1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Kurşun Dökmek

Konusu 'Genel Dini Konular' forumundadır ve Suskun tarafından 8 Ocak 2012 başlatılmıştır.

  1. Suskun

    Suskun V.I.P V.I.P

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.242
    Beğenileri:
    276
    Ödül Puanları:
    6.230
    Yer:
    Türkiye
    Banka:
    2.052 ÇTL
    [​IMG]
    Kurşun Dökmek

    Halkımız arasında “göz değmesi, göze gelme” diye adlandırılan bir “nazar” inancı vardır. Nazar isabet eden kimsenin kendisine, malına veya eşyasına bir zarar geleceğine inanılır. Bu nedenle nazarın isabetinden ve etkisinden korunmak üzere bazı tedbirlere başvurulmaktadır. Bunlar korunma ve kurtulma tedbirleri olmak üzere iki kısma ayrılır.

    Korunma tedbirleri olarak
    çocuklara, at, dana, inek, vb. hayvanlara, ev, dükkan, otomobil gibi eşyaya nazar boncuğu, at nalı, üzerlik otundan yapılan kolyeler takılmakta bazı yörelerimizde de özellikle çocuklara kurt, ayı, kartal, leylek gibi hayvanların diş, tırnak ve kemiklerinden yapılan nazarlıklar takılmaktadır. Böylece nazarın isabetinden korunulacağına inanılmaktadır. Ayrıca nazar muskalarının da kullanıldığı görülmektedir. Nazar isabetinden kurtulmak için ise, kurşun veya mum döktürülmekte, nefesi keskin (izinli denilen) hocalara okutulmaktadır. Bazı yörelerimizde de “tuz çatılmakta”, “un yakılmakta”, “üzerlik otu” yakılarak dumanı ile tütsülenilmektedir. En yaygın olan uygulama kurşun veya mum dökme adetidir. Bu iş şöyle yapılmaktadır:
    Nazar isabet eden hasta (genellikle çocuklar), kurşun dökücünün önüne oturtulur. Başı bir örtü ile kapanır. Çocuğun başı üzerinde tutulan ve içinde su bulunan kaba, ocakta eritilen kurşun dökülür. Kurşun döküldükten sonra oradakiler hep beraber;
    “Kem göz çatlasın
    Nazar değen patlasın” diye beddua ederler. Bazı yerlerde de yaygın olarak nazarlık otu yakılır. Dumanı ile hasta tütsülenir. Bu esnada çabuk çabuk,
    “Üzerliksin havasın
    Her dertlere devasın
    Ak göz, kara göz,
    Mavi göz, elâ göz
    Hangisi nazar etmişse
    Onların nazarını boz” denilmektedir. Şu tekerleme de söylenilmektedir:
    “Elemtere fiş
    Kem gözlere şiş
    Üzerlik çatlasın
    Nazar eden patlasın”
    Burada şunu ifade etmemiz gerekir ki, nazardan korunmak veya kurtulmak için çeşitli nazar boncukları, diş, kemik, tırnak ve üzerlik otu gibi nesneleri takmak dinimiz açısından doğru değildir. Çünkü İslam’da fayda ve zarar Allah'ın takdiriyle tecelli eder. Bundan ayrılıp birtakım nesnelerden medet ummak yanlıştır, hurafedir. Zira Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v), nazar boncuğu gibi birtakım nesneleri takarak, hastalıktan kurtulmaya itikad etmeyi men etmişlerdir.

    Allah Elçisi şöyle buyurmuştur:
    “Efsun yapmak, nazar boncuğu takmak, kadınların kocalarına kendilerini sevdirmek için sihir yapmak, Şirk (Allah'a ortak koşmak)tır.”


    Ancak bir hususu açıklamakta yarar görüyorum. Çünkü halkımız “nazar var mıdır? varsa İslam'ın nazara bakış açısı nedir?” diye sormaktadır.

    Bu konuda Peygamberimiz şöyle buyurmaktadır:
    “Nazar haktır (gerçektir).”
    “Nazar insanı mezara, deveyi kazana sokar.” Öyleyse “İsabet-i ayn” denilen nazar vardır ve gerçektir. Peki mahiyeti ve İslam'a göre nazardan korunma çaresi nedir?

