1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Ley Hattı Nedir | Ley Hatları Gerçekmi |Ley Hatları Neredeler

Konusu 'Coğrafya' forumundadır ve Suskun tarafından 10 Mart 2012 başlatılmıştır.

  1. Suskun

    Suskun V.I.P V.I.P

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.242
    Beğenileri:
    276
    Ödül Puanları:
    6.230
    Yer:
    Türkiye
    Banka:
    2.052 ÇTL
    Ley Hattı Nedir ?

    Ley Hatları Gerçekmi ?

    Ley Hatları Neredeler ?


    [​IMG]Merhaba arkadaşlar bu makalemizde son günlerde gündeme gelen Ley Hatları konusuna (Enerji Hatları) enine boyuna değineceğiz. Bu Hatların ne olduğuna , gerçekten var olup olmadıklarına ve Dünyanın hangi bölgelerinde bulundukları gibi bir çok detaya makalemiz içinde yer verdik dileriz faydalı bir paylaşım olmuştur.

    Öncelikle adım adım gideceğimizi söyleyebilirim. Bu enteresan konuyu anlaşılır bir dille size sunmaya çalışacağım. Konu 1921 yılında Batı dünyasının gündemine ilk kez geldi. Arkeolog Alfred Watkins, aslında Britanya’nın kullandığı yollara temel olan eski Roma yollarını inceliyordu. Bunları incelerken o yolların da daha eski uygarlıklara ait yolların üstüne kurulduğunu buldu. İnsanlar bir şekilde gözle görülmeyen bir akışı hiç terk etmemişlerdi. Uygarlıklar uygarlıklara yerlerini devrederken, ley hatlarına sadık kalmışlardı. Ley akışları üzerine anayollarını kuruyor ve yol boyunca bu enerjiden hayat bulmak istiyordu. Ley akışlarının merkez olduğu yerlere kiliselerini, mabedlerini ve hipodrumlarını, stadyumlarını inşa etmişlerdi.
    Alfred Watkins, yararlandığı antik haritalar, yer isimlerinin eski dillerdeki isimlere benzerliği ve çatal çubuk yöntemiyle ley hatlarını tespit etti. Modern haritalarda görünmeyen çoktan kaybolmuş, toprak altında kalmış eski yapılara ulaştı.
    Teoriyi destekleyecek şekilde, gerçekten de bugün ortada hiçbir izi görünmeyen gömülmüş bu arkeolojik eserler, ley hatları üzerinde uzmanları bekliyordu. Tek yapılması gereken, leyin nereden nereye gittiğini bulup takip etmekti.
    “Ley” kelimesini literatüre kazandırırken kastettiği, “toprağın temizleyici şeritleri” ya da “çayırlık” bölgeydi.

    Sonraları konu derinden incelenince bu eski yapıların zincir halinde Avrupa boyunca gittiği anlaşıldı. Özellikle Keltler ve Druidler doğa ruhlarına yakın inanışları ile dünya enerjilerinin güçlü olduğu yerlerde tapınaklar inşa etmiş, kurban alanları, dinlenme ve toplanma yerleri yapmıştı. İşin ilginci zamanla Avrupa kıtasına yayılan Hıristiyanlık dini aynı yerlerin üstüne yeni tapınaklarını kurmuştu. Bu ilginç adetin Türk medeniyetleri tarafından da aynen uygulandığını çok iyi bilirsiniz. Köklü kiliseler ve binalar, bugün cami olarak ibadet amaçlı kullanılmaktadır.

    [​IMG]
    İSKOÇYA

    Avrupada’ki eski toplumlara dönecek olursak, özellikle Druidlerin ve Keltler’in Avrupa üzerinde bir omurga kemiği gibi birbirini izleyen taş yapıları, megalitleri, Altarları, dolmen ve menhirleri arka arkaya dizmeleri müthiş bir hat gibidir. Bu açıdan bakıldığında Stonehenge gibi noktalar yine bu çalışmanın parçası gibi görülmelidir. Özellikle bir kaç ay önce Stonehenge yakınlarında şu anda bir gölün altında kalmış olan yine benzer bir yapı keşfedildiğinden beri bu sıradışı yapılar daha bir titizlikle ilişkilendirilir oldu. Stonehenge tek örnek değildir. Bu taş dizilimi sık sık uygulanmıştır.

