1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Kutlu Doğum Haftası 20 - 26 Nisan

Konusu 'Belirli Gün Ve Haftalar - Yazılar' forumundadır ve Suskun tarafından 18 Şubat 2010 başlatılmıştır.

  1. Suskun

    Suskun V.I.P V.I.P

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.242
    Beğenileri:
    276
    Ödül Puanları:
    6.230
    Yer:
    Türkiye
    Banka:
    2.052 ÇTL

    Peygamberimizin dünyayı teşrifleri olan Mevlid-i Nebevî (Hicri Rebiulevvel ayının 12. gecesi), asırlardır milletimiz tarafından "Mevlid Kandili" olarak kutlanmaktadır.Diyanet İşleri Başkanlığı ve Türkiye Diyanet Vakfı, yüzyıllar önce bir ilim ve kültür bayramı şeklinde kutlanan mevlid geleneğini canlandırmayı amaçlamış, bu düşünce ile de Peygamberimizin doğum gününü içine alan haftayı, "Kutlu Doğum Haftası" olarak ilân etmiştir.



    1989 yılından beri kutlanmakta olan Kutlu Doğum Haftası fikri nasıl doğdu?

    Sizin de bildiğiniz gibi Peygamberimizin dünyayı teşrifleri olan Mevlid-i Nebevi, asırlardır milletimiz tarafından ‘Mevlid Kandili’ olarak kutlanmaktadır. Mevlid Kandili ilk defa 13. asırda Erbil Atabeği Muzafferüddin Gökbörü tarafından iki ay süreyle kutlanmaya başlandı. Mevlid Kandili münasebetiyle ilim adamları bir araya gelip ilmi, fikri sohbetler yapıyor, halk sokaklardamevlidi bir bayram havasında kutluyordu.

    Süleyman Çelebi’nin kaleme aldığı Vesiletü’n Necat isimli şiirin, Mevlid adıyla, yüzyıllardır sevinçte, tasada, doğumda, ölümde okunagelmesi ve bu geleneğin bugün de canlı bir şekilde
    devam etmesi, Peygamber sevgisi etrafında teşekkül eden milli ruhun ifadesidir.
    Yüce dinimiz, huzurlu ve mutlu dünyanın en büyük hayat kaynağıdır. Bu noktadan hareketle dini tefekkürü cami dışına taşırmak, değerli ilim adamlarımızın araştırmalarını ve düşüncelerini halka aktarabilmek için mevlid kandilini hayırlı bir vesile telakki eden Türkiye Diyanet Vakfı, yüzyıllar önce bir ilim ve kültür bayramı şeklinde kutlanan mevlid geleneğini canlandırmayı amaçlamıştır. Bu düşünce ile Peygamberimizin doğum gününü içine alan haftayı, “Kutlu Doğum Haftası” olarak ilan etmiştir.

    Bir gelenek haline gelen Kutlu Doğum Haftasının gayesi nedir?

    Mevlidi, Türk kültürünün sağlam bir mesnedi, milletimizi birlik ve bütünlük içinde aydınlık geleceğe taşıyacak sağlam bir gelenek olarak görüyoruz. Hafta dolayısıyla hazırladığımız
    programları belirlerken gözettiğimiz gaye hep bu olmuştur.

    Takip ettiğimiz geleneğin gücü ve bunun hâlâ milletimizin gönlünde dipdiri yaşaması, gelecek için bizleri umutlandırmaktadır.Yüzyıllardı r görülmüştür ki Türk Milleti inançlıdır, hoş görülüdür, dînî inançlarını bir kavga konusu olarak değil, barış ve huzur kaynağı olarak görmektedir.

    Mevlid’le ifadesini bulan kültür atmosferi, bu geleneğin devamıdır. 1989’dan beri icra ettiğimiz programlardan devşirdiğimiz fikir ve kültür iklimi, Türkiye Diyanet Vakfı’nın hayırlı bir yolda
    olduğunu göstermektedir. Unutulmamalıdır ki, insanlık için en güzel rehber; bütün güzellikleri bünyesinde toplayan ve ğüzel âhlakı tamamlamak için gönderilen Hz. Peygamber, model ise
    Peygamberimizin insanlığa sunduğu modeldir. Çünkü, O, tam bir anarşi ve kaos ortamında, insanlık için bir güneş olmuş, çirkinlikleri güzelliklere tebdil etmiştir. İnsanlık O’nun getirdiği
    yüce değerler ve prensipler doğrultusunda büyük medeniyetler kurmuş, kaybedilen haklarına kavuşmuş, fıtratında var olan yüce değerlerin farkına varmış, kadın erkek Allah’ın vecemiyetin huzurunda eşit olmanın hazzını tatmıştır.

