1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Kur'an ı nasıl anlamalı ve nasıl yaşamalıyız?

Konusu 'Genel Dini Konular' forumundadır ve halukgta tarafından 24 Mart 2012 başlatılmıştır.

  1. halukgta

    halukgta Katılımcı

    Katılım:
    26 Şubat 2012
    Mesajlar:
    200
    Beğenileri:
    44
    Ödül Puanları:
    980
    Banka:
    860 ÇTL
    Dünya üzerinde ki İslam toplumlarının geneline baktığımızda, bir yerlerde bir şeylerin yanlış gittiğini, hemen fark edersiniz. Peki, bu yanlışlıklar nereden kaynaklanıyor diye, hiç düşündük mü, öz eleştiride bulunarak, gerçekleri arama çabası içinde olduk mu hiç?

    Hâlbuki Allah sizlere rehber olsun diye gönderdim dediği KUR’AN, bizlerin elinde değil mi? Hem de asla tek kelimesi bile değişmeden, Rabbin koruması altında bizlere kadar ulaştığı halde, İslam toplumlarının çektikleri bunca acıların, huzursuzlukların nedenleri ne olabilir?

    Birbirimize düşmüş, adeta düşman kesilmenin ötesinde, birde İslam düşmanları ile birlik olup, din kardeşlerimize savaş açanlarla birlikte olmamızı, hangi Müslüman kardeşimiz açıklayabilecek? Biz Müslümanların elinde Kur’an gibi bir ışık, rehber olduğu halde, bizler bu acıları yaşıyorsak, birbirimize düşürülmüş isek, acaba bizler Rabbin rehberinden faydalanırken, yanlışlık mı yapıyoruz da, bugün büyük acıları çekiyoruz?

    Bu sorunun cevabını bulmak için, gelin şu soruyu önce kendimize soralım. Kur’an madem bizlerin yaşam rehberi, Kur’an ı nasıl anlamalı ve nasıl yaşamalıyız?

    Bu soruyu Darül-hikme’nin kurucusu ilahiyatçı yazar Dr Ebubekir Sifil’e, ana rehberimiz Kur’an’ı nasıl anlayıp hayatımıza geçirebileceğimizi sormuşlar ve bakın nasıl bir cevap vermiş. Sanırım bu cevabı, tarafsız, akılcı bir şekilde iyi analiz edebilirsek, sorunun kaynağını bulabiliriz.

    (Modern zamanlarda Kur'an-ı Kerim'in "apaçık" bir kitap olduğu söyleminin hayli yaygın bir şekilde dillendirildiği malum. Hem de bu öyle bir "apaçıklık"tır ki, bilgi ve algı seviyesi ne olursa olsun, her insanın onun rehberliğinden "gereği gibi" müstefid olacağı adeta tartışma dışıdır! Oysa vakıa bütün açıklığıyla bu genellemenin yanlış olduğunu haykırmaktadır. Evet, Kur'an "kapalı" ve "anlaşılmaz" bir kitap değildir. Ancak bilgi ve algı seviyesi ne olursa olsun herkesin "gereği gibi" anlayabileceği bir kitap da değildir. Zira eğer öyle olsaydı, Kur'an'ın, ayrıca Efendimiz (s.a.v) tarafından beyan ve ta'lim edilmesine (öğretilmesine) gerek kalmazdı. Biliyoruz ki Kur'an'ın insanlara hem "beyan" hem de "ta'lim" edilmesi yine bizzat Kur'an tarafından Efendimiz (s.a.v)'e yüklenmiş bir görevdir. Hatta peygamberliğin temel iki görevinden birisidir. )


    Yukarıda söylenen sözlere elbette kısmen katılırım. Yani Kur’an ı bütünüyle, her ayetini herkesin aynı derecede anlayabileceğini söylemek, ne akla ne mantığı nede zaten Kur’an a uymaz. Bu tür sözler kafa karıştıran ve Müslümanlar arasında şüphe yaratan sözlerdir.


