1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Külkedisinin Öteki Masalı

Konusu 'Okunası Yazılar' forumundadır ve ÇağanCan tarafından 27 Nisan 2014 başlatılmıştır.

  1. ÇağanCan

    ÇağanCan Aktif

    Katılım:
    2 Kasım 2012
    Mesajlar:
    334
    Beğenileri:
    88
    Ödül Puanları:
    830
    Cinsiyet:
    Bay
    Meslek:
    Turizm
    Yer:
    Ankara-Antalya
    Banka:
    33 ÇTL
    Çok eski zamanın birinde bir külkedisi yaşarmış. Bu külkedisi acıklı hikâyesi ile çocukların minik yüreklerini acıtır, uykuya dalmadan biraz önce yanaklarında aşağı süzülüveren birkaç damla gözyaşı bırakırmış giderken. Çocuklar masallarla uyuyarak büyüyedursun, aslında külkedisinin çocuklara hiç anlatılmayan başka, bambaşka bir hikâyesi varmış. Bu hikâyeyi büyük büyük annem anlatmadı, bir yerden de okumadım, ama bildiğim bir şey var ki her masal gerçek bir masalı gizlemek için uydurulmuştur.

    Külkedisi üvey annesi ve iki üvey kız kardeşi ile mutsuz bir masal sürmekteymiş, babasının ölümünden sonra üvey annesi ve kardeşleri, ona bir hizmetçi gibi muamele etmeye başlamışlar, sanıldığı gibi babasının fotoğrafının karşısına geçip onu ne kadar özlediğini, yaşadığı hayatın ne kadar çekilmez olduğunu söyleyip ağlamıyormuş. Hatta babasına kızgınlıkla baktığı bile söylenebilirmiş, “zavallı kızına nasıl bir gelecek bıraktığını gördükçe, mezarında kemiklerin sızlıyordu baba?” diye soruyormuş fotoğrafa bakarak. Külkedisi yenilgiyi kabullenecek, kaderine razı olup boynunu bükecek bir karaktere sahip değilmiş. Üvey annesi ve iki kız kardeşiyle yaşamaya devam etmesinin tek sebebi, kendisine yeni bir hayat kuracak kadar parası olmamasıymış. Ama en çok düşündüğü şey o sıkıcı insanlardan bir an önce kurtulup tek başına bir hayat kurmakmış. Ve bunu yapabilmek için fırsat kolluyormuş.

