1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Kurtuluş Savaşı’nda İstanbul Gizli Grupları

Konusu 'Kurtuluş Savaşımız ve Kahramanları' forumundadır ve wien06 tarafından 29 Ağustos 2008 başlatılmıştır.

  1. wien06

    wien06 V.I.P V.I.P

    Katılım:
    30 Ağustos 2007
    Mesajlar:
    6.117
    Beğenileri:
    148
    Ödül Puanları:
    4.480
    Meslek:
    Serbest
    Yer:
    Viyana
    Banka:
    292 ÇTL
    Mondros Mütarekesi’nden sonra, İstanbul’da bazı gruplar ortaya çıkmıştır. Mütareke sonrası kurulan ilk teşkilât “Karakol Cemiyeti”dir. Talât Paşa’nın direktifiyle kurulan bu Cemiyet, başlangıçta, İstanbul’da kalan eski ittihatçılar arasında dayanışma sağlamak amacıyla kurulmuştur.* Kurucuları ise, Kara Vasıf ve Galatalı Şevket Beylerdir. Cemiyetin çalışmaları çok yönlü olmuştur, İstanbul halkını ve Anadolu yakasındaki çeteleri de silâhlandırmışlardır. Bunun yanında İstanbul semt ve kazaları teşkilâtlandırılarak, İstanbul - Anadolu arasında irtibatı temin amacıyla Kocaeli mıntıkasında bir menzil hattı (teşkilâtı) kurulmuştur. Hattın menzil kumandanlığına ise, Yenibahçeli Şükrü Bey getirilmiştir. Cemiyet bu hat kanalıyla Anadolu’ya değerli şahsiyetler ve silâh kaçırmıştır. Bu hattan kaçanlar, Kocaeli, Şile - Giresun, İzmit, Geyve mıntıkalarındaki çeteler tarafından himaye edilmiştir, işgal kuvvetlerinin çok uğraşmasına rağmen, menzil hattı tesbit edilip, yok edilememiştir. Cemiyet, gümrükleri ellerinde tutan eski ittihatçıları teşkilâtlandırarak, gümrük memurları arasında, kendi adamlarından müteşekkil bir kadro kurmaya da önem vermiştir. İstanbul gazetesi, bu sebeple 13 Mayıs 1919 tarihli nüshasında: “Cereyan-ı vekayiden anlaşıldığına göre, idare-i mezkûrede halen müstahdem bulunan ekâbir memurinin ittihatçılardan mürekkep olması hadisat-ı salifenin tekevvününe bais olmaktadır. Celb-i dikkat ederiz. Gümrük gibi mühim bir şube-i idareyi hâlâ ittihatçıların ellerinde mi bulunduracağız?” demektedir. İngiliz subayı Rawlinson da, hatıralarında, Trabzon’da mühürlenen paketinin, aradan uzun bir müddet geçmiş olmasına rağmen, kimse tarafından açılamadığını, buna kimsenin cesaret edememiş olduğunu belirtmektedir. Karadeniz limanlarına Karakol Cemiyeti’nce teşkilât elemanları yerleştirildiğine göre, bu mührün teşkilâtın mührü olabileceği göz önünde tutulmalıdır. Teşkilâtın İstanbul’da faaliyet gösterdiği süre içinde de, Anadolu’ya geçen şahısların eline K.C. mühürlü tavassut vesikaları verilmiştir. Karakol Cemiyeti, İstanbul’dan kaçmış bulunan İttihat ve Terakki liderlerinin direktifleri yönünde hareket etmiş olsa gerektir. Halil Paşa İstanbul’dan; Nuri Paşa da Batum’da Ardahan kışlasındaki İngiliz hapishanesinden 7 Ağustos’ta kaçırılmışlardır. Bu kaçış, Karakol Cemiyeti tarafından gerçekleştirilmiş olmalıdır. Cemiyet’in bu yöndeki girişimleri oldukça fazladır. Mustafa Kemal, Erzurum Kongresi’nden sonra Sivas’a geçtiğinde Kara Vasıf Bey, Sivas’a giderek kendisiyle görüşmüştür. Atatürk, Cemiyet’i ve Kara Vasıf ile görüşmelerini şöyle anlatmaktadır:

    “Biz Erzurumda, Kongre mukarreratının her tarafça anlaşılmasına ve müttehiden tatbikatını temin esbabına tevessül ederken, Karakol Cemiyeti’nin Teşkilât-ı Umumiye .Nizamnamesi ve Karakol Cemiyeti Vezaif-i Umumiye Talimatnamesi diye matbu bir lakım evrakın, bütün orduya, kumandan, zabit herkese tevzi olunduğundan haberdar edildik.