    [​IMG]

    DÜNYAYI GEZEN LEY HATLARI

    Amerika kıtasında Mexico’dan başlayarak devam eden piramit serisi, sade vatandaşın sandığından çok çok fazladır. Aynı şekilde Mısır’da 3 tane piramit olduğunu düşünüyorsanız Kralllar vadisine uzanan piramit serisi sizi oldukça şaşırtacak demektir. Ve Çin’de gizlenen piramitleri, hatta Anadolu höyükleri ve bir kısmının içindeki yapılan mini piramitler başlıbaşına konular olabilir.
    Ley hatlarının gözle görünür simgeleri olan bu binaların dizilişi gibi, devasa uzunluktaki Çin seddi de, binlerce yıllık sağlıklı bir akışın ve diğer enerjiler için blokajın kaynağıdır. Çinliler için ley hatlarının geleneksel ismi Dragon çizgileri / Ejderha çizgileridir.
    Çin’de ve özellikle uzakdoğu’da saygıyla uygulanan Feng Shui bilimi için yeryüzü, üzerinde kurulacak binanın sağlığı, iyi şansı ve başarısı için temeldir ve çok önemlidir. Bina bu enerjiyi yeryüzündeki dragon çizgilerinden alır. Topraktan akan “enerji nehri”, olumlu bir akışa ve yaşamsal berekete sahipse, artık bundan sonrası evin yapıldığı malzemeye, kapısının açıldığı yöne, içindeki eşyalara, suyun ateşin ve odaların şekline bağlı olarak ev sahiplerine özellikle sağlık, mutluluk ve iyi bir hayat getirecektir. Feng shui, cansız nesnelerin mobilyaların ve dünya toprağının canlılara etkisini en iyi hale getirmek için çabalar. Bu bilim o denli ciddiye alınır ki dünyanın en uzun gökdelenlerinden ve ağırlık dengesi hareketli bir topla sağlanan mimari şaheseri Taipai 101‘e doğrudan gelen caddenin yaratacağı olumusuz enerji akışını dengelemek için mimarlar binanın önüne su çeşmesi ve havuz yaptırmıştır.

    [​IMG]

    Yine Çinliler akapunktur tedavisini binlerce yıldır uyguluyorlar. İnsan üzerinde yaşamsal enerjilerin aktığını ve bunların geçtiği merkezleri, bu merkezlerin bağlı olduğu organları biliyorlar. Örneğin kulak memesine bağlı olarak, bedene uzanan hatlardaki tıkanıklık ve fazlalıkları minik iğneler saplayarak dengeliyorlar.
    Bu gözle baktığımızda kimi kadim öykülerde bulduğumuz, zamanında dünya enerjisindeki hastalanmaları onarmak için zinciler halinde yapılmış eski binalar, dikilitaşlar bambaşka açılımlar getiriyor. Bu binalar akapunkturdaki minik ince iğneler gibi dünyanın belirli noktalarına saplanıp enerji akışını yeniden düzenliyorlardı.
    Hatta dünyanın her büyük şehrindeki dikilitaşları düşünürsek ve bunların Mısır kaynaklı olduğunu düşünürsek bu görüş daha da güçlenecektir. Bildiğiniz gibi İstanbul’da da bir Dikilitaş bulunmaktadır.

