1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Kuş yuvadan uçtu

Konusu 'Okunası Yazılar' forumundadır ve Hazangülü tarafından 10 Temmuz 2012 başlatılmıştır.

  1. Hazangülü

    Hazangülü Forum Onuru

    Katılım:
    7 Haziran 2006
    Mesajlar:
    9.885
    Beğenileri:
    117
    Ödül Puanları:
    4.480
    Banka:
    991 ÇTL
    [​IMG]

    Bu gün ilk kez uçacaktı. Annesi o akşam kendisine kanatlarının yeterince güçlendiğini, artık uçabileceğini söylediğinde içini bir korku sarmıştı. O kadar yüksekteydi ki yuvaları. Düşeceğini çok iyi biliyordu. Yuvanın içinde kaç defa kanat çırpma denemeleri yapmış, kaç defa burun üstü yuvanın tabanına düşmüştü. Demek yarın yaşamının son günü olacaktı. Yuvadan ayağını kestiği anda, o cılız kanatları gövdesini taşıyamayacak, çırpınarak ağaçların dallarına çarpa çarpa yere düşecekti. Annesine de üzülüyordu. Kim bilir başında ne çok ağlayacaktı. “Keşke yavruma bu kadar uçması için ısrar etmeseydim, bütün suç benim.” diye dövünecekti. Bütün kuşlar uykuya çekilirken annesi de, yuvanın dibine iyice yerleşti. Yavru kuşta, her zamanki gibi annesinin sıcaklığına sığınarak huzurlu uykusuna geçmek istedi. Ama bu gece uyumasına olanak yoktu. “Keşke annemle babamın gagalarında getirdiği yiyecekleri bu kadar çok yemeseydim. Bu kadar ağır olmazdım o zaman.” diye düşündü.

    Annesine tekrar yalvarmak geçti aklından. Ama ne işe yarardı ki? Zaten bütün gün ağlayıp, yalvarmıştı. Umutsuzluk içinde son kez annesine baktı. Annesi çoktan uyumuştu. Çaresiz bir şekilde, yaşamının son gecesi olduğunu düşündüğü geceye bıraktı kendisini. Gözlerinden iki damla daha yaş akarken, uyuyakaldı.

    Anne kuş uyumuyordu aslında. Bütün gün kendisine uçmamak için yalvaran yavrusunun feryatlarına göğüs germiş; içinden gelen her an yumuşama tehlikesi içindeki ana kalbinin söylediklerine direnerek, yavrusuna taviz vermemişti. Çünkü biliyordu ki; uçmayı ertelediği her gün yavrusunun uçması daha da zor olacaktı. Uçamayan bir kuş bile olabilirdi. Uçma günü yarındı. Neden yarın olduğunu bilmiyordu ama binlerce yıldan beri içine nakışlanmış bir saat duygusuyla hissediyordu bunu. Ya yarın uçardı yavrusu, ya da hiç.

    Kımıldamadan çaresizlik içinde ağlayan yavrusunun titremelerinin bitmesini bekledi. Vücut hareketleri ile ona daha çok yaklaşıyor; onu her zamanki gibi ısıtmaya çalışıyordu. Nihayet yavrusu uykuya daldı. “ Yarın büyük bir gün olacak, ben de uyumalıyım” diye düşündü. Az sonra anne de, yavrusuyla koyun koyuna uykuya dalmıştı.

    Orman sabahın ilk ışıkları ile uyandı. Gece avlanan hayvanlar yuvalarına geri dönmüşler; gece yuvaları avcı hayvanlarca basılan hayvanlar içlerindeki kayıpları saymaya başlamışlardı. Yılan komşu yuvadan yumurta çalmış; baykuş yerdeki bir orman faresini kaçırmıştı.

    Anne kuş her zamanki gibi yavrusundan önce uyandı. Yavrusu biraz daha uyuyabilsin diye bir süre hiç kımıldamadan yatmaya devam etti. En sonunda kalkma zamanı geldiğine karar verince, gagasıyla yavrusunun boynunu yavaş yavaş okşamaya başladı. Gagasını yavrusunun boynuna sürdükçe, yavru annesine daha çok sokuluyor; uyanmamak için o her sabah ki nazlanmalarını sürdürüyordu. Sonunda anne kuş yavrusunu uyandırmayı başardı. Yavru kuş sevinç içinde cikcikledi. Ama bir an sürdü sevinci. Aklına birden o korkunç gerçek gelmişti. Bugün ölecekti. Annesine son kes doya doya sarıldığını düşünerek, annesine sokuldu. “Hadi bakalım” dedi annesi. Hiçbir şey olmayacak diyorum sana, kolayca uçacaksın. Baban, sen ve ben şimdiye kadar hiç görmediğin yerlerde gezeceğiz.

    Baba kuş gagasında yiyecek bir şeylerle yuvanın kenarına kondu. Nereden bulursa bulur, her sabah daha uyanır uyanmaz gagasına kahvaltılıkları doldurmuş olarak gelirdi. O kadar alışıktı ki, yuvasındaki güvenlik duygusuna. Çılgıncasına korkuyordu uçmaktan. Uçmanın her şeyin başlangıcı olacağını; bir daha bu yavanın asla, doğduğundan bu yana en güzel günlerini geçirdiği aynı yuva olmayacağını hissediyordu. Yalnızlığa uçacaktı bir anlamda. Annesi ve babasından giderek kopacak; bir daha sevinç içinde cıvıldaştığı o yuvada, aynı güvenlik ve aynı huzur duygusunu hiç yaşayamayacaktı. Kahvaltısından bir lokma bile alamadı.
    Kahvaltıdan sonra yavru kuş uçtu. İlk denemesinde sanki yıllardır uçuyormuş gibi uçtu. Uçmanın o tatlı heyecanı ile, ne yükseklik korkusu kalmıştı içinde ve ne de ürkeklik. Her şeyi tek başına başarabilirdi o. Hayatın altından tek başına kalkabilir; kendi yiyeceğini kendi bulabilir; kimseye ihtiyacı olmadan sürdürebilirdi yaşamını. İçinde ne dün geceki yuva özlemi kalmıştı; ne de annesinin o sıcak kucağını düşünürken içini yakan o sızı. O da, binlerce, on binlerce yıldır uçan her kuş gibi uçmuştu. “Yuvadan uçmak” deyimini uydurmuştu insanlar, kuşları gözlemleyerek. Ne kadar az ya da çok görmek; bir araya gelmek olanakları olsa da, aslında sonsuza dek kaybettikleri yavrularına “yuvadan uçtu” derlerdi, insanlar da. Yavru kuş bir kere yuvadan uçmuştu.

    Anne kuş, gözlerinde iki damla yaş ile ıslak göz bebeklerinin arkasından baktı yavrusuna. İçi acıdı. Biraz daha sokuldu erkek kuşa.


    Serdar Hakyemezoğlu
     

Sayfayı Paylaş