    Külkedisinin en büyük tutkusu, babasından kalan, üvey annesinin tavan arasına farelere terk ettiği kitapları okumakmış. Gece el ayak çekilince, özenle biriktirip sakladığı mumlardan birini yakıp kitabın kapağını heyecanla aralarmış her bir kitabın kapağı, başka, büyülü bir bahçenin kapısı gibiymiş. Ve o kapıyı araladığında bu ıssız yerde hiçbir zaman tanıyamayacağı insanlarla tanışır bambaşka hayatların kıyısında durur, tüm içtenliğiyle o hayatlara dâhil olurmuş. Bazı gecelerde nehire bakan pencerenin önündeki küçük tahta masada öyküler yazarmış. Mum için için erirken külkedisi sabahın ilk ışıklarına kadar hiç durmadan yazarmış. Sanki içinde konuşan başka birisi varmış ve külkedisi onun anlattıklarını kâğıda döküyormuş. Bazen yorgun bedeni yenik düşer başını koyduğu tahta masada uyuyakalırmış mum yanıp biterken nehrin üzerinde belli belirsiz bir buğu yükselir ilk horoz arsızca ötermiş. Aralık pencereden içeriye süzülen ışık perisi usul bir öpücük kondururmuş külkedisinin saçlarına, uyandığında gece yazdığı sayfalara bakar büyük bir mutluluk duyar tüm yorgunluğunu unuturmuş, çünkü yazdıkça başka biri olduğunu, başka bir dünyada yaşamaya başladığını bilirmiş. Hayatta birçok şey onun kontrolünde değilken yazdığı her şeyi kontrol edebiliyor, istediği gibi şekillendirebiliyormuş ve buda onun kendisini hiç olmadığı kadar güçlü hissetmesini sağlıyormuş. Yaşadığı hayat değil ama yazdığı hayat tamamen ona aitmiş. Külkedisinin günleri evin önü,ndeki nehir gibi akıp giderken, bir gün kapıları çalınmış, gelen külkedisine ilk görüşte aşık olacak bir prens değilmiş. Kaldı ki külkedisi öyle masalda anlatıldığı gibi dünyalar güzeli filan değilmiş. Oldukça sıska bir bedeni, renksiz donuk bir teni, cansız tüy gibi saçları varmış. Ama gözlerindeki ışık tüm çirkinliğini unutturur karşı konulmaz bir enerji salarmış baktığı kişinin üzerine. Neyse kapıya gelen kişi sarayın hizmetkârlarından birisiymiş ve görevi prensin bir haberini her yana duyurmakmış, söylediğine göre prens hazretleri ülkedeki tüm bekâr kızlar arasında bir yarışma düzenleyecekmiş, bu yarışmayı kazanan kızla da evlenecekmiş, bunun nasıl bir yarışma olduğunu dili döndüğünce anlatmaya çalışmış hizmetkâr, bu bir öykü yarışmasıymış, ülkedeki en güzel öyküyü yazan genç kız prensle evlenecekmiş, durun bir dakika aklınızdan geçenleri okur gibiyim. Tabii ki külkedisi yarışmayı kazanacak prensle evlenecek ve kötü başlayan masal mutlu sonla bitecek diye geçiriyorsunuz içinizden biliyorum. Prensle evlenmenin mutlu bir son olduğunu düşünenler için geçerli bu söylediklerim. Bu kadar iyimser olmayı da nereden öğrendiniz! Hayata bir baksanıza kötü başlayan masallar daha da kötü devam edip felaketle sonlanmıyordu? Neyse ben kaldığım yerden devam edeyim.

    Haberi duyan külkedisi tabii ki hemen kâğıda kaleme sarılmamış. Bunun çok aptalca olduğunu düşünmüş üstelik. Prensin yaptığı apaçık küstahlıkmış ona göre. En güzel öyküyü yazan kızı seçecek ve onunla evlenecek ha, kadını bu kadar küçümseyen onun duygularını hiçe sayıp onunla eğlenen bir adamla evlenmenin korkunç bir şey olduğunu düşünmüş. Ama yine de bir öykü yazmaktan alıkoyamamış kendini. Nasıl olsa kim olduğunu saklayacak, gerçek ismini yazmayacakmış. Kendini denemek istiyormuş denemekten ne çıkar ki. Bu arada üvey anne ve iki kızı boş durmuyorlarmış, anne kızları için derhal yaratıcı yazarlık dersleri aldırmaya başlamış. Şimdilerde pek popüler olan bu derslerin o zamanlar nasıl olduğu hakkında pek bir fikrim yok ama iki yeteneksiz kızın hocalarını delirttikleri kesin. Çünkü ikisi de yazma konusunda yeteneksiz birer odundan farksızlarmış. Güç bela, daha çok hocalarının yardımıyla birer öykü yazıp yarışmaya katılmışlar. Yazdıkları öykülerdeki şatafat, görgüsüz bir kontesin her yanından fışkıran sahte mücevherleri andırıyormuş, külkedisi de yazdığı öyküyü gizlice göndermiş yarışmaya ve sonra da tamamen unutmuş. Günler su gibi akıp gitmiş külkedisi gündüzleri hiç durmadan ev işleri yapıyor, geceleri de kitap okuyup yazı yazıyormuş. Bir gün garip giyimli bir kişi çalmış kapılarını ve evdeki herkesin, prense iyi dileklerini bildiren kısa bir mektup yazmalarını istemiş, bu garip isteği hiç düşünmeden, sevinerek yerine getirmişler anne ve kızları. Külkedisi o sırada bahçede çamaşır yıkamakla meşgulmüş. Görevli onunda mektup yazması gerektiğini söylemiş. Kimse külkedisinden bahsetmemiş, çünkü onun evdeki varlığını bile unutmuşlar külkedisi de kısa bir iki cümle karalayıp işinin başına dönmüş. Çamaşırları bir an önce bitirmek istiyormuş. Prens dengesiz biri olmalı diye düşünmüş. Başını kaldırıp gürültüyle akan nehre bakmış, nehir günleri suya katıp katıp götürmüş. Birgün patika yolun tozdan bir bulut kümesiyle örtüldüğünü görmüş, kümesten çıkan tavukları yemleyen külkedisi.