    [​IMG]



    NAZCA ÇİZGİLERİ
    NAZCA ÇİZGİLERİ
    [​IMG]
    Peru’da havadan bakıldığında daha doğrusu ancak bir uçakla bakıldığında görülen (Google Maps ile uydu görüntüsüne bakabilirsiniz) çizgiler uzun zaman yerdeki insanları şaşırttı. Bir yol büyüklüğündeki devasa çizgilerin bazıları hayvan figürlerine sahipken bazıları anlaşılmaz çizgiler şeklindeydi. Binlerce yıl önce yere çizilen bu figürleri kim, neden, nasıl çizmişti? Sadece uçakla görülen bu çizgilerin yerde nasıl yapıldığı zaten ayrı bir araştırma konusu. Ama çizgilerin varlığı ve yapısı ve LEY akışı arasında ilinti çok yüksek.

    Eski uygarlıkların çok özenle çalıştıkları bu gerçek neydi? Dünyanın anatomisine baktığımızda toprağın içinden ve üstünden akan farklı türde bir enerjiden, hayatsal öneme sahip bir LEY akışından bahsediyordu kitaplar.
    Modern haritacılıktaki enlem boylam, meridyenler bulunmadan önce haritacılıkta gizemli çizgiler, akışlar ve bu çizgilerin kesiştiği yerler vardı. Piri Reis haritasına bir göz atın. Bu çizgiler ilginç şekilde dünya enerji çizgileri ve kesişim noktalarına uyuyor.
    [​IMG]
    Dünya gezegeni, hayat enerjisini güneşe ve galaksi sistemine bağlı olan bu devasa LEY akışından alıyordu. Gözle görünmez bir göbek bağı gibi LEY akışı örüntü halinde uzaklardaki yıldızların etkilerini ve gezegenlerin yaşamlarını birleştiriyordu. Böylece Mısır piramitlerinin belli odalarının baktığı Sirius gibi yıldızlar aradaki mesafeye rağmen organik bir bağla dünyayla bu müthiş enerji hatlarıyla bağlıydı.
    İnsan ruhsal varlığı da kökleri toprağın hemen üstünde bulunan bir ağaç gibi bu enerji alanından besleniyordu. Doğu öğretilerinde bahsedilen fohat ya da prana enerjisi ve sonraları Amerikalı araştırmacılar tarafından da bulunan gizemli Orgone enerjisi bununla ilgiliydi.

    Yeryüzünün, ley ağı sayesinde yansıyan yaşam gücü, aynı pranik alanın parçaları olmaları nedeniyle güneşinkiyle de sıkı sıkıya bağlıdır. Bu nedenle güneş, yeryüzünün ley ağı ve yeryüzündeki doğal oluşumların hepsinin sahip olduğu sağlık ya da yaşam gücü arasında eşi görülmemiş yakın bir ilişki vardır. Tarih boyunca insanların içgüdüsel, sezgisel ya da şuurlu bir biçimde yeryüzünün ley ağına ilgi göstermiş olmalarının nedeni de budur. Böylelikle insanlar gerek fiziksel gerekse ruhsal sağlıklarını korumanın yanında, kendilerini çevreleyen doğal oluşumların gelişimini de sürdürmeyi ve zenginleştirmeyi başarmışlardır. Bu arada yeryüzü ile aralarındaki ilişkiyi de tanıma fırsatı bulmuşlardır.”
    Kaynak: The New Age, An Anthology of Essential Writings Çeviren: Sema Özçallı​

