1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Konuşma Edebi

Konusu 'Genel Dini Konular' forumundadır ve yaren* tarafından 26 Haziran 2011 başlatılmıştır.

  1. yaren*
    Neşeli

    yaren* Herşey olması gerektiği gibi ;) Özel üye

    Katılım:
    24 Haziran 2011
    Mesajlar:
    8.204
    Beğenileri:
    108
    Ödül Puanları:
    4.480
    Yer:
    Kimseye ihtiyacım yok ben kendime bile fazlayım...
    Banka:
    416 ÇTL
    Konuşma Edebi


    Düşünmek ve konuşmak, insanı diğer canlılardan ayıran fârik bir vasıftır. Bir kişinin konuşması, onun aklî seviyesini ve fikrî yapısını gösteren mücellâ bir ayna gibidir. Yâni insanı insan yapan dilidir. Bu sebeple onun saâdeti de felâketi de öncelikle diline bağlıdır. Dolayısıyla insan, söz söylerken ve konuşurken çok dikkatli olmalı ve yanlış yapmamaya îtinâ göstermelidir.
    Konuşmada en büyük edeb, Cenâb-ı Hakkı ve Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem-i karşı gösterilen hürmet ve tâzîmdir. Konuşurken Allah ve Rasûlünün râzı olmayacağı bir hâle düşmek, müminler için en büyük tehlikelerden biridir.
    Cenâb-ı Hak şöyle îkaz buyurur:
    Ey îmân edenler! Allâh'ın ve Rasûlünün huzûrunda öne geçmeyin ve
    Allahtan korkun. Şüphesiz Allah işitendir, bilendir.
    Ey îmân edenler! Seslerinizi Peygamberin sesinin üstüne yükseltmeyin! Birbirinize bağırdığınız gibi, Peygambere yüksek sesle konuşmayın; yoksa siz farkına varmadan amelleriniz boşa gidiverir. (el-Hucurât, 1-2)
    Yâni bir müminin, her hususta haddini bilerek, Allah ve Rasûlünün önüne geçmemesi gerektiği gibi, bir mesele hakkında onların hükümleri dururken bir hüküm beyân etmeye de kalkışmaması îcâb eder. Aynı şekilde zarûret olmadan büyüklerin ve hürmete şâyân kimselerin yanında yüksek sesle konuşmak da, büyük bir nezâketsizliktir.
    Mümin, söze başlayacağı zaman, her şeyden evvel besmele çekmeli ve Allâha hamd ü senâda bulunmalıdır. Peygamber Efendimiz, böyle başlanmayan söz ve işlerin bereketsiz ve netîcesiz kalacağını haber vermiştir.[231] Hattâ Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- bir çocuk konuşmaya başladığında, ağzından çıkacak ilk sözlerin ilâhî bir kelâm olmasını arzu ederdi. Bu sebeple, Abdülmuttaliboğullarından bir çocuk güzel konuşmaya başladığında ona:
    *Çocuk edinmeyen, hâkimiyette ortağı bulunmayan, âcizlikten ötürü bir dosta da ihtiyacı olmayan Allâha hamdederim.» de ve tekbir getirerek Onun şânını yücelt! (el-İsrâ, 111) âyetini yedi defâ okutarak öğretirdi. (Abdürrezzak, IV, 334; İbn-i Ebî Şeybe, el-Musannef, I, 348)
    *Allâhı zikretmeksizin çokça dünyevî ve boş sözler sarf etmekten şiddetle kaçınmalıdır. Zîrâ böyle davranmak, kalbi katılaştırır. Katı kalpli olanlar ise Allahtan en uzak kimselerdir.[232]
    Diğer taraftan çok konuşmak, insanı hatalara sürükler. Şâir bu hakîkati ne güzel ifâde eder:
    Ehl-i dillerde bu mesel anılır;
    Kim ki çok söyler ise çok yanılır
    *Konuşmak isteyen kimse önce ne diyeceğini iyice düşünmelidir. Söyleyeceği sözün kendisine veya başkasına fayda verip vermeyeceğine bakmalı, faydalı ise konuşmalı, değilse susmalıdır. Çünkü faydasız sözün, çoğu zaman hem kendisine, hem de başkalarına zarar vereceğini bilmelidir. Hâlbuki susmak sûretiyle zarardan korunmak da insan için bir faydadır. Hadîs-i şerîfte şöyle buyrulur:
    *Bedende hiçbir uzuv yoktur ki, Allâhı, dilin lüzumsuz ve çirkin konuşmalarından şikâyet etmesin!(Heysemî, X, 302)
    Hattâ yerine göre konuşmanın ve susmanın aynı seviyede olması hâlinde, susmak sünnettir. Çünkü mübah bir söz bile, bâzen haram veya mekruh bir durumla neticelenebilir. Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur:
