1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Kırklareli Antik Kentleri (Marmara Bölgesi)

Konusu 'Turizm Rehberi' forumundadır ve ZeyNoO tarafından 13 Mayıs 2012 başlatılmıştır.

  1. ZeyNoO
    Melek

    ZeyNoO ٠•●♥ KuŞ YüreKLi ♥●•٠ AdminE

    Katılım:
    5 Ağustos 2008
    Mesajlar:
    58.480
    Beğenileri:
    5.784
    Ödül Puanları:
    12.080
    Cinsiyet:
    Bayan
    Meslek:
    Muhasebe
    Yer:
    ❤ Şehr-i İstanbul ❤
    Banka:
    3.064 ÇTL
    Kırklareli Antik Kentleri (Marmara Bölgesi)

    Arcadiopolis (Lüleburgaz) Antik Kenti

    Lüleburgaz, İlkçağda Bergula adı ile anılmakta iken, İmparator I.Theodosius döneminde (4.yüzyıl sonunda) geliştirilmiş ve kent durumuna getirilerek adına (Theodosius’un oğlu ve sonradan Doğu Roma İmparatoru Arcadius nedeni ile) Arcadiopolis yani “Arcaidius kenti” denmiştir.

    Kentin tarihi ile ilgili bilgiler az olmakla birlikte, 1936’da Prof. Arif Müfid Mansel’in yaptığı arkeolojik kazılarda bölge tarihine ışık tutacak bazı ipuçlarına rastlanmıştır. Buna göre Trakya kültürü, Ege ve Balkan kültürleriyle ilişkilidir. İlk Tunç Çağı’na ait buluntular, bölgenin Ege kültürleriyle ilişkisinin varlığını ortaya koymaktadır. Yine yakın tarihte (1981) yapılan kazılarda elde edilen bulgular, bölgede Kalkolitik dönemin yaşandığını ve Balkanlar-Kuzey Anadolu kültürleriyle ilişkilerinin varlığını göstermiştir.

    Lüleburgaz İlkçağda bayındır bir kent olmadığı, Ortaçağda ise kent durumuna gelmesine rağmen gelişemediğinden günümüze kent içinde İlkçağ ve Ortaçağdan herhangi bir kalıntı gelememiştir.
     
  2. ZeyNoO
    Melek

    ZeyNoO ٠•●♥ KuŞ YüreKLi ♥●•٠ AdminE

    Katılım:
    5 Ağustos 2008
    Mesajlar:
    58.480
    Beğenileri:
    5.784
    Ödül Puanları:
    12.080
    Cinsiyet:
    Bayan
    Meslek:
    Muhasebe
    Yer:
    ❤ Şehr-i İstanbul ❤
    Banka:
    3.064 ÇTL
    Byze Antik Kenti

    [​IMG]

    Bizye, Thrakların Astai boyunun başkenti iken, yörede Romalılarca oluşturulan bölgesel ve Roma bağımlısı küçük bir Thrak krallığının başkenti olmuştur. İlkçağ tarihi hakkında pek bir bilgi bulunmamaktadır. Yöredeki tek İlkçağ kalıntısı höyüklerdir.

    Vize’de en eski devirler, Trakların tarihi ile başlar. Bu yıllarda Trakyayı işgal eden kavimlerin yayılma alanı Adriya denizinde Kara Deniz’e kadar uzanmakta idi. Trakya’ya ismini veren bu kavimler dalgalar halinde İstanbul ve Çanakkale’ye kadar uzanmışlardır. Özellikle MÖ.1200’de Trak kavimlerinden Bitinyalılar ve Frigler, Vize-Çatalca yolu üzerinden İstanbul’a oradan da Anadolu’ya geçmişlerdir. Trakya’da kalanlar ise ufak bir takım krallıklar kurmuşlardır.

    Tarihte adı Bizye olarak geçen bu kente adı, Trak krallarından Byzas’ın ismine izafeten verilmiştir. Yunan mitolojisinde bu isim "Byzia" kaynak perisi olarak geçer. Zaten Vize’de suların ve kaynakların bolluğu da bunu doğrulamaktadır. Her ne kadar bir kale ve bir kaç mezar bu döneme ait görünüyorsa da bu kesinlik kazanamamıştır.

