1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Kolesterol ve Trigliserid..Neye İnansak ?

Konusu 'Genel Sağlık Bilgileri' forumundadır ve Suskun tarafından 29 Kasım 2011 başlatılmıştır.

  1. Suskun

    Suskun V.I.P V.I.P

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.242
    Beğenileri:
    276
    Ödül Puanları:
    6.230
    Yer:
    Türkiye
    Banka:
    2.052 ÇTL
    Kolesterol ve Trigliserid..Neye İnansak ?


    Her gün her yerde konuşulmakta olan bir şeyden bahsediyorum. Hani şu kafanızı karıştıran tartışmadan…Bir yanda “Eskiden kolesterol mü vardı. Dedem 90 yaşında ve hala tereyağsız, kaymaksız ve etsiz günü geçmez. Bak hala turp gibi!” diyenler, bir yanda “Aman kolesterole dikkat!” deyip HDL'den, LDL değerinin bilmem kaçın altında olması gerektiğinden dem vuran istatistiksel ve de bilimsel yaftalı insanlar. Bir tarafta biten kolesterol ilacını yazdırmak istediği halde kan değeri düşük diye alamadığından yakınan insanlar, diğer tarafta kolesterolün zararsız olduğunu ve kolesterol ilaçlarının ilaç firmalarının kazancına kazanç katmaktan başka bir işe yaramadığını iddia eden başka bir takım insanlar…
    Durumun bir kavram kargaşası haline dönüşmüş olduğunu belirterek devam etmek istiyorum. Bir orman yangını örneğinden hareket ederek anlatmak herhalde yanlış olmaz. Vücuttaki damar tıkayıcı süreç de aslında orman yangı(n)ı örneğine epeyce uymaktadır. Yangı, yeni Türkçede “iltihap” anlamında kullanılmaktadır. Tıkayıcı damar hastalıkları da aslına bakarsanız bir iltihabi olaydır, yani bir yangı(n)dır.
    Orman yangını örneği üzerinden devam ediyorum. Geniş bir ormanlık alanda pek çok yerde birden yangın başlamış, epeyce bir ormanlık alanı yakmış, kül etmiş. Yangının ardından tartışmalar başlamış, acaba bu yangına ne sebep oldu diye. Kimi demiş ki hava sıcaklığı çok yüksekti de yangın ondan çıktı, kimi demiş ki aslında ilk başta pek önemli bir yangın değildi ama rüzgarlı hava bunun hızla büyümesine neden oldu, kimi de demiş ki hayır hiç bunlarla ilgisi yok, piknikçilerin yaktığı ateşle başladı her şey. Veya tarla açmak için orman yakan insanlar başlattı her şeyi. Tartıştığımız konu da işte buna benziyor. Bu tartışmada yangının neyle başladığına, başladıktan sonra neyle yayıldığına ilişkin farklı şeylere öncelik verebilirsiniz. Biliyoruz ki hava sıcaklığı da rüzgarlı hava da yangın başlatmak için tek başına belki yeterli olmayabilir, ama işe uygun bir bahane de eklendiği zaman; ki bu mesela sadece bir sigara izmariti, söndürülmeyen ufacık bir piknik ateşi veya mercek görevi gören bir cam parçası olabilir, bu tek başına yangın başlatamayan etkenler işte o zaman binlerce hektar ormanı kül eden bir potansiyel kazanabiliyorlar. Bu örnekte, yüksek kolesterolü kuru, sıcak ve rüzgarlı hava yerine koymanız gayet yakışır. Kuru-sıcak ve rüzgarlı havada belki her zaman yangın çıkmaz, ama hava ısındıkça yangın çıkması artık an meselesidir. Bir kıvılcım çıkmayagörsün.
    Kolesterol ve Trigliserid gibi yağ türevlerinin kandaki yüksekliği, özellikle tıkayıcı kalp ve beyin damar hastalıklarında önem kazanan unsurlardır. Bu maddeler normal düzeyde iken vücutta aslında pek çok yararlı işlev görürler. Zararlı olan bunların kendileri değil fazlalıklarıdır. Tıkayıcı damar hastalıklarının tek sebebi elbette kolesterol ve trigliserid yüksekliği değildir. Bunların normal veya düşük olduğu kişilerde de tıkayıcı damar hastalıkları gelişebilmektedir. Ancak şu çok açıktır ki, bu maddelerin kandaki yüksekliği tıkayıcı damar hastalıklarının en önemli sebeplerinden birisidir. Başka sebeplerle oluşmuş damar hastalıklarının bile çok daha ciddi ve saldırgan şekilde ilerlemesine neden olmaktadırlar.
    Son zamanlarda kolesterol ilaçlarının tamamen faydasız olduğu, kolesterolü düşürmenin bir yararı olmadığı, çünkü kalp krizinin kolesterolü normal olanlarda da oluşabildiği gibi gülünç iddialar ileri sürülmeye başlandı. Hatta kolesterol ve trigliseridin vücut için yararlı olduğu belirtilir oldu. Bunların tamamen zararlı olduğunu ve kanda sıfıra inmeleri gerektiğini savunan zaten yok ki. Sorun bunların yüksekliğinde. Aynı mantıkla gidersek vücudun şekere ihtiyacı olduğu için şeker komasına, kan basıncına ihtiyacı olduğu için yüksek tansiyona, suya ihtiyacı olduğu için akciğer ödemine ve vücutta su birikmesine de müdahale etmemek gerekir deme noktasına geliriz. Şunu en baştan söyleyeyim; bu mesele ilaç şirketlerinden bağımsız da olan yüzlerce araştırmayla defalarca sorgulandı ve tartışma çoktan bitti! Kolesterolün belli bir seviyenin üzerinde oluşunun zararı artık tartışılmıyor. Kalp krizinin her zaman kolesterolden olmadığı bir gerçek, ama bu sonucu değiştirmiyor. Bunu ileri sürmekle “Trafik kazaları her zaman da aşırı hızdan olmuyor, her aşırı hız yapan kaza yapacak diye bir kural da yok, o halde trafikte aşırı hıza neden mani olunuyor?” diye sormak arasında bir fark yok.

