1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

L.Ron HUBBARD - İnsan Aklının Sınırları

Konusu 'Kitap Özetleri' forumundadır ve KıRMıZı tarafından 30 Mart 2010 başlatılmıştır.

  1. KıRMıZı
    Aşık

    KıRMıZı TeK BaşıNa CUMHURİYET V.I.P

    Katılım:
    22 Şubat 2008
    Mesajlar:
    27.180
    Beğenileri:
    4.766
    Ödül Puanları:
    11.580
    Cinsiyet:
    Bayan
    Meslek:
    Karmaşıkkk
    Yer:
    TÜRKİYE
    Banka:
    363 ÇTL
    KİTABIN ADI : İnsan Akılının Sınırları
    KİTABIN YAZARI : L.Ron HUBBARD
    YAYINEVİ VE ADRESİ : Altın Yayınları Cağaloğlu / İSTANBUL
    BASIM TARİHİ : 1998 (2. BASIM)

    KİTABIN YAYIM MAKSADI : Zihin Üzerine Psiko-Somatik İnceleme

    KİTABIN ÖZETİ

    Yazar L. Ron Hubbard’ın temel çıkış noktası olarak bütünsel bir zihin bilimini incelemeye çalıştığı ve bilimsel terminoloji yerine günlük dil ve gündelik örneklere başvurduğu bir psikoloji kitabı. “Dianetics” olarak adlandırılan bu bütünsel zihin biliminin temel dayanağı insan organizmasının temel dinamikleri ve insan zekasının bu dinamikleri oluştururken yaşadığı süreç. Yazarın başlıca savı “Dianetics” sayesinde bütün zihin süreçlerinin en ince ayrıntısına kadar takip edilebileceği. Yine zihne dair yöntemler kullanılarak süreci olumsuz etkileyen kimi kırılma noktalarına müdahale edilebileceğini öne sürüyor.

    Dianetik; düşünmeyle ilgili kesin verilere dayanan tahminlere yer vermeyen bir daldır. Başlı başına bir tedavi tekniği içerir. Çünkü: Yöntem olarak kendine çözümlemeci yöntemi seçmiştir. Bu tedavi yöntemi diğer tedavi yöntemlerinde görülen, kişiliği yok etmek, insanın canlılığını söndürmek gibi yan etkileri olmayan aksine insanın canlılığını artıran bir yöntemdir. Tek amacı insanın temel noktasını keşfetmektir, gerisini çözümlemeci zihin halleder ve böylece şok tedavisi ya da cerrahi müdahale gibi insan beynine yararından çok zarar veren yöntemlere gerek duyulmaz.

    Dianet’ikin süreçlerini iyice ortaya koyabilmek için bir organizma olarak insanı masaya yatırmakla başlıyor yazar. İnsanın temel dinamiğinin “hayatta kalmak” dürtüsü olduğunu öne sürüyor. Yaşam boyu organizma tüm tepkilerini, tüm duyularını hayatta kalmak üzere örgütlüyor. “Hayatta kalmak” dürtüsü ve bunun insan organizmasının temel dinamiği oluşu yeni bir şey değil. Başka bir çok kaynakta da yer alan bir önerme. Fakat daha önceleri bu dürtü sadece bireysel, sadece grupsal, sadece insanlık (tür) ve en nihayetinde sadece cinsel (üreme) olarak ele alınmıştır. Yazar hayatta kalma dürtüsünün bu dört dinamiği de kapsayacak şekilde olduğunu söylüyor. Kısacası insan hayatta kalma dinamiğini hem birey olarak kendisi için (nihai yaşama dair bir güdü olarak), hem çevresi için, hem insanlık için (sosyal yaşam) hem de cinsellik yani üreme için edinmiştir. Yazar dolayısıyla “hayatta kalma” dürtüsüne zarar verebilecek kimi bilinçsizlik anlarının bu dört öğeyi de etkileyecek psiko-somatik arazlara yol açacağını söylüyor.

    Yazarın yaptığı sınıflandırmaya göre insan beynine hükmeden üç çeşit zihin var.

    1. Analizci (Çözümlemeci) Zihin

    2. Tepkisel Zihin

    3. Somat zihin

    Analizci zihin herkeste bulunan ve organizma için bir bilgisayar işlevi gören zihindir. Çalışabilmesi için algı, anı ve hayal gücüne ihtiyacı vardır. Tüm bu algıları, anıları ve hayalleri birer veri olarak alır ve depolar. Bunları depoladığı yer yazarın standart bellek bankaları olarak adlandırdığı yerdir. Bu bilgileri alırken organizma duyu organlarından yararlanır. Dolayısıyla analizci zihin organizmanın kendi içinden doğan ve direkt olarak organizmayı yöneten bir dinamiktir. Ama analizci zihnin en önemli işlevi, organizmayı organik olmayan arazlardan koruyan işlevi her “algı”yı “kavram” olarak dosyalayabilmesidir. Öte yandan tüm bu donanımıyla analizci zihin yaşamanın bütün mekanik işlevlerini kontrol edip, düzenler. Ve bu yüzden analizci zihinde meydana gelebilecek her türlü sapma, aksama organik bir takım somatik hastalıklara neden olur. Analizci zihin tüm algıları doğru şekilde depolayarak hayatta kalma dürtüsünü canlı tutar, acıdan kaçma ve korunmayı sağlar, en önemlisi “zevk” almayı sağlar. Görsel ve işitsel tüm sanatlardan duyulan zevkin kaynağı da buradadır. Çünkü organizma artık kendini korumayı, hayatta kalmayı başarmış ve daha yüksek amaçlara yönelebilir.

    Tepkisel zihin ise yazara göre analizci zihnin düşmanıdır. Oda elindeki verileri depolar fakat onun depoladıkları bilinçsizlik anlarıdır. Onun başvurduğu bankalar engram bankalarıdır. Engram en yalın anlamıyla bir dokunun protoplazmada bıraktığı derin ve kalıcı izdir. Anıları, algıları değil bu engramlara başvurur. Engram herhangi bir nedenle bilinçsiz kalan organizmanın bu bilinçsizlik anında maruz kaldığı tüm algı ve duyulardır, çünkü yazara göre bilinçsizlik anında da organizma algılamaya ve duymaya devam eder. Engramların (Yazar çoğu zaman “iblis” olarak anıyor) varlığını laboratuvar deneyleriyle çok kolayca kanıtlanabileceğini söylüyor. Sonuçta engramların inorganik ve organik rahatsızlıkların temel kaynağı olduğu, acı ve ıstırap anlarında edinilen bu engramların organizma içinde varlığını sürdürecek dinamiklere sahip olduğunun altı çiziliyor.

    Bu aşamada dianetik tedavi yöntemleri devreye giriyor. Yazara göre psiko-somatik ya da organik tüm hastalıkların kaynağı olan engramlarla baş etmek için geçerli hiçbir başka yöntem yok. Dianetik tedavi yönteminin başlıca çıkış noktası geri dönüşler. Hastalara hipnotize ve diğer teknikleri uygulayarak hastaların bilincini yaralayan zihindeki bu boşlukları ortaya çıkarmak ve onları analizci zihnin standart bellek bankalarına kazandırmaktan başka tedavi yöntemi yoktur. Son olarak yazar kimi psiko-somatik hastalıklardan örnekler vererek dianetik tedavinin bu tip durumlarda kullanması gereken teknikleri ortaya koyuyor.
     

Sayfayı Paylaş