1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Kullanışlı İngilizce Cümleler - Useful English Senteces

Konusu 'Pratik İngilizce - Practical English' forumundadır ve e-PaCk tarafından 14 Eylül 2009 başlatılmıştır.

  1. e-PaCk

    e-PaCk Forum Gururu

    Katılım:
    12 Ekim 2008
    Mesajlar:
    2.481
    Beğenileri:
    44
    Ödül Puanları:
    1.880
    Banka:
    331 ÇTL
    -What is the matter? - Ne var?, Ne oldu?
    -What is the matter with you? - Neyiniz var?
    -Come along. - Haydi!, çabuk!
    -so-and-so - falan, filan, filanca, falanca
    -I'll miss you very much. - Sizi çok özleyeceğim.
    -I missed the 9.30 bus. - 9.30 otobüsünü kaçırdım.
    -so so - Aşağı yukarı
    -off and on - Bazan, arasıra
    -It is on the tip of my tongue. - Dilimin ucunda
    -He feels quite down in his mouth. - O çok üzgün, çok kederli.

    -Once upon a time - Bir zamanlar
    -Formerly - Eskiden
    -Nowadays - Bu günlerde
    -Recently - Son zamanlarda
    -In the last few days - Son birkaç gün içerisinde
    -From now on - Bundan sonra
    -Within a little while - Kısa zamanda
    -For a while - Bir müddet
    -After a while - Az sonra
    -Some day - Günün birinde, elbet bir gün

    -I think. - Sanırım
    -I'm sure. - Eminim
    -I'm sure of it. - Ondan eminim
    -More or less. - Aşağı yukarı
    -So much the better! - Daha iyi ya! İsabet!
    -You seem to be out of sorts. - Keyifsiz görünüyorsunuz.
    -Take it easy. - 1-Kolay gelsin.
    -It is not a question of that. - 2-Aldırma! Boş ver!
    -Mind your own business. - Mesele o değil.
    -It's none of your business. - Siz kendi işinize bakın.Sizin üstünüze vazife değil, sizi alakadar etmez.

    In this case - Bu durumda
    -So called - Güya
    -As far as I know, - Bildiğime göre
    -As for me - Bence
    -Any time - Ne zaman olsa, ne zaman isterseniz
    -Time after time - Zaman zaman
    -Now and then - Ara sıra
    -Occasionally - Fırsat buldukça
    -Frequently - İkide bir
    -Very seldom - Çok nadir

    Well done! - Aferin!
    Bravo! - Bravo!
    He is all of a tremble. - O tir tir titriyor.
    I'll go and see about it. - Şuna gidip bir bakayım.
    I lost touch with him. - Onunla teması kaybettim.
    It is on the tip of my tongue. - Dilimin ucunda.
    Mary has put her foot in it again. - Mary yine pot kırdı.
    Bill never loses his head. - Bill soğukkanlılığını hiç kaybetmez.
    The thief was caught in the act. - Hırsız suçüstü yakalandı.
    He is at a loss. - O ne yapacağını bilmiyor-ne yapacağını şaşırmış.

    My work is over. We can go out now. - İşim bitti. Şimdi çıkabiliriz
    There is nothing to be done. - Yapılacak bir şey yok.
    What is that to me? - Bundan bana ne?
    He leads a dog's life. - Başı dertten hiç kurtulmaz.
    Did the medicine do you any good? - İlaç size iyi geldi mi?
    Are you making fun of me? - Benimle alay mı ediyorsun?
    What are you hinding it? - Ne ima etmek istiyorsunuz?
    I made up my mind to finish this work. - Bu işi bitirmeye karar verdim.
    Jack has a great liking for Turkish Kebaps. - Jack Türk Kebabını çok sever.
    Is this your liking? - Bu zevkinize göre mi?

    I can't help crying. - ağlamamaktan kendimi alamıyorum.
    Every other day. - Her iki günde bir.
    I am in a hurry. - Acelem var.
    What do you say about it? - Buna ne dersiniz?
    I can't believe my ears. - Kulaklarıma inanamıyorum.
    We had a narrow escape. - Zor kurtulduk.
    I was away on holiday last week.. - Geçen hafta tatilde idim.
    I am sorry you weren't there. - Orada olmadığınıza üzüldüm.
    It takes you one hour to go there. - Oraya gitmen bir saat sürer.
    There is no doubt about it. - Ona hiç şüphe yok.

    -Come along. : Haydi!, çabuk!
    -That's all for now. : Şimdilik bu kadar.
    -break : Mola, teneffüs.
    -to be over : to finish; bitmek, sona ermek.
    -The break is over. : Teneffüs, mola sona erdi.
    -tea break : Çay molası.
    -coffee break : Kahve molası.
    -Let's have a tea break. : Haydi bir çay molası verelim.
    -This has nothing to do with me : Bunun benimle bir alakası yok.
    -So much the worse for him! : Yazıklar olsun ona!

    -So far - Şimdiye kadar
    -Sooner or later - Er geç
    -Later on - Daha sonra
    -A week today - Gelecek hafta bugün
    -A week ago today - Geçen hafta bugün
    -Every other day - İki günde bir
    -Every so often - Fırsat buldukça
    -Once in a blue moon - Kırk yılda bir
    -Up to date - Bugüne kadar
    -Up to now - Şimdiye kadar

    Mary will come for certain. - Mary muhakkak gelir.
    It is the same to me. - Bana göre hava hoş.
    Jack likes to talk big. - Jack yüksekten atıp tutmasını sever.
    Now we are quits. - Şimdi ödeştik.
    We eke out a living. - Kıt kanaat geçiniyoruz.
    Kathy likes to have a finger in every pie. - Kathy her işe karışmak ister.
    You'd better take a shortcut. - Kestirmeden gitseniz daha iyi olur.
    Bob looked daggers at the man. - Bob, adama bir kaşık suda boğacakmış gibi baktı .
    You will have to put up with it. - Buna katlanman gerekecek.
    They will not be long in arriving. - Gelmekte gecikmeyecekler.
     

Sayfayı Paylaş