1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Lanetli yeniçeri taburu -65.orta

Konusu 'Osmanlı Tarihi' forumundadır ve Suskun tarafından 3 Mart 2011 başlatılmıştır.

  1. Suskun

    Suskun V.I.P V.I.P

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.242
    Beğenileri:
    276
    Ödül Puanları:
    6.230
    Yer:
    Türkiye
    Banka:
    2.052 ÇTL
    [​IMG]
    Osmanlılar da asker ve bazı memurlara üç ayda bir verilen maaşa ulufe denirdi.Bu maaşın veilmesi esnasında bir divan kurulur ,bu divana da ‘’Ulufe Divanı‘’ denirdi.Bu ilginç ve görkemli törende her taburun ayrı olan ismi okunur ve alınan burada cevabı üzerine ,kendilerine ulufeleri verilir ve maaşlarını alan askerler kışlalarına dönerlerdi.

    Sultan 2.Osman’ı (Genç Osman) Yedikule zindanlarında acımasızca katleden yeniçeriler, ocağın 65. ortasına (bölük) mensup idiler.Bu orta Gaile-i Osmaniye adı verilen bu elim vaka dan sonra ceza olarak kaldırılmış ,kışlaları da ahıra çevrilmişti.

    Yeniçeri ocağı kaldırılana kadar her ulufe dağıtımında muhakkak bu 65. orta nın ismi de okunur ,1. ve 2. anons larda cevap verilmez, 3. okunuşta ise Yeniçeri baş çavuşu yoktur! Diye cevap verir.

    Bu yoktur! Cevabını bekleyen tüm askerler bu cevap üzerine hep bir ağızdan Yok olsun! Diye bağırırlardı.

    Böylece Ocağın adına kara bir leke süren ,efendilerini katleden bu orta mensupları askerin bu olaydan duyduğu utanç ve sıkıntı nedeniyle her ulufe dağıtımında lanetlenir,telin edilir , 2.Osman’ın masumiyetide vurgulanmış olurdu.




    Yeniçeri Üniforma ve silahları
    Yeniçeri kıyafetleri çoğunlukla yünlü giysilerdi. Kafalarına giydikleri börk ve üsküfler en dikkat çekici aksesuarlarıydı. Bu başlıkların ön tarafına küçük tahtadan bir kaşık iliştirilmişti. Bu, Yeniçeri Ocağı'nın yemekle ilgili sembollerinden biriydi. Subayların yelekleri genelde kürklü olurdu. Sarı çizme giyen subaylar ve ayrıcalıklı birlikler dışında, Yeniçeri askerleri kırmızı deriden çizmeler giyerlerdi. Kemerler ve kuşaklar rütbe sembolleriydi. Bostancı Ocağı'nın 9 rütbe seviyesinin hepsinin ayrı kuşak renkleri vardı. En yüksek seviye olan 1. seviye mavi,
    2 beyaz,
    3 sarı,
    4 mavi ve beyaz,
    5 beyaz kumaş,
    6 beyaz ipek,
    7 siyah kumaş,
    8 ve 9 ise düz siyah kuşaklar giyerlerdi.

    Osmanlı ordusu silah ihtiyacının büyük kısmını Avrupa'dan alırdı. Her ne kadar Vatikan bu ticareti durdurmak istemişse de Protestan İngiltere ve Hollanda bu ticarete devam etmişlerdir. Osmanlı da karşılığında yüksek kaliteli silah namluları satmıştır.
    Yeniçeriler barış zamanı silahsızlandırılırlardı. Sefer hazırlıklarında ise Cebehane'den(Silah deposu) istedikleri silahı alırlardı.
    Osmanlı ordusunda başlarda kılıç kullanımı pek yaygın değildi. Daha çok mızrak çeşitleri kullanılıyordu. Ancak yine de Osmanlı kılıçları kendilerine hastılar. Genelde Pers ve İslam geleneğini yansıtan kılıçlar kullanılırdı. Avrupa ordularının aksine Osmanlı kılıçları düz değil hafif eğimliydi. Ancak acemi kılıcı denilen kılıçlar düz yapıdaydılar. Gaddar denilen kılıçlar geniş ve hafif eğimliydiler. Bunlar Pers kökenliydiler. Genelde Levendlerin kullandıkları yatağanların ve düz palaların kökenleri tam bilinmemektedir. Meç, batılı silahlardan esinlenilerek kullanılmıştır. Kesici değil delici bir silahtır. Sadece denizciler ve Macaristan'daki birlikler tarafından kullanılmıştır. Gürz, şepşer, koçbaşı ve teber de yine popüler silahlardandı. Osmanlı ordusu saplı silahlardan da kullanmıştı. Bunlardan en çok bilinenleri harba, tırpan, zıpkın ve balta idi. Bu silahların kullanımının Cenova ve Venedik kolonilerinden öğrenildiği düşünülmektedir ancak Osmanlının ürettiği saplı silahlar daha çok Rusların kullandıklarına benzer.
    Yeniçeri ortaları genelde piyade okçularından oluşuyordu ancak sonradan barutlu silahlarla silahlanmaya başladılar. Ancak ok ve yay her zaman ocak için önemli birer sembol olarak korundu. Yeniçerilerin tatar yayı(crossbow) kullanmış oldukları pek bilinmez. Ancak çanra adı altında bu silahın kullanılmış olduğu ortaya çıkmıştır. Yeniçerilerin barutlu silahları kullanmaları Batılıların dikkatini çeken şeydi. Her ne kadar başlarda Yeniçeriler bu pis silahların, temiz görünüşlerini bozduğunu düşünüp istememişlerse de Macaristan Seferi'nde bu silahların etkisini görmüş ve bu silahları kabullenmişlerdir.
    Avrupa çakmaklı tüfekler kullanırken Osmanlı ordusu bunları kullanmamıştır. Çünkü çakmaklı tüfekler doğunun tozlu savaş alanlarında hiç kullanışlı değildi. Kolay temizlenen çakmaklı tüfekler 17. Y.Y.'da ortaya çıkana kadar Osmanlı ordusu kendi eski tüfeklerini kullanmıştır. 1645-1669 Girit Seferi'nden sonra tabancalar da kullanılmaya başlanmıştır.
    1770 yılında Baron de Tott isimli Macar asıllı Fransız, Osmanlı Ordusu'nu modernleştirmek için davet edilmişti. Beraberinde getirdiği "süngü"yü Yeniçerilere tanıttı. Ancak Yeniçeriler süngüyü kabullenemediler. Çünkü süngü, bireysel savaşan Yeniçeri savaşçısının aksine, mızrak gibi, daha organize ve birliktelik içinde savaşıldığı zaman kullanışlı oluyordu. Yeniçeriler bunu şöyle görmüş olabilirler "savaşçı gibi değil de, robot gibi savaşmak."
     

Sayfayı Paylaş