1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Kibirli Kaz

Konusu 'Çocuk Masalları' forumundadır ve KıRMıZı tarafından 28 Nisan 2008 başlatılmıştır.

  1. KıRMıZı
    Aşık

    KıRMıZı TeK BaşıNa CUMHURİYET V.I.P

    Katılım:
    22 Şubat 2008
    Mesajlar:
    27.180
    Beğenileri:
    4.772
    Ödül Puanları:
    11.580
    Cinsiyet:
    Bayan
    Meslek:
    Karmaşıkkk
    Yer:
    TÜRKİYE
    Banka:
    369 ÇTL
    KİBİRLİ KAZ


    Güneşin bütün görkemiyle aydınlatıp, sıcaklığıyla kucakladığı ülkelerdeki göl kıyılarında yaşamak bir başkadır. Mavi Göl yaz coşkusu ve hareketliliğinin son demlerindeydi. Yaprak dökümü ve suların serinlemesi sonbaharın habercisiydi. Yine göç vakti yaklaşmış, göçmen kuşları bir telâş sarmıştı.

    Mavi Göl’ün yaban kazlarına ait kıyısında bir hareketlilik ve kargaşa vardı. Göl sakinlerinin bütün dikkatleri bu kargaşaya çekilmişti. Göldeki bütün göçmen kuşlarda, bir yol hazırlığı vardı. Fakat bu kadar gürültülü değildi.

    Kibirli, kazların en gençlerindendi. Gösterişli ve alımlı dış görüntüsünün yanında, dikkat çekici bir yürüyüşe sahipti. Konuşurken kuruntusundan karşısındakinin yüzüne bile bakmazdı. Diğer kazları hep küçük görmesinin yanı sıra, gün boyu gölün suyunda kendi görüntüsünü seyredip, kendi kendine iltifat ediyordu. Bu özelliklerinden dolayı diğer kazlar ona "Kibirli" diye hitap ediyordu.

    Kafilede, bu tutumundan dolayı Kibirli sürekli eleştiriliyordu. Hayranları da yok değildi hani, ona ilgi duyan ve onun gibi olmak isteyenler de mevcuttu. Kendince küçük bir grubu vardı. Onun her hareketini onaylayanlara iyi davranıyordu.

    Kafilede, bütün göçmenlerin dikkatini çeken bu kargaşanın baş rolünde yine Kibirli vardı. Yolculuk hazırlıklarının iyiden iyiye hızlandığı o günlerde hesapta olmayan bir engel çıktı. Kafilenin lideri Reis Kaz sakatlanmıştı. Reis yüzerken ayağı gölün içindeki kayalara sıkışmış ve burkulmuştu. Bu sakatlığından dolayı birkaç hafta uçmaması gerekiyordu. Kazların çoğunluğu birkaç haftalık gecikecek olan bu yolculuğa olumlu bakarken, Kibirli itiraz etti. Hayranı olan küçük grubu da onu destekledi. Kafiledeki bütün kazlar büyükçe bir daire oluşturup, çözüm bulmaya çalıştılar. Kibirli göğsünü gererek öne atıldı;

    "Ben!" dedi.

    Bütün kazlar (sen ne?), der gibi merakla ona döndüler. Kibirli tekrar:

    "Evet ben! Ben, bu kafileye reis olabilecek bütün özellikleri taşıyorum." deyince,

    Kınalı kaşlarını çatarak;

    "Sen ne dediğinin farkında mısın? Bunca yıl bize yol gösteren başkanımız Reisi burada bir başına mı bırakacağız?"

    Kibirli:

    "Reis, zaten yaşlı ve gözleri de iyi görmüyor. Bir de sakatlığını katarsanız kalması, onun için daha iyi olacaktır."

    "Olamaz!" diye bağırdı Bilgin Kaz. "Bu kadar vefasız olamazsın. Hep genç mi kalacaksın? Gün gelecek sen de yaşlanacaksın, unutma."