    [​IMG]

    Vize yöresi MÖ.XIII.yüzyılda Trakların yaşadığı bir bölgedir. Vize’deki Çömlektepe Höyüğünde 1962 yılında Feridun Dirimtekin’in, 1995’te Trakya Üniversitesinden Yard.Doç.Özkan Ertuğrul’un yaptığı araştırmalar, ardından Prof.Dr.Mehmet Özdoğan’ın çalışmaları yörenin Eskiçağ tarihini aydınlatmıştır. Vize yakınlarındaki Karaköçek mevkiinde Orta Tunç Çağı’na ait kaya sunağı bulunmuş, bunu Vize Soğucak köyünde bulunan bir benzeri izlemiştir. Vize Çakıllı Köyü’nün 1 km. güneyindeki Eski tekke mezarlığında bulunan el yapımı kaba hamurlu, deve tüyü rengindeki çanak çömlekler, yontma taş aletler, cilalı el baltaları Neolitik Çağda burada bir yerleşim olduğunu ortaya koymuştur. Özellikle Çömlektepe Höyüğünün MÖ.3000 yıllarına kadar indiği belirlenmiş, aynı yerde Demir Çağı’na ait keramikler ele geçmiştir. Bunları Helenistik ve Roma keramikleri de tamamlayınca Vize yöresinin Neolitik Çağdan günümüze kadar kesintisiz bir yerleşime sahne olduğunu ortaya koymuştur.

    MÖ.3000-2500 arasında Adriyatik Denizi’nden, Karadeniz’e kadar uzanan bölgeye yerleşen Traklar, Trakya’de egemenliklerini sürdürmüştür. Bunlardan Astai Boyu Istranca Dağlarında yaşamış ve küçük bir prenslik kurmuşlardır. MÖ.513’te Pers İmparatoru Darius tüm Trakya’nın yanı sıra Vize’yi de ele geçirmiş, Med savaşlarından sonra bölgenin tümünü Makedonyalılara bırakmak zorunda kalmıştır. Büyük İskender’in ölümünden sonra, generallerinden Lucimachos Trakya ile birlikte Vizeye de hakim olmuştur. Ancak bu dönemde Trakya Keltler tarafından yağmalanmıştır. Bütün bu karmaşayı MÖ.72’de Romanın yönetiminde kurulan Doğu Trak Krallığı izlemiştir.

    [​IMG]

    Vize yöresi en parlak dönemini Klasik Çağda (MÖ.500-400) ve Helenistik Çağda (MÖ.300-MS.20) ve Roma İmparatorluğu döneminde yaşamıştır. Vize Hıristiyanlığın yayılması ile birlikte Avrupa metropollüğüne bağlı bir piskoposluk merkezi olmuştur. Bu dönemde dış tehditler altında Vizeliler ezilmiş, bazen kalelerini terk etmiş, bazen de vergi ve haraç vererek şehirlerini yağmalanmaktan kurtarmışlardır. MS.IV.yüzyılda Got akınlarını Hun, Bulgar ve Slav akınları izlemiştir. Haçlılar buraya çok sık saldırmış, Vize’yi ele geçirdikten sonra İstanbul’a ulaşmışlardır.

    Anadolu Beylikleri döneminde, Aydınoğullarından Halil bey denizden Trakya’ya çıkmış, Gelibolu’dan Edirne, Lüleburgaz ve Vize’ye kadar uzanan bölgeyi egemenliği altına almıştır. Ancak Vize yakınlarında 1309’da Bizans İmparatoru Andronikos’un generallerinden Filis’e yenilmiş ve yöre yeniden Bizanslıların eline geçmiştir. Vize’deki Bizanslı komutan Mauridis, Sultan I.Murat’ın (1360-1389) kumandanlarından Durmuş Kılıçarslan ile Karaca Beyhan’a karşı koymuş ve Vize’yi teslim etmemiştir. Mihalzade Gazi Hıdır Bey’in şehri kuşatması da bir sonuç vermemiş bunun üzerine lala Şahin Paşa bir aylık bir kuşatmadan sonra 1368’de Vize’yi Osmanlı topraklarına katmıştır

    [​IMG]

    Vize’de Bizans döneminden kalma eserlerden, günümüze oldukça iyi durumda gelen kale, mahsenli bir büyük yapının parçaları ve Ayasofya’da denen bugün Gazi Süleyman Paşa Camisidir. Bu cami aslında Iustinianus dönemi (6.yüzyıl) kilisesidir.

    Osmanlı döneminde camiye çevrilmiştir. İç sütunları mermer ve korinth biçimindedir. Geç dönem onarımlarında, erken Ortaçağ yapılarından alınma işlenmiş, kabartmalı taşlar yapı taşı olarak kullanılmıştır. Bugünkü giriş yüzü ve içteki freskler, resimler, kilisenin ilk biçiminde yoktu; bunlar sonradan eklenmiştir. Orta bölümü kareye yakın dikdörtgen planlı olmakla birlikte, üç apsidli yapıldığından, haç planlı görünümündedir.
     