    Bu Talimatnameyi okuyan, bana en yakın kumandanlar dahi, bu teşebbüsü şahsıma atfederek birçok şüphe ve tereddütlere düşmüşler. Benim, bir taraftan kongrelerle alenî ve millî müşterek mesaide bulunurken, bir taraftan da esrarengiz ve müthiş bir komite teşkili ile iştigal etmekte olduğum zehabına düşmüşler. Filhakika, bu Teşkilât ve teşebbüsatın failleri, ki İstanbul’da bulunuyorlarmış, teşebbüslerini benim nam ve hesabıma yapmakta imişler.

    Karakol Cemiyeti’nin Teşkilât-ı Umumiye Nizamnamesi’ne göre, Merkez-i Umumî azaları ve adetleri ve mahal ve tarz-ı içtimaları, suret-i intihap ve tavzifleri suret-i mutlakada hafî ve mektum tutulur.

    Bir de en ufak ifşaat veya Karakol Cemiyeti’ne hatar ve tehlike ve hatla tehlikeyi dal bir şüphe getiren, derhal idam olunur.

    Vezaifi Umumiye Talimatnamesi’nde de, bir ‘millî Ordu’dan bahsolunuyor ve ‘Bu ordunun başkumandanı ve büyük erkânıharbiyesi, ordu ve kolordu ve fırka kumandanları ve erkânıharbi}’eleri müntehap ve mansup olup mektum ve’ hafi tutulur. Bunlar, vazifelerini suret-i mahremanede hafiyen ifa ederler1 sarahati okunur.

    Efendiler, derhal kumandanları ikaz ve bu Nizamname ve Talimatname ahkâmını asla mevki-i tatbike koymamaları lâzım geldiğini ve teşebbüsün membaını tahkik etmekte olduğumu bildirdim.

    Sivas’a muvasalatımdan sonra, oraya gelen Kara Vasıf Bey’den anladım ki, bu işi yapan kendisi ve bazı rüfekâsı imiş.

    Her halde, bu tarz-ı hareket doğru değildir. Herkesi idam ile tehdit ederek meçhul bir merkeze, meçhul bir başkumandana, meçhul bir takım kumandanlara itaate mecbur kılmağa kalkışmak, çok hatarnâk idi. Filhakika derhal, bütün ordu mensuplarında yekdigere karşı bir adem-i emniyet ve tevahhuş başladı. Meselâ, herhangi bir kolordu kumandanının: ‘Benim kumanda etmekte olduğum kolordunun, acaba mektum ve hafi kumandanı kimdir? Bu gizli kumandan, acaba, ne vakit ve nasıl kumandaya vaz’-ıyed edecek? Ve acaba bana ne muamele yapacak?’ gibi bihakkın bir takım levehhümala kapılması müstebad değildi.

    Sivas’ta Kara Vasıf Bey’e, gizli merkezin, gizli başkumandanın ve gizli büyük erkânıharbiyenin kimler olduğunu sorduğum zaman: ‘Hepsi siz ve arkadaşlannızdır’ cevabını vermişti. Bu büsbütün istiğrabımı mucip olmuştu. Bu cevap, elbette, makul ve mantıki olamazdı. Çünkü, bana asla, böyle bir tertip ve teşkilden kimse bahsetmiş ve muvafakatimi almış değildi.

    Bu Cemiyetin bilâhare, hassaten İstanbul’da muhafaza-i unvan ederek idame-i faaliyete çalışmış olduğu anlaşıldıktan sonra, teşkilinde ve buna dair bizzarure bize verilmiş olan malûmatta, samimiyet bulunabileceği iddia olunamaz.”

    Kara Vasıf, İstanbul’a döndükten sonra, Anadolu millî hareketi için de çalışmaya başlamıştır. Cemiyet Anadolu’ya silâh, cephane, mühimmat kaçırmıştır. Sait Molla’nın yazdığı mektuplar da İstanbul Millî Teşkilâtı’nca ele geçirilerek Mustafa Kemal’e gönderilmiştir.