    Reis, bir köşede üzgün tavrıyla olanları izliyordu. Kibirliden her şeyi umardı da bu kadar ileri gidebileceğini ummazdı. Dikkatini çeken önemli bir şey daha oldu. Bunca yıl birlikte yaşayan kafile, bölünmenin eşiğine gelmişti. Bunu önlemek için son bir fedakârlık yapmalıydı. Kendini geride bırakma pahasına da olsa kargaşaya müdahâle edip, bütün kazları Kibirli ile gitmeye razı etmeliydi. Kendini toparlayıp, tek ayağı ile sekerek kazların kurduğu daireye doğru ilerledi. Gür bir sesle:

    "Susun! Eğer ben liderinizsem sizlere Kibirli'nin liderliğinde yolculuğu yapmanızı emrediyorum."

    Kazların çoğunluğu hep birlikte;

    "Ama Reis, bunu yapmamızı bizden isteyemezsin. O zaman Kibirli’den farkımız kalmaz ki." dediler.

    Kafiledekiler, ne söyledilerse Reis’i razı edemediler. Kibirli ve grubunun dışında, dairedeki bütün kazlara bir hüzün çöktü. Reis’in bu tavrıyla Kibirli'nin yüzü güldü. Kendine olan hayranlığı bir kat daha arttı. Şimdiden gökyüzünde, kafilenin başındaki süzülüşünün hayâlini kurmaya başladı. Onu destekleyenler de kendi aralarında kafiledeki en güzel yerleri paylaşmaya başladılar. Kibirli, tam yol hazırlıklarının başlamasını emredecekti ki Bilgin coşkulu bir sesle:

    "Buldum, buldum! Reisin de bizimle gelmesi için güzel bir plânım var." diye bağıran Bilgin, bütün kazların meraklarını gidermek için sözlerine devam etti:

    " Önce şu karşıdaki sarmaşığın ince dallarından bir sedye yapmalıyız. Üzerini de yapraklarla kapatırsak reisi taşıyabiliriz. Yoruldukça da ekibi değiştiririz." deyince reis:

    "Bunu yapmanızı sizden isteyemem. Hem çok yorulursunuz, hem de yolculuğunuz uzar." dedi.

    Yine kazların çoğu hep bir ağızdan:

    "Evet Reis, biz bu işi seve seve yaparız." dedi-ler.

    İtiraz etse de, Reis’e vefa borcunu ödemek isteyenler kararlıydı. Hemen ekipler oluşturuldu. Bir grup sarmaşık toplarken başka bir grup sedyeyi yapıyor, diğer bir grup ise yaprak topluyordu. Sedye hazırlanmış ve nihayet uçuş vakti gelmişti. İlk ekip ve sonraki ekipler belirlendi. İlk ekip Reis’i sedyeye yerleştirip hazır olduklarını belirttikten sonra Kibirli o herkesi çıldırtan tavrıyla uçuş emrini verdi.

    Kibirli ve grubu önde diğerleri arkada şeklinde dizilerek, bulutlara doğru süzüldüler. Sedye ekibi ise bu dizilişin orta kısmında yerlerini aldılar. Yolculuk uzundu. Zor olansa, büyük denizi aşabilmekti.

    Sık sık mola veren kafile sonunda büyük denize ulaştı. Son bir dinlenmeden sonra yolculuğun en zor kısmına başladılar. Fırtınası eksik olmayan denizin üzerinde ilerlerken, bulutlardaki yoğunluk sanki fırtınayı haber veriyordu. Rüzgâr daha bir çetin esmeye başladı. Yoğun sis ve kara bulutlar, görüş mesafesini kısaltmıştı. Kibirli’yi bir korku sarmış fakat bunu belli etmemeye çalışıyordu. Fırtınanın şiddeti ile kendine olan güvenini kaybetmeye başladı. İçindeki korku sorumluluğunu aldığı kafileyi tehlikeye atacağından değil, kafilede komik duruma düşeceği endişesindendi.

