1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Kuvâ-yı Milliye Ve Dursunbey

Konusu 'Kurtuluş Savaşımız ve Kahramanları' forumundadır ve wien06 tarafından 30 Ocak 2008 başlatılmıştır.

  1. wien06

    wien06 V.I.P V.I.P

    Katılım:
    30 Ağustos 2007
    Mesajlar:
    6.117
    Beğenileri:
    148
    Ödül Puanları:
    4.480
    Meslek:
    Serbest
    Yer:
    Viyana
    Banka:
    292 ÇTL
    Mondros Mütarekesi’nin uygulanışından itibaren düzenli ordunun kuruluşuna kadar geçen devreyi, Kuvâ-yı Millîye dönemi olarak nitelendirmek gerekir. Çünkü bu dönemde yapılan mücadele çok zor şarlar altında oluşturulan, millî kuvvetlerle verilmiştir. Kuvâ-yı Millîye adıyla kurulmuş olan bu güçler, düzenli ordu kurulması sürecinde zaman kazanma açısından çok önemli bir görevi başarıyla yerine getirmişlerdir.

    Millî Müfrezelerimiz her an sınırı geçip güvenli bir bölgeye geçerek Millî Ordunun saflarına katılabilecekken işgal bölgesindeki sahipsiz, korumasız köylerin korumasını üstlenmiştir. Üzerlerine kuvvet çekerek Yunanlıların cephede kullanabileceği askerlerin bir kısmını bölgede tutmayı başarmışlardır. Böylece Türk Ordusu karşısındaki düşman baskısı belli bir ölçüde hafiflediği gibi, düzenli birliklerin güçlenmesine zemin ve zaman kazandırmışlardır.

    Millî Mücadele ise, çöken bir imparatorluğun enkazları üzerinde, İmparatorluğun arta kalan unsurlarından çağdaş anlamda bir “Millî Devlet” kurma gayesine yönelik, yeniden doğuş hareketi olarak nitelendirilebilir. İşte Millî Mücadele’nin önemli bir kısmı gerek stratejik konumu, gerekse sosyal yapısı itibariyle ilginç bir çatışma sahası durumunda bulunan Kuzeybatı Anadolu'nun Balıkesir sınırları içerisinde cereyan etmiştir.

    Tarihinin hiçbir döneminde haksızlıklara boyun eğmemiş olan Büyük Türk Milleti ülkesinin işgal edilmesine de seyirci kalmamıştır. Nitekim resmî makamların tüm çekimser tutumlarına rağmen, inisiyatif kullanan komuta kademesindeki subaylar emirleri altındaki birlikler ve mahalli kuvvetlerle düşman ilerlemesine silahla karşı koymuşlardı. Yunan işgal ve ilerlemesini reddeden Batı Anadolu insanı, hükümetin sükûnet tavsiye eden kararlarını dinlemeyerek bazı direniş heyetleri oluşturmuşlardır.

    Mondros Mütarekesinden sonra İstanbul Hükümetinin acizliği karşısında tedirgin olan Türk halkı, müdafaa-i hukuk cemiyetleri teşkiline başlamıştı. İzmir’de teşekkül eden müdafaa-i hukuk cemiyetinin kongresine Balıkesir de delegelerini göndermişti. İzmir’de Yunanlıların 15 Mayıs 1919’da İzmir’i işgal ve tecavüzü üzerine Anadolu’nun her tarafındaki “müdafaa-i hukuk” cemiyetlerine bir de “redd’ül ilhak” ünvanı ilave edildi. Adeta hiç yoktan Millî bir ordu meydana çıktı. Balıkesir’de teşekkül eden büyük kongre, bu ordunun kuzey karargahı olmak üzere Balıkesir’i seçti.

    Karesi Sancağı merkeziyle bağlı kazalar dahilindeki köylerin hane sayısını bildiren 20 Aralık 1916 tarihli icmal pusulasına göre Balat (Dursunbey) nahiyesinde birlikte 2406 hane bulunduğu anlaşılmaktadır. Balat Nahiye merkezinde ise 897 hane bulunmaktaydı. Köyleriyle birlikte toplam 3724 haneye sahipti. Hane başına en az beş nüfus hesabıyla yaklaşık 18-19 bin kişinin yaşadığı söylenebilir.