    Bir okulu düşünün, bir sınıftaki öğrenciler okuduğu aynı kitabı, aynı kapasitede mi anlar? Elbette hayır, farklı anlar. Az anlayan öğrenciler anlayabilmek içinde çaba gösterirler, daha iyi anlamak için. Hiç biriside biz bu kitabı anlayamıyoruz demez, daha doğrusu diyemez. Tabi okulda başarılı olmak istiyorsa. Başarılı olmak istemeyen, okulu okumaktan vazgeçen, ben bu kitabı anlayamıyorum der, çaba göstermez. Tabi sonucuna da katlanır.


    Elbette Allah katından gelen bir kitabı, okulda okunan bir beşeri kitapla mukayese etmemiz de mümkün değildir. Bir kitap Allah katından geliyorsa, onun ne eşi vardır nede benzeri. Allah sizlere anlayacağınız bir rehber gönderdim diyorsa, onu herkes anlayamaz demek yerine, hepimizin anlamak için çaba harcaması en doğrusu olacaktır. Bu konuyu Kur’an a danışalım ve üzerinde birlikte düşünelim.


    Kur’an kendisinden bahsederken, ayetlerini muhkem ve müteşabih ayetler olarak sınıflandırır. Açık, anlaşılır olan ayetlerin muhkem ayetler olduğunu söyler bizlere. İşte bizlerin din ve iman adına bizzat sorumlu olduğumuz ayetlerin, muhkem ayetler olduğunu anlatmak içinde, dinin anası, temeli olduğu açıklamasını da yapar.


    Müteşabih ayetleri açıklarken de, bu ayetlerin anlamlarını herkesin bilemeyeceğini, anlamlarını bir Allah ın, birde zamanı geldiğinde ilim tahsil etmişlerin zamanla bileceği, anlayacağı konusunda, açıklama yapar Kur’an bizlere. Bu ayetlerin dine hüküm koyan, dini yaşarken gereken ayetler olmadığı da, ayetlerden anlaşılmaktadır.


    Mütaşabih ayetlerden bahsederken, zamanla anlamları belirginleştiği ve ilim ehli tarafından bulunduğunda, gerçek iman edenlerin imanlarının artacağı örneği de verilir. Buradan da anlaşılıyor ki, müteşabih ayetler, Allah ın bizleri imtihan ettiği, sorumlu tuttuğu, ayetlerin dışında kaldığı çıkıyor ortaya. Çünkü herkesin anlayamayacağı bir ayetten, nasıl olurda Rabbim bizleri sorumlu tutar?


    Yukarıda yapılan açıklamaya, yani Kur’an dan nasıl istifade etmemiz gerektiğini söyleyen düşünceden, bir alıntı yapalım ve üzerinde birlikte düşünelim.


    (Evet, Kur'an "kapalı" ve "anlaşılmaz" bir kitap değildir. Ancak bilgi ve algı seviyesi ne olursa olsun herkesin "gereği gibi" anlayabileceği bir kitap da değildir.)


    Bizler yeri geldiğinde imtihan olduğumuzu söyleriz. Allah da aklı başında olan, her kulunu Kur’an dan imtihan edeceğini de apaçık söyler bizlere. Yukarıda alıntı yaptığım düşünceye göre, bizlerin imtihan olacağımız ve sorumlu olduğumuz ayetlerin, bir kısmımızın anlayamayacağından bahsediliyor. Elbette her insan aynı ölçüde anlayamayabilir ilk okuduğunda, bu çok normaldir ama dersini çalışarak, araştırarak en doğruya ulaşacağımız çok açıktır. Önce Kur’an a sarılıp, onun hükümlerini anlamaya çalıştığımızda, eksikliklerimizi anlamadıklarımızı, daha rahat araştırabiliriz. Kur’an ın hiçbir hükmüne direk müracaat etmeyen, onu anlamaya çalışmayan, konu hakkında hiçbir bilgiye sahip olamayacağı içinde, birileri tarafından aldatılması çok kolay olacaktır. Ne yazık ki yapılmak istenende bu yöndedir.




    Bakın Allah Nisa suresi 82. ayetinde ne diyor bizlere.


    Nisa 82: Hala Kur'an üzerinde gereği gibi düşünmeyecekler mi? Eğer o, Allah'tan başkası tarafından gelmiş olsaydı onda birçok tutarsızlık bulurlardı.