    İslam medeniyeti Kur’an ve Hz. Peygamberin sünnetinden kaynaklanan, evrensel ahlak ilkeleri ve insan hakları ile ilmi anlayış üzerine bina edilmiştir. Zira, İslam Medeniyetinin esası, İslamdininin hikmet ve adaleti üzerine kurulmuş olduğundan, ilmi ve irfanı öğretmiş, zulmü ve zoru yasaklayarak, haksızlıklara karşı koymayı hedef almıştır. Şurası bir gerçektir ki Cenab-ı Hak, insanın kendisi ile olan ilişkisini iman ve ibadete bağladığı halde, insanın diğer insanlar ve eşya ile ilişkilerini ahlak ve hukuk kurallarına bağlamıştır. Kamil bir insan, bu ilişkilerini yerli yerince ve dengeli bir biçimde yapan kişidir. İşte Hz. Muhammed, bunu sağlayan ve bize örnek olan insandır.

    Biz de Türkiye Diyanet Vakfı olarak, örnek insan Hz. Muhammed’in evrensel prensiplerini ve insanlığa getirdiği yüce değerleri, günümüz şartlarını da dikkate alarak insanlığa ulaştırmak amacıyla Kutlu Doğum Haftası’nı ihdas ettik.

    Bu hafta münasebetiyle gerçekleştirilen faaliyetlerden kısaca bahseder misiniz?


    -Öğrencilerin, Sosyal İlimler arasındaki bilgileri müfredat seviyesinde ve doğru olarak öğrenmesi, bu alandaki bilgilerin derinleştirilmesi; öğrencilerin ve velilerin “Kutlu Doğum Haftası”na ilgilerinin sağlanması ve Hz. Peygamber sevgisinin yaygınlaştırılması amacıyla Milli Eğitim Bakanlığı ile organizeli olarak Türkiye genelinde Lise ve Meslek Liseleri arasında bilgi yarışması düzenlenmiştir. Bu yarışmaya gerek öğrencilerin, gerek velilerin ve gerekse okul idarelerinin bir hayli ilgi gösterdiği sevinçle müşahade edilmiştir.

    - Yine aynı amaç doğrultusunda ilköğretim çağındaki yavrularımızın da bu haftaya iştirakini sağlamak amacıyla değişik yıllarda resim ve şiir yarışmaları düzenlenmiştir. Yarışmaya
    iştirakin fazla olması, bu haftanın özellikle ilköğretim çağındaki çocuklarımız arasında da ilgi uyandırdığını göstermiştir. Gelen şiir ve resimler çocuklarımızın kabiliyetlerini sergilemelerine
    imkan vermiştir.

    -İmam-Hatip Lisesi öğrencilerine, araştırma yapıp düzgün bir şekilde yazma alışkanlığı kazandırmak; İslam ile aktüel kavramlar arasında irtibat kurup düşünmelerini temin etmek
    amacıyla Türkiye genelinde İmam-Hatip Liselerindeki öğrenciler arasında düzenlenen kompozisyon, hutbe metni hazırlama VB. yarışmalara da ilginin bir hayli fazla olduğu görülmüştür.
    Çocuklarımızın araştırma ve bir emek mahsulü neticesinde ortaya koydukları eserler bizleri memnun etmiştir.

    - Bu faaliyetlerin önemli bir ayağını da yurtdışına yönelik olarak gerçekleştirdiğimiz yarışmalar oluşturmaktadır. Her yıl değişik konularda özellikle Türk cumhuriyetleri, Balkanlar ve Türk
    topluluklarına yönelik Peygamber sevgisi, vatan ve millet sevgisi konularında düzenlenen şiir yarışmaları neticesinde edebiyatımıza yeni eserler kazandırılmıştır.



    - İlim adamlarımızın bu haftaya iştirakini sağlamak üzere, ilmi inceleme ve araştırmayı teşvik etmek amacıyla 1995 yılından bu yana her yıl, İslam Dini ve kültürü alanında yapılan ilmi bir
    araştırmaya ödül verilmektedir. Bu amaçla açılan yarışma ilim çevrelerinde 4 yıldan beri büyük ilgi uyandırmıştır.