    Yunan ordularının işgali sırasında düşman ordusu Dursunbey’in köy ve civarına karargah kurmamış, yalnız gelip geçmişse de halkın Birinci Dünya Savaşından arda kalan bir avuç erkeği, dul kadınları ve çocukları gece gündüz evlerinde tarla ve bahçelerinde daima korku içinde yaşamaya çalışmışlardır. O tarihte Yunan ordusuna katılan yerli çetelerce memleket idare edilmiş, çevrenin idaresi, emniyet ve sair her türlü işleri bu cahil eşkıya bozması çetelerin elinde kalmıştır.

    İstanbul Hükümetine bakılırsa Karesi livası dahilinde 24 çete faaliyet gösteriyordu. Bunlar, Parti Pehlivan, Sarı Mehmed, Hüseyin Çavuş, Bakırlı Mustafa, Arnavud Arslan, Kadı Dağlı Hacı Veli, Bergamalı Arab Osman, Kamalı Bıyıksızın Ahmed, Geyelerli ?? Ömer Pehlivan çeteleri idi. Bunlar arasında olan Demirci Kaymakamı İbrahim Edhem ve Balat (Dursunili Kazası) kaymakamı Emin Beylerle daha bazı münevver kimseler, bu çetelerin Divân-ı Harb heyetini teşkil ediyordu. Bu çeteler genellikle Bigadiç, Sındırgı, Soma, Demirci, Simav, Çorum bölgelerinde dolaşıyordu. Kendilerini asayişle alakadar addeden çete reisleri tutukladıkları insanları mahkeme edip bu divân-ı harb heyetine veriyorlardı .

    Dursunbey Kavacık nahiyesinden ve civar köylerinden kuvvetli hayvanları olanlar Kuvâ-yı Milliye'ye öküz arabaları ile Balıkesir'e gelip, depodan erzak ve cephane alarak Soma cephelerine taşıdılar. Kavacık köyünden İsmail oğlu Halil ve Mehmet oğlu Abdullah ile Şuleler köyünden Ali Osman, Hamzacık'tan İbrahim Ağa, Osmanlar köyünden Ömer ve yöre halkı 10-15 araba, Dursunbey'den gelen bir komutan aracılığıyla çevreden toplanan erzaklarla önce Soma cephesine gitmişler, oradan Bandırma'ya giderek cephane alıp, Soma cephesine taşımışlardır.

    Kurtuluş Savaşı başlamadan önce buralara kadar gelen Yunanlılar burada eğlenmeden Dursunbey'e geçtiler. O sıralarda türeyen yerli eşkıyalar, yöredeki köyleri yakıp yıkıyorlardı . Seferberlik döneminde ilçemiz çeşitli eşkıyaların ve kendilerini Kuvâ-yı Milliyeci diyerek tanıtan çetelerin istilasına uğramıştır.

    O zamanlarda çeşitli isimlerde çeteler üremişti. Bunlardan bazıları Yunan'a karşı mücadele ederken, bazıları da köyleri yakıp yıkıyor, altın ve gümüş topluyorlardı. Bir kısmı da Yunan’a hizmet eden bu çetelerle mücadele ediyordu. Nitekim 13 Ekim 1921 günü Balatlı Hasan Çavuş ve Bergamalı Arab Ali Osman idarelerindeki 190 kişilik bir çete Bigadiç’in Bekirler köyüne giderek Fabirler (Farlar) ?? köyünden getirttikleri Molla Süleyman’ın kulaklarını kestikten sonra kama ile boğazından yaralayıp öldürmüşlerdi .

    Bu dönemde Durabeyler köyünde Hacı Salih 18 defa çetelerin baskınına uğramış, her defasında bu kadar altınım var diyerek onları başından savmıştı. Son kez Hacı Salih'e inanmayarak ayaklarını kızgın küle gömmüşler, başına kızgın sacayağı geçirmişler ve akla gelmedik eziyetler yaparak ölümüne sebep olmuşlardır.

