1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Kushi Diyeti

Konusu 'Diyet / Mutfak' forumundadır ve ZeyNoO tarafından 3 Temmuz 2012 başlatılmıştır.

  1. ZeyNoO
    Melek

    ZeyNoO ٠•●♥ KuŞ YüreKLi ♥●•٠ AdminE

    Katılım:
    5 Ağustos 2008
    Mesajlar:
    58.480
    Beğenileri:
    5.784
    Ödül Puanları:
    12.080
    Cinsiyet:
    Bayan
    Meslek:
    Muhasebe
    Yer:
    ❤ Şehr-i İstanbul ❤
    Banka:
    3.064 ÇTL
    Kushi Diyeti
    Dört Mevsim Japon Diyeti ya da Makrobiyotik Diyet
    Pop kraliçesi Madonna ve Hollywood’un en güzel yıldızlarından Gwyneth Paltrow , “Makrobiyotik” beslenmeyi seçenler arasında. “Uzun yaşam” anlamına gelen Makrobiyotik Diyet ,yazın taze sebzeler, sonbaharda kök gövdeli sebze ve tahıllar, kışın ise yağlı besinler tercih ediliyor. Yani kısaca bu diyet dört mevsim uygulanıyor.

    ABD’ye Japon Kushi çiftinin getirdiği ve Kushi Diyeti olarak da adlandırılan bu diyet kanseri önlemeyi, ömrü uzatmayı amaçlıyor

    Daha önceki yazılarımızda Makrobiyotik beslenmenin bizim de hayatımıza gireceğinden bahsetmiştik. Şimdilerde Kushi Diyeti ya da Japon Diyeti olarak bilinen Makrobiyotik diyetin temel prensiplerine bir kez daha değinmek istedik.

    Temel Prensipler
    - Günde üç öğün ama açken yiyin. Lokmayı 50 kez çiğneyin.
    - Susayınca için. Sıcak banyodan kaçının. Pamuklu giyin.
    - Boyun , bilek ve parmaklarınıza ağır aksesuarlar takmayın.

    Kushi Diyeti ya da Japon Diyeti Nasıl Yapılır ?
    Makrobiyotik beslenme biçimi, Japon sağlık uzmanı Michio ve Aveline Kushi çifti tarafından geliştirildi. Massachusetts eyaletindeki Boston kentinde Kushi Enstitüsü’nü kuran çift, sağlıklı beslenme üzerine kurdukları programa makrobiyotik adını verdi. Onların yanında yıllarca çalışıp uzmanlaşan Michael Rossoff da bu beslenme programını Kushi çiftinden sonra dünyaya tanıtan ikinci kişi oldu. Kushi çifti, makrobiyotik kavramını sağlıklı ve uzun yaşama bilimi, bunun vücudumuzla etkileşimi olarak anlatıyor. Yediğimiz gıdalar, yaşam biçimimiz ve yaşadığımız çevre de bunun temelini oluşturuyor. Bu amaçla makrobiyotikte ilk prensip, vücudun uyum içinde dinamik bir şekilde çalışmasını sağlamak. Bunu da gıdalarla yapmak.
    Makrobiyotik beslenmenin temeli, kırmızı etten uzak durmak ve ağırlığı bol sebze ile tahıllara vermeye dayanıyor. Özellikle yemeklerin pişirme yöntemi, kullanılan ek malzemeler de bu beslenme programında önemli pay sahibi. Michio Kushi, beslenme temelini 4 mevsim mantığı üzerine kuruyor. Yani yaz aylarında daha hafif ve taze gıdalar, sonbaharda kök gövdeli sebzeler ile düdüklü tencerede pişirilmiş tahıllar, kış aylarında ise yağlı besinler yiyeceksiniz.

    Neler Yenir , Neler Yenmez
    Makrobiyotiğin temeli aslında tüm diyetlerle aynı ; ”Dengeli Beslenme”. Ama elbette her diyette olduğu gibi makrobiyotiğinde kendine göre bir “dengesi” var.Tam tahıllar, makrobiyotikteki ana besinler olarak geçiyor.Böyle olunca her öğünümüzün % 60′ını (Bu tabağımızın neredeyse yarısından fazlası oluyor) tam tahıllar oluşturuyor.
    Öğünümüzün geri kalan %25-30′unu sebzeler, %5′ini deniz bitkileri ve diğer %5′ini de çorbalar oluşturuyor.
    Arpa, karabuğday, rafine edilmemiş pirinç, darı, yulaf, çavdar, tam buğday, bulgur makrobiyotik beslenmede devamlı yenebilecek tahıllar arasına giriyor.
    Yenmesi tavsiye edilmeyen gıdalar arasındaysa, hayvansal besin içeren, kalorili hamur işleri var.
    Sebzelerden de avokado, patlıcan ve patates gibi bazı sebzeler sık yendiğinde kanda asitlenmeye neden olabileceği için makrobiyotikte tavsiye edilmiyor.
    Baklagillerden ise fasülye en yararlı besinlerden biri olarak gösteriliyor.
    Et yenilmesi, hayvanların suni yolla beslenmesi nedeniyle tavsiye edilmiyor. Balık ve deniz mahsüllerinde de deniz temiz olduğu sürece hiçbir sakınca görülmüyor.
    Yine, makrobiyotikte “süt ve süt ürünleri tüketilmese daha iyi olur” deniyor.

