1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Kazık

Konusu 'Okunası Yazılar' forumundadır ve arzum tarafından 11 Eylül 2009 başlatılmıştır.

  1. arzum

    arzum Forum Tutkunu

    Katılım:
    8 Mayıs 2008
    Mesajlar:
    1.918
    Beğenileri:
    15
    Ödül Puanları:
    1.130
    Meslek:
    MuHaSeBe
    Yer:
    İstanbulll
    Banka:
    35 ÇTL
    KAZIK

    Fransa'da çok meşhur bir sözlük
    vardır, Larousse. Burada bir kelime
    var, "décapiter". Bu kelime 1931
    yılındaki sözlükte boynunu vurmak
    diye ifade ediliyor. Kelimenin bir
    başka anlamı daha var. Kazığa oturtmak,
    yani sivri bir kazık hazırlamak ve
    insanları kazığın bir ucu ağzından
    çıkacak şekilde üzerine oturtmak.
    Vahşi bir uygulama. Burada kazığa
    oturtmak deyiminin manasını açıklığa
    kavuşturmak için örnek veriliyor:
    "Türkler bugün bile esirlerini
    kazığa oturturlar."

    Atatürk bunu öğrenince Fransız
    büyükelçisini yemeğe davet ediyor.
    Elçi diğer elçilere böbürleniyor,
    hava atıyor Atatürk tarafından davet
    edildiği için.
    Köşke geliyor, yemekler yeniyor.
    Atatürk tabii bir şekilde elçiye
    bu kelimenin anlamını soruyor.

    O da bildiği anlamı söylüyor.

    Atatürk :
    "Kelimenin başka bir anlamı var mı?"
    diye sorunca büyükelçi:
    "Bunu söylemek için sözlüğe bakmam
    gerekir" diyor.
    Atatürk daha önce hazırlamış olduğu
    ve çalışanlarına öğütlediği
    şekilde Larousse' u getirtip
    büyükelçinin önüne koyduruyor.

    Elçi daha işin nereye kadar
    gideceğinin farkında olmadan hevesle
    okumaya başlıyor. Ancak kelimenin
    karşısında kazığa oturtmak
    konusunda verilen örnek cümleye
    gelince ancak yarıya kadar
    okuyabiliyor ve yarısından
    sonra yutkunarak Atatürk' ün
    yüzüne bakıyor..
    Atatürk diyor ki:
    "Demek ki biz Türkler bugün de esirlerimizi kazığa oturtuyoruz
    öylemi, öyle mi sayın sefir?

    Sözlüğünüze böyle yazmışsınız,
    bu doğru mu?

    Sefir hemen sözlüğü biraz
    karıştırıyor ve bir kaçamak
    noktası bularak diyor ki:
    "Efendim bu sözlük Katolik
    Kilisesi'nin matbaasında
    basılmış, bildiğiniz gibi biz
    laik ülkeyiz kilisenin yaptıklarının
    bizim hükümetimizle bir ilgisi yok. Bizi ilgilendirmez ve biz kiliseye
    karışamayız."
    Atatürk:

    "Öyle mi efendim, siz laik bir
    ülke olduğunuz için demek ki
    kiliselere karışamıyorsunuz.
    Öyleyse ben de yarından itibaren
    İstanbul'daki kiliselerin
    kapılarına koca birer kilit
    astırıyorum" diyor.
    Bunu duyan sefir birden ayağa
    kalkıyor ve:
    "Ekselans, protesto ederiz " diyor.
    Bunun üzerine Atatürk:
    "Hani sizi ilgilendirmiyordu,
    karışmıyordunuz? " diyor ve ilgililere
    dönerek:
    "Sefire yolu gösterin" diyerek bir
    anlamda onu kovuyor.
    Sonra ne mi oluyor?

    Tabii Fransız hükümeti laiklik
    söylemlerini bir tarafa bırakıyor,
    hemen o sözlük toplatılıyor ve
    yeni baskısında o cümle çıkarılıyor.


    Namık Kemal Zeybek
    Atatürk'e yolculuk - Kanal B Televizyonu

    Bu güzel öykü:
    -- Askerimizin başına çuval
    geçirildiğinde sessiz kalan,
    -- Karakollarımıza komşu bir
    ülkeden saldırılar düzenlenip
    şehitler verdiğimizde harekete
    geçmeden önce icazet almak için
    okyanus ötesine giden,
    -- Fuarlarda, ülkemizin bir bölümünü
    kurdukları kukla devletin parçası
    olarak gösteren haritalar asanlarla
    hala resmi temaslarda bulunan
    değerli yöneticilerimize ve
    -- 86 yılda nerelerden nerelere
    geldiğimizi hala göremeyen aziz
    vatandaşlarımıza ithaf olunur.
     

Sayfayı Paylaş