    Kolesterol düşürücü ilaçların etki mekanizmaları; ya gıdalardaki kolesterolün barsaklardan emilimini, ya da karaciğerde kolesterolün fazla üretilmesini engellemeye dayanır. Bunları genel olarak statin türevleri, fibrat türevleri, safra asidi bağlayıcı ilaçlar ve niyasin olarak sayabiliriz. Bunlardan her birinin Trigliserid, HDL ve LDL kolesterol üzerine farklı ağırlıklarda etkileri vardır. Bu nedenle bunlardan herhangi birinin tüm kolesterol veya trigliserid bozukluklarına aynı şekilde fayda etmesi söz konusu değildir. Bunların ayrıntılı etki mekanizmalarına ve tedavi stratejilerine bu yazıda değinmeyeceğim. Bu yazımın esas amacı, bu ilaçların kullanımına dair, günlük hayatta sık karşılaştığım sorunlara ve hatalı uygulamalara değinmektir.

    Kolesterol ve Trigliserid yüksekliğinin tedavisi hakkında, her hasta için geçerli olabilecek tek bir çözüm yolu veya ilaç yoktur. Öncelikle belirtmem gereken, tedavi önerilerinin veya ilaç tercihinin keyfi değil, çok sayıda ve büyük araştırmalara dayanarak geliştirilen kılavuzlarla belirlenmiş olmasıdır. Hangi noktada diyet ve egzersiz programı verileceği, hangi noktadan itibaren ilaç tercih edileceği, hatta ilaç kullanılacaksa hangi durumda hangi türevin tercih edilmesi gerektiği konuları bilimsel araştırmalara dayanarak ortaya konulmuştur.