  3. ZeyNoO
    Melek

    ZeyNoO ٠•●♥ KuŞ YüreKLi ♥●•٠ AdminE

    Katılım:
    5 Ağustos 2008
    Mesajlar:
    58.480
    Beğenileri:
    5.784
    Ödül Puanları:
    12.080
    Cinsiyet:
    Bayan
    Meslek:
    Muhasebe
    Yer:
    ❤ Şehr-i İstanbul ❤
    Banka:
    3.064 ÇTL
    Salymdessos, Midye (Kıyıköy) Antik Kenti

    [​IMG]

    Kıyıköy, Kırklareli İline bağlı bir bucak merkezidir. Bugünkü Kıyıköy, İlkçağ ve Ortaçağ Salymdessos’un surlarla çevrili alanı içinde bulunmaktadır.

    Salymdessos’un tarihi çok eski dönemlere uzanmaktadır. Nitekim adının Heredotos’ta geçmesinden de bu anlaşılmaktadır.

    Heredot’a göre, burada oturan halkın, İran şahı Dareios Skyth/İskit Yurdu seferine giderken (MÖ.513) direnmeksizin İranlılara boyun eğmişti. M.Ö.400 yılında, ünlü onbinlerin yurda dönüş yolculuğunun sonuna doğru, Thrak Beylerinden Seuthes’in buyruğuna paralı asker olarak girmelerinden sonra yaptıklarını anlatan tarihçi Xenophon da, Salmydessos’un, Thrak boylarından, hellenlerin Melinophagoslar (Bal yiyenler) dediği halkın yurdu olduğunu söylemiştir.

    Kentin surları ilk kez Iustinianus döneminde, VI.yüzyılda yapılmış, sonradan (IX. ve 1X.yüzyıllarda) onarım görmüştür. Duvar kalınlığı 2.20 m., yüksekliği ise bugünkü sur kalıntısının en yüksek bölümünde 6 m.yi bulmaktadır. Kentin batı yanında sur önünde, 13 m. genişliğinde bir savunma hendeği bulunmaktadır. Kentin kuzey, güney ve doğu yanlarında da sur kalıntıları, izleri görülmekle birlikte, surun özellikle güçlü olması gereken bu batı yanında ve günümüze sağlam durumda gelebilmiş Ortaçağ surları vardır.

    Kıyıköydeki en önemli tarihsel kalınrtı ise Yamaç kayalığına oyulmuş Aya Nikola Manastırıdır.
     
  4. ZeyNoO
    Melek

    ZeyNoO ٠•●♥ KuŞ YüreKLi ♥●•٠ AdminE

    Katılım:
    5 Ağustos 2008
    Mesajlar:
    58.480
    Beğenileri:
    5.784
    Ödül Puanları:
    12.080
    Cinsiyet:
    Bayan
    Meslek:
    Muhasebe
    Yer:
    ❤ Şehr-i İstanbul ❤
    Banka:
    3.064 ÇTL
    Kırklareli (Aşağıpınar, Kanlıgeçit) Antik Kenti

    Kırklareli’nde yapılan arkeolojik kazılar buradaki ilk yerleşimin Neolitik, Geç Kalkolitik ve Tunç çağlarından başladığını göstermiştir. MÖ.1200’lerde Trakya’dan gelen göçmen grupları buraya yerleşmiştir. Çeşitli kabilelerden oluşan Trak Krallığı yöreyi egemenliği altına almıştır. Trakların Ast, Madiaten,Melandit, Odris, Tin ve Tranipsa kolları Trakya’nın tümünde olduğu gibi Kırklareli yöresine de hakim olmuşlardır. MÖ.750 yılında Avrupa’dan Anadolu’ya yönelen Frigler buradan geçmiştir.

    MÖ.VI.yüzyılın ortalarında Atinalılar, Perslerin (MÖ.513) yöreye yerleştikleri görülmektedir. MÖ.V.yüzyıl ortalarında burada kurulan Trakların Odrys kolunun kurduğu devletini Makedonya Kralı II.Phillip yıkmış bunu Bithynia Krallığının egemenliği izlenmiştir. MÖ.46’da Roma İmparatoru Cladius Trakya ile birlikte Kırklareli yöresine de hakim olmuşlardır. Kırklareli, MÖ.IV.yüzyılda Gotların,İskitlerin, VII.yüzyılda Avarların, VIII.- X.yüzyıllarda da Bulgarların sürekli saldırılarına uğramıştır.

    Bizans döneminde Kırklareli yöresine 40 kilise anlamına gelen “Saranta Ekklesiai” ismi yakıştırılmıştır. Bizanslıların Bulgarlarla olan mücadelesinde yöre zaman zaman saldırılara uğramış, 1190’da Haçlılar, 1204’te Latinler burayı ele geçirmiştir. Kırklareli 1264’te Bulgarlar ve tatarlar tarafından yağmalanmıştır.

