1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Kızıl Sultan’ı Kim, Niçin Uydurdu

Konusu 'Osmanlı Tarihi' forumundadır ve wien06 tarafından 27 Mayıs 2009 başlatılmıştır.

  1. wien06

    wien06 V.I.P V.I.P

    Katılım:
    30 Ağustos 2007
    Mesajlar:
    6.117
    Beğenileri:
    148
    Ödül Puanları:
    4.480
    Meslek:
    Serbest
    Yer:
    Viyana
    Banka:
    292 ÇTL
    Bazı kimselerin yayınlanan bunca vesikaya rağmen, günümüzde hâlâ, Sultan İkinci Abdülhamit Han hakkında "Kızıl Sultan " tabirini kullanabilmeleri, böylesine korkunç bir hak ve hakikat kalpazanlığından utanmamalarının sebebi, bize en çok sorulan suallerden biridir. Devamlı sorulmaktadır: " Kim, niçin uydurmuştur bu "Kızıl Sultan" tabirini?"

    "Kızıl Sultan" tabirinin kim tarafından niçin uydurulduğunu incelemeden evvel hemen kaydedelim ki, bu tabir, yurdumuzdaki Ermenilerin ne yapmak istedikleri ve nasıl çalıştıklarını tespit yönünden mühimdir! Bu mühim hususu görgü şahidinin sehadetiyle gözler önüne serelim. Sultan İkinci Abdülhamit Han devrinin ünlü Mabeyin Başkâtibi Tahsin Pasa hatıratında der ki:

    "... Ermeni ayaklanmalarında Ermeni papazlarının büyük rolü olduğunu ve kiliselerin ibadetten ziyade fesada ve zekâvete hizmet ettiklerini haber almıştık. Ancak Ermeni ihtilalcileri bazı elçiliklerin de yardımıyla o derece mahirane tertibat almışlar, silah ve komitacılar, memlekete sokmak hususunda öyle yardımlar tem’in etmişlerdi ki, ipucu bulmak mümkün olamıyordu. Nihayet bir gün, yine kendi aralarından tem’in ettiğimiz bazı kimseler bize bu silahların Beyoğlu’nda Ermeni kilisesinin duvarında saklı olduğunu haber verdi.
    Bunun üzerine Zaptiye Nazırına emir gönderildi, bir heyet marifetiyle kilise basılarak duvar yıkıldı, silah deposu meydan çıktı! Bir ibadethaneyi eşkıya sığınağı haline sokan Ermeni ihtilalcilerin bu fesada ve ihaneti elçiliklerden çağrılan kimselere gösterildi ve hemen bir zabit tutuldu. Ermeni komitacıları, en ziyade Londra'da efkâr-i umumiyyeyi aleyhimize tahrik etmekte ve bilhassa nüfuzlu İngiliz kadınlarının yardımlarından istifade eylemekte olduklarından Türk dostu Sır Arshmitt Bartlet'in vasıtasıyla bu, kilisede çıkan silahlar Londra'ya gönderilerek Parlamento'nun yanında teshir ve bu suretle bize karsı uyandırılan gayz ve gazabın mecrası değiştirildi."


    Mabeyin Başkâtibi Tahsin Pasa böyle kiliseyi silah deposu haline getiren Ermenilerin bu melanetinin Londra'da teshir edilmesi "bize karsı duyulan gayz ve gazabın mecrası değiştirdi" diyor ama Ingilizler'deki bu değişiklik, gözler önüne serilen acı gerçeğe rağmen geçici olmuş, İngilizler kisa bir zaman sonra yine Ermenilerin haklarından bahsetmeye başlamışlardır! Ve İngilizlerin bu tutumu o devrin olayları içinde tabiidir!

    Sultan İkinci Abdülhamit Hân devrinde faaliyetlerini böyle kiliseyi silah deposu haline getirecek derecede arttıran Ermeniler yıllar boyu yer isyanlarla Doğu-Anadolu'yu bir Ermeni yurdu haline getirmek için çalışmışlarsa da, Abdülhamit Hân siyasî dehasıyla melaneti önlemiş, Doğu Anadolu'yu Ermeni tecavüzünden kurtarmış ve iste bu hizmeti dolayısıyla kendisine bize düşman ser kuvvetlerce "Kızıl Sultan" unvanı verilmiştir!

    Doğu Anadolu'yu elde edebilmek için melanetlerini nerelere kadar götürdüklerini bir görgü şahidinin sehadetiyle yukarıda kaydettiğimiz Ermeniler, korkunç bir lâfebeliki ile uzun yıllar, Müslümanlar Hristiyanlari katlediyorlar (!) propagandasına ile devrin büyük devletlerinden birinin müdahalesini tem’in için her yola başvurmuşlardır! Doğu’daki Müslüman köyleri yağmalanmış, yakılıp yıkılmış, Müslümanlar türlü işkenceyle öldürülmüş ve hattâ Müslüman kılığına bürünen Ermeniler kendi kardeşlerini öldürmüş ve sonra dışarıdaki yoldaşları vasıtasıyla yürütülen propaganda basari kazanarak, bazı büyük devletlerin "Ermeniler kabl olunuyor!" bahanesiyle Babıâli’yi protesto edebilmeleri tem’in edilmiştir!