    Nazarın mahiyeti ve nasıl olduğu kesin olarak bilinmemekle birlikte, nazar veya göz değmesi, bazı kimselerin bakışları ile bazı olumsuz etkilerin meydana gelmesi dinen de kabul edilmektedir. Nitekim Kur'an-ı Kerim'de;
    “...İnkar edenler Kur'an'ı dinlediklerinde, neredeyse seni gözleriyle yıkıp devireceklerdi”15 buyrulmaktadır.
    Elmalılı M.Hamdi Yazır “Hak Dini Kur'an Dili” adlı kitabında bu ayetin tefsirini yaparken şunları söylemektedir: “Kafirler, Kur'an'ın yüksekliğini öyle hissetmişlerdi ki kıskançlıklarından az daha nazar değdirecekler, aç ve kem gözlerin kötülükleriyle ellerinden gelse seni yok edeceklerdi. Demek ki öfkenin bedende bir hükmü ve tesiri olduğu gibi, gözlerin de karşılarındakine bakışlarına göre, iyi veya kötü bir hükmü vardır. Kimi elektrik gibi dokunur, çarpar, mıknatıslar, manyetize eder; kimi tutkun olur, kimi de aldığı etkiyle kıskançlığından bir öfkeye düşer, türlü türlü suikastlara, tuzaklara kalkışır ki maddî veya manevî bunun hangisi olursa olsun hedefine ulaştığında göz isabet etmesi, göz değmesi veya nazar denilen şey olur... Nasıllığı ne şekilde olursa olsun göz değmesi vardır. Allah korusun göze batmak tehlikeli bir şeydir. Allah koruyacağı kulları için göz değmesine karşı bir siper yapar.”
    İslam âlimleri, nazarın etkisinden korunmak veya nazar isabet etmiş ise kurtulmak için Kalem suresinin yukarıda zikrettiğimiz ayetlerinin okunmasını tavsiye etmişlerdir.

    “Büyük velilerden Hasan Basrî Hazretleri, nazara karşı Kalem suresinin 51 ve 52. ayetlerini okur ve nazardan etkilenen kimseye de okunmasını tavsiye ederdi.”

    Bu ayetlerle ilgili olarak “Esrar-ı Muhammediye” adlı eserde şöyle denilmiştir:
    “Bu ayet-i kerime nazarın def'i içindir. İster yazmak suretiyle taşınsın, ister o ayetin okunduğu okunmuş suyla yıkanılsın veya o ayetin okunduğu sudan içilsin hep aynıdır. Nazarın etkisinden korunmak için tavsiye edilmiştir.”
    Hz.Aişe'nin naklettiği bir hadis-i şerifte de Hz.Peygamber (s.a.v) “Nazardan Allah'a sığının, çünkü nazar (göz değmesi) haktır.” buyurmuştur.

    Rasulullah (s.a.v)'in nazar değmesine karşı, “Ayetü'l-Kürsi ile İhlas ve Muavvizeteyn (yani Felak ve Nas) surelerini okuduğu ashabına da bunları okumalarını tavsiye ettiği nakledilmiştir.

    İnsan hoşuna giden birşeye bakarken nazarı değmemesi için “Maşallah, Lâ Kuvvete İllâ Billah” demelidir. Hz.Peygamber (s.a.v) bu şekilde söylerdi.


    Nazar değmemesi için çocuklara nazarlık veya boncuk takılması ise cahiliyet devri adetlerindendir. (Yani bâtıl adetlerdendir). Bu itibarla hiçbir faydası olmadığı gibi, dinen de câiz değildir.

    Hastalanan kimselere Cenab-ı Hak'tan şifa umarak, Kur'an-ı Kerim ve şifa ile ilgili dualar okumak câizdir. Ancak halkı kandırmak, başkalarına zarar vermek, gâibten haber vermek, falcılık ve sihir yapmak... gibi işler ise dinen haramdır. Bu tür maksatlar için üfrükçülük yapmak dinen câiz olmadığı gibi, kanunen de suçtur.
     

Sayfayı Paylaş