    Aşağıpınar

    [​IMG]Aşağıpınar yerleşimi, Yakın Doğu ve Anadolu'dan başlayarak gelişen tarım ve hayvancılığa dayalı köy yaşamının Avrupa'ya aktarımı ve bu bölgenin doğal çevre koşullarına uyum sağlamak için geçirdiği değişiklikleri arkeolojik kanıtları ile ortaya çıkartmıştır.

    Aşağıpınar'da yerleşim ilk olarak M.Ö. 6200 yıllarında, Güneydoğu Avrupa'da avcı-toplayıcı göçebe yaşam biçiminden yerleşik köy düzenine geçiş süreci ile başlamış ve M.Ö. 4200 yıllarına kadar kesintisiz olarak süregelmiştir.

    Bu nedenle, Aşağıpınar bulguları yalnızca Anadolu ile Avrupa toplumları arasındaki ilişkinin anlaşılması açısından değil, Avrupa uygarlığının temellerini oluşturan sürecin tanımlanması bakımından da büyük bir önem taşımaktadır.

    Aşağıpınar Kazısı, İstanbul Üniversitesi Prehistorya Anabilim Dalı adına TÜBA Asli Üyesi Prof. Dr. Mehmet Özdoğan tarafından 1980 yılında başlatılmış olan Marmara-Trakya Tarihöncesi Araştırmaları Projesi kapsamında, 1993'de başlamıştır. 1993 yılından bu yana devam etmekte olan Arkeolojik Kazıların bu yılki programı İstanbul Üniversitesi Prehistorya Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Mehmet Özdoğan’ın başkanlığında 21 Temmuz 2008 Pazartesi günü başlamıştır. Prof. Dr. Özdoğan Aşağı Pınar Mevkii’ndeki kazılarla ilgili şunları söyledi:

    “Kırklareli’ndeki bu yerleşim alanı M.Ö. 6000 yıllarına kadar gitmektedir. Yani burada 8 bin yıllık tarihi gün yüzüne çıkarıyoruz. 15 yıldır burada kazılar yapıyoruz. Bu süre zarfından 2 bine yakın kişi burada yapılan çalışmalarımıza katıldı. Ancak buna rağmen halen Kırklareli’nde yaşayanlar burada böyle bir kazı alanının olduğundan habersizler. Bu durum da beni çok üzüyor. Yıllardan beridir burada gerçekleştirdiğimiz işleri anlatan bir sergiyi düzenlemek üzere çalışmalarım devam ediyor. Kazının yapıldığı alanda yapacağım sergi için burada yapılan işleri anlatan broşürleri ve maketleri hazırlattım. 25 bin YTL bütçe ile gerçekleştirdiğim sergide bu alanın kıymetini Kırklarelililere anlatmak için uğraşacağım.

    Sergiyi Kırklarelililerin göstereceği ilgi doğrultusunda açık tutacağım. Gördüğüm kadarı ile buranın halkı yanı başında duran bu tarihi kazıdan habersiz. Bundan haberdar olmaları ve buraları gezip görmeleri için ben şahsi olarak girişimlerde bulunacağım, bunu yetkililerden de bekliyorum.

    Kırklareli ili sınırları içerisinde bulunan bir diğer kazı alanı olan Kanlıgeçit’te de çalışmalarımızı devam ediyor. Yapılan çalışmalarımıza Araştırma Görevlisi ve Arazi Sorumlumuz Eylem Özdoğan’ın önderliğinde 20 Arkeolog ile 60 kişiden oluşan kazı ekibimiz ile başlamış bulunuyoruz. Kanlıgeçit’teki kazılarımız bu yıl sona erecek. İstimlâk ve imar durumlarının yetkililer tarafından halledilmesi halinde burasını Açıkhava Müzesi haline getirmeyi düşünüyorum.”

    Kanlıgeçit

    Kanlıgeçit yerleşimi, Kırklareli il merkezinin hemen güneyinde, Aşağıpınar’ın 500 metre kadar batısında, Haydardere’nin iki yakasında yer almaktadır. 1994 yılında Aşağı Pınar projesi kapsamında başlayan Kanlıgeçit kazıları halen sürmektedir.

    Kanlıgeçit’in ilk olarak Son Kalkolitik Çağ’da (İ.Ö. 3600), Aşağıpınar’ın terk edilmesinden sonra yerleşildiği anlaşılmaktadır. Kanlıgeçit’teki esas yerleşim İlk Tunç Çağı’na aittir. Burada yaklaşık olarak M.Ö. 3000 yıllarında, yerel özellikler gösteren, dal ve ahşap kulübelerden oluşan büyükce bir yerleşme kurulmuş, ancak İlk Tunç Çağı’nın sonlarına doğru giderek Anadolu etkileri artmıştır.
     
    Son düzenleyen: Moderatör: 15 Mayıs 2016

Sayfayı Paylaş