1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Kelile ve Dimne - Beydaba

Konusu 'Edebiyat / Kitap' forumundadır ve Suskun tarafından 4 Mayıs 2010 başlatılmıştır.

  1. Suskun

    Suskun V.I.P V.I.P

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.242
    Beğenileri:
    276
    Ödül Puanları:
    6.230
    Yer:
    Türkiye
    Banka:
    2.052 ÇTL
    Beydeba
    Vikipedi, özgür ansiklopedi

    M.Ö. 1. yüzyılda yaşamış olan ünlü Hint yazarı. Beydeba’nın hayatı hakkında yeterli bilgi mevcut değildir. Gerçek ismi ve ırkı üzerine birçok farklı görüş ortaya atılmış olsa da, tarihçilerin çoğu adı Ketku olan bir aryan olduğu kanısındadır.Baküye’de doğup, sonraları Hindistan’a göç ettiği rivayet edilir. Vefaat yeri ve tarihi üzerine hiçbir bilgi bulunmamaktadır. Fabl türünün en önemli eserlerinden biri olan Kelile ve Dimne’yi Depşelem isimli bir Hint Hükümdarı döneminde kaleme almış, eserini hükümdara sunmuştur. Eserde bulunan hikayelerde siyaset, erdem ve eğitim gibi birçok farklı konu işlenmiştir. Bu eser zalimliği ile tanınan Hükümdar Depşelem’e dolaylı bir nasihat niteliğindedir diyebiliriz. Eser adını ilk bölümündeki hikayelerin kahramanı olan iki çakaldan almıştır; “doğruluğu ve dürüstlüğü” simgeleyen "Kelile" ile “yanlışlığı ve yalanı” simgeleyen "Dimne". Beydeba, hiç kuşkusuz, Hint edebiyatında eşsiz bir yere ve öneme sahiptir.

    Beydeba ile ilgili özlü sözler bulunur.
    Eserlerinden biri de "Bülbül ile Bağcı"dır.


    ESERDEN ÖRNEKLER:

    Kelile ve Dimne

    [​IMG]
    Günlerin birinde iki arkadaş yaşarmış.Bu arkadaşların biri çok dürüst,çok aklıllı ve de çok çalışkanmış.Diğer arkadaşı ise yalancı,tembel ve çok kurnaz biriymiş.Dürüst olanın ismi Kelile,diğerinin ismi se Dimne’ymiş.
    Bir gün bu iki arkadaşın yaşadığı ülkenin padişahı,ülkede hiç vezir bulamamış.Dimne ile Kelile arasında bir seçim yapacakmış.O da Dimne’yi seçmiş.Çünkü o çok kurnaz biriymiş.Ülkenin kralı onu vezir yapmış.Ona çok güveniyormuş
    Günün birinde kral odada yalnı başına otururken,bir ses gelmiş.Çok derin bir sesmiş.Bu sesin kaynağını öğrenmek için araştırmalar yapmış.Ama hiçkimseye de söyliyemiyormuş derdini.Çünkü koskoca bir kral,bir sesten korkarmıymış hiç!Her nese.Dimne,kralın birşeylerden korktuğunu biliyormuş.
    Bir gün,Dimne yine kraln yanındayken yine o ses gelmiş.Ses bir inek sesiymiş.Ama kral bunu çözememiş.Kral korkuyla orada dururken Dimne neden korktuğunu anlamış.Sesin kaynağına doğru yol almış.İşte o zaman kral sesin bir inekten geldiğini sezinlemiş.(Nihayet!)Kral,bu ineği çok severmiş.Her gün onunla oynamaya başlamış.Dimne bu olayı kıskanmaya başlamış.Ve bir iftşra uydurmuş.Krala şöyle demiş”Sayın kralım,bu inek sizin tahtınıza göz koyuyor.Bunun böyle sürüp gitmesine göz yumamazsınız sanıyorum”demiş.Kral da düşünmeye başlamış.
    O düşüne dursun,Dimne,ineğin yanına gidip şöyle demiş”Bak inek kardeş,ben kralın yanından geliyorum.Kral ykında seni kesip kendine yemek olarak pişirecek.Sen buradan kaçamazsn da.Benden söylemesi.”demiş.Ama inek bunu pek kafasına takmamış kral kadar.Fakat içinde hâlâ İiçinde bir şüphe varmış doğrusu.
    Yine günlerden bir gün kral onun yanına gitmiş.Bunu gören inek,hemen ona saldırmaya başlamış.Kral bunu görünce Dimne’nin sözlerini doğrulamaya başlamış.Hemen ineği öldütmüş.

