belki de gidişim onu derinden etkileyecek ve beni yanına hiç bırakmamak üzere geri getirecek... ama ben kafamda cevaplarını bulamadığım sorularla kimsenin yanına gidemiorum... onlara gözlerimin içine bakarak verilecek cevaplar lazım bana... çünkü ben kafamın içinde onlarla savaşırken başkasıyla ne mutlu olabilir ne de mutlu edebilirim... işte kimsenin anlayamadığı bu... aynen aşkımı anlayamadıkları gibi... artık sadece her şeyi içime atıyorum paylaştıkça insanlar bana kızıyor ama neden? kimse boşa bu çocuğa hayatımı adamadığımı anlamıyor... onun bana bakışlarını fark etmiyor, her gitmek istediğimde farkında olmadan beni engellediğini görmüyor ya da beni kendisine nasıl bağladığını... neden bana o seni sevmiyor seninle oynuyor diyorlar neden işin arkasındakileri görmek beni anlamak istemiyorlar... ben bu karışıklığın içinde kayboldum, boğuldum... bu sulardan beni çıkaracak birine ihtiyacım var ve anlıyorum ki bu kişi ondan başkası değil?!?!?



    -alıntı-
     

Sayfayı Paylaş