    Dinler için binlerce insanın gerektiğinde öldüğü ve elden bırakmamak için herşeyi yaptığı özel yerler mesela Kudüs Tapınağı, Kabe gibi kutsal yerlerin de bu büyük anahatların kesişimi üzerine kurulu olduğu da söylendi. Böylece sadece dünya hatlarının değil, göksel hatların da kesişimindeki bu binalara dönülerek yapılan ibadetler (kıble kavramı) o canlının o yönden yayılan bu hayatiyet akışına, kendi çakra sistemini açması beslenmesi ve temizlenmesi imkanına da yol açıyordu.
    [​IMG]
    POPÜLER KÜLTÜRDE LEY HATLARI
    Popüler kültürde örneğin çizgiromanlarda ve bilgisayar oyunlarında ley akışlarına sık sık değiniliyor. Atlantis / Martin Mystére‘nin, “Dünyanın Sınırındaki Ev” öyküsünde, böyle bir kesişim noktasına kurulan çok özel bir iç mimarisi olan evin, insanları bir noktadan bir noktaya, hatta bir boyuttan diğerine ışınlamaya muktedir olduğu bile idda edildi.
    Stephen King ünlü Kara Kule serisinde kahramanlarının IŞIN’ı ve Yolu takip ettiğin anlatmıştı. Bu çizgiler dünya boyunca gittiği gibi paralel evrenlerdeki dünyalara ve tüm zamanlara ulaşıyor ve herşeyin merkezindeki Kara Kule’de birleşiyordu. Bunun için Kara Kule aynı zamanda müthiş bir güldü. Kırmızı insanı ruhani coşkuyla ve yaşamla dolduran tek bir güldü. Kitabın eksenini oluşturan Işın’ı yıkmaya çalışan bir kırıcı grubu tüm kötülükleri ile zaman ve uzay dengesini bozmaya çalışıyorlardı.
    Anlatılan olayların ortak yönü ise gezegenimizin içinde ve üstünde bir spiral akışla dönen esneyen kilometrelerce uzanan bu akışların akapunktur biliminde insanın üzerinde bulunduğu gösterilen enerji çukurları nehirleri, tepeleri gibi bölgelerinin olması. Bu yönüyle insan yeryüzünün bir kopyası.
    LOST dizisinin 5. sezonu ile birlikte bazı evrensel ve binlerce yıllık bilgilere göndermeler de yapıldı. Örneğin Adanın yerini bulmak isteyen ekip uzman bir bayana gider. Özel bir odada sallanan çok büyük bir sarkaç ipin ucunda dönmektedir. Kadın, ada ile bu odanın aynı enerji hattı üzerinde olduğunu ve bağlı olduğu enerji hattı aracılığı ile yerinin bulunması için formüllerle hesaplama yapıldığını anlatır.
    Carlos Castaneda, bir gün daracık bir mağarada üstadı Don Juan Matus tarafından yüksek bir görüş gücüne yükseltilir ve birdenbire saç örgüsü gibi ışıl ışıl ve devasa boyutlarda akışları görür. Dünyayı saran hatta oluşturan bu örgü hem yaşam taşımakta hem canlı farkındalık ve algıyı taşımaktaydı. tüm canlılar farklı enerji örgülerine bağlıydı ve dünya devasa bir enerji ağıydı…

    LEY HATLARINI TAKİP ETMEK
    [​IMG]

    Bu akışları eski uzmanlar nasıl ölçüyordu?

    Belirli ruhsal bedensel duyarlılığa sahip insanlar en çok çatal çubuk yöntemi ile toprak altında su ararken yaptıkları gibi enerji akışına bakıyordu. (Ley konusunu gündeme getiren Arkeolog Alfred Watkins de çatal çubuk yöntemini kullanıyordu. Kişi elinde serbest bıraktığı şeyle yürürken kendi aura alanı aradığı şeye rastlayınca refleksel bir tepki ile elindeki çatalı istemdışı büküyordu. Bu çoğu modern eğitim almış bilimle büyümüş bizlerin burun kıvırıp bıyık altından güleceği metotla Rusya’nın yıllarca petrol ve maden yataklarını inanılmaz ucuza bulduğunu söylesem güler misiniz? Amerika’nın devasa uydu maliyetleriyle karşılaştırıldığında gülmemek zor.

    Ayrıca sarkaç yöntemi de çok önemliydi. Özellikle sarkacın ipinin uzunluğu aranan bilgiye göre değişiyordu. Doğru uzunluk ve doğru uçla birleşen duyarlı insanlar bir evin huzurla dolması için nereye yapılması gerektiğini ve yaşamsal pek çok akışı hesaplıyabiliyorlardı. Günümüzde Türk toplumu sarkaç metodunu çok iyi bilir. Hisleri iyi genç kızların hamile kadınların karnı üstünde bir ipe bağlı yüzüğü sallayıp dönüş yönüne göre kız ya da erkek bebek olduğunu söylemeleri gibi. Evet ülkemiz pek çok açıdan orijinal bir yer.
    Günümüzde bu akışları yakalayacak makinelerin de yapılması işi pratikleştirecektir. Bu konuda yapılmış bağımsız çalışmalar olmasına karşın yazar henüz herhangi birini inceleme imkanı bulamamıştır.

