1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Kürt açılımının ardındaki oyun

Konusu 'Ne Mutlu Türküm Diyene' forumundadır ve Mavi Gül tarafından 21 Eylül 2009 başlatılmıştır.

  1. Mavi Gül
    Avare

    Mavi Gül ѕση_¢ıqℓıк Özel üye

    Katılım:
    3 Mayıs 2009
    Mesajlar:
    4.647
    Beğenileri:
    375
    Ödül Puanları:
    3.730
    Yer:
    Misafir Sevmez
    Banka:
    677 ÇTL
    Kürt bölücülüğünün yol haritası[​IMG]

    Kürt bölücülüğü AKP iktidarı ile birlikte zaten meşrulaşmıştı o nedenle AKP’nin yeni “Kürt Açılımı” pek de şaşırtıcı değil. Ama yine de Kürt bölücülüğünün hedeflerinin yeterince anlaşılamadığı ortada. Kaldı ki Kürt bölücülüğünün aldığı yol da pek anlaşılabilmiş değil.

    Öncelikle Kürt bölücülüğünün hali hazırda Türkiye’ye neleri kabul ettirdiğinin muhasebesini yapalım:

    1-) Bugün Türkiye, kendi sınırları içinde Türk milletinden ayrı bir Kürt nüfusun yaşadığını kabul etmiş durumdadır.

    2-) Bu Kürt nüfusun her tür kültürel ve siyasal hakları tanınmış durumdadır.

    3-) Bu Kürt nüfusun kendi partisi ve kendi politikacıları devletin yönetim kurumlarında resmi yönetici olmuş durumdadır.

    Bu üç adımın çok basit ve kaçınılmaz sonuçları olacaktır ve önümüzdeki dönemde de bu mesele çözümlenecektir.

    Eğer Türk milletinden bağımsız bir Kürt nüfus varsa, bu nüfusun anayasal statüsünün belirlenmesi aşamasına geçilmiş demektir.

    Bu aşamada Kürtler ayrı bir millet olarak tanınmak istemektedir. Ayrı bir millet demekse beraberinde başka bazı seçenekleri getirmektedir: Bu millet kendi kaderini nasıl belirleyecektir?

    Bunun birinci yolu, Kürtlerin Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde azınlık statüsü elde etmesi olabilirdi. Ancak artık bu yol bile çoktan kapanmıştır çünkü Kürtler azınlık hakkı değil belirleme hakkı istemektedir.

    İkinci bir yol ise yine Türkiye Cumhuriyeti devleti sınırları içinde özerklik statüsü olabilir. Fakat Kürtler bu özerkliği resmen olmasa bile fiilen zaten elde etmiştir. Bugün Güneydoğu’da sadece bölücü parti bulunmaktadır ve devlet içinde özerk bir idare olarak çalışmaktadır. Dolayısıyla Kürtler özerklik hakkını resmileştirmek gibi ufak bir hedefle de oyalanmak istememektedir.

    Üçüncü ve en klasik yol ise Kürtlerin Türkiye Cumhuriyeti’nden ayrılması ve bağımsız devletlerini kurmasıdır. Kürt bölücülüğünün 100 yıllık rüyası da zaten budur.

    Ama bugün Kürtler bu rüyayı bile asıl hedef olarak izlememektedir. Çünkü Kürtlerin derdi bağımsız bir Kürt devleti kurmak değil Bağımsız Türk Devleti’ni yok etmektir.

    Nitekim teröristbaşı Apo ve onun meclisteki vekilleri bunu artık çok açıktan ifade etmektedirler. Apo, Türkiye’den ayrılmayı veya federasyonu kabul etmediklerini Türkiye Cumhuriyeti’ni yönetecek iki milletten biri olarak tanınmayı istemektedir.

    Peki nasıl olacak bu?

    Kürdistan ve Türkistan!

    Kürt bölücülüğü Kürdistan olarak adlandırdığı Güneydoğu’da tam söz hakkı sahibi olmak istemektedir. Yani bir Özerk Kürdistan kurulacaktır ve burayı sadece Kürtler yönetecektir.

    Apo Türklere şunu önermektedir; “Türkler, Kürdistan benim vatanımdır” demeliymiş. Yani zaten bin yıllık Türk yurdu olan Güneydoğumuza Kürdistan diyecekmişiz!

    Ama asıl mesele bu değil, peki Türkler bu vatanlarına gidip istediklerini yapabilecekler mi?

    Mesela bir Türkçü parti teşkilatı orada barınabilir mi?