    - Ayrıca dünyanın değişik ülkelerinden ilim adamlarının katılımıyla her yıl değişik bir konuda Uluslararası İlmi Sempozyum düzenlenmektedir. Çok önemli konuların ele alındığı bu
    sempozyumlarda sunulan tebliğler ve yapılan müzakereler Vakfımız tarafından kitap olarak bastırılmakta ve halkımızın istifadesine sunulmaktadır. Bu bağlamda bu sempozyuma
    kariyerinde uzmanlaşmış ilim adamları sempozyum konuları hakkında uzun araştırmalar yapmakta ve bu sempozyumda değerli tebliğlerini ilgililerin bilgisine sunmaktadır.

    Kutlu Doğum Haftası çerçevesinde 1995 yılından itibaren “Bir Dal Gül Ver”kampanyası başlatılmıştı. Bu kampanyanın amacı neydi?

    -Bilindiği üzere gül; edebiyatımızda Peygamber Efendimizin rumuzu olarak kullanılmıştır.
    Vakfımız; hem Peygamberimizi anmak, hem de O’nun rahmet ve sevgi peygamberi olduğundan hareketle, içinde bulunduğumuz zor günlerde insanları bir sevgi hâlesi etrafında toplamak
    amacıyla “Bir Dal Gül Ver”kampanyası başlatmıştır.

    Dünyanın yeni yapılanma ve arayışlar içerisine girdiği; bunalımlardan kurtulmanın yollarını aradığı şu günlerde, sıkıntının, kaosun, huzursuzluğun panzehiri olan sevginin gönüllerde yeşertilmesi bir mecburiyettir. Dünya sevgi üzerine kurulmuştur. Sevgi ve hoşgörü bütün problemlerin yegâne çözüm kaynağıdır. Sevgi en güzel ifadesini Gül’de bulur. Bu mânada, sevgisi bütün insanlığı kucaklayan Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s.)’in doğum yıldönümünde bütün vatandaşlarımızın sevdiklerine bir dal gül vermesinin, insanımızın birbirine daha sıcak bakmasına vesile olacağı ve güzel bir hoşgörü ortamı yaratacağı inancındayız.

    -İlki 1996 yılında başlatılan “Kutlu Doğum Aşı”, Türk kültürüne uygun bir şekilde icra edilmektedir. Misafir ağırlama bilindiği gibi Türk insanının vazgeçilmez bir özelliğidir. Bu düşünceden hareket eden Türkiye Diyanet Vakfı, hazırladığı 3500 kişilik etli pilav ve ayranı, Kocatepe Camii avlusunda misafirlerine ikram etmektedir.

    - Yine bu hafta münasebetiyle kültür etkinlikleri çerçevesinde Türk Tasavvuf Musiki konserleri düzenlenmektedir. Büyük bir coşkuyla icra edilen konserlere halkımızın yoğun ilgi göstermesi
    bizleri sevindirmektedir.

    Takdir edileceği üzere bütün faaliyetlerimizi burada anlatmak mümkün değildir. Bu saydığımız faaliyetler belli başlılarıdır. Bu faaliyetlerin tamamı ve benzerleri tüm yurt çapına yayılmış
    şubelerimiz tarafından da icra edilmektedir. 10 yıldan beri gerçekleştirilen bu etkinlikler amacına ulaşabildi mi?

    Elbette, Kutlu Doğum Haftası’nın toplumun bütün kesimleri tarafından kabul görmesi ve halkımızın faaliyetlere gösterdiği ilgi, 7’den 70’e herkesin ve her kesimin takip ettiği ve katıldığı bu etkinliğin amacına ulaştığını göstermektedir. Halkımızın, Kutlu Doğum Haftası münasebetiyle gerçekleştirilen etkinliklere gösterdiği teveccüh bizleri heyecanlandırmış, ileriye dönük daha kapsamlı faaliyetler gerçekleştirmeye sevketmiştir. Daha önce de belirttiğim gibi Kutlu Doğum Haftası, milletimizin arzusu ve tarihi geleneği üzerine canlandırılmıştır. İlk sene sadece Ankara’da başlayan kutlama programları, bugün artık bütün Türkiye’ye, Türk dünyasına, Balkanlar’a, Kıbrıs’a ve Batı Avrupa ülkelerine yayılmış durumdadır. Milletimizin geniş alakasına mazhar olan Kutlu Doğum Haftaları, bilim, bilgi, kültür, sanat faaliyetleriyle dolu birer şölen haline gelmiştir. Kutlu Doğum Haftası, halkımızın istekleri ve destekleri doğrultusunda, bugünkü merhaleye ulaşmıştır.