    LEY AKIŞLARINDAN ENERJİ
    Nikola Tesla enteresan bir şekilde elektriği kablosuz iletebiliriz, kablolar gereksiz dediğinde deneylere bağlı olarak çalışıyordu. Gerçi Edison’un siyasi çevresinin gücüyle bu buluşu topluma yayılamadı ve elektrik telleri dünyayı sardı. Dünya küresini elektrik akışını bir noktadan bir noktaya göndermek için kullandığında ve bunun deneylerini yaparken çevre bölgelerdeki atların nalları elektrik çarptığında aslında kadim ve köklü bir bilgiyi fizik bilimine uyguluyordu.
    Günümüzde modern otobanların altına döşenecek elektrik akımı ya da manyetik yolla hafifçe havada gidecek arabalar enerjilerini yoldan alacak elektrikli arabalar tasarlanıyor. Enerjisini bu hattan alacak olan makineler aslında şu anda kullanmadığımız o eski ley akışlarını kullanan uygarlıkları taklit ediyor. Binlerce yıl önce keşfedilmiş ve o uygarlıklar yok olunca unutulmuş olan bilimler yeniden keşfediliyor.
    Arkeolojik kazılarda Druidlere ait bölgelerdeki öbeklerden enteresan şekilde karbon, çinko ve demir çıkıyor. Bu bölgeler ise doğrudan ley akışları üstünde. Bildiğiniz gibi bu saydığımız malzeme ile pil yapılır! Akla olmadık şeyler geliyor. Temel fizik bilimi ile Ley akımlarından enerji doldurmayı mı öğrenmişlerdi? Oysa pil yapımı binlerce yıl sonra bulunacaktı.

    Yine sözlü ve yazılı efsaneler özellikle Hindistan’ın Mahabbarata destanı bu ley akışları üzerinde uçmayı başaran olağanüstü uçuş cihazlarını Vimanaları tarif ediyor. Hikaye öyle ki bir zamanlar yüksek bir uygarlık bu ley akışlarının üstünden uçarak giden cihazlar kullanır. Ley enerjisi tüm uygarlığın kullandığı bir temel enerjidir. Piramitlerin tepesinde bulunan kristaller topraktan ve toprak üstünden alınan enerjiyi cihazların ve insanların kullanımı için dağıtır. Sonraları uygarlıklar çöker. Kristaller yağmalanır. Geriye boş piramidler ve bu uçuş rotaları kalır. İnsanlar binek hayvanları ve ayakları ile yine uygarlıkların kalıntıları üstünde gidip gelirler. Sonraları o kalıntılar yerine kendi şehirlerini kurarlar. Troya’nın katlarca aynı yere kurulması gibi. Her dinin gelip bir önceki tapınağı değiştirmesi ama aynı yerde ibadet etmesi gibi.

    HAYVANLAR VE LEY AKIŞI
    Bilimadamları yıllardır uzun rotaları uçan göçmen kuşlar, denizde giden kaplubağaları, balinaları balıkları izliyor. Bu hayvanlar daha doğduklarında bir başka yerde dünyaya geliyorlar ve geriye dönüp o uzun yolu kusursuz şekilde alıyor ve yavruluyorlar. Sadece manyetik alana göre yönlerini buluyorlar demek çok güç. Hatta bazı türler şimdi deniz olmuş yerlere gidip geliyor. Sanki eskiden bir toprak parçasına ulaşıyorlarmış ve orası batıp gitmiş gibi.

