1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Kurtuluş Savaşı Destanı - Ebru Küçük

Konusu 'Oratoryolar' forumundadır ve YoRuMSuZ tarafından 19 Aralık 2009 başlatılmıştır.

  1. YoRuMSuZ
    Avare

    YoRuMSuZ Biz işimize bakalım!

    Katılım:
    7 Haziran 2006
    Mesajlar:
    24.430
    Beğenileri:
    7.358
    Ödül Puanları:
    11.330
    Cinsiyet:
    Bay
    Banka:
    8.820 ÇTL
    Edebiyat öğretmeni Ebru Küçük tarafından yazılmıştır.



    Çanakkale Destanı

    -Yıl 1918.Kara bulutlar sarmıştı her yanı.Anadolu yaslı.Vatan toprağı düşman çizmesiyle paslı.

    -Dünyanın hükümdarı Osmanlı İmparatorluğu yavaş yavaş çöküyordu. Dünyayı titreten Osmanlı artık bir hasta adamdı.

    Kızlar: Anadolu’m hasta adam olamaz.

    Erkekler: Olamaz hasta adam Anadolu’m

    -1914 yılında başlayan 1. Dünya Savaşı tam dört yıl sürdü.Dört yıl boyunca birçok cephede savaşan Osmanlı İmparatorluğu iyice zayıfladı. Kıtlık ve yoksulluk Türk insanının belini büktü.

    - Düşman devletleri Osmanlının başkentini işgal etmek için Çanakkale Boğazını geçerek İstanbul’a çıkmaya karar verdiler. Böylece bu hasta adama son ve öldürücü darbeyi vuracaklardı.

    ÇANAKKALE DESTANI ON SEKİZ MARTTA BAŞLAR

    Bütün dünya Nusret’i saygı ile alkışlar
    Denizler tanır bizi bilirler o seferi
    Çanakkale geçilmez düşman dönsene geri

    Bütün dev silahların üzerime kan kussa
    Şurada tekbir sesleri birer birer hep sussa
    Değil müttefiklerin bütün dünya kudursa
    Bizlerden akan her damla sizlere şelaledir
    Geçemezsiniz beyler… bura Çanakkale’dir.

    Boğazı geçmek için toplansa da bütün cihan
    Toplanın efendiler… bu pınardan içilmez
    Yanlış kapı çaldınız. Çanakkale geçilmez. (Hüseyin YILDIZ)

    ( Çanakkale türküsü)

    -30 Ekim 1918. Osmanlı İmparatorluğu Mondros Ateşkes Antlaşması imzaladı.(1.Dünya savaşında yenik sayılan)bu anlaşma Türk milletinin boynuna asılmış esaret zinciriydi.

    -13Kasım 1918.Mondros anlaşması gereğince,İstanbul işgal edildi.Marmara’yı dolduran 60 savaş gemisi toplarını İstanbul’a doğru çevirdiler.

    -Tam bu sırada İstanbul’a gelen Mustafa Kemal düşman gemilerini görünce çok üzülür ve ağzında şu sözcükler dökülür.

    -Geldikleri gibi giderler.
    Giderler Mustafa’m
    Üzülme derin
    Bir millet bu uğurda
    Oldu neferin. (Ebru KÜÇÜK)
    -Anadolu’dan her gün bir işgal haberi geliyordu. Fransızlar, İngilizler, İtalyanlar, Yunanlar dört bir yerden topraklarımıza giriyordu.

    -Yılların birikmiş kinini kusmak için önümüze,toplanmıştı Dünya’nın tek dişi kalmış canavarları.
    Düşman elinde kalmış nazlı Anadolu’m
    Bir kurtuluş çaresi arar Anadolu’m
    Zalimlerce bağlanmış eli ayağı
    İçin için yaş döker güzel Anadolu’m

    Dağ başını duman almış
    Gümüş dere durmaz akar
    Türk eline kafir dolmuş
    Dadaş ağlar,uşak ağlar,er ağlar. (Muzaffer ENDER)
    -Daha ne kadar yas tutar bu koca millet.Bu ölüm uykusundan silkindi elbet.Uzattı ellerini kurtuluşa.Bir ses aradı sesine ses verecek .Bir can aradı canına can katacak.
    Kemal paşa derler bir yiğit vardı.
    Millet Kemal Paşaya haber saldı.
    -Kemal Paşa bu çağrıyı yüreğinde duydu.Canından çok sevdiği aziz milletine döndü.

