1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Küllüğe Düşen Tohum

Konusu 'Çocuk Masalları' forumundadır ve KıRMıZı tarafından 1 Ocak 2011 başlatılmıştır.

  1. KıRMıZı
    Aşık

    KıRMıZı TeK BaşıNa CUMHURİYET V.I.P

    Katılım:
    22 Şubat 2008
    Mesajlar:
    27.175
    Beğenileri:
    4.761
    Ödül Puanları:
    11.580
    Cinsiyet:
    Bayan
    Meslek:
    Karmaşıkkk
    Yer:
    TÜRKİYE
    Banka:
    341 ÇTL
    Küllüğe Düşen Tohum

    Bir varmış bir yokmuş evvel zaman içinde kalbur saman içinde develer tellal pireler berber iken ben annemin beşiğini tıngır mıngır sallar iken annesinin kozasında uyuyan mini minnacık bir tohumcuk varmış. Derdi tasası gamı kederi yokmuş. Kozasının içinde güzel güzel uyumaktaymış.

    Günlerden bir gün kuvvetli bir fırtına çıkmış. Bizim küçük tohumu annesinin kucağından söke söke almış. Katmış önüne günlerce savurmuş. Tohumcuk sıcakta terlemiş soğukta üşümüş yağmurda ıslanmış. Sonunda rüzgâr onu bir küllüğe götürüp bırakıvermiş.

    Küçük tohum savrulmaktan çok yorgun düştüğü için atmış kendini küllüğün yumuşak kollarına. Tek isteği; biraz huzur biraz dinginlikmiş. Rüzgâr çok yormuştu ya... Dinlenmiş günlerce küllüğün kollarında. Merak bu ya; etrafını seyre dalmış. Uzaklarda rengârenk açan çiçekleri görmüş. Yemyeşil dalları allı morlu çiçekleri varmış. Özenmiş birden. O da kök salıp dallanıp budaklanmak istemiş.

    İstediği; birkaç damla su imiş. Kök salmak için. Beklediği yağmur gecikmemiş damla damla düşmeye başlamış. Küçük tohum kana kana içmiş yağmur sularını sabırla. Birazda gün ışığı görünce çatlatmış kozasını çıkarmış başını. Küllükten yukarı ağır ağır göğe yükselmeye başlamış. Çok mutluymuş küllükte. Toprağı tanımadı ya...

    Nedense; diğer çiçekler gibi serpilip büyüyemiyormuş. Bedeni cılız çiçekleri solgunmuş hep. Kökleri de sağlam değilmiş. Sallanıp duruyormuş rüzgârda; kavak ağacı gibi. Yine de tutunmuş sevgiyle küllüğüne.

    Hiç beklemediği bir anda o haşin fırtına yine çıkmış. Bizim eğreti duran çiçeği söküp almış yerinden. Tıpkı annesinin koynundan aldığı günkü gibi... Savurmuş yine günlerce. Çiçek tam kuruyup ölürken bu defa güzel çiçekli bir bahçeye getirip bırakıvermiş rüzgâr.

    Hayran hayran etrafını seyreden çiçek; toprağı tanımş. Onun güçlü kollarına sere serpe uzanmak istemiş. Çünkü küllüğe hiç benzemiyormuş. Ya toprak? Toprağın güzel çiçeklerle dolu bir bahçesi olduğu için bizim solgun çiçeğe bakmamış bile. Ne git demiş ne kal demiş... Toprağın kapısında eşik olmuş çiçek; aşıkmış ya... Çiçeğin sevdası günden güne karasevdaya dönmüş. Sararmış solmuş gün gelmiş dayanma gücünü yitirmiş. Ölmüş çiçek. Artık toprağın kollarındaymış. Gübre olmuş toprağın diğer çiçeklerine.

    Gökten üç elma düşmüş. Biri küllüğe biri toprağa biri de çiçeğe. Ne yazana ne de okuyana kalmamış.

    Başka masallarda darısı başımıza…
     

Sayfayı Paylaş