    16 Mart 1920’de İstanbul’un işgali, Karakol Cemiyeti’nin sonu olmuştur. Atatürk, İstanbul’da yeni bir teşkilâtı gerekli kılan bu kapanma olayını şöyle anlatır:

    İstanbul’da nokta-i nazarlarımızı takip edecek kimse kalmamıştı. Aylarca ve muhtelif tarz ve suretlerle vuku bulan ikazlarımıza rağmen bizim dediğimiz tarzda teşkilât yapmayıp, Karakol Cemiyeti’nin vücut bulmasına çalınanların başları, Malta’ya gitmiş ve İstanbul’da, efradının hayat ve faaliyetlerinden eser kalmamıştı. Orada yeniden teşkilât yapmak için çok zahmetli mesai ve o zamanki halimize göre haddimizden fazla para sarf etmeye mecbur oldum.”

    Karakol Cemiyeti’nin kapanması üzerine, Merkez Heyeti üyeleri Anadolu’ya geçmiştir.

    1920 ortalarından 1921 başlarına kadar, İstanbul’da çok sayıda grup ortaya çıkmıştır. Bu millî gruplardan bir tanesi Beşler Grubu’dur. Kara Kemal tarafından tasarlanan bu teşkilâtla, Anadolu’ya yayılma ve işgalcilere karşı Anadolu’nun müdafaası düşünülmüştü. Grup Merkez Heyeti beş kişi olacak, her kişiye bağlı beşerli gruplar ile, hücre usulü çalışılacaktı. Fakat bu Teşkilât pek başarılı olmamış olsa gerektir ki, Hüsamettin Bey’in hatıraları dışında, Beşler Grubu’nun ismine pek rastlanmamaktadır. Sebat-ı Millî Grubu, Yıldırım Grubu, Vefa Grubu, Ay Grubu, İmalât-ı Harbiye Grubu, Berzenci Grubu, Muavenet-i Bahriye Grubu, Yavuz Grubu da bu millî gruplardandır.

    Bu dönem İstanbul grupları içinde en önemlilerinden ve genişlerinden birisi Felah Grubu’dur. Bu Grup içindeki Mücâhit ve Muharip Grupları istihbarat faaliyetlerini yürütmüş; Anadolu için, grup elemanları kurye olarak görevlendirilmiştir. Felah Grubu değişik dönemlerde, gizleme amacıyla, Hamza, Mücahit, Muharip, Güneş Grubu adlarını da kullanmıştır. Kimi zaman birbirlerinden habersiz, kimi zaman birlikte çalışan bu gruplar, Erkâmharbiye ile tek tek ilişki kurmuşlardır. Bu, bir grup yakalanacak olursa, diğer grupların ele geçmemesi için gerçekleştirilmiş bir karşı hazırlık niteliğindedir. Gruplar bazen kendi içinde bölünmüş, zaman zaman da temkinli olmak zorunda.”-kaldıklarından, isimlerini değiştirmişlerdir. Bu gruplar, binlerce kişiyi ve İstanbul’daki depoları basarak elde ettikleri silâhları, çeşitli güçlüklere rağmen, Anadolu’ya geçmişlerdir. İstanbul’un bu işgal günlerindeki karışıklığı göz önünde bulundurulacak olursa, bu görevin ne derece zor olduğu anlaşılabilir. Bu dönemde İstanbul’dan Anadolu’ya geçenler, A.P. (Ayın Pi) denilen Askerî Polis Teşkilâtı tarafından kontrol edilmekte idiler.

    1921 başlarında, Fevzi Paşa’nın direktifiyle Erkânıharbiye’ye bağlı olarak çalışacak “Müsellâh Müdafaa-i Milliye Grubu”, Hüsemettin Bey tarafından kurulmuştur. Hüsamettin Bey, bu direktifi almadan hemen önce, Samsun’a vardığında, İstanbul’da ilk teşkilâtlanmayı sağlayabilmek amacıyla, Topkapılı Mehmet Bey’i “Demir” takma adıyla İstanbul’a göndermiştir. Topkapılı Mehmet Bey, M. M. Örgütü’nün kuruluşundaki gelişmeleri ve İstanbul’daki faaliyetleri Hüsamettin Bey’e bildirmekle görevli idi. Böylece, İstanbul’da Müsellâh M. M. Grubu Merkez Heyeti’nin kuruluşu öncesi, Grubun İstanbul sorumlusu, Demir Bey oluyordu. Fakat Mehmet Bey’in Demir takma adıyla görevlendirilmesi gizli tutulup, durum İstanbul’daki gizli gruplara önceden bildirilmediğinden, Demir Bey’in faaliyetleri, diğer gruplara mensup üyelerce, tepkiyle karşılanmıştır. Gruba verilen ilk görev, istihbaratı temin olmuştur. Grup için ilk çalışmaya başlayanlar, Polis Müdürü Esat Bey, sivil polis memurlarıdır.

