Klasik Türk edebiyatı konuları

Suskun

V.I.P
V.I.P
Katılım
16 Mrt 2009
Mesajlar
23,134
Beğeniler
322
Şehir
Türkiye
#1
Klasik Türk edebiyatı konuları

Bahariye Cemreviye Fahriye (Din Dışı Şiir)

Bahariye


Baharın gelişini, doğadaki değişimleri, çiçeklerin açmasını, kelebeklerin uçmasını konu edinen kasidelerdir Dönemlerindeki büyük kişilere sunulup ödüllendirilmek için yazılırlar Hemen her divanda bir bahariye bulunması geleneği vardır Hemen her divan şairinin de bir bahariyesi bulunur

Cemreviye

Divan şairlerinin cemre düşmesi nedeniyle dönemlerindeki büyük kişilere sunmak için kaleme aldıkları kaside türüdür Örneklerine az rastlanır Cemrenin bahar müjdecisi olması nedeniyle bir bahariye niteliği de taşır Cemreviyelere genellikle teşbib ile başlanır Kasidenin diğer bölümlerinde bir değişiklik yapılmaz

Fahriye

Divan şairlerinin kendilerini ya da bir başka şair ya da kişiyi övdükleri şiirlerdir Genellikle kaside türünde yazılırlar Fahriye aynı zamanda kasidelerde şairlerin kendileriini övdükleri beyitlerin bulunduğu beşinci bölüme verilen isimdir

Mersiye Medhiye Gazavatname (Din Dışı Şiir)

Mersiye


Bir ölünün ardından duyulan üzüntü ve acıyı anlatmak, ölen kişiyi övmek amacıyla kalema alınan düzyazı ya da şiirdir Kutsal günlerde, ölüm törenlerinde mersiye okuyan kişiye de mersiyehan denir Lirik bir anlatımın egemen olduğu manzum mersiyeler genellikle terkib-i bend biçiminde yazılır Ayrıca kaside ve terci-i bend biçiminde yazılmış manzum mersiyeler de vardır Yahya Bey, Sami Fününi, Rahmi, Fazli, Nisayi, Müdami’nin, Kanuni Sultan Süleyman’ın oğlu Şehzade Mustafa için yazdıkları mersiyeler gibi Ayrıca savaşlarda kaybedilen yerler için yazılan mersiyelere "vatan mersiyesi" denir Hayvanların ölümü için yazılmış mersiyeler de vardır

Medhiye

Bir kimseyi övmek için genellikle kaside biçiminde yazılan şiir ya da düzyazıdır Az olmakla birlikte gazel, mesnevi, musammad gibi nazım biçimlerinde mediyeler de vardır Padişah, vezir, şeyhülislam gibi devlet ileri gelenleri ya da halifelerle, başka din ve tarikat büyükleri için yazılmışlardır Bu türün en güzel örneğini Nef’i vermiştir

Gazavatname

Gazaname olarak da bilinir Ordunun akınlarını, savaşları, kahramanlıkları, zaferleri anlatılan düz yazı ya da şiir biçimindeki edebi türdür Arap edebiyatında "magazi" diye bilinir Türk edebiyatında ilk gazavatname örnekleri 15 yüzyılda yazılmaya başlanmıştır Kaşifi’nin Gazaname-i Rum’u bu türün örnekleri arasındadır

Sahilname Sâkiname Kıyafetname Surname (Din Dışı Şiir)

Sahilname


Divan şairlerinin İstanbul kıyıları ile buralardaki yerleşim yerlerini, yaşayış biçimlerini anlattıkları şiirlerinin genel adıdır Örneklerine az rastlanır Genellikle mesnevi biçiminde yazılmışlardır

Sâkiname

Divan edebiyatında gerçek ya da mecaz anlamıyla içki ve içki alemlerinin övülerek anlatıldığı şiir türü Mesnevilerin bölüm sonlarında bazen sakiname başlığıyla iki beyitlik küçük parçalar olarak yer alır Türk edebiyatında 17 yüzyılda büyük gelişme gösteren sakinamelerin ilk örneğini İşretname adlı yapıtıyla Revani vermiştir

Kıyafetname

İnsanların fiziksel görünümlerini esas alarak karakterlerini açıklamaya çalışan eselerdir Bu türün kıyafet bilimiyle uğraşanlarına "kayif" ya da "kıyafetşinas" adı verilir Divan edebiyatında kıyafetnamenin ilk örneği Hamdullah Hamdi’nin ünlü Kıyafetname adlı eseridir Bu eserde renk, boy, yanak, saç, çene, sakal, parmak gibi 26 başlık altında karakter tahlilleri yer alır Nesimi’nin Kıyafet-ül Firase’si de önemli bir örnektir