    Toplumumuzda Peygamber sevgisinin ayrı bir yeri olduğunu söylemiştik. Halkımızda kökleşmiş olan bu Peygamber sevgisi, Peygamber’i, insanı kâmil olarak hayatında örnek almaya yöneltmiştir. Fakat, bu örnekliğin bilimsel bir fikri temeli yok denecek kadar zayıftır. Çünkü, ana kaynaklara dayanılarak kazanılmış doğru bilgilerden mahrumdur. İşte bu noksanı gidermek hususunda, Kutlu Doğum Haftası Kutlamaları, çok büyük katkılar sağlamıştır ve sağlamaya devam edecektir.

    Bu hafta boyunca, binden fazla üniversite mensubu bilim adamı ve din görevlisi, sadece Türkiye hudutları içinde binlerce konuşma yapmaktadırlar.Böylece hem üniversite mensupları, hem
    halkımız, hem de din görevlilerimiz kaynaşma ve dayanışma imkanı içine girmektedir. Unutulmamalıdır ki inançlardaki ortak payda, bin senedir bizi bir arada yaşatmaktadır. Böylelikle, farklı gruplara ve farklı kültürlere mensup insanların aynı ruh, aynı inanç, aynı kültür ve aynı değerler etrafında kaynaşmaları bu hafta münasebetiyle temin edilmektedir. Bu da sevindirici bir olaydır.
    Bu kutlamaların yurtdışı boyutu da vardır herhalde. Varsa bu aaliyetlerin değerlendirmesini yapar mısınız?

    Kutlu Doğum Haftası’nı idrak etmekteki gayemizin, Yüce Peygamber Hz. Muhammed (s.a.s.)’in
    getirdiği yüce değerleri, evrensel prensipleri tüm insanlığa sunmak, bir barış ve hoşgörü ortamı oluşturmak olduğunu söylemiştik. Bu değerleri yalnızca Türk halkıyla paylaşmak elbetteki
    düşünülemezdi. Bu değerlerin dalga dalga tüm insanlığa yayılması, insanlığın kardeşlik duygularıyla bir sevgi etrafında toplanması, bir sevgi ve hoşgörü ortamının oluşturulması ana hedefimizdi. Bu amaçla faaliyetlerimizi kademeli bir şekilde ve imkanlarımız ölçüsünde yurtdışına taşımaya başladık. Örneğin geçen sene Almanya, Amerika, Avusturya, Azerbaycan, Belçika, Danimarka, İsveç, Kazakistan, Kırgızistan, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, Kırım, Makedonya, Nahçıvan ve Türkmenistan’da Kutlu Doğum Haftası kutlandı. Özellikle yıllarca esaret altında kalmış Türk cumhuriyetlerindeki soydaşlarımızın, Hz. Muhammed’in doğum gününü kutlarken duydukları sevinci gözlerinde görmek, o duyguyu onlarla paylaşmak bizleri heyecanlandırmış ve büyük bir mutluluk vermiştir.

    Bu yıl da yurtdışındaki etkinliklerimiz yine ağırlıklı olarak devam edecektir. İmkanlarımız ölçüsünde bu yıl daha fazla ülkede bu Hafta’nın kutlanmasını plânlıyoruz:

    Bu yılki Kutlu Doğum Haftası’nda ne gibi faaliyetler gerçekleştirilecektir?


    Bu yılki Kutlu Doğum Haftası programlarında yer alacak faaliyetleri başlıklar halinde şu şekilde sıralayabiliriz:
    -”Üçüncü Bine Girerken Türkiye” konulu bir sempozyum yapılacaktır.
    - Yine her yıl olduğu gibi bu yıl da “İslâmi Araştırmalar Ödülü” yarışması gerçekleştirilyecektir.
    - Türkiye genelinde “İslâm ve Çalışma” konusunda panel ve konferanslar düzenlenecektir.
    - Yine bu yıl Üniversite gençliğinin katılacağı “Açık Oturum”, lise gençliğinin katılacağı