    Hüsamettin Bey’in Ankara’ya gitmesinden sonra, Müsellâh M.M. Teşkilatı’nın Heyet-i Merkeziyesi kurulmuş, başkanlığa Süvari Miralayı Esat Bey ; Yönetim Kurulu üyeliklerine ise Topçu Yarbay Kemal Bey, Piyade Kaymakamı Hafız Besim Bey, Sayıştay’dan îhsan Bey, Topkapılı Mehmet Bey seçilmişlerdi.

    Esat Bey’in İstanbul Valiliği’ne tayininden sonra Müsellâh M. M. Grubu’ndan kopmalar olmuş ve böylece ikinci bir grup teşekkül etmiştir. Ankara’ya bağlı Grubun başına ise, Mustafa Kemal Paşa’nın emriyle, Harbiye Nezareti Harbiye Dairesi Reisi, Erkânıharp Mirlivası İhsan Paşa seçilmiştir. Kopan gruba M.M., ikinci gruba ise Müsellâh M.M. Grubu adı verilmiştir. Hüsamettin Bey, hatıralarında bu grupların vazifelerini şöyle anlatır:

    “…İstanbul’da müsellâh bir gizli teşkilât kurulmuştu. Bu Teşkilât, bir taraftan, istihbarat ve propaganda işlerini idare eden ve merkezi Ankara’da bulunan M. M. Grubu Teşkilâtı, diğer taraftan heyet-i merkeziyesi İstanbul’da olmakla beraber, gene Ankara’dan idare olunan ve adına Müsellâh Müdâfaa-i Milliye denilen silâhlı kuvvetlerden mürekkep muazzam bir kütle teşkil etmekte idi. Bütün bunların emir ve idaresi Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın tensibi ve Müşir, merhum Fevzi Paşa’nın tayini ile uhdemde içtima etmiş bulunmakta idi.”
    1922 içinde Müsellâh M.M. ve M.M. Grupları oldukça kuvvetlenmiştir. 21 Hatta gruplara ait silâhlı kuvvetlerden, Anadolu Millî Kuvvetleri’nin desteklenmesi dahi söz konusu olmuştur. 29 Eylül 1338 (1922) tarihiyle Esat Bey’e yazılan bir belgede şöyle denilmektedir:

    “Müdafaa-i Milliye Heyet-i Merkeziyesi Reisi Esat Efendiye

    Müdafaa-i Milliye Heyet-i Merkeziyesi’nin teşkil etmiş olduğu kuvvetlerin zabit, efrat, hayvan, tüfek, makineli tüfek ve top mevcudunu müşar bir kıta kuvve-i umumiyenin süraten irsali mercudur. E. H. Fevzi”

    M.M. Grubu faaliyetleri arasında en önemlilerinden birisi, İstanbul’dan Anadolu’ya yapılan silâh şevkidir. Bu sevkiyat, 9 eylül 1922’den sonra, daha da hızlanmıştır. Silâh, cephane ve malzemenin Anadolu’ya geçirilmesi için yabancı vapur şirketleriyle anlaşılmıştır. Bu şirketler Fransız Pake Kumpanyası, La Française (Fransez) Şirketi ve Lloyd Trieste’dir. 1 Teşrin-i evvel 1339 tarihli bir belgede Grup Başkanı Hüsamettin Bey, La Française Şirketi’nin, M.M. Grubu için çalışmalarını ve sadakatini tastik etmiştir. Bu taşımayı kolaylaştırabilmek amacıyla, M.M. ve Felah Grupları değişik yollar bulmuşlardır. M.M., La Française ile yapılacak taşıma için, tonu 25 liradan olmak kaydıyla mukavele imzalamıştır. Ayrıca, M.M. Grubu’nun bazı üyeleri kanalıyla, Boğazdaki İngiliz Kontrol Heyeti’ne rüşvet verildiği anlaşılmaktadır. Bu kaçırma olayına, işgal subaylarının bazılarının göz yumduğu da ortadadır.