    Yerli eşkıya çeteleri eşkıyalık yaparken bunlara karşı koyan yöre halkı gitgide örgütlenerek Kuvâ-yı Milliye kuvvetlerini oluşturuyorlardı. Bu birliklerden Kaymakam İbrahim Ethem Bey ve Parti Pehlivan Kuvvetleri Sındırgı dağlarına gün geçtikçe hâkim olarak Yunanlıları köylere sokmamaya çalışmışlardır. Çevre köylerde eli silah tutanlar, Yunan'a boyun eğmeyenler, eşkiyalığa tenezzül etmeyenler, İbrahim Ethem Bey kuvvetlerine iştirak etmiştir.

    10-22 Mart 1920 tarihlerinde toplanan Beşinci Balıkesir Kongresi Heyet-i Umumiyesi, sadece bölgenin değil, bütün ülkenin sıkıntılarına temas etmekte idi. Ayrıca aşağıda 5. maddede görüleceği üzere, Sivas Kongresi'nin (4-11 Eylül 1919) millî birlik ve istiklâlin muhafazası için ortaya koyduğu maksat ve esasları da benimsemiştir. Aralarında Dursunbey nahiyesinin de bulunduğu büyük kurul aşağıdaki protesto metnini hazırlamıştır :

    1- Hiçbir hak ve sebebe dayanmayan zâlim Yunan işgalinin devamına bütün varlığımızla ve şiddetle karşı koyulacak ve Yunanlılar herhalde Anadolu'dan kovulacaktır.

    2- İzmir'e giden Karma Tahkikat Komisyonu’nun Yunan mezâlim ve fecâyi'i ve Yunan işgalinin kaldırılması hakkında düzenlemiş olduğu rapor Meclis tarafından medeni dünya kamuoyuna arz olunduğu halde Yunan işgal-i vahşiyânesinin devamı, ilân edilen ilkeler ve insanlık esaslarına aykırı olduğundan, Müslümanlar vatanlarının kurtulması için tamamen özgürce hareket etmeye sahip olmak hakkını elde etmişlerdir.

    3- Her türlü işgal ve müdâhalenin ve bilhassa Rumluk ve Ermenilik teşkîli gayesine yönelmiş harekâtın reddi hususunda birlik olarak müdafaa ve mukavemet esâsı kabul edilmiştir.

    4- Memleketimizde yaşayan bütün Müslüman unsurlar, birbirlerine karşılıklı sevgi, saygı ve vefa hissi ile dolu olarak ; gelenek-görenek, toplumsal durum ve çevre şartlarına riayetkar öz kardeştirler

    5- Heyet-i Umumiye 4 Eylül 1919 tarihinde toplanan büyük Sivas Kongresinin Millî birlik ve bağımsızlığımızın korunması uğrunda kabul ettiği temel istek ve maksatlara tamamen iştirak eder".

    Dursunbey yöresinin gençlerini Mehmet Bey örgütledi ve Milli Mücadele de şanlı göreve talip oldular. Milli Mücadelede Yunanlılarla yaptığı mücadele ile Devlete, Millete yaptığı unutulmaz hizmetlerinden dolayı Mehmet Konyalı'ya Milli Savunma Bakanlığı istiklal Madalyası vererek ödüllendirdi.

    30 Haziran 1920'de Balıkesir'in Yunanlılar tarafından işgalinden birkaç gün sonra Dursunbey kazası da bir Yunan birliği tarafından işgal edilmiş ve kasabada bir Yunan karakolu kurulmuştur. Akser (Akhisar), Soma, Giresun (Savaştepe), İvrindi, Ayvalık Cephelerinde Yunanlılara karşı göğsünü etten kemikten siper eden binlerce yiğit, cephaneleri tükendiği için geri çekilmek zorunda kaldılar, ve 3 Ekim 1920 tarihinde Dursunbey'de Yunanlıların işgaline uğradı.