    Kısacası makrobiyotikte bir nevi vejetaryenlik ve vaganlık söz konusu.
    Bir başka önemli konu ise, tüm besinlerin organik olarak tüketilmeli, yemekler mevsimine göre pişirilme süreleri değiştirilerek yapılmalı.Buna göre, ilkbaharda daha kısık ateşte, kış aylarında ise daha harlı ateşte pişirilmeli.

    Fındık, fıstık, badem ve kestane her öğünde bir avuç kadar yenebiliyor.
    Meyvelerden elma, kayısı, kiraz, kavun, şeftali, armut, erik yanebiliyor .Ama ananas, mango yok.
    İçeceklerden, kahvenin mutlaka çekilmiş çekirdek kahve olması gerekiyor.Alkol ve suni tatlandırıcı kullanılmış içecekler kesinlikle tavsiye edilmiyor.

    Uzun Yaşamın Sırrı Mevsimlerde
    Japon Michio ve Avelino çiftinin, 50 yıl önce geliştirdiği “makrobiyotik” beslenme programını milyonlarca yıllardır uyguluyor. Temeli dört mevsime dayanıyor.

    Amerika’ya 50 yıl kadar önce beslenme uzmanı bir Japon çift tarafından getirildi. Bu süre zarfında giderek yayıldı. Kanser başta olmak üzere birçok hastalığı önleme, tedavi ve uzun yaşama “diyeti” daha doğrusu beslenme programı olarak milyonlarca kişi tarafından uygulanıyor. “Makrobiyotik” adı verilen bu beslenme programını ünlü oyuncu Gwyneth Paltrow’dan ünlü şarkıcı Madonna’ya kadar çok sayıda kişi uyguluyor. Peki nedir bu makrobiyotik? Temeli neye dayanıyor? Ne gibi gıdalar yeniyor? Makrobiyotik beslenme programına göre temel yemek tarifleri, püf noktalar neler?

    İyi – Kötü Dengesi
    Beslenme uzmanı Rossoff, bunun mantığını “Kış aylarında şort giymiyor ya da yaz sıcağında kürkle dolaşmıyorsunuz” diyerek anlatıyor. Kök gövdeli sebzelerin toprağa bağlandıkları sıkı köklerinden insana daha büyük güç verdiğini, buna karşılık toprağın yüzeyinde güneşe doğru yükselerek yetişen besinlerin de enerji ve hafiflik sağladığını belirtiyor. Gıdaları Japon geleneksel kültüründeki “yin ve yang” yani “iç içe geçmiş iyi ve kötü” olarak tanımlayan uzman Rossoff, “Lifli sebzeler ve meyveler vücutta rahatlama etkisi yaratır. Şeker yin’dir (iyi). Yumurta ve biftek ise yang’dır (kötü). Bu tip gıdalar iç organların çalışmasında sıkılaştırıcı, ısı yükseltici etki yaratır” diyor.

    Araştırmalar
    New York, Teksas eyaletleri, San Francisco ve Austin kentlerinde kurulan makrobiyotik merkezleri, özellikle kanser hastaları tarafından çok rağbet görüyor. Çok fazla ilgi görmesi ve faydasını gördüğünü anlatan hastaların sayısı artması üzerine Duke Üniversitesi Kanser Merkezi, San Diego Kanser Merkezi ve Teksas Üniversitesi M.D. Anderson Kanser Merkezi makroyibotik ve hastalara faydasını araştırmaya başladı. Uzmanlara göre makrobiyotik, özellikle depresyon eğilimli kişilerin ruh halini düzene sokmakta da çok etkili. Bu tip beslenmenin bir diğer temel prensibi, yemeğinizi bolca çiğnemek. Uzman Rossoff, yaklaşık 30 yıldır ağzına kırmızı et girmediğini, yıllardır uyguladığı makrobiyotik sayesinde çok sağlıklı bir bünyeye sahip olduğunu söylüyor.
     

Sayfayı Paylaş