Surname

Şehzadelerin sünnet, kadın sultanların evlenmeleri nedeniyle yazılan şiir ya da düzyazı biçimindeki eserlerdir Yazıldıkları dönemin toplumsal yaşamına ilişkin bilgiler de verdikleri için tarihi bir özellik taşırlar Genellikle mesnevi ya da kaside türündedirler Figani’nin Kanuni Sultan Süleyman’ın oğullarının sünnetini anlattığı Suriyye Kasidesi türün en iyi örneğidir

Hamamname Şehrengiz Hicviye Hezliyat (Din Dışı Şiir)

Hamamname


Hamamları, hamam eğlence ve sohbetlerini, hamamdaki güzelleri betimlemek için yazılan kaside, gazel, mesnevi gibi nazım eserlerdir Divan edebiyatına ilk kez Deli Birader lakabıyla tanınan Gazali’nin Beşiktaş’taki bir hamamı anlatan şiiri ile girmiştir

Şehrengiz

Bir kenti ve o kentin güzelliklerini anlatan eserlerdir Daha çok klasik mesnevi biçiminde kaleme alınan bu yapıtlar tevhid, münacaat, na't gibi bölümlerle başlar Daha sonra kentle ilgili bilgiler verilir ve kente övgü düzülür Bazen bahar ve doğa betimlemeleri yapıldıktan sonra kentin güzellikleriyle ilgili beyitlere geçilir Divan edebiyatında ilk şehrengizi yazan Priştineli Mesihi’dir

Hicviye

Bir kişiyi, kurumu, toplumsal olayı, geleneği yeren söz, düzyazı ya da şiir türüne verilen addır Hicviye, gazel, kaside, murabba, muhammes gibi nazım biçimleriyle yazılmıştır Divan edebiyatında en önemli hicviyelerden biri Nef’i’nin Siham-ı Kaza’sıdır Örnek:

KITA
Şimdi hayl-i suhan-verân içre
Nef’î mânendi var mı bir şair
Sözleri Seba-i Muallâka’dır
İmrülkays kendidir kâfir
Şeyhüslam Yahyâ

(Şair, "şairler içinde Nef’î'nin bir eşi yoktur Onun şiirleri Kabe’nin duvarlarına asılan şiirler gibi güzeldir ve sanki o kafir, İmrülkays’ın ta kendisidir" diyor Kafir aynı zamanda beğenmeyi ifade eder Şeyhülislam Yahya, Nef’î’yi över gibi görünüyor ama "Seba-i Muallâka" Kabe henüz putperestlerin elinde iken oraya asılan şiirlerdir İmrülkays ise şiirleri Kabe’de asılı ve müslüman olmayan bir şair Sonuçta Şeyhülislam Yahya, Nef’î’yi "kafirlikle" suçluyor)

KITA
Bize kâfir demiş mütfî efendi
Tutalım ben anca diyem Müselmân
Varılınca yarın Rûz-i Cezâya
İkimiz de çıkarız anda yalan
Nef’î

(Nef’i de bu kıtayla Şeyhülislam Yahyâ’ya yanıt veriyor "Müftü efendi bana kafir demiş Tutalım ben de ona Müslüman diyeyim Ama yarın Rûz-i Ceza’da ikimiz de yalancı çıkarız Çünkü kafir olan kendisidir")

Hezliyat


Alaylı bir dille kaleme alınmış nazım türüdür Kaba şakalara, taşlamalara ve sövgülere yer verilir Hezeliyat olarak da bilinir Hezliyatta zarif bir nükte ya da güzel bir manzum bulunur Konu şakayla karışık alaylı bir dille anlatılır Nev’izade Atai’nin Bahayi-i Küfri eseri bu türün örneğidir Bayburtlu Zihni’de hezliyatın usta şairlerindendir

Tarih düşürme Muamma Lugaz Dariye Rahşiye (Din Dışı Şiir)

Tarih düşürme


Önem verilen bir olayın, yılını göstermek üzere ebced hesabıyla bir cümle, biz dize ya da beyit söyleme sanatıdır Tarih dizesinin bütün harfleri hesaplanarak söylenenlere tarih-i tam, yalnız noktalı harfler hesaplanacaksa tarih-i mücevher, yalnız noktasız harfler esas alınacaksa tarih-i mühmel denir Bazen dizedeki harflerin sayı değerlerinin toplamı tarihi tam olarak göstermez Bu tür tarihlere de tamiyeli tarih denir

Muamma

Belli kurallara göre düzenlenip çözülebilen ve yanıtı tanrının sıfatlarından biri ya da bir insan adı olan manzum bilmecedir Muamma beyit, kıta gibi küçük nazım biçimleriyle yazılır Ama mesnevi parçalarıyla yazılmış muammalara da rastlanır Ali Şir Nevai, Fuzuli, Nebi, Kınalızade Ali Efendi, Sümbülzade Vehbi ve Fitnat Hanım’ın yazdığı çok sayıda muamma vardır Edirneli Emri Çelebi ise 600'den fazla muammasıyla bu alanın en ünlü şairidir
Örnek:

Bende yok sabr ü sükûn sende vefâdan zerre
İki yoktan na çıkar fikr idelim bir kerre
Nâbî

(Bu beyitte yok anlamına gelen iki edat var Bunlar "nâ" ve "bî" Bu edatlar bize beyitteki ismi veriyor Yani Nâbî)

Lugaz


Herhangi bir nesnenin ya da varlığın özellikleri anlatılarak yazılan manzum bilmecedir Muamma ile birlikte çok kullanılan bir söz oyunudur Muamma’dan farkı konusunun daha geniş olmasıdır Çoğunlukla soru biçiminde düzenlenir En önemli özelliği içinde çözüme ilişkin ipuçlarının bulunmasıdır Daha sonra aruz ölçüsüyle yazılıp divanların son bölümlerine konulmaya başlanmıştır Eğlendirici ve öğretici olanların yanısıra öğretici ve dinsel lugazlar da vardır Lugazlar yazarlarının imzasını taşıdığından halk edebiyatındaki bilmeceden ayrılır Bütün lugazlar, "Bir acayip nesne gördüm", "Ol nedir kimdir" ya da "Nedir ol kim" gibi kalıplaşmış sözlerle başlar
Örnek:

Nedir kim ol iki yüzlü münâfık
Nümâyan çihresinde levn-i âşık

Gezer dünyayı hem bî-dest ü pâdır
Mukim-i hâne-i ehl-i gınâdır

Teâl-Allah nedir anda bu kudret
Yemez içmez virir dünyaya nî’met

Gehi Müslim kıyâfetle be-didâr
Gehi şekl-i firengide nümûdâr

Kırılsa pâre pâre olsa amma
Zarar gelmez ana bir türlü kat’â

Yatar zir-i zemînde hâke yek-sân
Semâda adıdır mihr-i dirahşân

Eğer kim olmasaydı kalbi fasîd
Cihânda olmaz idi kadri kâsid

Yeter vasf eyledin ol bî-vefâyı
Yanından gitmese virmez safâyı
Sünbülzade Vehbî

(Şair bu lügazda "altın"ı anlatıyor)

Dariye

Divan şiirinde ev ile ilgili kasidelere dariye adı verilir Divan şairlerinin caize (armağan alma) amacıyla ortaya çıkan fırsatçılıkları sonucu gelişmiş bir türdür Bazıları gazel tarzında da yazılmıştır Yeni yaptırılan köşk, saray, yalı benzeri binalar için yazılırdı Şair eserden çok az bahseder hemen yaptıranı övmeye geçerdi Binalar için hazırlanan kitabeler de bir tür dariye sayılır

Rahşiye


Atlar için yazılmış kaside Nesib bölümünde atlar övülür Nef’î’nin IV Murad’ın atlarını övdüğü rahşiyesi meşhurdur
Örnek:
Bâreka’llâh zih’i rahş-i humâyun-sîmâ
Ki komuş nâmını sultân-ı cihan bâd-ı sabâ

Ne sabâ sâika dersem yaraşır sür’atte
Ki seğirdikten ana sâyesi ile pâ-der-pâ

Bırakır anı dahi sâyesi gibi yolda
Olsa ger şâtır-ı endişe ile pâ-der-pa

Düşmeden sayesi hak üzre eder âlemi
Sehv ile rakibi göserse ihâna irhâ

Kuş yetişmez der idim olmasa tayyâr eğer
Eremez gerdine zîrâ ki ne sarsar ne sabâ
Nef'î

Tevhid, Münacat, Na’t, Maktel-i Hüseyin (Dini Şiir)

Tevhid


Tanrının birliğini ve ululuğunu anlatan şiirlere tevhid denir Genellikle kaside biçiminde yazılırlar Tevhidde tanrının büyüklüğü, sıfatları, kudretinin sonsuzluğu, tasvir ve hayal edilebilen şeylerden soyutlanması, hiçbir şeyin ona eş ve benzer olamayışı, bütün kudret ve ilimlerin ona ait oluşu gibi özellikler sanatlı bir üslupla anlatılır Tanrı karşısında kulun acizliği vurgulanır En ünlü tevhid manzumesini Nabi yazmıştır

Münacat


Konusu tanrıya yakarış olan şiir Genellikle kaside, ender olarak da gazel, kıta, mesnevi biçiminde yazılmıştır Türk edebiyatına 13 yüzyıldan sonra girdi Divan şairlerinin genellikle divanlarının başına koydukları münacatların temel konusu, zayıf ve çaresiz durumdaki insanın yüce ve güçlü tanrıya yalvarıp ondan yardım istemesidir