    Ya da Türkçe özel kurslar kurulabilir mi?

    Türk dilini ve müziğini geliştirecek radyo yayınları yapılabilir mi?

    Elbette hayır.

    Zaten Güneydoğu çok uzun süredir Türk’e ait her şeye kapalı ırkçı bir kurtarılmış Kürt alanı haline getirilmiş durumda. Orada değil Türk kültürüne, tek bir Türk’ün varlığına bile izin verilmemektedir.

    Kısaca Apo Türklere “Orada bir köy var uzakta” şarkısını söyleyip avunmamızı öneriyor.

    Peki neden federasyon ve bağımsızlığa razı değiller?

    İşte Kürt açılımının esas nedeni de bu.

    Güneydoğu’nun Kürtlere teslimi zaten kabul edilmiş bir programdır. Tartışma geri kalan bölgenin ne olacağı üzerinde dönüyor.

    Yani Güneydoğu hariç Türkiye ne olacak?

    Eğer Kürtler Güneydoğu’da federasyon ya da özerklik isterse, geri kalan tarafın Türk bölgesi olması gerekir. Yani bir yanda Kürdistan olacaksa diğer yanda da bir Türkistan olabilir.

    Ama gerek ABD, gerekse PKK buna razı değiller.

    Rum ve Ermeni savaşçısı Kürtler

    Şu an bağımsız bir Kürt devleti kurmaya çok yaklaştıkları halde o kadar hızlı adımlarla gittiler ki federal bir yapı ya da bağımsız bir Kürdistan, Kürtlerin sonu olabilir.

    Şöyle düşünelim, Türk devleti anayasasını değiştirse ve federal bir yapı kabul etse, Kürtlere ait bölgenin resmi dili Kürtçe olsa ama Türklere ait bölgenin de resmi dili Türkçe olsa ne olur?

    İşte asıl sorun o zaman ortaya çıkacaktır.

    Yıllardır Türk bölgelerini istila için gönderilen birkaç milyon Kürt ne yapacaktır?

    Ya geldikleri Türk bölgesinde resmi dil Türkçe olduğu için buna uyacak ve Türkleşeceklerdir ya da kendilerini çok Kürt hissediyorlarsa doğru Kürdistan’a göç edeceklerdir.

    Şimdi PKK da ABD de bunun telaşı içindedir.

    1991’de Halepçe’de yaşanan bu defa Türkiye’nin Batısında yaşanabilir ve Kürtler bohçalarını toplayıp kendi “ana vatanları”na sürülebilirler.

    Ama Kürtler buna razı değiller. Onlar Türk tarafında da hak sahibi olmak istiyorlar. Yani Diyarbakır’ı sadece Kürtler yönetecek ama iş İstanbul’a geldi mi İstanbul’u Türkler ve Kürtler birlikte yönetecekler!

    Tam da bu noktada Kürt bölücülüğünün kendisi için bir bölücülük değil ABD için bir bölücülük olduğu ortaya çıkmaktadır. Kürtler burası bizim vatanımız dedikleri Güneydoğu için değil, İstanbul için, İzmir için, Ankara için savaşmaktadır bugün.

    Bu savaşı ise silahla değil göçle yani istila hareketi ile sürdürmektedirler. Bu göçün teşvikçisi ise ABD’dir. Çünkü ABD sadece bağımsız bir Kürt devleti kurmak peşinde değildir. Asıl niyeti Türkleri Anadolu’dan atmaktır.

    Fakat 100 yıldır Türklerin Anadolu’dan atılmasının imkanı yoktu. Çünkü İstanbul’da, İzmir’de, Ankara’da, Trabzon’da, Erzurum’da hak iddia edecek bir Rum ya da Ermeni nüfusu bulunmamaktadır. O nedenle de Rumların ve Ermenilerin yapamadığını yapma görevi Kürtlere verilmiştir.

    İstanbul’u, İzmir’i, Doğu Anadolu’yu, Adana’yı, Mersin’i istila eden Kürtler buraları Rumlar ve Ermeniler adına kurtarma harekâtı yürütmektedir.

    Plan hâlâ Sevr’dir. Sevr’in Konstantinapol, Büyük Yunanistan, Büyük Ermenistan, Pontus ve Kürdistan hedefi için 100 yıldır kulllanılan Kürtler şimdi kritik bir eşikte durmaktadır.

    Biz kendi ülkemizi alalım gerisi bizi ilgilendirmez diyemezler çünkü böyle bir durumda ABD Kürtlerin arkasından çekilir ve Kürtler ezilir.