    ***
    Aradan 2 yıl geçmiş.(Aradan uzun bir süre geçmiş diyordu.Fakat ben 2 yıl dedim)Kral yaptığıdan pişmanmış.Ama bir şey de yapamamış Dimne’ye.Çünkü onu suçsuz olarak görüyormuş.
    Annesi o anda içeri girmiş:
    -Bak evladım,demiş.Sen,Dimne’nin suçsuz olduğuna inanmaya devam et.Ama şunu da bil ki,bugün ineğini öldüren,yarın seni öldürür.Eğer canını seviyorsan öldür onu….
    Kral bu sözlerden etkilenmiş.Ve Dimne’yi öldürmüş.
    ***
    Kelile ise,bu durumdan etkilenip,hastalanmış.Ve sonunda ÖLMÜŞ…
    Bu iki arkadaşın sonu böyle bitmiş.Eğer Dimne bunları söylememiş olsaydı,şu and yaşayabilirdi.Hem de vezir olarak….

     
  2. Suskun

    Suskun V.I.P V.I.P

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.242
    Beğenileri:
    276
    Ödül Puanları:
    6.230
    Yer:
    Türkiye
    Banka:
    2.052 ÇTL
    Ateş Sıcağında Dürüstlük Sınavı
    Bir zamanlar Basra'da ormanla kuşatılmış bir ada vardı.Ada değil sanki bir cenneti burası.Yemyeşil ağaçlar...Berrak sular...Kuşlar...Çiçekler...Birbirinden güzel canlılar yaşardı, ormanda. İçlerinde birisi vardı ki, oldukça değişikti.Keskin dişleri vardı.Güçlü pençesi...

    Çok çevikti.

    Kaplandı bu.

    Gücü sayesinde ormanın kralı olmuştu.Suçluları hemen cezalandırırdı.

    Haksızlığı önlerdi.Yoksullara yardım ederdi.

    Hayvanlar onu hem seviyorlar hem de korkuyorlardı.Kaplanın miniminnacık bir de yavrusu vardı.Gözü gibi koruyordu onu.Ormanın yönetimini ölünce ona bırakacaktı.

    Yönetime ilişkin bilgilerle donatmıştı onu.

    Haklı ile haksızı nasıl ayırdedeceğini öğretmişti.Suçlunun nasıl belirleneceğini...Nasıl cezalandırılacağını...Haklıya hakkının ne şekilde verileceğini...Toplum yararın çalışanın hangi biçimde ödüllendirileceğini...

    Her ölümlü gibi Kaplan da göçüp gitti bu dünyadan.

    Yavru henüz büyümemişti.Babası sağlığında onu ormanın yönetimine getirmemişti.

    Bu durum, ormanda karışıklığa yol açtı.Vahşi hayvanlar birbirlerine girdiler.Herkes liderlik peşindeydi.

    Büyük kavgalar oldu.Birçok hayvan birbirini hırpaladı.Bazıları öldü.

    Sonuçta galip çıkan aslan oldu.

    Dev pençeleriyle herkese korku verdi.Hiçkimse karşısına çıkamadı.

    Yavru Kaplan çaresizdi.Bir süre ortalıkta görünmedi.

    Kimsenin olmadığı ıssız yerlerde gezindi.

    Epeyi bir zaman başıboş, serseri gibi dolaştı.Sonunda pençesi kuvvetlenmişti.Oldukça güçlenmiş, dişleri de keskinleşmişti.

    Gitti, yaşlı kaplanlara danıştı.Arslana karşı bir harekete girişmek istiyordu.Yaşlılar deneyimlerini anlattılar...Onu yüreklendirdiler...Fakat herhangi bir eyleme giriştiğinde onu destekleyemeyeceklerini söylediler.

    Yavru Kaplan, Arslan 'a bizzat kendisi gitti.

    Arslan, iyi kalpli biriydi.

    Kaplan'ı sarayına aldı. Yakınında bir görev verdi.Her defasında ona güvendiğini belirtiyordu.

    Günler böyle geçip giderken...

    İlginç bir olay oldu.

    Hava sıcak mı sıcaktı. Bunalmıştı herkes.Uzak bir yerde görülmesi gereken bir iş çıktı.

    Arslan sarayda düşünceli düşünceli geziyordu.

    "Bu görevi kime verebilirim? Kim bunun üstesinden gelebilir?" diye koşuşturuyordu.

    Kaplan içeri girdi.

    - Sizi bu düşünceye düşüren nedir? diye sordu.

    Arslan,

    - Hava çok sıcak olduğu için kimse görev istemiyor, dedi.

    Kaplan,

    - Havanın sıcak olması göreve koşmaya engel değildir, dedi; izniniz olursa bu işe ben gitmek istiyorum.

    Arslan çok şaşırdı.

    "Nasıl olur" diye düşündü.Kimse gitmek istemezken...Gerçi kaplana güveniyordu.Onun bu işi başaracağına da inanıyordu.

    - Beni çok sevindirdin , dedi.

    Kaplan hemen davrandı.Yanına birkaç asker de alarak yola çıktı.

    Havada ateş sıcaklığı vardı.Güneş yeryüzünü ateş yalımı gibi yakıyordu.

    Epeyi yol aldılar.

    Artık yürümek imkansızlaşmıştı.