Na’t

Hazreti Muhammed’i övmek amacıyla yazılmış şiirlerdir Hazreti Muhammed’in çeşitli özellikleriyle mucizelerinin dile getirildiği bu şiirler daha çok kaside biçimiyle yazılmıştır Na’t’lara divanların başında tevhid ve münacaatlardan sonra yer verilmiştir Na’t yazmakla ünlü kişilere na’t-gü, özel dinsel törenlerde na’t okuyanlara ise na’t-han denir Fuzuli’nin "Su Kasidesi divan edebiyatının en tanınmış na’t’ıdır Türk tasavvuf müziğindeki bir form da bu adla bilinir

Maktel-i Hüseyin

Hazreti Hüseyin’in Kerbela’da şehit edilişini konu alan ve acıklı bir üslupla yazılan eserlerin tümüne verilen isimdir Daha çok Şii yazarlar tarafından kaleme alınmıştır Lirik-didaktik bir üslupla ve yalın bir dil kullanılarak yazılmışlardır Türk edebiyatındaki en en önemli Maktel-i Hüseyin, Fuzuli’nin yazdığı Hadikatü’s-Süeda adlı eserdir

Miraciye Hilye Mevlid (Dini Şiir)

Miraciye


Hazreti Muhammed’in göğe yükselişini konu alan edebi yapıtlardır Tek başına bir kitabın konusunu oluşturabildiği gibi, eserler içinde bölümler halinde de yer alır Genellikle kaside ve mesnevi şeklinde yazılmıştır Miraciyelerde coşkulu bir söyleyiş, didaktik özellikler ve sanatlı bir üslup egemendir Cumhuriyet döneminde Abdullah Azmi Yaman’ın yazdığı Miraciye bu türe örnektir

Hilye


Hazreti Muhammed’in fiziksel ve kişisel özellikleriyle örnek davranışlarını konu alan eserlere "hilye" denir Zamanla hilye'nin kapsamı genişlemiş halifeler için de hilyeler yazılmıştır Divan edebiyatında bu türün ilk örneği Hakani’nin Hilye-i Hakani’sidir Zamanla hilyelerin levhalara hattatlar tarafından yazılması geleneği de ortaya çıkmıştır

Mevlid

Hazreti Muhammed’in doğumunu ve kısaca yaşamını övgüyle anlatan yapıtlardır Dinsel Türk müziğinin doğaçlama türlerinden biri de bu isimle bilinir Mevlidler çoğu zaman mesnevi biçiminde düzenlenmiş, halkın anlayabileceği yalın il dille yazılmıştır İlk özgün mevlid Ebu’l-Cevzi tarafından yazılmıştır İlk Türkçe mevlid ise Süleyman Çelebi’nin eseri olan Vesiletü’n-Necat’tır

Kırk hadis Menkıbname Kıssa (Dini Şiir)

Kırk hadis


Belli bir konu çerçevesinde toplanmış 40 hadisten oluşan yapıtlara verilen isimdir Hadis-i erbain ya da erbaun olarak da bilinir Hadislerin belli başlı konuları Kur’an’ın erdemleri, İslamın şartları, Hazreti Muhammed ve sahabesi, zikir, dua, salat ve selam, ziyaret, bilim ve bilgin, siyaset, hukuk, toplumsal, ahlaki yaşam ve tıptır Divan edebiyatında hat kaygısıyla yazılmışlardır

Menkıbname

Ya da menakıbname olarak adlandırılır Kahramanların, din büyüklerinin, tarikat kurucularının, ermişlerin olağanüstü yaşamlarını ve kerametlerini anlatan yapıtlardır Türk edebiyatında 100’ü aşkın menkıbname yazılmıştır Bu yapıtlar içerik yönünden ya bir tarikatla ilgilidir, örneğin Sakıb Bey’le Mustafa Dede’nin Sefine-i Nefise adlı eseri gibi Ya da bir ermişi konu edinir, örneğin Müstakimzade Süleyman Saddedin’in Menkıb-ı İmam-ı Azam’ı gibi

Kıssa

Öğüt verici ve öğretici öykü, fıkra, masal, menkıbe türü eserlere kıssa adı verilir Çoğul söylenişi kısas’tır Kıssa anlatanlara kıssa-han ya da kıssa-gü denir En yaygın örnekleri peygamberlerle ilgili kıssaları anlatan kitaplardır Divan edebiyatında Ahmed Cevdet Paşa’nın Kısas-ı Enbiya ve Tevarih-i Huleyfa adlı kitabı önemli bir kıssa örneğidir Divan edebiyatında daha çok mesnevi türünde kaleme alınmışlardır Düzyazı biçimli kıssalar da vardır Bunlarda kullanılan dil çok daha sadedir
 

Benzer konular

Top