    Kasabada oturan birkaç Rum asıllı aile ile bazı Hürriyet ve İtilaf Partisi yandaşı, bu karakola yakın davranışlarda bulunmuşlarsa da kısa zamanda Dursunbey'de kurulan gizli bir teşkilat Sındırgı dağlarında Yunan işgaline karşı faaliyet yürüten İbrahim Ethem Bey yönetimi altında birleşmişler. Dursunbey'in çevresinin özellikle dağlık olması Milli Müfrezelerin sıkıştıkları zamanlarda sığındıkları ve birçok ihtiyaçlarını karşıladıkları bir yer olmuştur.

    Çekilen ve dağılan Milli Müfrezeler silahlarını bırakmadı, köylere çekilenler hemen örgütlenerek, köyleri ve dağları Yunanlılara aşılmaz ve geçilmez yollar haline getirdiler. Çekilebilen Balıkesirliler ise önce Bursa'ya oranında işgali üzerine İnegöl cephesine Köplüce hattına çekildiler, burada daha sonra gelenlerle birleşerek, Karesi mürettep taburunu kurdular. Bu tabur İnönü ve Sakarya savaşlarında pek çok şehitler verdi. Başlarında da Balıkesir'in kahraman evlatlarından öğretmen Eminettin (Çeliköz) Bey bulunuyordu.

    Kısa süre içerisinde dağlarlardaki düzensizlikler giderilmiş, Demirci Kaymakamı Balıkesir'li İbrahim Ethem Bey önderliğinde Parti Pehlivan ve Halil Efe önderliğindeki güçler dağlar da başı boş dolaşan zaman zamanda eşkıyalığa yönelen kuvvetleri düzene sokmuş, kendilerine bağlamışlardı.

    6 Ağustos 1921'de Demirci'nin işgali üzerine dağlara çekilen, Akıncı müfrezeleri 13 Ağustos 1921 Cumartesi günü, Yağcı Dağı'nda kesin savaşma kararı alıp, yemin ederler.

    Daha sonra Akdağ'a geçilir, mücadele mıntıkaları belirlenir ve Akıncı Müfrezeleri meydana getirilerek, Kuvâ-yi Milliyeciler, müfreze komutanlıklarına tayin edilirler.

    Kaymakam İbrahim Ethem Beyin Milli Müfrezeler ile yaptığı Müfreze teşkilatlanmasında Dursunbey ve çevresi 6 numaralı müfreze olan Aslan Ağanın müfrezesine verilmiş. Bu müfrezenin komutası, Aslan Ağanın 10. müfreze tayin edilmesiyle Arap Ali Osman Efendinin komutasına verilmişti. İbrahim Ethem Bey komutasındaki Akıncı müfrezelerine bağlı 1.Gönüllü müfrezelerinin başında da Balatlı Hüseyin Çavuş bulunmaktadır.

    Bu müfrezeler, Balıkesir, Bigadiç, Sındırgı, Balat (DursunBey), Kirmasti (Kemâl Paşa), Yenice, Kepsut, Simav, Demirci, Gördes, Salihli, Akhisar, Konakpınar, Kula, Eşme, Kırkağaç, Soma ve Gelenbe bölgelerinde görev yapacaklardı .

    Düşmanın ileri harekâtı için hazırlıkta bulunduğu ve Gördes-Balat-Yenice yörelerine taarruz edileceği anlaşılıyordu. Düşmanın bundan maksadı buralarda toplanan akıncı müfrezeleriyle yardım bölüklerini dağıtmak ve askeri sevkiyatını emniyet altına almaktı . Bu harekât lâzım gelen makamlara bildirildiyse de cephe ilerisi olan ve hiç bir zaman harbe, askeri harekâta uygun olmayan Demirci - Gördes - Balat - Yenice bölgelerine karşı bir askeri yardımda bulunulamayacağı, mevziî kuvvetlerden yaralanılması gerektiği bildirildi. olduğundan tabiki Bunun anlamı, millî müfrezelerin kendi başlarına kalması, kendi kuvvetleriyle müdafaaya mecbur olması demekti. Bu gelişme üzerine bütün karakolların en iyi erleri merkezde toplanarak 50 kadar süvari ve bir miktar da piyade hazırlandı. Bunun için herhangi bir emir alınmamış olduğundan bütün sorumluğu İbrahim Ethem Bey üzerine aldı.

