1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Katin Katliamı’nı duymuş muydunuz?

Konusu 'Dünya Soykırım Tarihi' forumundadır ve wien06 tarafından 6 Nisan 2008 başlatılmıştır.

  1. wien06

    wien06 V.I.P V.I.P

    Katılım:
    30 Ağustos 2007
    Mesajlar:
    6.117
    Beğenileri:
    148
    Ödül Puanları:
    4.480
    Meslek:
    Serbest
    Yer:
    Viyana
    Banka:
    292 ÇTL
    İnsanlık tarihinde her nevi katliam, sebebi ve bahanesi ne olursa olsun kara bir sayfa olarak kalacak; fakat toplumları topyekun çılgınlığa sürüklediği, orta ve dar gelirli insanları tırpan gibi biçtiği ve neticede silah tacirlerinden başka kimseyi mutlu etmediği için sözü, savaşların insanlık suçu sayılması lüzumuna getirmek istiyorum.
    Evladının avucundaki çiziği görmeye tahammül edemeyen merhametli bir babanın, bir süre sonra görevi icabı yan kompartmana geçerek tanımadığı insanları katletmesi -olanca berraklığına rağmen- insanın ruhundaki en karanlık ve kör noktalardan birini teşkil ediyor.

    Oturma odasındaki halının üstünde kazara bir çay bardağı kırılsa, en küçük parçalarını bile bulup ortadan kaldırmak için seferber oluruz; çünkü birinin ayağına batabilir. Eşyaların kesici, bereleyici, delici kısımlarını etkisiz hale getirmek isteriz; elektrikli âletleri “aman kazaya sebep olmasın” tedirginliği ile kullanırız. Hele silâh bıçak gibi öldürücü nitelik taşıyan âletlerin çocuk eline geçmemesine daha ziyade dikkat kesiliriz. Karşıdan bakılınca bu hassasiyet, insanların hemcinslerine karşı pek müşfik ve merhametli olduğu duygusunu uyandırıyor; fakat zihnimizde kompartmanlar vardır ve bu bölmelerin birinde çay bardağı kırığının birilerinin ayağına batma ihtimâline karşı uykuları kaçan insanoğlu, öteki bölmede öfkelendiği bir hasmını elleriyle boğmak için kabına sığamaz hâlde görünür. İşin garibi, birbiriyle anlam itibariyle çelişen kompartmanların yanyana ve içiçe durabiliyor olmasıdır. Bu karmaşadan bütünlük çıkarabilen bir yaratıktır insanoğlu; onun zihni, çelişkilerini hazmedilir kılacak şekilde, zâlim bir mantıkla çalışır.

    Geçenlerde Norman Davies’in Dünya Tarihi’ni karıştırırken, ana metnin içine konulmuş bir bilgi kutusunun başlığı dikkatimi çekti. Başlıkta sadece “Katyn” kelimesi vardı (Katin diye okunuyor); aklıma hemen “Katin ormanları katliamı” geldi. Okuyunca yanılmadığımı gördüm. Bu hadise pek bilindik değildir, onun için üzerinde durmanın yararlı olacağını düşündüm.

    FACİANIN KISA TARİHİ

    İkinci Dünya Savaşı’nın ilk günlerinde Naziler, Polonya’yı yeni askerî taktikler kullanarak hızla işgal ettiler. Fransız ve İngilizler, Almanya’ya karşı resmen savaş açmış olmalarına rağmen bu işgali protesto ile yetinip müdahalede bulunmamayı tercih etmişlerdi. Alman saldırısını dikkatle izleyen Sovyet Rusya, 17 Eylül 1939’da doğudan harekete geçerek işgale hissedar oldu. Böylece Polonya bir kısmı Nazi, diğeri Sovyet olmak üzere iki işgalci güç arasında fiilen bölündü. O günlerde bu işgal, Nazi-Sovyet Dostluk anlaşmasının çelengi gibi takdim edilmişti; sahte dostluk 1941’de sona erip Naziler Sovyetler Birliği’ne saldırdığında Polonya’nın tamamı Alman işgaline geçti.

    Katin Katliamı’nın ilk belirtileri, gariptir ki, Naziler’in Sovyetler’den boşalan bölgelerde yaptıkları çalışmalarla ortaya çıktı. Halbuki işgal altındaki Polonya halkına Sovyet yönetimi kadar Naziler de vahşice davranmışlardı. Rus cephesinde işler kötü gitmeye başlayınca Naziler, 1943 Nisanı’nda, Smolensk yakınındaki Katin Ormanı’nda öldürülerek üstüste gömülmüş 4 bin 500 Polonyalı subayın cesetlerini gösteren haber propaganda filmi yayınladılar. Aslında filmde gösterilen cesetler, öldürülenlerin beşte birinden ibaretti çünkü 5 Mart 1940’da Sovyet diktatörü Stalin, gizli servisi NKVD’ye, Sovyetler tarafından esir alınan 26 bin savaş esirini öldürmeleri için emir vermişti. Üç ayrı Sovyet toplama kampında tutulan Polonyalı savaş esirlerinin neredeyse tamamı, doktor, avukat, öğretim üyesi, mühendis, polis, rahip gibi yedek subaylardan oluşuyordu. Verilen emrin uygulanması Haziran başlarında sona erdi ve Polonya halkının en eğitimli ve üretken kesimini oluşturan 26 bin savaş esiri kafalarından vurulduktan sonra toplu mezarlara gömüldüler.