    Allah ayetler üzerinde gereği gibi düşünmekten bahsederken, acaba sizce ayrım yaparak, Kur’an ı anlayabilen bir azınlıktan mı bahsediyor da onlara, hala gereği gibi düşünmeyecekler mi diyor? Yoksa bu sesleniş aklı başında tüm kullarına mı? Hani bizde ruhban sınıfı yoktu? Hani Rabbim veliler edinerek, düşünmeden aklını kullanmadan velilerin ardı sıra gitmeyin diyordu? Yoksa bizler günümüzde, ruhban sınıfının en alasını yarattıkta, farkında mı değiliz? Ne dersiniz?.



    Kur’an ın muhkem ayetlerinin, aklı başında herkesin anlayamaya bileceğini söylemekle, Allah ın kullarını eşit şartlarda imtihan yapmadığını söylemekle aynı olduğunun, önce bilincinde olmalıyız. Sizce bu düşüncenin ardı sıra gidersek, söylenen bu sözlere inanırsak, Kur’an dan gereği gibi istifade edebilir miyiz?



    Allah Muhammed suresi 24. ayetinde, Peki bunlar, Kur'an'ın anlamını inceden inceye düşünmüyorlar mı dediğinde, acaba Allah kimlere hitap ediyor dersiniz? Azınlık bir gruba mı, yoksa tüm iman edenlere mi?


    Allah Casiye suresi 20. ayetinde, Bu Kur'an, insanların kalp gözlerini açacak ışıklardan oluşur. Gereğince inanan bir toplum için de bir kılavuz ve bir rahmettir o diyorsa, sizce anlamını bilmeden okuduğumuz, Rabbin ne söylediğinden habersiz bizlerin, dinin anası olan MUHKEM ayetleri, bu şartlarda anlaması ve yaşaması mümkün olabilir mi?


    Allah nur suresi 34. ayetinde, Andolsun, biz size açıklayıcı ayetler, sizden önce gelip geçenlerden bir misal ve Allah’a karşı gelmekten sakınanlar için bir öğüt indirdik diyor.


    Allah buna benzer o kadar çok örnekler veriyor ki, anlamak istemeyen, atalarından gelen itikatları savunmaya çalışanlar, elbette Kur’an gerçeklerini göremeyeceklerdir. Çünkü Kur’an dan istifade etmesini bilemeyenlerin, gönül gözleri ile doğruları görmeleri de mümkün olmayacaktır.



    Ayette yine Allah yemin ederek sizlere, sizden öncekilerin misallerini, örneklerini verdik, açıkladık ki öğüt alasınız, sakınasınız diyor. Ama bizler hala Rabbin verdiği örnekleri, yapmamızı hükmettiği ve apaçık indirdiğini söylediği ayetleri, herkesin anlayamayacağını söylemekten çekinmiyoruz. Nasıl olurda Allah öğüt indirdik sizler için dediği halde, Rabbin öğüdünü herkes anlayamaz diyebiliriz, bunu düşünebiliyor muyuz?



    Allah Zühruf 44. ayetinde, Doğrusu o Kur'an senin için de, kavmin için de bir öğüttür ve siz ondan sorguya çekileceksiniz diyorsa bizlere, nasıl olurda Yüce Rabbim herkesin anlayamayacağı bir kitaptan bizleri sorumlu tutar ve imtihan eder? Hem bizler için kolay bir kitap indirdiğini yemin ederek söyleyecek, hem de bizlerin sorumlu olduğu dinin anası olan muhkem ayetleri, hepimizin anlayamayacağı bir şekilde bizlere gönderecek, sorumlu tutacak öylemi dostlar? Yaradan a yaptığımız saygısızlığın, zerre kadar hala farkında olmadığımız, sizce çok açık değil mi?