    “Münazara” ve bütün gençlerimizin katılabileceği “Şiir ve Müzik Şöleni” düzenlenecektir. Bu şölende gençlerin ilgi gösterdiği şairler şiir okuyacak, ses sanatçıları ve ozanlar da bestelerini
    seslendireceklerdir.
    - Geçen yıllarda olduğu gibi bu yıl da Kutlu Doğum Haftası yurtdışında da çeşitli etkinliklerle kutlanacaktır. Bu sene Bakü, Osh ve Aşkabat’da mahallindeki ilahiyat fakültelerinin öğretim
    üyelerinden 3’er kişi, Üsküp, Bahçesaray, Kosova ve Kıbrıs’ta ise Türkiye’den gönderilecek 2’şer kişilik ekiplerce, Kazan’da ise Moskova Din Hizmetleri Müşaviri ve Türkiye’den
    gönderilecek bir temsilcinin katılımı ile panel ve konferanslar düzenlenecektir. Ayrıca Avrupa ülkelerinde Kutlu Doğum Haftası programları icra edilecektir.
    - Çocuklara yönelik olarak, “Çocuk Şarkıları ve İlahileri Güfte Yarışması” başlattık. Bu yarışma gazete ilanlarıyla tüm yurda duyuruldu. Yarışma neticesinde çok güzel güftelerin
    çıkacağını ümit ediyoruz.
    - Kur’an kurslarında eğitim gören öğrencileri araştırmaya teşvik etmek amacıyla “İslam ve Çalışma” konulu bir yazı yarışması düzenledik. Bu yarışma için Diyanet İşleri
    Başkanlığımız ile işbirliği yapılarak Diyanet İşleri Başkanlığı’na bağlı Kur’an kurslarında eğitim gören öğrencilerin yarışmaya katılmaları teşvik edilecektir.
    - İlköğretim çağındaki çocuklarımızın Kutlu Doğum Haftasına ilgilerinin çekilmesi ve çocuklarımızın dini duygularını şiirle ifade etmelerini temin amacıyla “İlköğretim Okulları Arası Dini Nitelikli Şiir Yarışması” düzenledik.
    - Balkan, Kırım ve Kıbrıs Türkleri Arasında “Dini Muhtevalı Şiir” yarışması da bu yılki faaliyetlerimiz arasında yer almaktadır.
    - Bu yılki sosyal faaliyetlerimiz arasında da Kutlu Doğum Aşı, Konserler ve Gül Günü’nü sayabiliriz.

    Ben şimdiden tüm insanlığın Kutlu Doğum Haftası’nı tebrik ediyor, haftanın hayırlara vesile olmasını Cenab-ı Hak’tan niyaz ediyorum. Bu vesileyle organizasyonda emeği geçen herkese
    teşekkür ediyorum.

    Kutlu Doğum Haftası Kutlamaları İle İlgili Olarak TDV Genel Müdürü MEHMET KERVANCI İle Yapılan Röportaj / Diyanet Dergisi
     
  2. Suskun

    Suskun V.I.P V.I.P

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.242
    Beğenileri:
    276
    Ödül Puanları:
    6.230
    Yer:
    Türkiye
    Banka:
    2.052 ÇTL
    Kutlu Doğum Haftası’nda neler yapabiliriz?




    İnsanlığı içinde bulunduğu karanlık dünyadan kurtarmak, onlara kılavuzluk yaparak yollarını aydınlatmak üzere ışıklar saçan bir kandil olarak seçilmiş ve vazifelendirilmiş olan sevgili Peygamberimizin (sallallâhu aleyhi ve sellem) dünyaya teşriflerinin kutlanıldığı Kutlu Doğum Haftası’na ulaşmanın huzur ve mutluluğunu yaşıyoruz. Bugünleri nasıl değerlendirelim, neler yapalım diyorsanız size şu tavsiyelerde bulunabiliriz:

    * O’nun getirdiği mesaj bir huzur kaynağıdır. Bu huzur kaynağından istifade edebilmek için O’nu ve O’nun getirdiği nûru tanımak gerekir. Bu amaçla Allah Rasulü’nü (sas) tanıtan kitaplar okuyabiliriz. Okuduklarımızın kalıcı olması için de öğrendiğimiz bilgileri başta aile fertlerimiz olmak üzere çevremize anlatabiliriz.

    * Akşamları çocuklarımıza Efendimiz’in (sas) yaşadığı örnek hayattan kesitler anlatabiliriz. O’nun ashabıyla arasında geçen diyalogları hikaye tarzından anlatarak çocuklarımızın dikkatlerini Peygamberimizi anlama üzerinde yoğunlaştırabiliriz.

    * Nebiler Serveri’ni hayatını anlatan video kasetlerini veya film CD’lerini ev halkıyla beraber izleyebiliriz. Yine bunun gibi Efendimiz’in (sas) hayatından kesitler sunan veya O’nunla alakalı yazılan şiirlerin bulunduğu ses kasetlerini dinleyebiliriz.

    * Yaşadığımız yerde Allah Rasulü’nü (sas) hatırlatan ne varsa oraları ziyaret edip hayalen asr–ı saadete gidip tefekküre dalabiliriz. Ziyaretlerimizde yanımıza çocuklarımızı da alabiliriz.