    Naziler, açığa çıkardıkları toplu mezarlardan ötürü Sovyetleri suçladılar, Sovyetler ise bunun bir Nazi provokasyonu olduğunu savunacaklardı. Sürgündeki Polonya hükümeti, olayın soruşturulması için Kızılhaç örgütüne başvurdu. 1943’de Alman işgalindeki bölgeye giren Uluslararası komisyon, hadise hakkındaki Nazi tezini destekleyen bir açıklama yaptı.

    İNGİLİZ TAVRI: “MORAL AÇIDAN ZARARLI!”

    İngiliz hükümetinin bu skandal hakkındaki tutumu çok şaşırtıcıdır. Katliam ortaya çıktığında İngilizler Sovyetlerle ittifak halindeydi ve katliamı kabullenmenin, ‘müttefik davasının moral amacı’nı tehlikeye düşürebileceğini düşünmüşlerdi; suçun Ruslar tarafından işlendiğini bilmelerine rağmen İngiliz resmî haber ajansları, Sovyet iddialarını destekledi; aksi yöndeki haberler savaş sansürü tarafından engellemişti.

    Daha da şaşırtıcı olanı, savaş bittikten sonra da Katin Katliamı’nın aydınlığa kavuşturulamamasıydı; Katin cânileri (!), Nurnberg Mahkemesinde Sovyet yargıçlar tarafından yargılandılar (!) ve elbette katliamın Naziler tarafından yapıldığı iddiasını kovuşturmaya çalıştılar. Ne var ki Naziler, daha beterini misliyle yaptıkları hâlde bu hadisede suçlu görünmüyorlardı, bu yüzden suçlama düştü ve dava kapatıldı. Soğuk Savaş döneminde İngiltere’de yaşayan Polonyalıların Londra’da bu hadiseyi hatırlatan bir anıt dikmeleri engellendi. Hükümet, İngiliz memurların bu olayla ilgili anma törenlerine katılmalarını yasakladı.

    RESMÎ GERÇEK 1991’DE AÇIKLANIYOR

    Hadisenin hakikati biliniyordu zaten ama resmen kabullenilmesi için Sovyetlerin dağılmasına kadar beklendiğini görüyoruz. 1990’da Gorbaçev, Katin Katliamı’ndan Sovyetlerin sorumlu olduğunu kısmen kabullendi, ertesi sene Yeltsin sorumluluğun “kısmen” ifadesini bütünüyle onayladı; ne var ki o tarihte Katin Katliamı’nın sorumluları, İngiliz Savaş Suçları Yasası gereğince kapsam dışında bırakılmışlardı.

    Bu büyük rezalet bu kadarla kalmamıştı; Sovyet işgali altında kaldığı soğuk savaş yılları boyunca komünist yönetim, bölge civarına Nazi barbarlığını kınamak için bir anıt diktirmekten geri kalmamış ve ziyaretçilere gezdirilmişti. (Bu bilgileri, yukarda adını zikrettiğim kitabın 1068. sayfasındaki Katyn başlıklı maddeden derledim)

    GÜNÜN BİRİNDE SAVAŞ, “İNSANLIK SUÇU” SAYILIR MI?

    Sözü “tencere dibin kara, seninki benimkinden kara” meseline bağlamak niyetinde değilim. İnsanlık tarihinde her nevi katliam, sebebi ve bahanesi ne olursa olsun kara bir sayfa olarak kalacak; fakat toplumları topyekun çılgınlığa sürüklediği, orta ve dar gelirli insanları tırpan gibi biçtiği ve neticede silah tacirlerinden başka kimseyi mutlu etmediği için sözü, savaşların insanlık suçu sayılması lüzumuna getirmek istiyorum. Evladının avucundaki çiziği görmeye tahammül edemeyen merhametli bir babanın, bir süre sonra görevi icabı yan kompartmana geçerek tanımadığı insanları katletmesi -olanca berraklığına rağmen- insanın ruhundaki en karanlık ve kör noktalardan birini teşkil ediyor.

    Katin mâsumlarının neredeyse devede kulak gibi göründüğü, tarihin en büyük katliamını teşkil eden II. Dünya Savaşı olmayabilirdi; I. Dünya Harbi gibi o da hiçbir insani problemi çözmedi, aksine durumu berbatlaştırdı ve insanların birbirine duyduğu güvensizliği derinleştirmekten başka hiç bir şeye yaramadı.


    AHMET TURAN ALKAN
    AKSİYON DERGİSİ - SAYI 643
     

Sayfayı Paylaş