    Balat'ın Meşhur Kükimdere Muharebesi

    Demirci kaymakamı İbrahim Ethem Bey komutasındaki akıncı birlikleri, bütün gece düşmanın imhası için tertibat almakla meşgul oldu. Zira düşman müfrezesi içinde Dursun Beyli Zekeriya kumandasında beş altı tane de Müslüman gâvuru ! vardı. Bunlar Yunanlılardan fazla mezalim yapıyor, bütün köyler bunlardan elaman diyorlardı. Bunun için bütün efradın ağzında Zekeriya ve arkadaşları dolaşıyor, hepsi evvelâ bunlara, sonra gâvurlara silâh atalım, diyorlardı.

    23 Aralık 1921 Cuma günü şafaktan bir saat önce yukarı Köçek köyünden harekâta başlandı. Birlikler, düşmana bir şey hissettirmemek ve izlerini göstermemek için üç saat uzaktan, Alaçam dağından dolaşmak suretiyle düşmanın geçmesi tahmin olunan Balat'ın Kükimdere civarına geldi. Atlar, Kükimdere'nin yarım saat yukarısındaki tepede bırakılarak seçme, fedaî kırk erle saat üçte sularında pusuya yatıldı.

    Düşmanın esas kuvveti ile öncülerinin arası yaklaşık beş yüz metre olarak kabul edildiğinden Pehlivan Ağa ile Ethem Bey ve kıdemli erlerden iki kişi on yedi süvariden mürekkep olan düşman süvari öncü kolunu kaçırmamak üzere pusu ilerisindeki derenin karşı sırtlarını tuttu. İlk silâhı Halil Efe müfrezesi atacak ve Yusuf Çavuş takımı ile Arap müfrezesi derhal düşmanın arkasını keseceklerdi. Bu program üzerine herkes vazifesini almış ve mevziine girmişti. Düşmanın hareket edeceği yerden pusu mahalline kadar olan mesafe dört saatti. Bu mesafe dahilinde yüz metre mesafe ile ahaliden postalar dizilerek birbirine bağırmak suretiyle düşmanın gideceği yol bildirilecekti. Çünkü, düşmanın Altunlar yolunu takip etmesi ihtimali vardı. Mamafih nereye gitmiş olsa her halde takip edilerek taarruz olunacak ve bu düşmandan intikam alınarak Türklüğün gücü gösterilecekti.

    Saat altıda düşmanın gelmekte olduğu bildirildi. Artık hiç bir şüphe kalmamış, düşman istenildiği surette pusuya sokulmuş demekti. Herkes düşmanın gelmesini sabırsızlıkla bekliyor, ah intikam, intikam diye birbirine fısıldıyor ve seviniyorlardı. Nasıl sevinmezler ki, Türkün namusuna taarruz etmek isteyen düşmandan intikam alacaklardı. Öğleden sonra saat yedide düşmanın öncüsü olan bir süvari müfrezesi göründü. Pusunun ortasından ve Halil Efe'nin karşısından geçerek Ethem Bey’le Pehlivan Ağa'nın olduğu tarafları dürbünle gözlerken Halil Efe'den ateş başladı. Çünkü, düşmanın esas kuvveti ile öncülerinin arası elli metre imiş; bunun için Halil Efe ateşe mecbur olmuş ve bu anî ateş karşısında neye uğradığını anlayamayan düşman oraya buraya kaçmağa çalıştıysa da kaçacak bir yer bulamayınca olduğu yerde kalıp mevzi aldı. Öncüleri ise pusu haricinde kaldığını zannederek ve hayvanları bırakarak Ethem Bey ve Pehlivan Ağa’nın bulunduğu taraftan silâh atılmadığı için onlara doğru süratle kaçmağa başladılar.