    Felah Grubu’nun silâh kaçırmada bulduğu yolu ise Hüsamettin Bey, hatıralarında şöyle anlatmaktadır:“… Bu Gruba adını M. Sefer olarak tanıtmış bulunan ve gerçek adı Mustafa Razi olan vatanperver bir memur, İstanbul’daki İngiliz Haber Alma Şeflerinden olup soyca Bulgaristanlı Ermenilerden ünlü Pandikyan ile temasları sonucunda Pandikyan’ı elde etmiş, bunun üzerine Pandikyan’ın bu Gruba sahip çıktığından İngiliz Haber Alma Servisi’nin öbür Şefi Ermeni Agobyan ile, İngilizlerin deniz işleri haber almasında amir olarak kullandıkları Ermeni Çavuşyan’ın bile Pandikyan’ın bu Gruba sağladığı yardım ve hizmetlerinden haberdar bulunduğu bilgim içinde idi. Anadolu’ya silâh kaçırılacağı zaman Mustafa Razi, Pandikyan aracılığıyla önce basılacak ambardaki İngiliz gözlemlerini kaldırtır, İngiliz Deniz Komutanlığı aracılığıyla vapuru kontrolle görevli İngiliz ajanı vapura çıkmazdı.”

    İstanbul’dan Anadolu’ya idarî tecrübesi olan şahıslar ve subayların geçirilmesi de bu gizli gruplarca gerçekleştirilmiştir. Bu sayede Anadolu’daki subay kadrosu ve idarî yönetici kadrosu tamamlanmıştır. Bu kaçırma işlerinde, Sandalcılar ve Mavnacılar Cemiyetlerinin de büyük rolü olmuştur. Bu Cemiyetlere bağlı liderlerin M.M. Teşkilâtı’ndan olmasına özen gösterilmiştir. Bu özen, 2.3.1339 tarihli aşağıdaki belgede açıkça görülmektedir:

    İstanbul Müdafaa-i Milliye Hey’et-i Merkeziye Reisi İhsan Paşa Hazretlerine

    Hamallar Kethüdası Salih Reis ve rüfekâsının muhakemesi intacına kadar Heyet-i İdaresinin İngilizlere mütemayil ellerde kalmasını mahzurlu gördüğümden Sandalcılar, Mavnacılar Heyet-i İdareleri dahi dahil olduğu halde umumun Teşkilâtımıza merbut ve Heyet-i Merkeziye’ce müntehip kimselere tevdi olunması için lâzım gelenler nezdinde teşebbüsal ifası zımnında İstanbul Kumandanlığı’na işar kılınmıştır.

    Keyfiyeti bittakip İstanbul’un tertibat-ı tedafüiyyesini duçar-ı halel etmemek ve İngiliz casuslarının Teşkilâtımıza sokulmasına meydan vermemek üzere Heyet-i İdarelerin daima metin ve sadık ellerde bulundurulmasına hasr-ı himmet buyurumlasını rica ederim.

    Erkân-ı Harbiye-i Umumiye Reisi
    Müşir
    Fevzi”

    Ayrıca M.M. Grubu’na Hamallar Teşkilâtı’nın büyük yardımları olmuştur. Bu Teşkilâtın önemini, M.M. Grubu Başkanı Hüsamettin Bey’in Demir Bey’e yazısındaki (18.1.1339) şu satırlar ortaya koymaktadır:“… amele meselesinin kıymet ve ehemmiyeti ne derecelere kadar Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti Erkânıharbiye-i Umumiyesince taktir olunduğunu ordumuzun muhtaç olduğu ikmal işlerini temin ve vapurlara nakliyatta bu zevata merbut olduğunu, Hamallar Teşkilâtı’nın cansiperane hidematını yeni Müstantik Cevdet Bey’e bildirmek ve tenvir etmeniz muktezidir…”


    KAYNAK: Bülent Çukurova
    ATATÜRK ARAŞTIRMA MERKEZİ DERGİSİ, Sayı 5, Cilt: II, Mart 1986
     

Sayfayı Paylaş