    Şimdide aşağıdaki düşünceler üzerinde, Kur’an dan cevap arayalım, bakalım Rabbim elçisine nasıl bir görev vermiş. Dine nifak sokanlar, bizlerin peygamberimize karşı sevgisini öyle kullanıyorlar ki bizlere karşı, içimize soktukları fitnelerin temizlenmesinden korkuyorlar ve bizlerin bu sevgimizi kötüye kullanıyorlar. Bizlere düşen, Allah ın rehberinde verdiği hükümler doğrultusunda yürümek olmalıdır.



    (Zira eğer öyle olsaydı, Kur'an'ın, ayrıca Efendimiz (s.a.v) tarafından beyan ve ta'lim edilmesine (öğretilmesine) gerek kalmazdı. Biliyoruz ki Kur'an'ın insanlara hem "beyan" hem de "ta'lim" edilmesi yine bizzat Kur'an tarafından Efendimiz (s.a.v)'e yüklenmiş bir görevdir. Hatta peygamberliğin temel iki görevinden birisidir.)


    Allah boşuna bizleri Kur’an a sarılmaya, ayetlerin sonunda da bizleri düşünmeye, aklımızı kullanmaya yönlendirmiyor. Rabbim elçisine verdiği görev ve sorumluluğu tek tek birçok ayetinde açıklıyor ve bakın neler söylüyor.


    Ahkaf suresi 9. ayetinde, Ben sadece apaçık bir uyarıcıyım.

    Ankebut 18. ayetinde, Peygambere düşen apaçık tebliğden başka bir şey değildir.”

    Ankebut 50. ayetinde, ben ancak apaçık bir uyarıcıyım.

    Neml suresi 92. ayetinde, Ben sadece uyarıcılardanım.

    Araf 188. ayetinde, Ben iman edecek bir kavme müjde veren ve uyaran bir peygamberden başka biri değilim.



    Sizce yukarıdaki ayetlerde geçen hükümler, açıklamalar peygamberimizin apaçık yetki ve sorumluluğunu açıklamıyor mu? Allah anlaşılmazı zor bir rehber gönderip, daha sonra elçisine, bunu açıkla der mi? Demiş olsaydı peygamberimiz Kur’an ı bizlerin anlayacağı şekilde yazmaz mıydı? Ya da Kur’an ın yanında, buda Kur’an ın açıklaması demez miydi? Öyle olsaydı böyle bir kitapta Allah tarafından korunur ve günümüze kadar gelirdi. Ama böyle bir kitap yok. Allah yalnız Kur’an ı koruduğunu ve Kur’an a sarılmamızı istemiyor mu bizlerden, birçok ayetinde?



    Allah ın sakın bölünmeyin emrini duymazdan gelip bölünen ve her konuda çok farklı itikatlar yaratanlar günümüze kadar gelmiş, bu yetmezmiş gibi birbirine düşman kesilerek, din kardeşlerini öldürmekten bile çekinmeyenler, yarattıkları farklı itikatların, ne derece Kur’an dan uzak olduğunun farkına bile varamaz hale düşmüşlerdir.



    Şu soruyu kendimize sormalıyız ve mantıklı bir cevap aramalıyız. Allah neden sorumlu, yükümlü olduğumuz konularda, herkesin anlayamayacağı şekilde göndersin Kur’an ın muhkem ayetlerini? Bu sizce mantıklı mı? Hani yemin ederek kolay bir kitap indirdim diyordu Allah bizlere, bu yemini hatırlayan yok mu? Sizce birçok kez kolaylaştırılmış bir kitap indirdiğini söyleyen Allah, bu sözlerinin tersini yapar mı? Lütfen bu soruları kendimize soralım. Aklını kullanan doğru cevabı bulacaktır.



    İslam ı kendi menfaatleri doğrultusunda yönlendirmek isteyenler, peygamberimizin ismini kullanarak, onun üzerinden sözler sarf edip, bizleri aldatma yolunu, yöntemin çok iyi kullanmaktadırlar. Lütfen içimize soktukları Yahudi fitnelerini, gelin içimizden hep birlikte söküp atalım. Bunu yapmadığımız takdirde, onların oyunlarına gelmeye devam etmiş olacağımızı da unutmayalım.



    Size bir örnek daha vermek istiyorum. Bakın Allah ayetinde, elçisine verdiği yetki ve sorumluluğu, apaçık nasıl belirtiyor.