    KUTSAL METİNLERDEKİ NEHİRLER IRMAKLAR
    Cennette anlatılan ırmaklar bu Göksel akışlar mı? Bir çok insan için “altlarından ırmaklar akan Cennetler” kavramı belki bambaşka derinliğe kavuşur. Ve bu akışlar dünya insanının enerji bedenleri için gıda ve bilgi kaynağıdır.
    Yeryüzü ruhunun özü ya da şuuru, insanlarda doğrudan ortaya çıktığında mutluluk hissi uyandıran oldukça yüksek frekanslı bir enerji halinde varlığını belli eder. Leylerin girdap benzeri yapısındaki devingenlik, yeryüzünün kendi biçimini korumak için kullandığı gücün, diğer bir deyişle, hedef veya arzunun bir sonucudur.
    Ley hattının içerdiği çift girdabın aynı zamanda enerjinin özel bir niteliğini de yansıttığını söylemiştik. Peki Ley niye bir çift girdaba sahiptir ve bu özel nitelik nedir? Bu iki soruyu yanıtlamak için yeryüzü ruhunun, hayli yoğun bir fiziksel yaşam biçimini almasındaki hedefi kavramak gerekir. Elbette ki bu hedef, insan biçimine girmedeki amaç ile benzerlikler taşımaktadır. Yeryüzü ruhunun hedefi, zaman ve titreşimsel deneyim aracılığıyla yeryüzünü meydana getiren enerji alanlarına yeni bir enerji niteliği dağıtmaktır. İnsanoğlu, enerjinin bu yeni niteliğiyle “koşulsuz sevgi” olarak iki sözcükle özetlenebilecek bir biçimde tanışır.
    Aslında insan deneyiminde koşulsuz sevgi adını verdiğimiz şey, gezegensel bir ruh ya da insana özgü çok boyutlu bir benlik veya ruh aracılığıyla yaşam ve yaşam gücü olarak bildiğimiz şeylerin ortaya çıkmasını sağlayan evrensel bir ilkedir. Koşulsuz sevginin insan biçimini alırken sahip olduğu güç, yokluğu durumunda yaşamın kendisinin de; gelişim, değişim, ahenk ve hareketin de var olamayacağı devingen ve evrensel bir ateştir.
    Kaynak: The New Age, An Anthology of Essential Writings adlı kitaptan çeviren: Sema Özçallı
    [​IMG]
    ANADOLU LEY AKIŞLARI – ANADOLU İKİZKENAR ÜÇGENİ
    “Batıda Truva’dan başlar ortada Ankara’ya gelir oradan da Nemrut Dağı’na iner. Ankara bu iki noktadan biraz daha yukarda kalır. Ve Ankara’dan da direkt Giza’ya yani piramitlere inen ayrı bir ley hattı vardır. Gerçi Truva’dan Ankara’ya, Ankara’dan da Nemrut’a inen çizgide de pek çok ley noktası bulunur. Hatta Truva’dan ve Nemrut’tan Giza’ya da inen, pek çok ley noktası mevcuttur. Giza’dan Truva’ya ve Giza’dan Nemrut’a giden hat Ankara’da birleşir. Ayrıca Giza’dan Ankara’ya da direkt bir hat çıkar. Harita üzerinde bunu çizerseniz bir büyük (t) harfine benzer bir şekil çıkar. Daha dikkatli bakıldığında da bunun “t”den çok bir gemi çapasına benzediği aşikar görülür. Çapanın tepesinde de Ankara yer alır. Ankara’nın ismi. Anchoron – anchor’dan gelir. Anlamı da “çapa”dır.” Asıl kaynak bulunamadı. Bu yazı kısmı Ekşi sözlüğe yapıştırılmıştı.

    Aşağıdaki 6., 7. ve 12. noktaların geçtiği yerler ilginç değil mi?

    [​IMG]
     
    Son düzenleyen: Moderatör: 15 Mayıs 2016
  2. engintoure

    engintoure Üyecik

    Katılım:
    1 Ağustos 2013
    Mesajlar:
    1
    Beğenileri:
    0
    Ödül Puanları:
    20
    Banka:
    0 ÇTL
    resimler ölmüş yenilermisiniz
     

Sayfayı Paylaş