    Atatürk= Sahipsiz olan milletin batması haktır. Sen sahip olursan, bu vatan batmayacaktır.
    Toplandı bütün Anadolu
    Toplandı oğul uşak
    Toplandı kız kızan
    Toplandı ana gelin
    Toplandı Mustafa Kemaller. (Ebru KÜÇÜK)
    - Mustafa Kemal en umutsuz anlarda dahi vatanın ve milletin kurtuluşu için bir şeyler yapılabileceği inancındaydı. Bunun için Anadolu’ya geçmek, milli bir teşkilat kurup mücadeleyi Anadolu’dan başlatmak kararındaydı.

    - Bu arada Samsun’da Rum çeteleri ayaklanmış ve Türk köylerine saldırmaya başlamıştı. Bu olaylar Mustafa Kemal’e Anadolu’ya geçmesi için fırsat doğurdu.
    Bir gemi yaklaştı Samsun’a sabaha karşı.
    Selam durdu kayığı,çaparı,takası
    Selam durdu tayfası

    Kalkıp ayağa ardı sıra baktı dalgalar
    Kalktı takalar
    İzin verseydi Kemal Paşa
    Ardından gürleyip giderlerdi
    Erzurum’a kadar. (Cahit KÜLEBİ)

    Samsun’un kıyıları dalgalarla hareli,
    Çayır,çimen başağı,yeşilinden yaralı
    Düşmanım allar giyer,Anadolu’m karalı. (Muzaffer ENDER)
    -Mustafa kemal bir kongre yapmak ve bütün dünyaya ulusal sınırlar içerisinde vatan bir bütündür, bölünemez mesajı vermek için 2 temmuz 1919’da Erzurum’a gitmek üzere Havza’dan yola çıktı.
    Gel gidelim Mustafa’m Erzurum illerine
    Toz olalım Mustafa’m bu vatan yollarına. (M. ENDER)
    - Kemal Paşa Erzurum’da çok sevdiği mesleğinden, yine çok sevdiği vatanı için istifa etti. Erzurum kongresinden sonra bir milli kongre daha yapmak üzere Sivas’a doğru yola çıktı.
    Gel koşalım Mustafa’m Sivas sokaklarında
    Karışalım Mustafa’m vatan topraklarında. (M. ENDER)
    Mustafa Kemal’in başlattığı bu kurtuluş çağrısına yurdun dört bir yanından cevaplar geliyordu. Telgrafhaneler hiç durmadan milli direniş çağrısını yayıyor, bu çağrıyı alanlar akın akın kuva-i milliyede yerlerini alıyorlardı.
    Telefon direkleri
    Hayırlı haber taşır
    Aydın’daki efeler
    Silahlarla oynaşır
    Ve İstanbul gökleri
    Gözü nemli dolaşır.

    Dur bakalım Mustafa’m şu Dünya’nın haline
    Düşmeyelim Mustafa’m cümle alem diline. . ( M. ENDER)

    Bizim gibi göklerden ay yıldızı indirene
    Ellerin emelini bir anda söndürene
    Kılıncın kabasından hıncını dindirene
    Zor gelir be Mustafa’m,esaret çok zor gelir
    Bu dipçik, bu da namlu
    Bu Sakarya,bu Dumlu. ( M. ENDER)
    - 17 Aralık 1918.Antep İngilizler tarafından işgal edilir.Düşman çizmesi altında yaşamayı içlerine sindiremeyen Antepliler Şahin Ağa etrafında birleşerek İngilizlerle mücadeleye başlarlar.
    Ben Antepliyim, Şahin’im ağam
    Mavzer omzuma yük.
    Ben yumruklarımla dövüşeceğim.
    Yumruklarım memleket kadar büyük.