    * Bir gül satın alarak yanında da Efendimiz’i (sas) anlatan bir kitapla beraber akraba veya dost ziyaretlerinde bulunabilir, onlarla beraber Efendimiz (sas) yörüngeli sohbetler yapabiliriz.

    * İki Cihan Serveri, “Beni Hûd, Vakıa, Mürselat sûreleri ihtiyarlattı.” (Tirmizi, Tefsir, 57) buyuruyor. Bu sûrelerde içerisinde kıyamet sahnelerinin resm edildiği ayetler, Allah Rasulü’nü (sas) derin bir tefekküre salmıştı. Bizler de bu günlerde bu sûrelerin muhatabının kendimiz olduğunu düşünerek Hûd,
    Vakıa ve Mürselat sûrelerini okuyabiliriz.

    * Allah, “Muhakkak ki Allah ve melekleri Peygamber’e hep salât ederler. Ey iman edenler! Siz de O’na salât edin ve tam bir içtenlikle selâm verin.” (Ahzab, 33/56) buyurarak bizlerden Efendimiz’in (sas) ismini andığımız zaman salavat getirmemizi istiyor. Bu İlahi emir doğrultusunda bizler de özellikle bu günlerde Efendimiz’e (sas) bol bol salavat getirebiliriz. “Allah Rasulü’ne nasıl salavat getirelim?” diyorsanız işte size birkaç örnek: Allâhümme salli alâ seyyidinâ Muhammed. Allâhümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin adede ma fî ilmillâhi salaten daimeten bidevâmi mülkillâhi. Allâhümme salli ve sellim ve bârik alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âlihi ve ashâbihî biadedi ilmike ve biadedi ma’lûmâtike.


    Salât-ı Tefriciye
    Allâhümme salli salâten kâmileten ve sellim selâmen tâmmen alâ seyyidinâ Muhammedinillezî tenhallü bihî’l–ukadu ve tenfericu bihi’l–kürabu ve tugdâ bihi’l– havâicu ve tünâlü bihi’r–reğâibu ve hüsnü’l–havâtimi ve yüsteska’l–ğamâmu bivechihi’l–kerîmi ve alâ âlihi ve sahbihi fî külli lemhatin ve nefesin biadedi külli ma’lûmin leke.
     
  3. Suskun

    Suskun V.I.P V.I.P

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.242
    Beğenileri:
    276
    Ödül Puanları:
    6.230
    Yer:
    Türkiye
    Banka:
    2.052 ÇTL
    Kutlu Doğumun Tarihteki Yeri Ve Önemi


    “Alemlere rahmet” olan Sevgili Peygamberimizin dünyayı şereflendirmesinin dünya ve insanlık tarihindeki yerini ve önemini kavrayabilmek için Onun doğduğu zamanda yaşanan sosyal hayatı ve Onun risaleti sonrası oluşan sosyal hayatı karşılaştırmalı olarak incelemek gerekir.

    Mekke’nin Merkez Seçilmesinin Hikmetleri:

    1-Asya, Avrupa ve Afrika kıtasının ortasında, coğrafi yonden dünyanın göbeği gibi.

    2-Ticari bir üst konumunda idi. Çin ve Hindistan’dan gelen ticaret kervanları buradan geçiyordu. Bu yönü ile Mekke “ümmü’l-Kura olarak adlandırılmıştır. Kureyş suresi de bunun Mekkelilere ilahi bir lütuf olduğunu anlatır.

    3-Allah tarafından korunuyor. Mekke’nin etrafı tepelerle çevrili olduğu için tepeler doğal kaleler gibidir. Savunması kolaydır. Nitekim kuruluşundan beri Mekke hiç işgal ve istilaya uğramamıştır. Yemen valisi Ebrehe’nin istilası da Allah tarafından engellenmiştir. Fil suresi bu olayı anlatır.

    4-Mekke’de gelişmiş, grameri sağlam bir dil Arapça konuşuluyordu ve sözlü edebiyat çok yaygındı. Arapça’nın Kur’an dili oluşunun bir hikmeti de budur.

    5-İbrahim (a.s) beri devam eden bazı insani ve ahlaki erdemler devam ediyordu. Haksızlıkları önlemek için hilf’ul-Fudul cemiyeti kurulmuştu ve Peygamberimiz da gençlik yıllarında gönüllü olarak bu cemiyete katılmıştı.

