1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Kemalyeri

Konusu 'Hayatından Kesitler' forumundadır ve wien06 tarafından 21 Şubat 2008 başlatılmıştır.

  1. wien06

    wien06 V.I.P V.I.P

    Katılım:
    30 Ağustos 2007
    Mesajlar:
    6.117
    Beğenileri:
    148
    Ödül Puanları:
    4.480
    Meslek:
    Serbest
    Yer:
    Viyana
    Banka:
    292 ÇTL
    1915 yılı 25 Nisanında Gelibolu'daki Üçüncü Kolordu Kurmaybaşkanı olarak bulunuyordum. Kolordu Kumandanımız Esat Paşa idi. Sabah erken saatlerde kapım vuruldu. Kumandanın sesiydi bu:

    - Başkan, kalkınız düşman çıkarma yapmaya başladı, Mustafa Kemal Bey telefonla bildiriyor, diyordu.

    Yataktan nasıl sıçradım, nasıl giyindim bilmiyorum. Telefon başında kumandanla buluşup bütün karargâh vazife başına gelmiş bulunuyordu. Gerekli emirleri verdikten sonra Eceabat bölgesine gitmeye hazırlandık. Kumandan bir aralık, Ordu Kumandanı Liman Paşa’yı görmeye gitti. Dönüşünde biz de bir küçük vapura dolarak hareket ettik. Yarı yolda karşılaştığımız Barbaros zırhlısı işaretle bizi yanına çağırdı. Yanaşarak Süvari kulesine çıktık. Süvari bize:

    - Az evvel bir düşman denizaltısıyla karşılaştık, çok dikkatli gidiniz, dedi. Demek düşman denizaltıları Boğazı da geçebilirmiş?... Ayrılarak yolumuza devam ettik. Bir saatlik tehlikeli bir yolculuktan sonra Maydos yakınlarında Kilya iskelesine çıktık.

    Gelibolu yarımadasının batısında yükselmiş bir düşman balonu görünüyordu. Düşman gözetleme balonlarıyla bizim herşeyimizi, her yerimizi görüyor, böylece donanmasının ateşini düzenlemek imkânını buluyordu. Top ateşleri çok şiddetliydi. Kilya iskelesinden Maltepe'ye çıkarak karargâhımızı kurduk. Savaş olanca şiddetiyle devam ediyordu. Yarımadanın batısı Arıburnu ve Seddülbahir kıyıları iki yüzden fazla İngiliz, Fransız gemileriyle kaplanmış bir haldeydi. Arıburnu ve Seddülbahir'le telefon irtibatı kurmuştuk. Düşman karaya çıkmaya muvaffak olmuş, lâkin ilerlemesine meydan verilmiyor, ilk sokulmaya çalışanları geriye püskürtmeyi başarabiliyorduk. Yedek kuvvetler yetişince denize döküleceği kanısındaydık.

    Yakınlarımızda 19. Tümenin yaralıları toplanmaya başlıyordu. Evvelâ yüzleri, sonra binleri bulan bu gaziler mütemadiyen geliyor, gelenler gittikçe artarak insana bu tabloyu seyretmek ayrı bir hüzün veriyordu. Ara sıra İngilizlerin meşhur zırhlısı 38,5 luklarını bulunduğumuz tepelere kadar savuruyor, Seddülbahir tarafından haberler daha üzücü, daha ezici oluyordu. Bir aralık 19. Tümenin bulunduğu yere gitmek, Kumandan Mustafa Kemal Bey’le görüşmek ve onlara ne gibi yardımlarda bulunabileceğimizi öğrenmek için Kolordu Kumandanından izin aldım. Yanımda bir subay vardı. Nerede olduklarını bilmiyordum. Yanlız, düşmanın yanı başında ve şiddetli ateş altında bir sel yarıntısı içindeki çalılıklar arasında bulunduklarını bildirmiştiler. Arazi çok fundalıktı. Hiçbir yol, hiçbir iz de yoktu. Nihayet ilk hattın arkasında bir dereye sokulduk. Atlardan indik. Sırta çıkar çıkmaz şiddetli bir makineli tüfek ateşine tutulduk. Pek ileri sokulduğumuzu anlayarak, hemen geriye sıyrıldık ve biraz daha sağa saptık, bir erin yardımıyla karargâhı bulmuştuk. Oraya kadar eğile eğile girdik. Fundalıklar arasında, düşmandan bin metre kadar uzakta iki metre kadar yükseklikte bir sarı toprak yığıntısı içinde bir telefon ve bir ayaklı dürbün... Dürbünün başında seferi kıyafetiyle Mustafa Kemal Bey, telefon başında da O’nun kurmayı İzzettin bey, yanında da bir kaç zabit ve er vardı. Kumandan Mustafa Kemal Bey beni görür görmez sarılarak öptüler:

    - Aman, çok iyi zamanda geldiniz!... dürbünle bakınız, bizim kahramanlar düşmana nasıl atılıyorlar görünüz, dedi. Ben o anda gördüğüm manzarayı anlatamam. Kendilerine:

    - Karargâhınız hep burada mı kalacaktır? diye sordum.

    - Evet... Şimdilik öyle... cevabını verdiler.

    - Burasının adı nedir? dedim.

    - Sel yarıntısının adımı olur, cevabını verdiler. Gülüştük. Derhal beynimde bir şimşek çaktı, gazalarını tebrik ettim, ayrıldım.

    Karargâhımıza geldiğim zaman 19. Tümene yazılacak bir emir müsveddesi getirdiler, baş tarafına şöyle yazdım: "Kemalyeri'nde 19. Tümen Kumandanlığına" Kumandan Esat Paşa bunu görünce gülümsedi:

    - Güzel bir isim buldunuz Fahrettin bey, dedi. Kâğıdın cevabı derhal geldi. İmza yeri şöyle yazılmıştı:

    "Kemalyeri'nde 19. Tümen Kumandanı Mustafa Kemal".

    Yer kemalini bulmuştu, benim koyduğum isim bu kahraman tümen kumandanı tarafından kabul edilmişti. Bu olaydan nice yıllar sonra O, Çanakkale'de vatanı kurtardığı gibi asıl Kurtuluş Savaşı’nın sonunda da yepyeni bir Türkiye kuracak ve ben hem Kurtuluş Savaşı’nda ve hem de O’nun hayatı boyunca ve Ordu Kumandanlığında hizmet görecektim.

    Kurmay Albay
    Fahrettin ALTAY
     

Sayfayı Paylaş