    Onlar kendilerini artık pusudan kurtulmuş zannediyorlardı. Dereyi geçip ateş menziline girince şiddetli bir ateş başladı ve iki saatlik bir muharebeden sonra düşmandan on beş kişi imha ve meşhur Zekeriya ile bir Yunan neferi esir edildi. Maktullerin ikisi zabit ve Zekeriya'nın sağ olarak ele geçmesi büyük bir başarı idi. Bir süre sonra çatışmanın devam ettiği Halil Efe'nin bulunduğu tepeye çıkıldı.

    Bu suretle gece saat bire kadar çarpışma devam etmiş ve düşmanın yetmiş kişi olan müfrezesi tamamen yok edilmişti. Bu muharebede erlerin ve müfreze kumandanlarının gösterdikleri büyük fedakârlık her türlü takdirin üstündedir.

    Simav'lı Cafer Bey, Balya hâkiminin oğlu Muallim Tahsin Efendi, Kürt Şaban, Çetmi Hüseyin şehit ve Hacı Mustafa ile Simav Jandarma Kumandanı Yusuf Çavuş yaralandılar. Düşmanın o gece muharebe meydanında 39 maktulü sayılabilmiş ve yaralı olanların geri kalanı da ormanlarda bulunarak yalnız dört kişi sağlam kurtulmuştu. Müslüman gâvurlarından Zekeriya esir ve Kör Ali Bey'le Hakkı maktul olmuş ve yalnız İbrahim adında birisi kolundan yaralı olduğu halde kaçmıştı.

    Bu arada kırkı aşkın silâh, pek çok cephane, bütün levazımatıyla bir otomatik tüfek, on dört at, altmış kaput ve pek çok askeri eşya yanında ve köylerden gasp etmiş oldukları almış oldukları eşya ve hayvanların tamamı ve akıncı müfrezelerinin eline geçmişti .

    Gece olduğu için şehitler sabah toplanmak üzere orada haliyle bırakılarak gece Tuntunarcık köyüne gelindi. Sabahleyin muharebe meydanına gidilerek şehitler toplanmış ve düşmanın bulamaması için yarım saat uzak bir yere götürüldü. Üzerlerinde muntazam elbise, ayaklarında kundura ve çorap ve hatta iç donu olmayan ve yalnız istiklâli millî gayesiyle kışın bütün şiddetine rağmen bu kadar zamandan beri düşmanla boğaz boğaza uğraşan ve nihayet bu muharebede Türklük ve Müslümanlığa yakışır bir surette şehadet mertebesine kavuşan bu fedakâr ve muazzez Mehmetçikler civarlardan yetişen pek çok zevat-ı mutebere huzurunda ve bütün millet ve arkadaşlarının göz yaşlarıyla o civardaki ulu çamların diplerine defnedildi.

    Düşmanla İşbirliği Yapanların Akibeti, Zekeriya'nın İdamı

    Düşman ile beraber çalışan düşman ölüleri arasında bulunan Balatlı Kör Ali Bey ile Hakkı'nın başları kesilerek esir olan Zekeriya'nın boynuna asılarak, köylerde teşhire başlandı. O gün Bağcılar köyüne gelindiğinde bütün kadın ve çocuklar Zekeriya'ya hücum etmiş ve kurtarmak mümkün olmadığı gibi muhafız erler de o arada taş, sopa sadmesine uğramağa başladı. Bunun üzerine ibret-i müessire olmak üzere Zekeriya'yı Bigadiç nahiyesinin Okçular köyünün başındaki dört yolda 23 Aralık 1921'de asılarak göğsüne şu levhayı takıldı :

    “ Ben vatan hainiyim, bu cezaya lâyıkım, ibret alın! ”

    Böylece Dursunbey büyük bir şerirden kurtulmuş oldu. Bu sırada bazı müfrezelerin uygunsuz davrandıkları Kaymakam İbrahim Ethem Beyin kesin emrine rağmen Dursunbey çevresinde para topladıkları öğrenilince, İbrahim Ethem Bey bunları cezalandırmıştı.

