1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Leyl-i Lâl ...Sessiz Çığlık

Konusu 'Şairlerden' forumundadır ve Çağlayağmur tarafından 26 Ocak 2013 başlatılmıştır.

  1. Çağlayağmur
    Hoşgörülü

    Çağlayağmur ... Süper Moderatör

    Katılım:
    15 Aralık 2010
    Mesajlar:
    15.092
    Beğenileri:
    4.415
    Ödül Puanları:
    11.080
    Cinsiyet:
    Bayan
    Yer:
    Ankara
    Banka:
    794 ÇTL
    Gittin…

    “Asla gidemem” diyendin ve ben bilirdim asıl gidenlerin “asla” diyenler olduğunu…

    Başını yasladığın bir duvar önüydü çarpıştığımız yer.
    S-özümüzden dökülen yaraları toplamak için eğildiğimizde fark etmiştik var(sız)lığımızı

    Geceydi…
    Uykularımı satılığa çıkarıp almıştım uçurumvari bir duvar kenarından yüreğini...
    Karanlığın en sert muhtıralarını ve siyahın en örtücü, en ısıtan, en matem yanını taşırdın ela gözlerinin esmer bakışlarında…
    O günden affetmiştin gel(e)meyişlerimin suçunu…
    Suçlamadan, özür beklemeden…
    Dedim ya, Geceydi…
    Kızıl bir cemre bekledin şafaklarına, düşmedi…
    Adına ihanet bir inatla en ayaz yanlarından vuruldun zemherice…
    Kor halinde kar düştü yüreğine.



    Çığlara isyanla silkindin ölüm kadar kara bir vedanın altından.
    Gözlerindeki sellere verdin “kal” denilmeyişlerinin isyanını…
    Gittin…
    Oysa ne çok “kal” kaldı dilimde dökülemeyen…
    İstanbul’dum, surlarımdaki Ulubatlı sen! Kendini fethime kurban eden…
    Bana mavi bir kent bırakırken, sana kerbela, Beyrut, kandehar, düştü.
    Bana kızıl laleler, sana kan revan düştü…
    Mülteci kamplarını taşıdın içinde.Aşkın en eşkiyası bile siyahına sığındı.
    Geceydi, s-aklardı karasında, setrederdi günahları…


    Başını öne eğmiş razı oluşlarından anlardım Kays’a selam verip geçmişliğini…
    Kaldır başını! Yıldız çoğalttım sen karası gözlerimle adının semasına…
    Sen sana kayıpken bulduğum duvar dibi yalnızlıklarına yoldaş olsun gözlerim.
    Leylin en koyusunda, akrep yelkovana sarıldığında dön, içine bak!
    Bak ki, sen bana kaybolma…
    Her şeyimin var sayıldığı yok(sul)luğumda sen h-içkimsemdin


    Dilimde infaz edilen her “yar” sözcüğü için cellada bilendin.
    Celladın boynu senin için kaç kez giyotine geldi, vur(a)mayan bendim…
    “sevmek bazen gitmektir” derdim, sözümü sırtıma asıp da gittin…
    Şimdi, sırtımdaki ceset kokan bu vedaya kaç ömür dayanır bu “aşk” dediğin?


    Gittin…
    Gitar tınısında inleyen yetim bir deniz kenarı kaldı gözümde…
    Diz(eler)ine baş koyduğum şair de gitti…
    Hançerimsi bir gülüşle, yaraya basılan bin bir kelimen nerde?
    Ya doğmamış çocuklarına kefen biçen o katil anne?
    Kapanan gözlerim dündönümlerine kar etmiyor artık…
    Oysa, gün boyu biriktirirdim sırlarımı dilimde harf harf Gece’me…


    Bu gün bitimsiz artık, bu gün tam onbin ay…
    Yazgısı adına yakışanım!...
    Bil ki; gayrı adım Leyl-i Lal ...

    Kahraman Tazeoğlu


     

Sayfayı Paylaş