1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Kitle Toplumu - Aöf Halkla ilişkiler Dersleri

Konusu 'Açıköğretim' forumundadır ve BeReNN tarafından 12 Ekim 2011 başlatılmıştır.

  1. BeReNN
    Uykumvar

    BeReNN Özel Üye Özel üye

    Katılım:
    30 Nisan 2011
    Mesajlar:
    8.855
    Beğenileri:
    254
    Ödül Puanları:
    5.330
    Cinsiyet:
    Bayan
    Meslek:
    Muhasebe
    Yer:
    Istanbul, Turkey
    Banka:
    289 ÇTL

    İnsanın tek başına yaşamasıyla kendi gibi başka insanlarla birlikte bir kalabalık oluşturarak yaşaması, toplumsal açıdan çok farklıdır. Sanayi Devrimine yani 19. yüzyıla gelinceye kadar, insanların tarım, hayvancılık ve zanaatla uğraştıkları dönemlerde, nüfusun büyük bölümü kalabalık olmayan yerleşim birimlerinde, birbirinden uzak mesafelerdeki üretim alanlarında yaşıyordu. Fabrikaların belli coğrafi bölgelerde ve insanların da fabrikaların çevresinde toplanmasıyla kentler olağanüstü bir hızla büyümüştür. Miyana'nın nüfusu 1846'da 400.000'den 1880'de 700.000'e, Berlin 1849'da 378.000'den 1878'de neredeyse 1 milyona, Paris 1 milyondan 1.9 milyona, Londra 1851'de 2.5 milyondan 1881'de 3.9 milyona ulaşmıştır. 1800'lü yılların kentleri denildiğinde aşırı kalabalık yerleşim yerleri anlaşılır. Kentler insanları içine çekercesine büyürken Sanayi Devrimiyle birlikte gelişen burjuvazi de elde ettiği bütün kaynakları kendi çalışma mekânlarına; fabrikalara, bürolara ve özel yaşama alanlarına ayırmıştır. Şöylece fabrikalar, bürolar, özel konutlar yanında tüketim yapmaya yönelik çeşit çeşit dükkânlar, çarşılar ve pazarlar, dönemi simgeleyen mekânlar olarak ortaya çıkmıştır. Bütün bu gelişmenin ortak paydasında ise bireylerin artık kalabalıklar içinde yaşıyor olması yer almaktadır.

    Kalabalık içinde yaşamak, insanın birey olarak tek başına ya da aynı yaşam koşullarını paylaşan diğer insanlardan uzak mesafelerde yaşamasından farklı bir durumdur. Şu farklılığın temel göstergesi, bir kalabalık içindeki insanın tek başına olduğundan farklı davranışları gösteriyor olmasıdır. Kalabalık içindeki birey, kalabalığın yönünde hareket eder. Kalabalık içindeki bireyler ortak mekânları paylaşırlar ve fiziksel olarak birbirleriyle ilişki içindedirler. Kalabalık, tek tek bireylerin duygularını, düşüncelerini, inançlarını önemsizleştirir. Farklı düşünce, duygu ve inançları teke indirger. Çünkü kalabalık, onu oluşturan tek tek bireylerin özelliklerinden farklı bir özellik sergiler. Birey, kalabalığın eğilimlerinden etkilenmeye açık olduğu ve çoğunlukla sürü içgüdüsüyle hareket ettiği için istenilen şekilde biçimlendirilerek bir kalıba sokulabilir. Kalabalıkta, akıl ve düşünceden çok duygular öne çıkar. Kalabalık içindeki birey, kendisini güçlü ve yenilmez hisseder. Kalabalık, bireyin sorumluluktan kaçmasına ve başkalarının gölgesinde hayatını kolaylıkla sürdürebilmesine zemin hazırlar.

    Kalabalık konusuyla ilgili olarak akla şu soru gelebilir. Aynı mekânı paylaşmadan bireyler kalabalık içinde olabilir mi? Birey fiziksel olarak ilişkide olmadığı ve duygusal bağı olmadığı başka insanlarla bir kalabalık oluşturabilir mi? Şu soruların yanıtları tabii ki evet. İnsanlar belli bir coğrafi mekâna yayılmış olarak, birbirleriyle fiziksel ilişkiye girmeden, duygu ve düşünce birliği olmadan da bir bütün oluşturabilirler. Şuna toplumbilimciler kitle demektedirler. Örneğin farklı mekânlarda oturarak aynı gazeteyi okuyan, aynı televizyon kanalını izleyen insanlar bir kitledir. Şu kitleyi oluşturan insanların aynı mekânı paylaşması, birbirleriyle fiziksel ilişki kurması gerekmez.