    Bu olay üzerine düşman beş yüz kadar süvari toplayarak çatışma yerine gelmiş ve fakat hiç durmayarak geri dönmüştü. Akıncı birlikleri de her ihtimale karşı Bağcılardan Kırca'ya ve oradan da tekrar Yukarı Göçük'e gelerek burada bir gece iyice istirahatten sonra Bozbul'a, Alaçam, Akdağ eteklerinde ve Görendere, Hacıömer deresi, Kızılcık köyleri civarında pek ziyade kar ve soğuk olduğu halde vakit geçirdiler. Fazla olan iki Belçika tüfeği ile bir kır kısrak Ali Çavuş'a ve otomatik tüfek de Taviş köylü Kâzım Ağa'ya emaneten bırakıldı.

    Sakarya Zaferi sonucunda çok ağır bir darbe alan Yunan kuvvetleri işgali altındaki yerlerde intikam alırcasına masum, korumasız halka akla gelmedik mezalimde bulunuyordu. Köyler yakılıp yıkılıyor, kadın ve kızlarımızın namusları kirletiliyordu. Balıkesir’in ileri gelen eşrafından pek çok kişi hapishanelere atılmış, türlü işkencelere maruz kalmıştı. Karasi Livası ile Demirci - Gördes, Simav, Emet, Tavşanlı, Kirmastı, Gediz, Bigadiç, Balat, Karacabey, Akhisar, Kırkağaç, Bergama, Eşme, Kula, Salihli, Uşak kasabalarında eşraf namına kimse kalmadığı gibi kuradan da üçer beşer kişi toplanmış ve akibetleri hakkında herhangi bir bilgi elde edilememişti .

    Düşmanın işgali altındaki yerlerde yapmış olduğu fecâyi ve mezâlimin burada izahı mümkün değildir. Bu mezalimin birkaç büyük cilde bile sığması mümkün değildir. Yalnız düşman fecâyi ve mezâlimine küçük bir misal olarak iki üç nahiyede iki ay zarfında 200 kadının ırzına tasallut edilmiş, 50 yi aşkın erkek ve kadın hayvan boğazlar gibi boğazlanarak cesetleri kemikleri yollarda bırakılmıştır.

    İşte bu fecâyi Bigadiç, Balat, Çorum nahiyelerinin köylerinde yapılmıştır. Buralarda soyulmadık bir ev kalmadığı gibi bir kısmı yakılmış ve ele geçen kadınların ırzına taarruz edilmiş ve bir kısmı da ateşle yakılmışlardır. İki nahiyede yapılan fecaiyi bu olursa diğer yerlerde, köylerde yapılan mezalimin boyutlarını varın siz düşünün.

    Irzını, canını muhafaza edebilenler sırf dağlara iltica ve firar edenlerdir. Bütün dağlar düşman mezaliminden firar edenlerle doluydu. Hatta Türklük ve Müslümanlığın kutsiyet ve ulviyetini düşmana göstermek ve namusunu muhafaza eylemek için birçok kadınlar ellerinde silâh müfrezelerle çalışmaktadırlar. Şehit Halil Efe'nin ailesi Makbule Hanım eşi gibi birkaç çatışmaya girmiş ve Kocayayla muharebesinde şehadet mertebesine erişmiştir. Düşmanın bu mezalimine rağmen müfrezelerimiz tesadüf ettikleri silahsız yerli Rumlara katiyen ilişmemiş ve hatta kendilerine emniyet vesikaları verilmiştir.

    Yunan ordusu buralara ancak küçük birlikler halinde ulaşabilmiş, asıl kuvvetini Dursunbey merkezinde tutmuştur. Karşılarında çekinecekleri bir kuvvet yok sanan Yunan ordusu, ansızın Orhaneli üzerinden gelen Eminettin (Çeliköz)Bey komutasındaki Türk Ordusunu buldu. Türk Ordusu buradaki Kuvâ-yı Milliye müfrezeleri ile birleşerek, düşmanı buralardan sürüp çıkardı .