    Kaplanın yanındakiler daha fazla dayanamayacaklarını söylediler.

    Biri atıldı,

    - Şurada, serin bir yerde dinlensek dönüp gitsek arslanın ne haberi olacak? diyecek oldu.

    Kaplan kestirip attı:

    - Sizler dayanamıyorsanız geri dönün. Ben tek başıma devam ederim.Padişahımızın bize güvendiğini biliyoruz.Bu güvene layık olmalıyım.

    Kaplanın bu sözleri Arslanın kulağına gitti.Sevincine diyecek yoktu.Kaplan'a o olaydan sonra önemli görevler verdi.En yakınına aldı.Hayatı boyunca çok güvendi.
     
  3. Suskun

    Suskun V.I.P V.I.P

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.242
    Beğenileri:
    276
    Ödül Puanları:
    6.230
    Yer:
    Türkiye
    Banka:
    2.052 ÇTL
    "Bülbül ile Bağcı"
    Gül bahçesi... Kırmızı, pembe, sarı güller... Çevreyi gül kokusuna boğan, rengarenk güllerin yetiştiricisi ihtiyar bir bağcıydı. Geçimini sağlamak bir yana, bir gülün açmasıyla sanki bayram ederdi. Bahçede değil de sanki kalbinde büyütüyordu tomurcukları. Kaynakwh: Bülbül İle Bağcı
    Gül mevsiminde bağcı kendisini kaybederdi adeta.
    Bu yıl yeni bir gülün aşısını . yapmıştı. Açılmasını sabırsızlıkla bekliyordu. Onu veren bahçıvan, "Bu gül, güllerin sultanıdır. Rengi, kokusu çok farklıdır. Diğer güllere benzemez." demişti.
    Bağcı, gülü özenle büyütüyordu. Daldaki tomurcukları gözü gibi koruyordu.
    Sonunda tomurcuklar goncaya dönüştü. Gonca patladı ve bahçeyi güzelliğe boğan bir gül çıkıverdi ortaya. Bağcının içi içine sığmıyordu sevinçten.
    O günü akşama dek bağda geçirdi.
    Gece uzadı da uzadı. Bağcının gözüne bir türlü uyku girmedi. Sabahı zor etti. Şafaktan sonra, günün ilk ışıklarıyla birlikte bağa gitti. Baktı ki ne görsün!
    Bir bülbül, güle konmuş, hoyratça yapraklarını yoluyor.
    Bağcı dehşet içinde olup biteni seyretti bir süre. Bülbülü yakalamak için çok uğraştı. Fakat kaçırdı.
    Ertesi gün, bülbül yine aynı güle konmuş, kalan yapraklarını yolmuştu. Bağcı bu kez de bülbülü kaçırdı.
    Artık kararını vermişti. Bir tuzak kuracaktı bülbüle.
    Ustaca hazırladı tuzağı.
    Bülbül geldi yine ağaca konmak için, bir güzel tuzağa düştü, bağcı alıp eve götürdü, kafese hapsetti.
    Bağcı ertesi gün bülbülü kafeste bırakarak bağına gitti. Akşam dönüp geldi, ağlıyordu.Kaynakwh: Bülbül İle Bağcı
    - Ben sana ne yaptım da beni buraya hapsediyorsun?
    Sesimi beğendiysen kafese koymana gerek yok, ben, zaten senin bahçenin bülbülüydüm...
    Bağcı:
    - Sen, dedi, kızgın kızgın; benim en güzel gülümü yoldun.
    - Nasıl olsa, birkaç gün sonra kendisi solacaktı, yaprağını dökecekti, dedi bülbül.
    Bağcı baktı, doğru söylüyor bülbül... Kızgınlığı geçti, acıyarak serbest bıraktı onu.
    Bülbül, pencereye kondu. Uçmadan önce:
    - Beni özgür bıraktın... Çok teşekkür ederim. Ben de buna karşılık sana bir sır söyleyeceğim. Bağının kuzey ucunda, o büyük dut ağacının yanında bir hazine gizli, dedi.
    Sonra kanatlanarak gözden kayboldu.
    Bağcı, başlangıçta inanmadı kuşun söylediğine. Sonra, içine bir kuşkudur düştü, "belki doğrudur" diyerek kazdı bülbülün sözünü ettiği yeri. Kazdı ki ne görsün... Büyük bir küp, içi dolu altın.
    Ertesi gün bülbül yine bağdaydı.
    Bağcı, bülbüle:
    - Bir şeyi, dedi, çok merak ediyorum.
    - Neyi?
    - Sen, hazinenin yerini bildin de, tuzağı nasıl fark edemedin?
    - Kurduğun tuzak, kaza ve kaderin önüme sürdüğü bir araçtı. Bu gibi durumlarda hikmet gözü kapanır insanın, göremez... Ne kadar gözü açık olsa da farkına varamaz...

    Kelile ve Dimneden
     

Sayfayı Paylaş