    Nur 54: De ki: Allah'a itaat edin; Peygambere de itaat edin. Eğer yüz çevirirseniz şunu bilin ki, Peygamberin sorumluluğu kendine yüklenen, sizin sorumluğunuz da size yüklenendir. Eğer ona itaat ederseniz, doğru yolu bulmuş olursunuz. Peygambere düşen, sadece açık açık duyurmaktır.



    Peygamberimize Rabbin yüklediği görev, sadece açık açık duyurmaktır diyen Rabbin hükümlerini, emirlerini lütfen artık görmezden gelmeyelim. Allah ın verdiği yetkiye ilaveler yaparak, sonsuz yaşamımızı tehlikeye atmayalım. Yahudilerde, Hıristiyanlarda peygamberlerine aynı hatayı yaptılar ve Rabbin vermediği yetkilerle donatarak, Allah ın yolundan saptılar.



    Peygamberimiz Kur’an ı tanıtan, tebliğ eden, atalarından gelen yanlış inançları konusunda toplumu uyarmak adına çaba harcayan, yoldan çıkmış toplumu Rahmanın yeni tebliğleri ile bilgilendiren, ikna eden, hayatıyla yaşamıyla örnek bir peygamberdi. Allah ın verdiği bu yetkiyi küçümseyerek, tüm bu ayetleri gördükten sonra hala, ne yani peygamberimiz postacımıydı dersek, hataların, saygısızlığın en büyüğünü yapmış oluruz. Peygamberimiz zorlu bir dönemde elçilik görevini alarak, nice zorlu savaşlar verip, Allah ın tebliğini, uyarısını en güzel bir şekilde yerine getirmiş, toplumu uyarmıştır.




    Hatırlayınız peygamberimiz sağlığında, hadis yazımını önce serbest bırakmış, fakat daha sonra hadislerin naklinde ki tehlikeleri, ilaveleri gördüğünden yasaklamıştır. Bu yasak Peygamberimizin ölümünden sonra, dört halife devrinde de itinayla devam etmiştir. Dört halife devrinin sona ermesi ve İslam ın mezheplere bölünmesiyle, ne yazık ki tekrar bu yola başvurulup, peygamberimizin hadisleri toplanmaya çalışılmıştır.



    Peygamberimizin sağlığında gördüğü tehlike, tekrar ortaya çıkmış, mezhepler tarafından peygamberimizin hadislerini toplama yarışına girmişlerdir. Elbette bu aceleyle yapılan yanlışlar, yıllar sonra nakilde ki hatalar, ilaveler, değişiklikler, aynı konularda bile birbirinin tam tersi hadisler toplanarak, Kur’an ile karşılaştırma yapma gereği bile duymadan, bugün İslam ın hüküm koyucuları arasına girmiştir. Dine fitne sokmak isteyen Yahudi zihniyeti, bu yolu rahatça kullanmış ve kendi hurafe inançlarını, peygamberimizin adını kullanarak dinimize sokmuşlardır. İçimize girip bir Müslüman gibi yaşadıklarını ve böylece İslam dinine, kendi inançlarını nasıl soktukları örneklerini de, yakın zamanda gördük.



    Kendimize şu soruyu sormamız gerekmez mi? Madem Kur’an ın, dinin anası olan muhkem ayetlerinin bir kısmını, bizler okuduğumuzda anlayamayız, bu durumda mezheplerin, birbirinin tam tersi anlatılan konularda günümüze ulaşan hadislerinin, acaba hangisini doğru kabul edip, evet bu peygamberimizin gerçek hadisidir diyerek iman edeceğiz ve Kur’an ı bunlarla anlamaya çalışacağız? Buna karar verecek, bizlere garanti verecek bir makam var mı aramızda? Çünkü öyle hükümlerden bahsediliyor ki, Kur’an da tek kelime dahi geçmez, Allah bu konuda asla hüküm vermemiştir. Hani Allah emin olmadığınız bilgilerin ardı sıra gitmeyin, sorumlu tutarım diyordu? Ne oldu bu ayetin hükmü, yoksa bu ve benzeri yüzlerce ayeti, nefsimizin etkisiyle görmezden mi geliyoruz?