    Sultan İkinci Abdülhamit Han büyük devletlerarasındaki rekabetten istifade ile dışarının bu müdahalesini boşa çıkardığı gibi, aldığı isabetli tedbirlerle de yer patlak veren Ermeni isyanlarını bastırmasını bilmiştir! 1894 yılında Muş ve Siirt civarındaki Sason'da ayaklanan Ermeniler daha sonra Diyarbakır isyanını başlatmışlarsa da her iki isyanda Abdülhamit Hân’ın yumruğunu yiyerek büyük zayiat verip geri çekilmişler ve bu mağlubiyetten hemen bir yıl sonra, bu kere 30 Eylül 1894 (30.09.1894, M.F.) Pazartesi günü ayaklanmışlar, fakat netice alamamışlar, 1896 yılının 26 Ağustos (26.08.1896, M.F.) Çarşamba günü yine İstanbul’da başlattıkları isyanda Osmanlı Bankası’nı (Osmanlı Bankası başka bir hikaye, M.F.) basmak, Babıâli’yi, tüneli havaya uçurmak, bazı elçiliklere tecavüzle Avrupa devletlerinin müdahalesini tem’in etmek etmişlerse de, Abdülhamit Hân, emrindeki "Yıldız İstihbarat Teşkilâtı" vasıtasıyla isyanı evvelden haber almış ve o gün Bankayı basan Ermeniler, hakları (!) verilmediği, yani, Doğu Anadolu kendilerine bırakılmadığı takdirde Bankayı havaya uçuracakları tehdidini savurup bu arada bir kaç bomba da patlatmışlar, fakat alınan tertibatla cümlesi ellerindeki silah ve bombalarla yakalanmışlardır!
    Patrik Izmirliyen idaresindeki bu isyan daha sonra Ermeni mahallelerinde intikal etmiş ve Sultan İkinci Abdülhamit Han’ın bu asi Ermenilerle mücadelesi pek basit olmuştur! Sakalını değirmende ağartmayan Sultan İkinci Abdülhamit, devam ede gelen Ermeni isyanlarının içyüzünü bilmektedir! İsyanı Avrupa devletlerinin müdahalesine meydan vermeden bastırmak isteyen Abdülhamit Han askeri ve polisi kışlalarına çektikten sonra limandaki hamallarla sivil halktan gönüllülere kalın sopalar dağıttırmış ve bunları katiyken ateşli ve kesici âlet kullanmamak şartıyla Ermeniler üzerine göndermiştir! Müslümanlar ellerindeki kalın sopalarla yakaladıkları Ermeninin hesabını görmüşler ve iki üç gün sürdürdükleri bu Ermeni avı ile hedefe varıp 1905'teki meşhur bomba vak'asına kadar Ermenileri sindirtmişlerdir!

    Bütün bu isler olup biterken Avrupa devletleri Ermeni meselesini yine körüklemişler, Ruslar yukarıdaki sopalı olayı protesto ederken, İngilizler bir ara donanmalarıyla Çanakkale önlerine kadar gelmişlerse de, Abdülhamit Han’ın siyasî dehasıyla aldığı tedbirler önünde geri çekilmeye mecbur olmuşlardır!
    Sultan İkinci Abdülhamit Han böyle aldığı tedbirlerle Devlet-i Aliye’nin varlığı ve bekası yolunda çalışırken, düşmanın şerrinden kurtulamamış ve Fransız tarihçisi Albert Vandal, Ermeni isyanlarını bastırmasını bilen Abdülhamit Han’a kan dökücü manasına "La Sultan Rouge" demiş, bizdeki gafiller de bir Hristiyanin Ermeni menfaatleri uğruna uydurduğu bu tabiri "Kızıl Sultan"'a çevirerek Abdülhamit Han hakkında kullanmaktan utanmamışlardır!

    Talihin ne garip cilvesidir ki, ömrü boyunca kan dökmekten kat'iyyen çekinen Sultan İkinci Abdülhamit Han, içimizden yetişen gafillerce "Kızıl Sultan" diye anılmış ve evlatlarımıza böyle tanıtılmıştır!

    Veya, böylesine İslam düşmanlarınca uydurulan tâbiri günümüzde hâlâ tekrarlayanların haline!
     
  2. Mavi Gül
    Avare

    Mavi Gül ѕση_¢ıqℓıк Özel üye

    Katılım:
    3 Mayıs 2009
    Mesajlar:
    4.647
    Beğenileri:
    375
    Ödül Puanları:
    3.730
    Yer:
    Misafir Sevmez
    Banka:
    677 ÇTL
    Türkün Türke ettiğini kim ediyor dedirtiyor gerçekten, Tarihden bugüne değişmeyen tek şey hainlerimiz demek. Halen bile Mustafa Kemal Atatürk' ün inancı bu ülkenin ekmeğini yiyen şahısların dilinde değilmidir. Olması gereken nedir tarihimize sahip çıkmak Dış güçlerin yalanlarını ortaya çıkarmak ama buradada yine eksiklik tarih aydınlarımızın tıpkı sözde ermeni soykırımında bizleri sessiz bırakıp ermenileri haklı gibi görünmesindeki etkenleri gibi susmak kimi zaman kabullenmektir. Bu gerçekler madem biliniyor neden yeterince paylaşılmıyor
     

Sayfayı Paylaş