    6-Mekke’de esnek, kısmen demokratik bir yönetim vardı. On kabilenin liderleri Daru’n-Nedve adlı bir mecliste temsil edilir ve bu kabile liderleri Mekke’nin eşit yöneticileri idiler. Bunlardan biri de Peygamberimizin dedesi Abdulmuttalip’tir. Ayrıca 40 yaşını doldurmuş her Mekke’li bu meclise katılarak görüşünü bildirirdi.

    7-Mekkeliler tüccar bir toplum olduğu için dinamik ve aksiyoner bir karakterleri vardı. Birçok ulusla bağlantıları oluğu için diğer milletleri ve dünyayı iyi tanıyorlardı Bu sebeple genel bilgi ve kültürleri de zengin idi.

    Cahiliye Dönemi Mekke’de Görülen Olumsuzluklar

    İslam öncesi Mekke toplumuna cahiliye dönemi denilmesinin sebebi, Mekkelilerin çok bilgisiz oluşları dolayısı ile değil, onların şeytanca işler yapmaları sebebiyledir. Cahil, inatla ve bilinçsizce işler yabana denir ve şeytanın sıfatıdır. Yeteri kadar tahsil yapmamış kimselere cahil değil, bilgisiz, tahsilsiz demek daha uygundur.

    1-Mekkeliler Hz İbrahim’in öğrettiği dinin bozulmuş halini yaşamaya devam ediyorlardı. Hakka batıl bulaştırdıkları için müşrik olmuşlardı. Allah’a inanıyorlar ama putların, Allah ile aralarında aracı olduğuna inanıyorlardı. Meleklere inanıyorlar ama melekleri Allah’ın kızları olarak görüyorlardı. Peygamberlik mefhumu da vardı, zira Allah, peygamber gönderecek olsaydı bu kavmin ileri gelen efendilerine gönderirdi diyorlardı. Hac vardı, kurban vardı vs.

    Mekke’ye ilk olarak putperestliği Amr b Luhay adında bir tüccar Suriye’den Hubel adındaki putu getirerek sokmuştur. Peygamberimizin (s.a.s.)ilk işi Hakkı batıldan ayırmak idi.

    2-Ahlaksızlık, alkol tüketimi, kumar ve fuhuş yayılmıştı. Bazen doğan çocukların babası tahmini olarak tespit ediliyordu.

    3-Kız çocukları onur meselesi yapılarak öldürülüyordu.

    4-Kabilecilik duygusuyla haram aylar dışında durmadan savaşıyorlardı. Ficar savaşları.

    5-Mekke toplumunda kaos hakimdi Ticaret kervanları soyuluyor, zorba ve zalimlerin yaptıkları yanına kalıyordu. Mehmet Akif o dönemdeki kaosu bir şiirinde şöyle anlatıyor:

    Bir kerre mamure-i dünya, o zamanlar

    Buhranlar içindeydi, bu günden de beterdi

    Sırtlanları geçmişti beşer yırtıcılıkta

    Dişsiz mi bir insan, onu kardeşleri yerdi

    Peygamberimizin Doğumu ve Davete Hazırlanması:

    · Hz Muhammed Mustafa (s.a.s), 12 Rebiulevvel/ 20 Nisan 571 Pazartesi sabahı dünyayı şereflendirdiler. Peygamberimiz doğumu ile cehaletten karanlık içindeki dünyayı aydınlatmaya başladığı için Onun doğumu “Doğumun aydınlığı” anlamına gelen “Mevlit Kandili” ismi âlimler tarafından uygun görülüştür. Diyanet İşleri Başkanlığının öncülüğünde 15 yıldır Mevlit kandili, sadece bir gece değil bir hafta boyu çeşitli etkinliklerle “Kutlu Doğum Haftası” adı altında kutlanmaktadır. Osmanlı Devleti zamanında da Mevlit kandili bir hafta boyu resmi bayram havası içinde kutlanırmış.

    · Gül peygamberimizin sembolüdür. O terlediğinde gül gibi kokarmış. Peygamberimizin resmi, putperestliğe yol açmasın diye yasaklandığı için gül ile temsil edilmektedir. Bu sebeple gül koklarken Peygamberimizi hatırlamalı Ona salavat getirmeliyiz ve Peygamber sevgisini yaygınlaştırmak için bu hafta vesilesi ile gül hediye etme adetine bizler de katılarak desteklemeliyiz.

    · Onun doğduğu gece dünya titriyor, olağan üstü olaylar meydana geliyor. Peygamberimizi anlatmak için yazılan şiirlere naat denilir. Bu güne kadar Türkçe yazılmış en güzel naat hiç tartışmasız Bursalı Süleyman Çelebi’nin “Vesilet’ün-Necat” isimli kitabıdır. Bu kitap ve şiir, hepimizin bildiği ve çokça dinlediği mevlittir. Mevlit, doğum anlamındadır. Peygamberimizin doğumu çok güzel anlattığı için ve özellikle Mevlit kandillerinde bu kitap okunduğu için Mevlit adı ile meşhur olmuştur.