    Ademoğlunun, emr bi-mârûf ve nehy ani-münker veya Allah Teâlâ Hazretleri zikir hâriç, bütün sözleri aleyhinedir, lehine değildir.(Tirmizî, Zühd, 63/2412)
    Mümin; insanları kötüleyen, lânetleyen, kötü söz ve çirkin davranış sergileyen kimse olmamalıdır.[233] Bu hususta Hak dostları, sakın yılanların zehirli diliyle konuşma!diye îkâz etmişlerdir. Zîrâ kılıç yarası geçer, fakat dil yarası geçmez. Hâlbuki tatlı dilli olmak ne büyük bir nîmettir. Tatlı dil, sâhibini sevdirir, işleri de kolay eder. Nitekim, tatlı dil, yılanı deliğinden çıkarır denilmiştir.
    Dolayısıyla konuşmadan evvel ağzımızdan çıkacak lafızlara dikkat etmelidir. Zîrâ maksat, kalplere hançeremizden dökülen dikenler saplamak değil; tatlı dille gönüller kazanmaktır. Bundan sonra, davranışlarımız da sözlerimizi teîd etmeli ve her hâlimizle çevremize güzellikler sergilemeliyiz.
    Şunu da unutmamalı ki, kişi, konuştuğu her sözden mesuldür. Âyet-i kerîmede:
    *İnsan hiçbir söz söylemez ki yanında onu gözetleyen, yazmaya hazır bir melek bulunmasın! (Kaf, 18)
    buyrulur. Dolayısıyla, konuşurken kelimelere ve ifâde tarzına dikkat etmelidir. Sözü iyice ölçüp biçtikten sonra söylemelidir.
    Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- şöyle buyurur:
    Kul, iyice düşünüp taşınmadan bir söz söyleyiverir de bu yüzden cehennemin doğu ile batı arasından daha uzak bir yerine düşer gider.(Buhârî, Rikâk, 23)
    Bu husus o kadar mühimdir ki büyükler; Belâ, ağızdan çıkan söze bağlıdır demişlerdir.
    *Gerçekten de îmân ile küfrün sâir insanlar nezdindeki sübûtu, onun kalp ile tasdik edildikten sonra dil ile ikrârıyla gerçekleşir. Bu keyfiyet bile sözün, bir insanın mümin veya kâfir kabul edilmesini sağlayacak derecede önemli olduğunu gösterir.
    *Müslüman, aslâ büyük konuşmamalı ve dâimâ Hakka sığınmalıdır. Zîrâ âciz olan insanoğlu her söylediği şeyi gerçekleştiremeyebilir. Bu sebeple istikbâl ile alâkalı konuşmalarda inşâallâh demeyi ihmâl etmemelidir.[234]
    Diğer taraftan bu yanlışı aslâ yapmam!şeklinde kesin bir konuşma, şeytana açık kapı bırakmaktır ki, şeytan o kişiye musallat olarak, yapmam dediği şeyi yaptırıncaya kadar peşini bırakmaz.[235] O hâlde insan söyleyeceği sözün âkıbetini iyi düşünmeli, gerektiği zaman da sükûta sığınarak büyük konuşmaktan sakınmalıdır.
    *Kullarının mütevâzı olmasını isteyen Cenâb-ı Hak, yüksek sesle konuşmayı hoş görmemiştir. Âyet-i kerîmede şöyle buyrulur:
    Sesini alçalt! (Bağırıp çağırarak konuşma!) Unutma ki, seslerin en çirkini merkep sesidir.(Lokmân, 19)
    Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- konuşma esnâsında kötü ve çirkin kelimelerin kullanılmasını istemezdi. Aynı mânâyı ifâde eden farklı kelimeler varsa, edebe en uygun olanının kullanılmasını tavsiye ederdi.
    İnsan doğru konuşmalı, yalan sözden şiddetle sakınmalıdır. Cenâb-ı Hak şöyle emreder:
    Ey îmân edenler! Allahtan korkun ve doğru söz söyleyin ki Allah amellerinizi sâlih hâle getirsin ve günahlarınızı bağışlasın (el-Ahzâb, 70-71)
    Yalan, gıybet, küfür, alay gibi dil ile işlenen günahlardan, münâkaşadan ve bir gönle diken batırmaktan uzak durmak, âhiret selâmeti için zarûrîdir. İnsan, bilmediği konularda konuşmamalı, bilen varsa onun konuşmasını beklemeli ve bu sûretle bilgi sâhibi olmayı tercih etmelidir. Çünkü kulak, göz ve gönül, bunların hepsi, yaptıklarından sorumludur.[236] İnsanları yüzüstü cehenneme sürükleyen de dillerinin ürettiklerinden başka bir şey değildir.[237]
    *Kimsenin sözünü kesmemeli, kalbini kırmamalıdır. Nitekim Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, en fazîletli kimdir?sorusuna; dilinden ve elinden müslümanların emniyette olduğu kimsedir.cevâbını vermiştir. (Buhârî, Îmân, 4-5)
    Müslüman, özür dilemek zorunda kalacağı bir sözü söylememelidir.[238] Dâimâ güzel söz söylemelidir. Nitekim Cenâb-ı Hak:
    Kullarıma söyle, en güzel sözü söylesinler!... (el-İsrâ, 53) buyurur. Zîrâ güzel bir söz, sadaka yerine geçer ve insan onunla da cehennemden korunabilir.[239]
    Sözü, yerinde ve zamanında söylemek gerekir. Söz, mahallini bulmadan konuşmamalıdır. Hazret-i Ebû Bekir -radıyallâhu anh- bu husustaki îkâzı ne ibretlidir:
    *Ne söylediğini, kime söylediğini ve ne zaman söylediğini iyi düşün!
    Peygamber Efendimiz, bilgiçlik taslamak ve kendini başkalarına üstün göstermek niyetiyle yapılan konuşmalarla insanlara anlayamadıkları kelimelerle hitâb etmenin, ilâhî gazabı celbettiğini haber vermiştir.[240] Bir defâsında da şöyle buyurmuştur:
    *Kim, insanların kalbini çelmek için kelâmın kullanılışını öğrenir, sözü gereğinden fazla uzatırsa, Allah kıyâmet günü ondan ne farz ne nâfile hiçbir ibâdetini kabûl etmez!(Ebû Dâvûd, Edeb, 86/5006)
    Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem- bir tavsiyesinde de:
    *Ey İbn-i Abbâs, insanlara akıllarının almayacağı bir söz söyleme. Zîrâ böyle yapman, fitneye düşmelerine sebep olur.buyurmuştur. (Deylemî, V, 359)
    *İki kişinin, yanlarında bulunan üçüncü kişiyi dışlayarak aralarında fısıldaşmaları da uygun görülmemiştir. Zîrâ bu, üçüncü şahsı mahzûn eder.[241]
    *Kılık-kıyâfette, hâl ve hareketlerde, konuşma ve tavırlarda erkeklerin kadınlara, kadınların da erkeklere benzemesi yasaklanmış, haram kılınmıştır. Dolayısıyla müslümanların bu hususta son derece hassas davranmaları gerekmektedir. Bu mesele, bilhassa günümüzde daha büyük bir ehemmiyet arz etmektedir. Zîrâ bu bâtıl tavır, toplumda dînî duyguların zayıflamasına paralel bir sûrette artış göstermektedir.
    *Kadınlar, erkeklerle konuşurken, yumuşak, cilveli ve çekici bir tarzda konuşmamalıdır ki, kalbinde hastalık bulunan kimse, tamah ederek fesâda sürüklenmesin.[242]
    *Mahrem konuları öğretirken, kinâyeli konuşmalıdır. Bu meselelerde herhangi bir suâl olduğunda, suâl sâhibini bizzat mevzû içine dâhil etmeden cevap vermek îcâb eder. Bizden biri İnsanlar şöyle yapmalıdır gibi ifâdeler kullanmak, her zaman için daha sâlim bir yoldur. Nasihat eden kişi de, belli bir şahsı hedef almamalı, tıpkı Peygamber Efendimizin yaptığı gibi umûma hitâb ederek konuşmalıdır.
    *Peygamber Efendimiz, sözde ve işte ince eleyip sık dokuyarak haddi aşan kimselerin helâk olduğunu haber vermiştir.[243]
    Yine Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, yatsı namazından önce uyumayı, yatsı namazından sonra da konuşmayı hoş karşılamamıştır.[244] Zîrâ insan vücudunun dinlenmeye ihtiyâcı vardır. Dinlenme zamanı geciktirilirse seher vakitlerinin feyz ve rûhâniyetinden istifâde imkânı azalır. Hâlbuki Cenâb-ı Hak sevdiği kulları hakkında şöyle buyurmaktadır:
    Seherlerde istiğfâr ederler. (ez-Zâriyât, 18)
    Geceleri ibâdet etmek için yanlarını (tatlı)
    yataklarından ayırırlar. Rablerinin azâbından korkarak ve rahmetini umarak duâ ederler. Kendilerine verdiğimiz rızıklardan da hayır yollarına infâk ederler.
    (es-Secde, 16)
    Bu itibarla, geç vakitlere kadar lüzumsuz söz ve işlerle meşgul olup teheccüde ve hattâ sabah namazına kalkamamak, mümin için acı bir kayıptır. Lâkin yatsı namazından sonra yapılacak faydalı konuşmalar, hayırlı toplantılar ve sohbetler câiz görülmüştür.
    *Boş ve nefsânî sözler, insanı rûhâniyetten uzaklaştırdığı gibi hikmetli sözler de gönle huzur ve ferahlık verir. Hak dostlarının söz edebiyle alâkalı hikmetli ifâdelerinden bir kısmı şöyledir:
    *Çok söz, kişiyi unutkan yapar.(Hazret-i Ebû Bekir)
    *Alçakça söylenen bir söze karşılık vereyim deme! Çünkü o sözün sâhibinde onun gibi daha nice düşük sözler vardır. Sözlerine yine onlarla cevap verir.(Hazret-i Ali)