    Kolesterol ve Trigliserid yüksekliklerinin farklı formları ve seviyeleri bulunmakla ve tedavi stratejisi her durum için farklı olmakla beraber, hepsinin ortak yönü, iyi bir diyet ve egzersiz programının temel olmasıdır. Diyet ve egzersizin çok iyi yapılması ile kolesterol ve trigliserid bozuklukları mutlaka tamamen düzelir diye bir kural yoktur, umulan düşüş sağlanamayabilir. Diyet ve egzersizin bunları düzenlemedeki faydaları bir yere kadardır. Bunların yeterli olmadığı durumlarda tedaviye ilaçların eklenmesi kaçınılmaz olur. Ama unutmamak gerekir ki, bu ilaçları mümkün olan en düşük dozda kullanarak başarı sağlamakta diyet ve egzersizin rolü çok büyüktür.

    Statin türevi dediğimiz türdeki kolesterol ilaçlarının tek faydası kolesterolü düşürmek ve böylece zaman içinde tedricen gelişen damar daralmalarının önüne geçmek değildir. Bu etkilerinden bağımsız olarak, damarların iç cidarındaki pürüzlenme veya tümsek noktalarında ani çatlak gelişmesi ve bunun ardından o noktada gelişen pıhtıyla damar boşluğunun aniden tıkanması sürecine karşı, damar iç cidarını daha dayanıklı hale getirirler. Böylece çok daha önemli olan ikinci bir koruyucu etki de sergilemektedirler. Ancak bu faydalı etkiyi yüksek dozlarda kullanıldıklarında temin ederler. Özellikle bu ikinci koruyucu etkileri nedeniyledir ki, ani kalp veya beyin damar tıkanıklığı geçirmiş veya geçirme ihtimali yüksek olan olan hastalarda, kolesterol değerleri yüksek olmasa bile bu tür ilaçların başlanması giderek kabul gören bir uygulama haline gelmiştir. Henüz genel bir kabul görme noktasında olmamakla beraber, Alzheimer hastalığı, osteoporoz, yaşlılığa bağlı dejeneratif kalp kapak hastalıklarında kapaktaki bozulma sürecinin yavaşlatılması gibi çok daha başka alanlarda da kolesterol düşürücü ilaçların ek faydaları olabileceğine dair küçük araştırma sonuçları mevcuttur.

    Statin türevi ilaçlara dair bu olumlu bilgilerden sonra, bu ilaçların aslında nadir görülen ama çok abartılan yan etkilerine gelelim. Kolesterol düşürücü ilaçların karaciğeri bozduğu gibi veya kas harabiyeti yaptığı gibi aslı olmayan bilgiler nedeniyle, aslında bu tedaviyi alması gereken çok sayıda hastanın gerek yazılı medya, gerek komşu, eş dost muhabbeti ve maalesef bazen de eczacı ve meslektaşlarımız eliyle bundan uzak tutulduğu ve bunun kötü sonuçlarını yaşadığı gözleminde bulunmak isterim. Karaciğere veya böbreklere dokunma ihtimali çok daha fazla olan nice ağrı kesici, grip ilacı, antibiyotik gibi ilaçların ve ne idüğü belirsiz bitkisel kürlerin korkusuzca kullanıldığını üzülerek görmekteyiz. Kolesterol ve trigliserid ilaçlarıyla karaciğerin bozulma veya kas harabiyeti gelişme ihtimali çok azdır. Bu çok zayıf ihtimal gerçekleşse dahi doz azaltmak veya başka bir tür ilaca geçmek yoluyla sorun hızla ortadan kaybolmaktadır. Sadece bu çok zayıf ihtimale dayanarak kolesterol ilacını almamak veya çok düşük dozlarda, günaşırı veya tuhaf başka aralıklar vererek kullanmak, bunlardan umulan çok faydalı etkilerden hastayı mahrum bırakacaktır.
    Kolesterol ve Trigliserid bozukluklarıyla ilgili sık sorulan sorular:

    1) Kolesterolüm yüksekti.
    Doktor ilaç verdi. Sonra yapılan kontrolde kolesterolüm düştüğü için ilacı bıraktım. Çünkü karaciğerimi artık daha fazla yormak istemiyorum. Zaten duyduğuma göre kolesterol düşünce karneye artık ilaç da yazılamıyormuş. Ne dersiniz?
    Cevap:Kolesterol yüksekliğiniz ve durumunuz ilaç yazılmasını gerekli kılıyor mu, bilmiyorum. Ancak özellikle diyet ve egzersizin yeterli olmadığı belirgin bir yükseklikten bahsediyorsak, hele buna eşlik eden bir tıkayıcı damar hastalığı, şeker hastalığı gibi faktörler de varsa ilaç almanız şart. İlaçla düzelmiş olsa bile mi? Evet düzelmiş olsa bile. Çünkü bunlar kullanıldığı müddetçe tesir eden, bırakılınca her şeyin hemen en baştaki bozuk haline döndüğü ilaçlardır. Nasıl bir şeker hastası ilaçlarını veya insülini artık şekeri düştü diye bırakamazsa, siz de aynı şekilde bunları bırakamazsınız. Bunu ilaç bağımlılığı diye nitelendirme hatasına düşmeyin. Bunun adı bağımlık değil, süreklilik arz eden bir ilaç ihtiyacıdır. Bu ilaçları günün birinde bırakmak; ancak fazla kiloların iyice giderildiği, çok iyi bir diyet ve egzersiz programının artık bir hayat tarzı halinde kalıcılık kazandığı hastalarda tartışılabilir. Bu istisnalar haricinde kolesterol tedavisi süreklidir ve ne kadar iyi olunursa olunsun, hastaların büyük çoğunluğu için, bu ilaçları günün birinde bırakmak diye bir şey yoktur. Bu ilaçlarla karaciğerin yorulması diye de bir şey yoktur. Karaciğerinizin aslında bu ilacı alırsanız değil, almazsanız yorulacağını söyleyebilirim.

    2) Kalp krizi geçirip hastanede yattım. Tıkalı damarıma stent taktılar. Taburcu olurken baktım ki reçetemde kolesterol ilacı var. Halbuki benim kolesterolüm düşük.
    Cevap:Kolesterol düşük olsa bile, bu tür ilaçların damarları koruyucu ve tekrar kriz geçirme riskinizi azaltıcı başka faydaları var. Hiç kolesterolünüze bakmadan bunları sürekli kullanmanız gerek.

    3) Karaciğerimde yağlanma ve kist olduğu söylendi. Kolesterol ilacı sakıncalı değil mi?
    Cevap:
    Hayır, bunlar kolesterol ilacı almaya engel değildir. Hatta karaciğer yağlanması varsa bu ilaçları almanız daha da gerekli hale gelir. Her hasta gibi sizin de, karaciğer testleri ve kas enzimleri bakımından belli aralıklarla kontrol edilmeniz yeterlidir.

    4) Kolesterol ilacı yerine cevizi suda bekletip içsem bir faydası olur mu?
    Cevap:
    Buna benzer bitkisel kürleri tümden reddetmek istemem. Ancak bunlar üzerinde çalışılmış, etkileri ve sonuçları hakkında bilgi birikimi olan şeyler değil. Etkileri belki var, belki yok. Poliklinik çalışmalarımdan edindiğim intiba, bunların belki bazı kişilerde hafif derecede bir etki sağladığı, ama ciddi bir yükseklikte kesinlikle yetersiz kaldıkları yönünde.





    Uzm. Dr. Sinan Coşkun TURAN​
     

Sayfayı Paylaş