    Geldi bir akkuş kanadıyle revan

    Sıvadı arkamı kuvvetle heman

    Doğdu ol saatte ol sultanı din

    Nura gark oldu semavastü zemin.

    Efendimizin doğumum anını bir film şeridi gibi gözümüzün önüne getiriyor. O anki heyecanı tekrar yaşatıyor adeta. Ardından Merhaba bahrinde Onu üstün meziyetlerini zikrederek selamlıyor.

    Allah resulünü annesi sancısız doğuruyor, doğuştan sünnetli. Ona annesi Ahmet ismini vermek istiyor ama Muhammed simini vermesi de melekler tarafından kendisine hatırlatılıyor. Dedesi kucağına alarak Kâbe’ye götürüyor ve yerde ve gökte bir tane anlamına gelen Muhammed ismini veriyor âlemlerin efendisine.

    · O, soylu bir ailenin çocuğu. O bu soyluluğun avantajlarından yararlanıyor. Onurlu bir kişiliğin oluşması, liderlik, özgüven vs. Babası, annesi ve dedesinin vefatı sebebi ile soyluğun dezavantajlarından da korunuyor. Şımarma, gurur lükse düşkünlük vs. gibi.

    · O, hayatın her türlü zorluğu ile karşılaşıyor, O içimizden biri. Bu sebeple bizi çok yakından tanıyor ve ona göre bize rehberlik yapıyor. O hayatı, bizzat yaşayarak, tecrübe ederek öğreniyor. Çalışıyor, yoruluyor, terliyor. Evlat acısı çekiyor, üzülüyor, haksız saldırılara maruz kalıyor, sabrediyor. Rüşvet teklifi alıyor (Peygamberlikten vazgeçmesi karşılığında Mekke krallığı, zenginlik ve en güzel hanımlarla evlilik vs.) ama elinin tersi ile reddediyor.

    Şair şöyle diyor.

    Muhammed beşer la ke’l-beşer/ /Bel huve yakutun beyne’l-hacer

    (Muhammed bir beşerdir ama her hangi bir beşer değildir, o, taşlar arasındaki yakut madeni gibidir.)

    Allah’ın elçisine her zaman olduğu gibi bu gün de çok muhtacız. Şair arif Nihat Asya’da kendi döneminde bu ihtiyacı derinden hissetmiş olmalı ki Onu bu güne şöyle çağırıyor:

    Konsun –yine- pervazlara güvercinler

    “Hû hû”lara karışsın âminler.

    Mübarek akşamdır; /Gelin ey Fâtihalar, Yâsinler!

    Vicdanlar, sakat çıkmadan,

    Yâ Muhammed, yarına;

    İyiliklerle gel, güzelliklerle gel /Âdemoğullarına!



    Gel, ey Muhammed, bahardır./Dudaklar ardında saklı

    Âminlerimiz vardır...

    Hacdan döner gibi gel;/Mi’râc’dan iner gibi gel;

    Bekliyoruz yıllardır!

    Günümüzde, özellikle büyük şehirlerde can ve mal güvenliğinin azalış olması, inançlardaki karmaşa, ahlaksızca tutumların neredeyse normal karşılanması vb durumlarla cahiliye alışkanlıkları arasında büyük bir paralellik göze çarpıyor. Yeni bir Peygamber gelmeyeceğine göre son Peygamberin getirdiği kurtuluş reçetesini bu günün insanına anlaşılabilir bir tarzda sunmak durumundayız.. O, sadece yedinci yüzyıl Arap toplumunun değil kendisinden sonraki bütün çağların ve toplumların kurtarıcısı idi.

    Ülkesi istilaya maruz kalmış, ya istiklal ya ölüm ikilemlini yaşayan toplumlar kadar muhtacız Ona.

    Ya Allah resulünün rehberliğinde hep birlikte ihya olacağız.

    Ya da rahmetinin yokluğunda tamamen imha olacağız.

    Yüce Rabbimiz, Onun gösterdiği yolda ayaklarımızı sabitkadem eylesin, bizi kendisine Salih bir kul, resulüne layık bir ümmet eylesin. ahirette de şefaatinden bizi mahrum eylemesin.

    Mukadder Ârif YÜKSEL​
     

Sayfayı Paylaş