    *Söz söylemek için önce duymak gerek. Bunun için söze, dinlemek yolundan gir.(Hazret-i Mevlânâ)
    *Uzun sözü, maksadını anlatamayanlar söyler.(Hazret-i Mevlânâ)
    *Ne kadar bilirsen bil, söylediklerin, karşındakilerin anlayabileceği kadardır.(Hazret-i Mevlânâ)
    *Az ye, çok ibâdet et; bütün fazîletleri bil, fakat sözü az söyle.(Yusuf Has Hâcib)
    *Çok dinle fakat az konuş. Sözü akıl ile söyle ve bilgi ile süsle!(Yusuf Has Hâcib)
    *İnsanlara kaba söz söyleme! Kaba söz, alev alev yanan bir ateştir. Onu ağzından çıkardığında, evvelâ kendin yanarsın.(Yusuf Has Hâcib)
    Hâsılı AllâhA ve âhiret gününe îmân eden kimse, ya hayır söylemeli veya susmalıdır.[245] Allah Rasûlü -sallâllâhu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur:
    *Kim bana iki çenesi arasındaki
    (dili) ile iffet ve nâmusunu koruma sözü verirse, ben de ona cennet sözü veririm.(Buhârî, Rikâk, 23)
    alıntı
     

Sayfayı Paylaş