    Birçok atlı hızla eve doğru gelmekteymiş. Sarayın muhafız birliklerinden olan bu kalabalık külkedisini almaya geldiklerin açıkladıklarında üvey anne oracıkta düşüp bayılmış. İki kız kardeş bir yandan annelerini ayıltmaya çalışıyor bir yandan da külkedini kıskançlıkla süzüyorlarmış. (filmlerde ve masallarda kadınların hemen bayılıvermesi beni deli eder. Bayılan kadın zararsız kadındır o esnada her şey olup biter. Bu da herkesin işine gelir.) el yazısından yarışmada birinci olan kişinin külkedisi olduğu anlaşılmş ve prens evleneceği kızla bir an önce tanışmak istiyormuş. Külkedisi ne olup bittiğini anlamadan kendini dörtnala giden bir atın üstünde bulmuş. Atlı muhafızla saraya varmış olduğunda, külkedisi saatlerce at sırtında hiç durmadan yol almaktan perişan bir haldeymiş. O anda prensi görse bir kaşık suda boğarmış. Ama müstakbel gelinin prensin karşısına çıkmadan önce iyice dinlenip hazırlanması gerekiyormuş. Bu nedenle içinde muhteşem bir yatak olan muhteşem bir odaya alınmış, uyandığından ona engel olmaya çalışanları güçlükle atlatarak prensin odasına ulaşmış. Prens boylu poslu, yakışıklı bir adammış. Külkedisi hemen oracıkta evlenmek istemediğini bildirmiş prense. Çünkü hayatta daha önemli şeyler varmış, okumak varmış, yazmak varmış ve bir prens karsının okuyup yazabileceğinden emin değilmiş külkedisi. Prens az kalsın küçük dilini yutuyormuş, o güzel öyküyü yazan bu arsız çirkin kızmı diye geçirmiş içinden. Bir yandan da için için seviniyormuş sıska çirkin bir kızla evlenmekten kurtuldum diye. Külkedisini derhal zindana atmışlar, prens de yarışmada ikinci gelen kızla evlenip muradına ermiş.

    Külkedisi zindanda yazmaya devam etmiş midir? Tabii ki etmiştir kağıt kalem bulamadıysa tırnaklarıyla duvara kazıyarak yazmıştır ama yazmıştır. Çünkü o yazmadan yaşayamayanlardan. Biliyorsunuz masal kahramanları ölümsüzdür, külkedisi de ölümsüz bir masal kahramanı. Ve prens külkedisini ömür boyu hapse mahkum ettiyse o hala zindanda olmalı, sizler zindandaki arkadaşlar, külkedisini göreniniz tanıyanınız varsa bana bildirsin lütfen. Ona sormak istediğim çok önemli şeyler var. Yarışmaya gönderdiği öyküyü çok merak ediyorum. O öyküyü mutlaka okumak istiyorum. Bu masalı yazmamın sebebi size bunu sormaktı.


    Mahsus Mahal – Sayı:6
    Özlem N.YILMAZ
     
    YoRuMSuZ ve ZeyNoO bunu beğendi.

Sayfayı Paylaş