    2 : Vurun Antepliler namus günüdür.
    5 : Vurun Antepliler namus günüdür
    koro : Vurun Antepliler namus günüdür.
    (kara yılan)

    -7 Mart 1919 Urfa İngilizler tarafından işgal edilir. Urfalılar vakit kaybetmeden milli birlik içinde düşman askerlerine Urfa’dan çıkarmayı başarırlar.
    2 : Yaşasın urfalılar teslim olmadı
    5 : Yaşasın urfalılar teslim olmadı
    koro : Yaşasın urfalılar teslim olmadı
    - 30 Ekim 1919 Maraş Fransızlarca işgal edilir.Maraş’ta Fransızlara karşı birleşerek mücadeleye başlar.
    Kimse yan bakamaz hürriyetine
    Toz kondurmamıştır haysiyetine
    Fatihler mi gerek,Türk milletine
    Valide Sultandır, Kahramanmaraş
    - 15 Mayıs 1919 İzmir işgal edilir.Yunan Generali İzmir’e önüne serilen Türk bayrağını çiğneyerek girer.
    Çatma kurban olayım çehreni ey nazlı hilal
    Kahraman ırkına bir gül,ne bu şiddet bu celal
    Sana olmaz dökülen kanlarımız sonra helal
    Hakkıdır hakka tapan milletimin istiklal
    -İşgale uğrayan yerlerde Türk bayrağı indiriliyor yerine işgal kuvvetlerinin bayrağı asılıyordu.Bu durum yüzyıllardır hür yaşamış nazlı bayrağımızı da üzüyordu.
    Ey mavi göklerin beyaz ve kızıl süsü
    Kız kardeşimin gelinliği,şehidimin son örtüsü
    Işık ışık dalga dalga bayrağım
    Senin destanını okudum senin destanını yazacağım.

    Dalgalandığın yerde ne korku ne keder
    Gölgende bana da bana da yer ver
    Sabah olmasın günler doğmasın ne çıkar
    Yurda ay yıldızın ışığı yeter

    Ey şimdi rüzgarlarla dalgalı
    Barışın güvercini savaşın kartalı
    Yüksek yerlerde açan çiçeğim
    Senin altında doğdum senin altında öleceğim

    Tarihim şerefem ,şiirim her şeyim
    Yer yüzünde yer beğen
    Nereye dikilmek istersen
    Söyle,seni oraya dikeyim. (A. Nihat ASYA)
    - Artık Anadolu’nun her yerinde milli mücadele başlamıştı. Yaşlı, genç, kadın, kız demeden herkes bu mücadelede yerini alıyordu.

    -Eli silah tutanlar cephede savaşırken, kadınlar cepheden cepheye silah taşıyor, çocuklar mermi ve süngü yapıyorlardı.
    Ayın altında kağnılar gidiyordu
    Kağnılar gidiyordu Akşehir üstünde Afyon’a doğru
    Toprak öyle bitip tükenmez
    Dağlar öyle uzakta
    Sanki gidenler hiçbir zaman menzile erişemeyecek
    Ve kadınlarımız
    Bizim kadınlarımız
    İnce,küçük çeneli,kocaman gözleriyle
    Kadınlar
    Bizim kadınlarımız
    Ve ayın altında kağnılar yürüyordu
    Akşehir üstünden Afyon’a doğru. (N. HİKMET)
    - Ancak bu kağnılar içinde birisi vardı ki o Mustafa Kemal’in kağnısıydı.

    ( Mustafa kemalin kağnısı)

    Türk milleti beklenen şahlanışını gerçekleştirmişti. Kurtuluş mücadelesi bütün hızıyla sürüyordu. Öldü sanılan bu millet işte vatanına sahip çıkıyordu.
    Bu topraklar bizim
    Öküzümüzle yardık bağrını
    Tırnağımızla koyduk tohumu
    Bu topraklar bizim
    Bu vatan bizim
    Bu vatan bizim

    Bu topraklar bizim
    Göz yaşımızla suladık ekinimizi
    Acılarla yaptık hasatımızı
    Bu topraklar bizim
    Bu vatan bizim
    Bu vatan bizim
    -Bu vatan uğruna ne canlar yandı bugüne kadar bundan sonra ne canlar yanacak. İşte Türk evladı ardına bile bakmadan cepheye gidiyordu. Yolda bir garip ana askerlerin yolunu kesiyordu.