    Elbette peygamberimizin hadislerinden faydalanmalıyız, ama peygamberimizin bizlere önerdiği yolu izleyerek yapmalıyız bunu. Peygamberimiz hadislerinde, ben Kur’an ın haram dediğinden başka haram kılmadım, onun hükmü dışında hüküm vermedim, sizlere yalnız Kur’an ile hükmetme görevi aldım diyorsa, lütfen aklımızı başımıza toplayalım ve peygamberimizin önerdiği yolu izleyelim. Benim sözlerim diye nakledilenleri, Kur’an ile karşılaştırınız diyen peygamberimizin bizlere önerdiği yolu lütfen unutmayalım. Onun önerdiği yolu İzleyelim ki, İslam a fitne sokmaya çalışanlar, artık başarılı olamasınlar.




    Allah daha nasıl açık söylesin bilmiyorum. Sanırım görmek istemeyene, gönül gözlerini açmak niyetinde olmayana, söyleyecek sözümüz olmasa gerek. Allah birçok ayetinde sizlere yol gösteren, öğüt bulunan bir rehber indirdim diyor da, bizler hala aşağıdaki sözleri söylüyorsak, sanırım bizlerin Kur’an dan ne kadar uzak yaşadığımızın örneğidir.


    (Kur’an herkesin gereği gibi anlayacağı bir kitap değildir.)



    Allah gönderdiği rehber kitabın, muhkem ayetleri için, dikkat ediniz lütfen MUHKEM ayetleri diyorum, anlaşılır ve açık olduğunu söylüyor. Eğer bizler dinin anası olan, sorumlu olduğumuz hükümlere, zor ve herkes anlayamaz dediğimizde, nasıl bir adaleti Allah a layık görüyoruz farkında mıyız?


    Allah bizlere gönderdiği, hepimizin sorumlu olduğu, imtihanımızı vereceğimiz Kur’an ı herkesin anlayamayacağı bir şekilde göndermiş, daha sonrada tüm kullarını eşit sorumlu tutuyor dediğimizde, bu adaleti Allah a nasıl reva görüyoruz, farkında mıyız? Hâlbuki Allah birçok ayetinde tam tersini söylemiş ve sizlere yemin olsun ki çok kolay bir kitap indirdim demiştir.



    İşte biz Kur’an dan böyle faydalanıyoruz. Bu yolu izlediğimiz içindir ki bizlerin, ne gönül gözü açılıyor, nede kalbimiz Kur’an ın nuruyla nurlanıyor. Bunlar yapıldığında, olacakları sanırım fazla düşünmeye gerek yok. Çevremize bakalım, ne demek istediğimi anlayacaksınız.



    Allah yardımcımız olsun. Böyle devam edersek, Kur’an dan doğru istifade etmesini öğrenemeyeceğimiz açıktır. Allah ın sakın velilerin ardına düşmeyin ikazlarına kulaklarımızı kapatmaya devam edersek, birilerinin sen Kur’an dan anlayamazsın tuzaklarına düşerek, sanırım Rabbin hışmından da kurtulamayacağız. Tıpkı geçmişte olduğu gibi. Atalarının yanlış itikatlarının peşi sıra gidenlerin çektikleri azaba, böyle gidersek bizlerde çarptırılacağımızı lütfen unutmayalım.



    Bizleri yönetmek isteyenler, toplumları kendi çıkarları doğrultusunda, Allah ile aldatma peşinde olanlar, elbette Allah ile aramıza girmeye çalışacaklardır. Allah elçisine dahi, tebliğ etmek sana, hesap sormak bize düşer diyorsa, Allah ın bu sözleri üzerinde dikkatle düşünmeli ve uyanık olmalıyız ki, hem bu Dünyamızı hem de AHİRETİMİZİ ateşe atmayalım.


    Geçmişten ders almayanlar, Allah ın verdiği örneklere gözlerini kapatan toplumlar, geçmişin acılarını tekrar yaşamaya mahkûmdurlar.


    Saygılarımla Haluk GÜMÜŞTABAK
     

Sayfayı Paylaş