    Kibirli, bir şeyi unutmuştu. Daha önceki yolculuklarında nerelerden geçtiğine, hangi mevsimde ve nerelerde hangi rüzgârların estiğine, rüzgârların esiş yönlerine hiç dikkat etmemişti. Yolculuklarında tek yaptığı çevresini gözlemek değil, kafiledekilerle uğraşmaktı. Kibirli, hiç aldırmadan geride terk etmeye çalıştığı ve küçümsediği Reisin büyük tecrübesini de unutmuştu. İçindeki komik duruma düşme korkusu, Reis’ten yardım istemesini engelliyordu.

    Reis bütün olanların farkındaydı. Sedyesinde sabırla içinde bulundukları durumu gözlüyordu. Fakat müdahâle etmedi. Çünkü biliyordu ki eğer müdahâle ederse Kibirli, karşı savunmaya geçecekti. Kibirli ile Reis’in dışında durumu kimse fark etmemişti. Yalnız Reis’in bir korkusu vardı. Eğer Kibirli bir an önce kendisinden yardım talebinde bulunmazsa büyük denizi en dar bölgesinden geçmek varken, derinlere doğru ilerleyip kafilenin tamamını tehlikeye atabilirdi. Çünkü fırtınanın şiddetinden kafile dağılabilirdi.

    Kısa bir süre sonra beklediği oldu. Bütün bedenini korku saran Kibirli, artık komik duruma düşmeyi aklından çıkarıp kafileyi büyük bir tehlikeye doğru sürüklediğini kabullendi. Acizliğini anladı, âdeta üzerindeki kibir elbisesi sıyrılıverdi. Bir ara başını geriye çevirip mahcup ve pişmanlık ifadesi taşıyan bakışlarını Reis’e hissettirdi.

    Reis, Kibirli'nin daha da küçük duruma düşmemesi ve onurunun kırılmaması için ona yardımcı olmaya karar verdi. Yalnız ona yardım ettiğini kafilenin diğer üyeleri anlamamalıydı. Bir ara sedyeyi taşıyan ekibe yüksek sesle bu mevsimlerde büyük deniz rüzgârlarının esiş yönlerini anlattı.

    Kibirli, durumu anladı. Reis’in diğerlerine belli etmeden kendisine yardım ettiğini ve onurunun kırılmaması için gayret sarf ettiğini görünce, gözünde birden büyüdü ve ona olan saygısı arttı. Artık gözleri ufukta, kulağı ise Reis’te bir yandan uçuyor bir yandan da geçmiş yaşantısını değerlendiriyordu.

    Evet, artık kendinden emindi. Geçmişte bir çok hataları olmuştu. Bundan sonra daha dikkatli olacak ve kimseyi kırmayacaktı. Hiç kimseyi asla küçük görmeyecekti. Yere iner inmez herkesten özür dileyecekti.

    Reis, olanlardan dolayı sevinçliydi, Kibirli'yi kazandığına inanıyordu. Ama bir hatasının da farkındaydı. Bu hatasını da, yolculuk biter bitmez kafileyi toplayıp telafi edecekti.

    Nihayet kara görününce kafileyi bir sevinç sardı. Karaya ayak basar basmaz ilk işleri güzel bir uyku çekmek oldu. Ardından açlıklarını giderdiler. Kibirli, hemen kafileyi toplayıp yolculuk süresince yaşadığı bütün duyguları anlattı. Ancak bu şekilde huzurlu olabilirdi. Bütün kafile üyelerinden özrünü dileyip, liderliğini bıraktığını söyledi. Bunun üzerine reis, söze başladı:

    "Evet arkadaşlar, Kibirli'nin bu itiraflarına içinizde en çok ben sevindim. Bundan sonra kendisine Kararlı diye hitap edilmesini istiyorum. Ayrıca benim de bir itirafım olacak, biliyorsunuz ki ben yaşlandım. Bunu daha önceden düşünüp sizleri liderlik konusunda eğitmeliydim. Hem bu büyük kararından dolayı Kararlının liderliğe devamı bence daha uygun olacaktır." dedikten sonra bütün kafile bu karara saygı gösterdi. O günden sonra Kararlı, kendisinden övgüyle bahsedilen lider oldu. Reis ise lider yetiştiren ve saygı duyulan bir kafile büyüğü oldu.
     
Benzer Konular:
Yüklüyor...

Sayfayı Paylaş