1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Kendini O'na affettir

Konusu 'Genel Dini Konular' forumundadır ve zemheri tarafından 5 Haziran 2009 başlatılmıştır.

  1. zemheri

    zemheri Usta

    Katılım:
    23 Ekim 2008
    Mesajlar:
    736
    Beğenileri:
    11
    Ödül Puanları:
    630
    Meslek:
    öğrenci
    Banka:
    8 ÇTL
    Kendini O'na affettir

    Geçen hafta, günahların içimizde meydana getirdiği derin yaralardan bahsetmiştik. Bu yaralardan ancak Eyyûb aleyhisselam gibi ayağımızı yere vurarak kurtulabileceğimizi söylemiştik.

    Yaraların farkına varıp onları iyileştirme arzusuyla ayağını yere vurma iradesi tevbedir. O yere vurmadan sonra fışkıran âb-ı hayat ise Rahmeti Sonsuz'un rahmeti ve mağfiretidir.

    Tevbe, günahların meydana getirdiği yaraların iyileştirilmesi gayretidir. O sadece kanı durdurmaya yönelik bir ilkyardım müdahalesi değildir. İnsanın içini onarması ve kendini yenilemesidir. Yaradan tamamen kurtulmaya ve hiç izi kalmayacak şekilde kökünü kurutmaya yönelik sürekli bir tedavidir. Bu yüzden tevbe, günahın hemen ardından gelmelidir.

    Günahın açtığı yara, büyüklüğüyle doğru orantılıdır. Bazı günahlar, kolumuza bir bardak kaynar su dökülmesi gibidir. Bazıları ayağımızın kırılması, bir kısmı başımızın yarılması misalidir. Elimizi bıçakla kesmiş kadar küçük olan da vardır, kalp sektesine yol açacak derecede büyük olan da... Önemli olan yaranın küçüklüğüne bakmadan hemen müdahale etmektir. Bediüzzaman Hazretleri'nin ifadesiyle: "Her günahta küfre giden bir yol vardır. O günah istiğfar ile çabuk imha edilmezse küçük bir yılan gibi kalbi ısırır."

    Kendi bünyemizden yola çıkarak konuyu daha iyi anlayabiliriz. Küçük bir bıçakla parmağını kesip kanatan biri, o kanamaya hiç müdahale etmeden kendi haline bıraksa... Ardından aynı insanın koluna bir çaydanlık dolusu kaynar su dökülse ve ciddi bir yanık oluşsa... Biraz sonra yolda yürürken düşüp ayağı kırılsa... Ve o bunların hiçbirini iyileştirmeden beklese... O insanın sağlıklı bir şekilde hayatını sürdürmesi, hatta hayatta kalması mümkün olur mu? Tevbe edilmeyen günahlar, tedavi edilmeyen yaralar gibidir. İyileştirilmeyen bu yaraların her biri kalıcı izler bırakır ve bir süre sonra manevi bünyemiz hiçbir şey hissedemez hale gelir. "Israrla işlenen hiçbir günah küçük değildir. Tevbe edilen hiçbir günahın büyük olmadığı gibi..." beyanı bu hakikati ifade etmektedir.

    Günah, nefsin insanı aldatması ise tevbe, iradenin şımarık nefse attığı tokattır. Nefis sürekli kötülüğü emreder ve insanın içindeki şer meyillerini harekete geçirir. Günahı cazip gösterir. Oltanın ucundaki yemle hazırladığı tuzaklara çekmeye çalışır. Elemleri lezzet ambalajına paketleyerek sunar. Akıllı insan bu tuzaklara düşmeden iradesiyle nefsinin sesini keser. Bunu yaparken de elindeki en büyük imkân, iradesidir. İradesini kullanarak şer meyillerinin esiri olmaktan kurtulur. Bu şer meyelânının önüne geçebilmenin, onların kökünü kurutmanın yolu istiğfardır.

    Tevbe, şeytanın hâkimiyet arzusuna bir başkaldırıdır. Bu başkaldırı geçici ve yüzeysel değil, sürekli ve derinliklidir. Çünkü günahlar süreklidir. Üzerimize sağanak sağanak yağmaktadır. Günahsız yaşamak, yağmur altında ıslanmamak kadar imkânsızdır. Günah imtihanını veren Allah, tevbe imkânını da ihsan ederek bir kere daha rahmetini göstermiştir. Ancak sürekli günahlara karşı sadece perşembe akşamlarına sıkıştırılmış merasimlerle mücadele edilebilmesi mümkün değildir.

    Günah kulun Rabb'ine karşı işlediği ayıbın adıdır. Tevbe de bu ayıptan utanmak, başını öne eğmek, yüzünü kızartmaktır. Sigara içerken babasına yakalanan çocuğun mahcubiyeti gibi, Yüce Yaratıcı'ya yanlış yapmanın mahcubiyetini yüreğinde hissetmektir. Günahtan duyulan ızdırap, Rahmeti Sonsuz'a saygının bir tezahürü olmalıdır. İnsanın içinde "Bu günahı işlemekle ben çok ayıp ettim" duygusu hâkim olmalıdır.

    Tevbede ilk hedef ne cehennemden kurtulmak ne de cenneti elde etmek olmalıdır. Yapılan yanlışın yürekte oluşturduğu burkuntuyu gözyaşlarıyla iniltiler halinde ifade etmektir. Veysel Karanî gibi "Sen benim Rabb'imsin, ben Senin kulun... Sen benim Sahibimsin, ben Senin kölen... Sen Ganî'sin, ben fakir... Sen Bâkî'sin, ben fanî... Sen Şâfî'sin, ben hasta... Sen Ğafûr'sun, ben günahkâr... Öyleyse affet günahlarımı... Setret hatalarımı..." diyebilmektir.

    Kendini O'na affettirmektir...
    Süleyman Sargın
     
  2. Safir
    No Mood

    Safir Özel Üye Özel üye

    Katılım:
    4 Mayıs 2008
    Mesajlar:
    4.125
    Beğenileri:
    269
    Ödül Puanları:
    3.730
    Banka:
    386 ÇTL
    Amin.
     
Benzer Konular
  1. TeBeSSüm
    Mesaj:
    0
    Görüntüleme:
    786
  2. e-PaCk
    Mesaj:
    0
    Görüntüleme:
    2.748
  3. çingene
    Mesaj:
    0
    Görüntüleme:
    512
  4. ...SAKLI CeNNeT__
    Mesaj:
    0
    Görüntüleme:
    525
  5. kaptanduman
    Mesaj:
    0
    Görüntüleme:
    486
Yüklüyor...

Sayfayı Paylaş