    Yüreği yaralı bir anayım
    Ne kocam kaldı ne oğullarım
    Hepsini kahpe düşman aldı
    Şimdi gönlüm yorgun
    İçim kırık,gözlerim yaşlı
    Geriye bir vatanım kaldı
    Beni de yazın askere
    Beni de alın atanızın terkisine
    Beni de götürün İzmir’e
    Ellerim hala iş görür
    Pençelerim yeter düşmana
    Yapayalnızım bu hayatta
    Ölüp düşeyim sizlerle yan yana
    Çiğnemesin kara toprağımı
    Düşmanın zalim çizmesi
    Beni de yazın askere
    Beni alın atanızın terkisine
    Beni de götürün İzmir’e

    Sen hele biraz dur ana
    Bizler yeteriz düşmana
    Duaların yetişsin imdadımıza. (E. KÜÇÜK)

    Git oğul git
    Seni bu günler için doğurduk
    Hamurunu bu vatan için yoğurduk
    Adınızı da Mehmetçik koyduk
    Adları Mehmetçik olan bu isimsiz kahramanlar yıllardır süregelen bir kutlu töreye uyarak, namus saydıkları vatanlarını kurtarmak için sevinçle, gururla, kınalı elleriyle cepheden cepheye koşuyorlardı.
    Ben bir Türk’üm; dinim, cinsim uludur;
    Sinem özüm ateş ile doludur
    İnsan olan vatanının kuludur
    Türk evladı evde durmaz giderim

    Bu topraklar ecdadımın ocağı
    Evim, köyüm hep bu yerin bucağı
    İşte vatan, işte Tanrı kucağı
    Ata yurdu, evlat bozmaz giderim (Mehmet Emin YURDAKUL)
    - Tarih 23 Ağustos 1921. yer Polatlı. Ordular Başkomutanı Mustafa Kemal, ileriye bakıyor elleri çelik sonra bir kez daha yanındakilere saati soruyor sesi çağlardan süzülen ışıldaklı bir zaman aynası.
    Hazır olun tetik durun
    Ne erken ne de sonra
    Saat tam beş otuzda
    Başlasın top ateşi.
    - . 22. gün 22. gece Sakarya Meydan Savaşı başladı.. Atatürk Dünya tarihine geçecek şu emri verdi.

    -Hattı müdafa yoktur, sattı müdafa vardır. O satıh bütün vatandır. Vatanın her karış toprağını vatandaşın kanıyla sulamadıkça terk olunamaz!

    Ve tarihin en kanlı savaşlarından biri olan, 22. gün 22. gece süren Sakarya Meydan Savaşı başladı..

    SAKARYA
    İnsan bu, su misali, kıvrım kıvrım akar ya;
    Bir yanda akan benim, öbür yanda Sakarya.

    Su iner yokuşlardan, hep basamak basmak;
    Benimse alın yazım, yokuşlarda susamak

    Her şey akar, su, tarih, yıldız, insan ve fikir;
    Oluklar çift; birinden nur akar; birinden kir.

    Akışta demetlenmiş, büyük küçük kainat;
    Şu çıkan buluta bak, şu inen suya inat!

    Fakat Sakarya başka, yokuş mu çıkıyor ne,
    Kurşundan bir yük binmiş, köpükten gövdesine;

    Çatlıyor, yırtınıyor yokuşu sökmek için.
    Hey Sakarya kim demiş suya vurulmaz perçin?

    Rabbim iterse, sular büklüm büklüm burulur,
    Sırtına Sakarya’nın, Türk tarihi vurulur.

    Eyvah, eyvah Sakarya’m, sana mı düştü büyük
    Bu dava hor, bu dava öksüz, bu dava büyük!...

    Ne ağır imtihandır, başındaki, Sakarya,
    Binbir başlı kartal nasıl taşır kanarya?

    Vicdan azabına eş, kayna kayna Sakarya
    Öz yurdunda garipsin, öz vatanında parya

    Yol onun, varlık onun, gerisi hep angarya;
    Yüzüstü çok sürtündün ayağa kalk Sakarya. (N. Fazıl KISAKÜREK)
    - 1683 yılında Viyana önlerinde başlayan geri çekilme Sakarya meydan savaşıyla sona ermişti.

    artık düşmanın son çırpınışıydı. Tek bir hamlede İzmir’den denize döküleceklerdi. Mustafa Kemal onları ilk gördüğünde “Geldikleri gibi giderler” demişti. İşte gidiyorlardı. Ve Gazi Mustafa Kemal ordularına şu emri verdi:
    ordular ilk hedefimiz Akdenizdir. İleri!