    Bu arada Yunanlılar eşraftan bazı kişileri gözdağı vermek veya rehin olarak kullanmak için alıp götürmüşlerdi, ve bu insanları nereye götürdükleri uzun süre öğrenilememişti, Kaymakam İbrahim Ethem Beyin ordu ile yaptığı haberleşmeden sonra, bütün köylere görevler verilmiş, kurtuluş yaklaştığında bütün verilen emirler tatbik edilmiş 1 Eylül 1922'de Dursunbey'in bütün köylerinin yollarını kesmiş, Karakolları basmış ve dağları geçilmez yapmıştı. Bu Dursunbey Müfrezesinin başında Balatlı Mustafa Çavuş Yunan işgali sırsında Milli Müfrezelerle Balıkesir arasındaki haberleşmeyi sağlamış, ihtiyaçlarını gidermişti. Dursunbey müfrezeleri kendi kendilerini kurtarmıştır.

    Dağlarda halkı Yunan zulmünden ve eşkıyalardan koruyan Milli müfrezelerle Balıkesir'de bulunan "Ayın Pe" isimli gizli teşkilat arasında kuryelik yapan Dursunbeyli Ömer Lütfü Büber'in hizmetleri her türlü takdirin üzerindedir. Bu fedakar memleket çocuğu ölümleri göze alarak, her ihanete göğüs gererek Milli Müfrezeler için gerekli malzemeyi Balıkesir'den ve Dursunbey'den temin ederek unutulmaz hizmetler başarmıştır.

    Menemen Ovasında 2 yerinden yaralandığı halde kurtulmayı başaran Arap Ali Osman Efe yaralarının iyileşmesi ve müfrezenin dinlenmesi için Bigadiç ve Dursunbey arasındaki bölgeye çekildi ve bölgeyi uzun süre kontrolü altında tuttu. Zaman hızla geçiyor Yunanlıların Anadolu macerasının sonu geliyordu. Büyük taarruzun beklendiği günlerde, Ali Osman Efe de Kaymakam İbrahim Ethem Beyden aldığı emir ile daha önemli görevler için yöreden ayrıldı.

    24 Ağustos 1922'de alınan isabetli bir kararla harekete geçen İbrahim Ethem Beyin kuvvetleri, Yunan karakollarını basıyor, telgraf tellerini tahrip ediyor, yolları, köprüleri, demiryollarını uçuruyor, yolları kesiyor, top yekûn bir gayretle kasabaları tek tek kurtarıyordu.

    Eminettin Bey kuvvetleri, önüne çıkan Yunan karakollarını yok ederek, dağılan Yunan Ordusunun kuvvetleri ile çarpışarak Dursunbey'e geldi. O zamanki ismiyle Balat'ı düşman işgalinden kurtardı. Milli Müfrezelerin yaklaştığını duyan nahiyedeki Yunan karakolu ve yerli Rumlar birlikte kaçtıklarından, Dursunbey de vukuatsız olarak kurtarıldı. 3 Eylül 1920’de işgalcilerden temizlenen Dursunbey bu günü resmi kurtuluş günü kabul edip, her yıl coşku ile kutlamaktadır.

    Ulusal namusun galeyanı ile ayaklanmış olan Türk Milleti, bizzat hükümdar tarafından elleri, kolları bağlanarak düşman ayaklarının önüne atılmak istenmiştir. Bugün ve yarın tarihin bu noktası geldikçe, Türkiye Cumhuriyeti’nin evlatları buralarda derin düşünceye dalacak ve büyük dersler çıkaracaklardır.

    Bu aziz vatanın topraklarını kanlarıyla sulamış, bayrak bayrak kutsallaştırmış şehit ve gazilerimizin ölümsüz hatıraları önünde bir kez daha saygı ve minnetle eğiliyoruz. Ayrıca bu muazzam muharebelerde tarih sahnesine çıkarak bir güneş gibi doğan eşsiz kahraman Gâzi Mustafa Kemal Atatürk’ün, bütün komutan ve silah arkadaşlarının da manevi huzurunda engin saygılarımızla eğiliyor, onları rahmet ve minnetle anıyoruz.
     

Sayfayı Paylaş