    Ama bir yandan da Türk bölgelerdeki Kürt nüfusu potansiyel hedef durumuna getirmektedirler. Yarın öbür gün bir iç karışıklıkta Güneydoğu’da kıyıma uğratılacak bir Türk varlığı yoktur ama Türk tarafında yaşayan Kürtler için durum son derece tehlikeli olabilir.

    Kürtçe ve Türkçe

    Bu bıçak sırtı pozisyonunda ABD açısından AKP hâlâ çok işlevseldir. Kürt tarafına Kürtçe öğrenin, Kürtlüğünüze sahip çıkın çağrısı yapan iktidar, Türklere ise bırakın Türkçeyi, milliyetçiliği demektedir.

    Kozmopolitizm, hümanizm ve Türk-Kürt kardeşliği propagandasının işlevselliği burada ortaya çıkmaktadır. Güneydoğu’daki Kürtler “Biji Apo” diye slogan atacaktır, İstanbul’daki Türklerse “Türk-Kürt kardeşliği” sloganını.

    Madem çok kardeşlik meraklısısınız o halde Kürtlere de attırın o sloganı!

    Ama attırmazlar çünkü zaten Kürt yaratmaya çalışıyorlar. Bu sloganla Kürt yaratılamaz.

    Ama diğer taraftan Türk varlığını, bilincini, kültürünü, dilini ve heyecanını yok etmek için Türklere sürekli “Türk-Kürt kardeşliği”, “Hepimiz Ermeniyiz”, “Güzel Yunanistan”, “Yes be AB” gibi sloganlar attırılmaktadır.

    O halde işin temeli Türkiye Cumhuriyeti’ni korumak için, Türk-Kürt kardeşliği sloganı ile ve bu sloganın ardına saklanan ABD ve PKK’yla mücadele etmek, “Ne mutlu Türk’üm diyene” demek ve her Türk’e de bunu dedirtmek gerekmektedir.

    Peki Kürtler?

    Suni bir şekilde imal edilen Kürt nüfus ise dilsizdir. Bunlar hormonlu domatesler gibi yetiştirilmişlerdir. Çok şişkin bir gövdeleri vardır ama içi boştur, tadı yoktur, kokusu yoktur.

    Aynı şekilde suni metodla imal edilen Kürtler de bugün kültürsüz, dilsiz bir halk yığını oluşturmaktadır. Ne mutlu Kürdüm diyene demektedirler ama bunu bile Türkçe ifade edebilmektedirler. Çünkü uyduruk imal edilen dillerinde bu cümleyi kuramazlar.

    O nedenle de bugün TBMM’deki Türk milletvekilleri Kürtçe bilmemektedir. Kürtçe bile bilmeden Kürtçülük yapacaklardır. Bu abes durumu ortadan kaldırmak için Kürt milletvekillerine mecliste Kürtçe kurs verilmektedir!

    Kürtçülerin gülünecek zavallı durumları budur. Apo Kürtçe bilmemektedir, kardeşleri de bilmemektedir, Apo’nun partisindeki milletvekilleri de bilmemektedir.

    Ama bu bölücü eşkıyanın bilmediği Kürtçe denilen uydurukçayı Türk Sezen Aksu, Ajda Pekkan gibi sanatçılar öğrenmeye çalışmaktadır!

    İşte ülkemizin içler acısı hali de budur.

    Ama bu açılımlar yine de kâr etmeyecek. ABD’nin toplum mühendisliği projesi olan Kürt nüfus yaratma politikası iflas edecektir. 100 yılda öğretemedikleri Kürtçeyi öğretecek çok zamanları olmayacak.

    Atatürkçü Parti iktidarında...

    Çünkü Atatürkçü Parti kurulacak ve iktidara Türklerin oyları ile gelecek.

    Atatürkçü Parti’nin yönettiği Türkiye’de tek dil Türkçe olacak.

    Türkçe dışında televizyonu, radyosu, müziği olmayacak.

    Aynı zamanda bölücü partileri, belediyeleri de olmayacak.

    Türkiye’yi Türkler yönetecek.

    Türklüğüyle mutlu olanlar Türkiye için çalışacak, yaşayacak, Kürtçülük yapacaklarsa kendilerine Zağros dağlarında uygun bir mağara arayacak.

    O zaman Türk Ordusu o mağaraları bombalamayacak, o mağaralara teröristleri atacak.

    Bırakacağız birbirlerini yiyecekler.
     

Sayfayı Paylaş