    Kitle kavramını anlayabilmek için bazı konuları açıklamak gerekir. Ne kadar insanın bir araya gelmesi kitleyi oluşturur? Şu konuda belirli bir sayı söylemek doğru olmaz. Ancak, kitle kavramı her zaman bir büyüklüğü ifade eder. Toplumsal yaşamda iş bölümünün gelişmesi kitlelerin oluşumunu etkilemiştir. Sanayileşme öncesi dönemde daha çok soyut bir kavram olarak üzerinde konuşulan kitle olgusu, Sanayi Devrimiyle birlikte somut bir olgu olarak ortaya çıkmıştır. Sanayileşme ve onun ardından gelen kentleşme sonunda ortaya çıkan toplum biçimini inceleyen toplumbilimciler artık toplumların kitleleştiği olgusunu kabul etmişlerdir. Modern toplumu da kitle toplumu olarak tanımlamaya başlamışlardır. Kitle toplumu, Sanayi Devriminin; mekânda, zamanda ve insan ilişkilerinde yarattığı değişiklikler üzerine kurulmuştur. Birey açısından bakıldığında ise, en uzak köşelerde yaşayan insanlar bile kitle toplumunun özelliklerinden, eğilimlerinden, değerlerinden etkilenmektedirler.

    Kitle toplumunun tipik özelliği, insan gücünün yerine makine gücünün geçmesi ve kitle halinde seri üretimin gerçekleşmesidir. Kitle toplumunda nüfus kentlerde yoğunlaşırken bilimsel, teknolojik gelişmelere paralel olarak insanın yaşama süresi de uzamıştır. Yaşama süresi uzayan insanın kitle toplumu içinde programlanmış bir hayatı vardır. Kitle toplumunun üreten ve tüketen insanlarının hayatları iki grup altında programlanmıştır: Çalışma zamanı ve boş zaman. Çalışma zamanı üretim süreci içinde düzenlenmektedir. Birey boş zamanını yani serbest zamanını ise tüketici konumunda geçirmektedir. Seri üretim süreci içindeki bireyin çalışma zamanını değerlendirmeye olanağı yoktur. Şunun yanında, birey boş zamanında da kitle toplumunun tüketim kalıplarına bağlıdır. Yemek yeme, eğlenme, iletişim kurma ve kültür ürünlerini tüketme alışkanlıklarında; başka deyişle, boş zamanını düzenlerken özgür değildir.

    Kitle toplumu önceki dönemlerden farklı bir insan ortaya çıkardığına göre bu insanlara yönelik farklı iletişim biçimleri söz konusu mudur?

    Nüfusun belli merkezlerde toplanması, iletişim ve ulaşım araçlarının gelişmesi nedeniyle insanlar arasındaki mesafeler azalmıştır. Ancak, bu fiziksel yakınlık, ilişkilerin yoğun ve derin olduğu anlamına gelmez. Denebilir ki; kitle toplumu bireyi yığınlar içinde kendi yalnızlığıyla baş başa kalmıştır. İnsanın yalnız bir birey konumunda sadece üreten ve tüketen bir nesne haline gelişi, toplumsal ilişkileri de insancıl olmayan bir boyuta taşımıştır. Sonuç olarak söylemek gerekirse, kitle toplumu insanı, diğer insanlarla ilişkileri zayıf ve gevşek, ürettiği ürüne yabancılaşmış, kalabalık içinde yalnızlaşmış insandır.

    Kitle olgusu tabii ki çok eskiden beri bilinmektedir. Sanayi Devrimi sürecindeki gelişmeler kitle olgusunu toplumsal yapı içinde ortaya çıkarmıştır. Konumuz açısından üzerinde durulması gereken nokta; bireyin durumu ve iletişim araçlarının bireye olan etkisidir. Sanayi Devrimi sürecinde giderek gelişen gazeteler, dönemin yeni aracı radyo ve ardından gelen televizyon kitle toplumundaki bireyin vazgeçemediği şeyler haline gelmiştir.


    alıntı
     

Sayfayı Paylaş