    Gel uçalım Mustafa’m hedefimiz Akdeniz
    Asil doğduk Mustafa’m bir hürriyet isteriz. (M. ENDER)
    Türk ordusunun önünden kaçan düşman orduları son bir kez toplanıp son bir mücadele etmek istediler. Ve büyük taarruz başladı.
    Bizi
    Ne topun yıldırır,
    Ne kurşunun.
    Çünkü artık
    Başladı cengimiz.
    Er meydanında bulunmaz dengimiz…
    Sen misin Mustafa Kemal’im ileri diyen?
    İşte fırladık siperden.
    Vurulup tertemiz alnından uzanmış yatıyor.
    Bir hilal uğruna ya rab ne güneşler batıyor. (M Akif ERSOY)
    ( beledim türküsü)
    Şu İzmir’den aman efem, ayva gelir nar gelir
    Dökmesen iki güde şu Yunanı denize
    Ar gelir be Mustafa’m, ölüm sana ar gelir. (M. ENDER)
    30 Ağustos 1922’de vatanın bağrındaki bu irini sökmek için son hamle yapıldı. Ve 9 Eylül 1922’de Türk süvarileri İzmir’le kucaklaştı. Mustafa Kemal elde edilen büyük zaferden sonra şu açıklamayı yaptı.

    “ Bu eser, Türk milletinin hürriyet ve bağımsızlık düşüncesinin ölümsüz anıtıdır. Bu eseri yaratan bir milletin evladı, bir ordunun başkumandanı olduğum için sevincim ve mutluluğum sonsuzdur.”
    İzmir Marşı

    İşte dinlediğiniz bir milletin destanı
    tarih kadar eski, gelecek kadar yeni.
    Bir millet ki
    Uçsuz bucaksız bozkırlarda doğdu önce
    Beslendi,büyüdü kafilelerle
    Akın akın geldi Anadolu’ya
    Kök saldı bu kutsal toprakta
    Sökmek istediler onu bu topraktan
    Oysa onlar vatan bilmişlerdi bu toprakları
    Kutsal saymışlardı ana demişlerdi ismine
    Annesinin kollarına koşan çocuklar gibi
    Hep ona koştular, her yerden ona koştular
    Başları girince derde
    Şefkatli bir ana gibi besledi Anadolu onları
    Bastı bağrına sardı yaralarını
    Şimdi yaralıydı Anadolu, gözü yaşlı
    Bir kara pençe geçirmişti tırnaklarını bağrına
    Almak istiyordu yavrusunu kucağından
    Oysa ne vazgeçerdi yavru anadan
    Ne bırakırdı ana yavrusunu…
    Duyuldu Anadolu’nun çığlığı
    Yıllarca gözyaşlarını bu torakta dindirenler
    Şimdi koştular bu toprağın imdadına
    Aydından, İzmir’den kalktı efeler
    Antep’te Urfa’da vurdu çeteler
    Yetişti imdada Kafkas kartalları
    Bellerinde hançerle Karadeniz uşakları
    Trakya’dan koştu geldi vatan evlatları
    Yola çıkmıştı Elazığ’ın gakkoşları
    Çoktan sipere yatmıştı Erzurum’un dadaşları
    Ankara’da seğmenler kılıçları çektiler
    Maraş’ta kahramanlar dağları çevirdiler
    Önlerinde kağnılar yola düştü elifler
    Silahları yüklendi daha küçük bebeler
    Askere çorap ördü ak pürçekli nineler
    Süngüleri biledi ak sakallı dedeler
    Daha görülmemişti böyle bir mücadele
    Büyük küçük her nefer vermişti elele
    Böyle karşı geldiler işte yedi düvele
    Kurtardılar vatanı sildiler göz yaşını
    Sevinç vardı yüzlerde gurur vardı kalplerde
    Şimdi ana çocuk yaşıyorlar bu yerde
    İşte dinlediğiniz bir milletin destanı
    Ezel kadar eski ebed kadar baki. (Folklor oyunları)
    Benim naçiz vücudum elbet bir gün toprak olacaktır. Fakat Türkiye Cumhuriyeti ilelebet yaşayacaktır.

    Ebru Küçük
     

Sayfayı Paylaş